29 Temmuz 2026
Önümüzde yine yoğun hak ihlali başvuruları var. Milletvekili olarak görevimizi yerine getirmeye çalışıyoruz. Meclisin en çok soru önergesi veren milletvekili durumundayım. 600 Vekil içinde 5000’e yakın soru önergesi veriyorum ve milletvekili yetkilerimle yürütme organlarını sorguluyorum. Vatandaşa nasıl davranıyorlar? Görevlerini yapıyorlar mı diye sorguluyorum ve bunu çok yoğun bir şekilde binlerce soru önergesiyle, evrakla yapıyorum, soruyorum sırf vatandaşın hakkı hukuku ne durumda? Ama bir hayal kırıklığıyla karşılaşıyorum. Bakın daha yeni geldi. Skandal cevaplarla karşılaşıyorum. İçişleri Bakanı Sayın Mustafa Çiftçi bize bir cevap vermiş. Hangi konuda? Narin Güran cinayeti ile ilgili. Kendisine ayrıntılı, son derece iyi hazırlanmış 17 soru sormuşum arkadaşlarüzerinde çalıştık ve önemli sorular sorduk. Çok önemli jandarma ihmalleri var. Peki bize gelen cevap bu 17 sorunun cevabı mı? Soