29 Ocak 2025
Gergerlioğlu: “Ülkede hangi hukuksuzluğu anlatsak, kınasak şaşırıyoruz. Gerçekten bir hukuksuzluk rüzgarı, fırtınası esiyor. Sabah uyanıyoruz bir belediyemize kayyım atanmış. Akşam duyuyoruz bir gazeteci tutuklanmış. Sabah uyanıyoruz bir yere operasyon düzenlenmiş, insanların kapıları kırılarak evine girilmiş.
Ülkede hukuksuzluğu tırmandıran iktidar faşizmi arttırabilmek ve devam ettirebilmek için arttırılmış bir dayatma ve baskıcılık yaşatmaya çalışıyor. Bu sabah Siirt Belediyemize kayyım atandı. Siirt Belediye Eş Başkanımız Sofya Alagaş hakkında verilen terör örgütü üyeliği cezası sonrası anında hemen kayyım atandı.
Adil olmayan yargılamalar, haksız hukuksuz keyfi cezalar, delil bile olmayacak gerekçeler yüzünden insanlar bir anda terörist ilan ediliyor ve ardından da kayyım atanıyor. Hele ki belediye başkan adayı olmayın. Anında hakkınızdaki davalar hızlandırılır. Hele ki seçilmeyin.
Hakkınızda uzun yıllar sürebilecek davalar veya yargıtay onamaları anında hızlandırılır. İşte bir benzerini Siirt Belediye Eş Başkanımız Sofya Alagaş yaşadı ve halkın iradesiyle seçildiği belediye başkanlığına kayyım atandı. Bunu kabul etmiyoruz. Hiç kimse kabul etmiyor.
Artık bütün bunların zorbalık ve faşizm olduğu apaçık ortaya çıkmıştır. Bunu sadece Dem parti seçmeni değil seksen beş milyon görmektedir. Bu ve benzeri tüm olayları kabul etmiyoruz. Kime yapılırsa yapılsın zorbalık, hukuksuzluk, hukuksuzluktur. Başka bir şey değildir.
Ben insan hakları savuncusu bir siyasetçi olarak bana yakın bir kişiye veya kuruma yapılan bir haksızlığı eleştirmekle kalmam. Bana en uzak olan kişi ve kurumlara yönelik haksızlığı ve hukuksuzluğu da eleştiririm.
Dün akşam neler izledik. Bir gazeteci Barış Pehlivan. bir haber yaptığı için gözaltına alındı. ardından Halk TV programcısı ve sorumlu müdürü Serhan Asker ve Halk TV sunucusu Seda Selek de gözaltına alındı. Neymiş? İşte bilirkişi ile görüşmüşler ve bilirkişinin dedikleri televizyonda yayınlanmış.
Yani burada bir gazeteci olarak halkın haber alma hakkını ön plana çıkararak yasa dışı olma ihtimali yüksek olan bir işlemi sorgulama fiili var. Burada bir gazetecilik eylemi var. Bir gazeteci halkın zarar görebileceği kamusal eylemleri sorgulamak için haberin peşine düşer.
Bu dünyanın her yerinde doğal bir şeydir. iktidarın hoşuna gitmeyen işlerin peşine düşmeyeceksin. Efendim, sade suya meselelerle uğraşacaksın. Bu olmaz. Gazeteci gerçekten hakkın, hakikatin peşine koşar.
Yolsuzluk, usulsüzlük, hukuksuzluk varsa halkın haber almasını sağlamaya çalışır. Bu uğurda iktidarın hoşuna gitmeyen işler yapabilir ama görevini yapmaktadır. Bu konu bu kadar basittir. Bu gözaltıları kınıyorum, kabul etmiyorum.
Özgür Basından Necla Demir, Rahime Karvar, Ahmet Güneş, Vedat Ekin, Vedat Oruç, Reyhan Hacıoğlu ve Eylem Babayiğit de tutuklandı. Onların da itham edildiği şeyler aslında baktığınız zaman gazetecilik. Gazetecilik ise suç değildir arkadaşlar.
Ben bana yakın olan için demiyorum, herkes için bunu söylüyorum. Gazetecilik mesleği suç değildir. Gazetecilik mesleğini yaparken mutlaka birilerini rahatsız ediyor olabilirsiniz. Ama işinizi yapmak durumundasınız.
Birisinin hatasını ortaya çıkarıyor olabilirsiniz ve bu o kişiyi rahatsız etmiş olabilir. Ama demokrasilerde halkın haber alma hakkı her şeyin üstündedir. Bunu da bilmiş olalım.
Bütün bu eylemleri, kayyım atamaları, gazeteci gözaltına alma ve tutuklamaları da kabul etmediğimizi buradan net bir şekilde söyleyelim değerli arkadaşlar. Halkın iradesine, demokrasiye vurulan darbeleri kabul etmiyoruz, etmeyeceğiz.
Grand Kartal Otel’deki 78 kişinin yanarak hayatını kaybetmesi Türkiye’de tartışılmaya devam ediliyor. Bu çerçevede Kocaeli İSİG Meclisi 2024 yılında Kocaeli’de 46 işçinin çalışırken hayatını kaybettiğini açıkladı. Otel yangını bir iş cinayetidir arkadaşlar. Bunu herkes iyi bilsin.
Otelde bir yangın çıktı insanlar öldü ama bunun arka planına baktığınız zaman bu iş cinayetleri kategorisine giren bir olaydır çünkü bir iş yerinde standartlara uygun işler yapılmamıştır. Bundan dolayı sadece işçiler değil, orada bulunan diğer insanlar da hayatını kaybetmiştir ve bu yüzden iş kazası daha doğrusu iş cinayeti statüsündedir. Bu yüzden Kocaeli İSİG Meclisi’nin raporu da önem kazanıyor.
En yüksek pay metal sektöründe çıkmış. Metal sektörü ölümleri de ülke genelindeki ölümlerin %6’sıymış. Kocaeli’de kalp krizinden ölüm oranları da yüksek. Motokurye kazaları da yüksek sayıda.
Emekli olduktan sonra çalışırken ölenler de fazla sayıda. Düşen emekli ücretlerinin her geçen gün daha fazla emekliyi tehlikeli işlerde çalışmaya mecbur ettiğini görüyoruz.
2 işçi 2013-2023 arasında ise 45 işçinin 65 yaş üzerinde olmasına rağmen iş cinayetlerinde öldüğünü görüyoruz. Sendikasız iş yerlerinde işçi ölümleri daha çok bunları da görüyoruz.
Yurdun dört bir tarafından hak ihlali başvuruları geliyor. Ayrım yapmaksızın hepsi hakkında size bilgi vermeye çalışacağım.
Adil olmayan yargılamalarla 15 Temmuz gecesi darbeden hiçbir haberi olmayan insanlar darbeci diye ilan edildi ve müebbet hapislere mahkum edildi. Büyük bir zulümdür. Bize bu konuda birçok başvuru geliyor. Bir başvuruda; “Askeri öğrenci mağdur mahkum kardeşim Enes Demirci Marmara cezaevinde hasta ve maalesef hastaneye çıkamıyor.” diyor. Düşünün özgürlüğünü gasp ettikten sonra sağlık hakkını da gasp ediyorsunuz insanların.
Duchenne musküler distrofi, DMD hastaları büyük sorun yaşıyor. 4-8 yaş arası Elevidys isimli ilacın etkinliği var ve fakat bu yaş arasında daha hastalığın önemli etkileri ortaya çıkmadan bir ilaç uygulanmasıyla şifa olabilecekken maalesef bu ilaç hala SGK tarafından ödenmiyor. Aileler SGK ve Sağlık Bakanlığı’nı sıkıştırıyor. Biz de sıkıştırmaya devam edeceğiz. Birçok başka ülkede mesela Brezilya’da firmayla ülke pazarlık yapıyor ama bizim ülkemizde bu konuda zerre bir adım atılmıyor ve çocuklarımız ölmeye, engelli kalmaya devam ediyor.
8 Eylül 1999 milyonlarca çalışan için çok önemli bir tarihti. Bu tarihten sonrası için EYT yasası geçerli olmamıştı. 1 günlük farkla insanlar 17 yıl geç emekli olma hakkına sahip olmuştu ve burada bir kademeli süreç yapılmamıştı. 1 gün kaybıyla düşünün 17 yıl kaybediyorsunuz. Burada bir kademe yapılması gerekiyordu. Kademe yapılmadı ve aynı zamanda bu kişilerin ileride alacağı emekli maaşları da yüzde 35 oranında düşürüldü. Büyük bir haksızlık oldu. Bunları da kabul etmiyoruz. Burada böyle bir yasa çıkmışsa en azından kademeli bir emeklilik olmalıydı. Bize başvuranlar haklı.
Engelli öğretmenler çok başvuruyor ve atama bekliyorlar. Pozitif ayrımcılık yapılması lazım ama negatif ayrımcılık yapılıyor anlaşılan.
2009 yılında Serap Eser’in öldürülmesiyle sonuçlanan olay sonrası doğru düzgün bir delil olmamasına rağmen Salman Akpınar’ın cezaevine atılması dolayısıyla yakınları bize başvurdu. Hem adil olmayan bir yargılama olduğunu söylüyorlar hem de hasta bir mahpus olmasından dolayı da sağlık hakkının da çiğnendiğini söylüyorlar ve cezaevinde kalamayacak bir duruma doğru gittiğini belirtiyorlar.
Mehmet Sıraç Yılmaz, Kafkas Üniversitesi 4B memur alımına başvurmuş. Geçersiz evrak denilerek elenmiş. Hangi evrakının geçersiz olduğu konusunda da bir açıklama yapılmamış.
Muhammed Topçu, Muş Bulanık doğumlu vicdani reddini ilan etmiş. “Ahlaki değerlerim ve politik görüşlerimden” dolayı askerlik yapmayı reddettiğini ilan etmiş. Biz de duyurmuş olalım.
Anayasamızda aileyi korumaya yönelik maddeler var ama karı koca farklı illerde çalışan memurlar bundan faydalanamıyor. Birçok memur bize başvuru yaptı. Eşinin bulunduğu ile gitmek veyahutta eşinin kendi bulunduğu ile gelmesi noktasında büyük bir gayret sarf ettiklerini polise askere bu konuda öncelik tanındığını ama öğretmenlere tanınmadığını söyleyerek ayrımcılık yapıldığını söylüyorlar. Kimisinin eşi İstanbul’da çalışıyor. Kendisi Ankara’da. Çakılı kadro deniliyor, gelemiyor ve başka durumlar var. Eşler için sağlanan il emri uygulamasını öğretmenler için de hayata geçilmesini talep ediyoruz diyorlar. “Aile yılı bu yıl ilan edildi Erdoğan tarafından ama biz ailemizi bile göremiyoruz.” diyorlar ve bu konuda bir çözüm yaşanması gerektiğini ifade ediyorlar. Hem ekonomik hem psikolojik açıdan sorunlar yaşadıklarını söylüyorlar ve “Evlat sayısını arttırın.” diyor devlet ama biz eşimizi bile göremiyoruz. Ekonomik ve psikolojik olarak büyük sorunlar yaşıyoruz.” diyor bu aileler ve buna isyan ediyorlar.
İzmir Şehir Hastanesi ile ilgili bir şikayet var. “Oğlum engelli Fırat Ernez 27 yaşında ihmaller zincirinden dolayı 16 Ağustos 2024 tarihinde hayatını kaybetti. %88 engelli raporu olmasına rağmen defalarca Karşıyaka SGK Bayraklı SGK’ya ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na bağlı hizmet binasına sadece üzerimden sağlık hizmeti alabilmesi için başvurdum. Sürekli İl Sağlık Müdürlüğü ret cevabı Verdi.” diyor. Bu konuda Sağlık Bakanlığı’na da bir soru önergesi veriyoruz. Tüm ayrıntı açıklanmamış ama biz ayrıntıyı bakanlığa soracağız ve mutlaka bir cevap alacağız.
Ağız ve diş sağlığı teknikerleri bakanlığın 10 bin sözünü tutmasını istiyor ve atama yapılmadığını söylüyor. “80 puanın üstünde çok iyi puanlar alıyoruz ve maalesef bu atamalar yapılmıyor.” diyorlar.
Değerli arkadaşlar bir başka önemli duyurum; siyasette en başta ahlak olmalı. Bakın biz Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altındayız ve burada eleştiriler yapabiliyoruz fakat kimseye hakaret etmiyoruz. Şu elimde gördüğünüz belge benim için önemli bir karar, bir iddianame. Nedir mesele? Kocaeli Büyük Birlik Partisi İl Başkanı Kaan Şengil, bana sosyal medyadan geçtiğimiz aylarda hakaret etmişti. Ağır hakaret ve tehditler. Apaçık hiç utanmadan ve korkmadan bunu yapmıştı. Biz onun seviyesine inmedik, onun üslubunda ona cevap vermedik ve mahkemeye gittik. Suç duyurusunda bulunduk ve sonunda Ankara savcısı bir iddianame yazarak dava açılmasını istedi hakaret ve tehditten. T.C.K.’nın125/1-2, 3-a, 4, 106/1-3.cümle, 53. Maddelerinden dava açılmasını istedi. Kocaeli Büyük Birlik Partisi İl Başkanı Kaan Şengil söylediklerinin hukuk karşısında karşılığını görecek. Biz siyasette bu tür çirkin cümleleri kesinlikle kullanmayız. İnsanları eleştiririz ama hakaret, tehdit bizim kitabımızda yer almaz ama bunu kullananlara da işte hukuk önünde gereken cevabın verilmesi için mücadelemizi yaparız. Kimseye boyun eğmeyiz, kimsenin çirkin laflarını da kabul etmeyiz. Bunu da kamuoyuna buradan ilan etmiş olayım. Siyasette böyle çirkin kelimeler, ahlak dışı kelimeler kullanılması işte siyasetçiyi bu hale sokar, kendisi hakkında dava açılacak ve ceza aldıktan sonra kendisi hakkında bir manevi tazminat davası da açacağımı buradan kamuoyuna ilan etmiş olayım. Biz mağdurlarla, mazlumlarla uğraşıyoruz arkadaşlar. Onların derdini, sıkıntısını burada gündem etmeye çalışıyoruz ama kimileri güce sırtını dayayarak siyasetçilere küfretmeye, hakaret etmeye çalışıyor. Bu çirkinliği kabul etmiyoruz.
Bakın benim gündemimde neler var? Bir hasta mahpus. Ayetullah Aktay. Şurada raporları var. Şimdi bir hekim vekil olarak bu raporları incelediğimde çok üzücü bir tablo görüyorum. Bir aydır tutuklu bir kişi bu. Adana Kürkçüler Cezaevinde %96 engelli. Ankilozan spondilit ve psöriatik artrit hastalığı var. Yani eklemlerde tutulma ve sedef hastalığı aynı zamanda omurganın bükülmesine neden olan bir kronik hastalık oldukça ciddi hastalıklar. Kötürüm durumuna düşmüş, yatalak halde ve çok ciddi bir bakım gerektiren bir hasta ama bu kişiyi hatta hakkında bir hüküm bile olmadan tutuklamışlar. Bu kişiyi bu haliyle nasıl tutuklamışlar anlamak mümkün değil. Eşi bize başvurdu. Diyor ki: “%96 engeli var. Bütün kişisel bakımını eşi üstlenmiş. Tuvalet ihtiyacını eşi karşılıyor. Tüm kişisel ihtiyaçlarını eşi karşılıyor. Kimsenin desteği olmadan kalkamaz, yiyemez, tuvalet ve banyo ihtiyacını gideremez. CRP’si yükseliyor, kalp krizi geçirebilir.” diyor ve bu kişiyi bu kadar bakıma muhtaç bir kişiyi siz 1 aydır cezaevinde tutuyorsunuz. Raporları var. Ya o hakim nasıl bir hakimmiş bu kişiyi tutuklamış arkadaşlar. Bu tutukluğa itiraz ediliyor hala bu kişiyi cezaevinde tutuyorlar. Bu nasıl bir zalimlik ve vicdansızlıktır anlamak mümkün değil. Sayın Adalet Bakanı Yılmaz Tunç bakın kişinin adını söylüyorum; Ayetullah Aktay. Adana Kürkçüler Cezaevi’nde. Bu rezalete, bu felakete bir son verin, bir müdahale edin. Ya bu cezaevler sizin elinizde değil mi? Bu nasıl yargıdır? Bu nasıl cezaevleridir? Anlamak mümkün değil ya. Hasta insanlara cezaevlerinde işkence çektirmekle mi meşgulsünüz ya? Ben size dünden beri bunu söylüyorum ama hala harekete geçmediğinizi görüyorum Sayın Bakan. Böyle ağır işler olabilir mi ya? Nasıl bir vicdandır bunu kabul edebiliyorsunuz? Anlamak mümkün değil. Biz buradan duyuruyoruz ve hala hareket etmiyorsanız da çok üzücü bulduğumuzu buradan söylüyoruz.
Musa Budak isimli bir kişi bize başvurmuş. Muğla Ölüdeniz bölgesinde çalıştığı Liberty Sundia isimli otelden paydos saati bittikten sonra gitmiş denize girmiş. Ondan sonra denizde yüzerken bir ara sahile çıkmış. “Vay sen o kişisin” diyerek 4 kişi üstüne saldırmış. Bir ton dövmüş bunu. Ya siz niye beni dövdünüz? Ne oldu? Ne yaptım? Siz kimsiniz? derken dövenler demiş ki “Biz yanlış kişiyi dövmüşüz. Tamam olayı büyütme kapat .” adamın ağzı burnu kanlar içinde kalmış. Olur mu öyle şey ben sizi şikayet edeceğim diyor. Jandarma geliyor. Jandarma personelinden birisinin adı Samittin Yayla. Bu kişi olayı örtbas etmeye çalışıyor. “Şikayetçi olma.” diyor kişiler hakkında ve bu kişi de “Ben şikayetçi olacağım. Bunlar beni durup durduğum yerde dövdüler.” “Yok sen alkollüydün o yüzden seni dövmüşlerdir.” alkollü de değil kişi ve jandarmanın bu darp eden kişileri koruduğu yönünde bir görüntü çıkıyor. Ambulans çağırmak istemiyor jandarma. Kişi kendi imkanlarıyla ambulans çağırıyor. Yüzü gözü kan içinde. Böyle bir şey olabilir mi arkadaşlar ya? Durup dururken birisi sizi dövsün. Jandarma o kişileri tanıdığı için işi örtbas etmeye çalışsın. Ambulans isteyin, ambulans çağırmasın. Ambulans gelince sizi ambulansa vermek istemesin. Karakola götürsün. yine darp etsin, yumruklar, tekmeler, ağır hakaretler, arkasından boğaza sarılmalar. Aynı zamanda bu kişiye bir de Kürt olduğu anlaşıldıktan sonra da bir de “Kürtsün” diye ağır hakaret ve darplar yapıldığını söylüyor kişi. En sonunda kendisi yarı baygın bir şekilde darp edildikten sonra ambulans geliyor. Jandarma personeli samittin yayla, kişinin otelini arayıp otel sorumlularına diyor ki “Bu kişiyi işten çıkarın.” adam da hala tedavi olamamış. Bir kişisel husumete dönmüş mesele. İçişleri Bakanı duyuyor musunuz bu arada bizi? Bakın bir jandarma kendi kafasından neler yapıyor? Böyle çok ciddi bir iddia var. Vatandaşın iddiası var ve darplar, hakaretler ediliyor.. En sonunda Fethiye Devlet Hastanesi’ne götürülüyor ve bu arada yine hakaretler devam ediyor ve bir darp raporu en sonunda alınıyor. “Sen bizi şikayet edersin, şimdi görürsün.” dediler ve beni jandarma aracının yanına götürüp aracının içerisine attılar. Devlet hastanesinden Ovacık merkez jandarma koluna götürdüler. Daha sonra “Su istiyorum, çok susadım.” Demiş. İçinde sigara küllerini söndürdükleri bir suyu bu kişiye içirdiklerini söylüyor kişi işkence devam ediyor ve ardından şikayetçi olmak istediğini söylüyor ve ardından şikayetçi oluyor. En sonunda da bu olayla ilgili takipsizlik kararı çıkıyor. Memleketin hali bu arkadaşlar. Bakın bir sürü darp, hakaret, küfür, sağlık hakkından men hepsi yaşanıyor, yaşanıyor. Kişi suçlu olsa bile bunlar yaşatılmaz ama kişi diyor ki: “Benim hiç alakam olmayan bir şekilde ben darp edildim” ve takipsizlikle sonuçlanıyor mesele ve bize başvurdu. Biz de buradan İçişleri Bakanı’na duyuruyoruz. Sadece duyurmakla kalmayacağız. Soru önergesi de veriyoruz. Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’na da başvuruyoruz. Bu ne hal diyoruz? Ülkede hukuk devletinin zerresi yok ama polis devletini bile geçmişiz. Mafya devleti mi değil mi artık o belli değil. Eline yetkiyi geçiren vatandaşa istediği zulmü yapabiliyor. Böyle bir ülkedeyiz arkadaşlar. “Tepem attı şu gazeteciyi tutuklayın, gözaltına alın, ona kayyım atayın, öbür kişiye dayak atın, üstünü örtün, savcı takipsizlik versin.” Böyle bir ülkedeyiz işte görüyorsunuz memleketin halini.
İsmail Murat Tural, Burhaniye T Tipi Cezaevi’nde adil olmayan yargılamalarla cezaevinde tutulduğu söyleniyor ve adil bir yargılama isteniyor. Bununla da ilgili Adalet Bakanlığı’na soru önergesi vereceğiz.
Hüseyin Kaya ve diğer iki arkadaşı Çınar Alp Baydenk ve Sezer Kaman Özdemir İsrail’de vizeleri bittiği için İsrail yakalayıp Türkiye’ye gönderiyor. Yasal yol ile gidemedikleri için Lübnan sınırından İsrail’e geçiş yaparken en son konum attıkları yerde bilgi alınamadı. 18 gündür haber alınamıyordu. Bu kişiler hakkında Dışişleri Bakanlığı bir açıklama yaptı. Vatandaşlarımız hayatlarını kaybetti.
Fettah Fettahoğlu, çocuğunun saygı duruşunda bulunmasını engellediği nedeniyle hakkında dava açılmış ve kendisi gözaltına alınmış. Ankara TEM Merkez Binası’na götürülmüş ve orada ağır hakaret, darp, küfürlere maruz kalmış. Sonra Gazi Mustafa Kemal Mesleki ve Çevresel Hastalıklar Hastanesi’ne götürülmüş ve darp raporu almış. Bayağı ağır bir şekilde darp edildiğini söylüyor ve darp raporu da almış. Bu işkenceler yapılırken amir bana “Gelsin de Allah’ın seni kurtarsın diyordu.” diye bize bildiriyor. Bir polis bunu demiş midir Sayın İçişleri Bakanı? Araştırdınız mı? Buradan size soruyoruz ve bazı kişiler hakkında bilgiler vermiş. Ardından darp raporunu dosyanın içine koyarak Şaşmaz Açık Cezaevi’ne teslim edilmiş. Bu kişiler hakkında bir soruşturma var mı sayın İçişleri Bakanı? Buradan size soruyoruz. Polislerin “Gelsin de Allah seni kurtarsın.” dediğini iddia ediyor bir vatandaş. Vatandaşın iddiaları son derece önemlidir. Yeri geldiği zaman din, iman, Allah, Kur’an diyen bir iktidarsınız ama polis memurunun bu şekilde söylediği iddia ediliyor. Bu konuda bir araştırma yaptınız mı Sayın Ali Yerlikaya? Bu nasıl bir haldir? Bu konuda bir açıklama yapmanızı bekliyoruz. Zaten size yazılı olarak da bu konuyu soracağız.
Türk Ceza Kanunu Madde 158 çerçevesinde uzlaşma bekleyen hesabını başka kişiler tarafından kullandırdığı için mağdur olan kişilerin de bize başvuruları var. “İşlemediğim bir suçtan dolayı Osmaniye Toprakkale Açık Ceza İnfaz Kurumu’ndayım. Psikolojim her şeyim bozuldu.” diyen bir kişinin başvurusunu da gündem etmiş olalım.
Şevket Yirik Kandıra, T Tipi Cezaevi’nde, Kandıra Cezaevi Savcısı’nın insanlara denetimli serbestlik, şartlı tahliye vermemek için büyük bir gayret sarf ettiği bir cezaevinde, aylardır, yıllardır denetimli serbestlik, şartlı tahliye alamayan bir mahpus ve uzatma kurulları gözlem kuruluna giriyor. Son derece keyfi kararlarla insanların tahliyesi engelleniyor. Bunu doğru bulmuyoruz. “Hukuk var” demeye Adalet Bakanı’nın utanması gerekiyor çünkü o denli abuk sabuk gerekçelerle Kocaeli, Kandıra Cezaevi’nde, Ankara, Sincan Cezaevi’nde denetimli serbestlik şartlı tahliyeler verilmiyor ki artık dünyanın diline düştü Türkiye cezaevlerinin bu hukuksuzlukları, bu kasıtları.
Dün de eylemdeydiler. Eczacılar son derece şikayetçi çünkü eczacılar gelirlerinin her gün düştüğünü, giderlerinin her gün arttığını söylüyorlar. Bize başvurdular. Biz de Kocaeli’de Eczacılar Odası’nı ziyaret ettik. Her geçen gün aleyhlerine gelişen ilaç kar oranları konusunda bir güncelleme yapılması gerektiğini söylüyorlar. Giderleri zaten durduramadıklarını, enflasyonun son hızla gittiğini, kira artışlarının son hızla gittiğini ama bunun karşısında gelirlerinin eridiğini söylüyorlar.
Bir hasta mahpus daha hayatını kaybetti. Öncesinde burada mecliste gündeme getirmiştim. Yozgat Şehir Hastanesi’nde 3 hafta yattıktan sonra Ankara Şehir Hastanesi’ne, oradan Ankara Üniversitesi Onkoloji’ye gönderilmiş. “Mahkum olduğu için bu hastaya bakamayız.” denilmiş. Sincan Cezaevi’ne geri gönderilmiş. Belli ki mahkum koğuşu yoktu. Burada gündeme getirmişiz ve en sonunda Kırşehir Cezaevi’ne gönderilmiş biz onu gündeme getirdiğimizde iki yıl önceydi neredeyse. Hastane hastane dolaşıp çile çekiyordu Hüsamettin Karadeniz. En son Kırşehir Cezaevi’ne gönderilmiş bu emekli imam KHK ile ihraç kişi ve Kırşehir Cezaevi’nde hala cezaevindeyken infaz erteleme verilmemişken cezaevinde hayatını kaybetmiş. Türkiye cezaevlerinde ölümler rekor kırıyor dünya 1., Türkiye cezaevlerinde intiharlar rekor kırıyor dünya 1. ve bunları Adalet Bakanlığı açıklamıyor. Hepsini gizliyor arkadaşlar. Bakın birçok cezaevinden ölüm haberi alıyoruz ama kimden alıyoruz? Avukatlar veya mahpus yakınlarından alıyoruz. O yüzden bunlar son derece üzücü ve vicdansızlatıcı olaylar. Bunları hatırlatıyor ve kabul etmiyoruz arkadaşlar.
Ferhat Önkol isimli kişi cezaevindeki sıkıntıları yazmış ki bize gelen mektupları da böyle engelliyorlar. Gazeteci Hüseyin Aykol’a göndermiş. Mektuba el konulmuş. Mahpus zaten tüm hakları kısıtlanmış. Bir mektupla dışarıya derdini anlatacak. Siz, devletin birliği ve bütünlüğünü bozmaya yönelik örgütsel propaganda, moral ve motivasyon sağlamak amacıyla yazıldığı, kurumun işleyişi hakkında yalan ve yanlış bilgiler içermesi. Ne biliyorsun yalan mı yanlış mı bilgiler? Kişi şikayetini söylesin, müfettiş gelsin araştırsın. Şikayet ettiği kişi tarafından mektup engelleniyor, “yalan yanlış.” Diye. Ya buna karar verecek olan sen misin? Şu nasıl bir rezalettir Adalet Bakanı Yılmaz Tunç? Senin müfettişin yok mu? Düşünün hastanede bir kişi gitti hasta haklarına şikayet dilekçesi verdi. Hastane yönetiminin şöyle dediğini duydunuz mu hiç? “Sen hastanenin birliğinin bütünlüğünü bozarak bir dilekçe vermişsin. O yüzden bu dilekçeni kabul etmiyor ve dilekçeni çöpe atıyoruz.” hiçbir hastane bunu der mi arkadaşlar? Kamu kurumu demez. Alır dilekçeyi, şikayet edilene sorar, savunmasını alır ve karar verir ama cezaevlerinde böyle olmuyor işte. Ne oluyor? Siz cezaevi hakkında bir şikayette bulunduğunuzda, şikayet edilen alıyor mektubu, diyor ki “Burada yalan, yanlışlar var, bu mektup gönderilemez, duyurulamaz.” diyerek alıp ona engelleme getiriyor.
Sayın Nacho Sanchez Amor, geçtiğimiz gün beni gündeme getirmişsin ve biz bu ihlalleri gündeme getirdiğimiz için hedefe konuyoruz, bunu iyi bilin. Türkiye’de cezaevlerindeki ve daha pek çok kamu kurumundaki hukuksuzlukları dile getirdiğimiz için habire hakkımızda soruşturmalar, fezlekeler geliyor. İşte bunun nedeni bu.” Sayın Gergerlioğlu hakkındaki fezlekelerden endişeliyim. Bir insan hakları savunucusu Türkiye’de mecliste haksızlıkları gündeme getirdiği için sıkıştırılıyor.” demişsiniz. Evet haklısınız ve biz bunu yapmaya devam edeceğiz. Yetkililer de bunu bilsin. Ccezaevinden şikayetlerini ilettiği bir mektup bile gönderilmiyorsa bu ülke hakkındaki bu iktidar hakkındaki şikayetlerimizi söylemeye devam edeceğiz değerli arkadaşlar.
Anayasa Mahkemesi’nden dikkat çekici bir karar geldi. Yüz binlerce insana “Sen belli bir cemaatin içinde bulunmuştun, sen FETÖ’cüsün.” denilerek ağır cezalar verildi aAma Anayasa Mahkemesi bir kişinin başvurusunda “Ben içinde bulunduğum grubun bir örgüt olduğunu bilmiyordum. Bir suç işlediğimi bilmiyordum. O yüzden bana verilen ceza yanlıştır çünkü bir örgüt üyesi olmak için o örgütün amaçlarını benimseyerek, bilerek orada olunması gerekiyor ama benim bir şeyden haberim yoktu. Yaptığım fiiller de hukuki fiillerdi, doğal, normal fiillerdi. Kimse Bankasya’ya para yatırırken, derneğe üye olurken, sohbete giderken yasa dışı bir iş yapıyorsun demiyordu ama sonradan birileri bunu yasa dışı ilan etti.” diye şikayet etmiş. Anayasa Mahkemesi haklısın demiş. Bu da önemli bir karar. Bunu da önemli buluyoruz değerli arkadaşlar.”
























Yorumlar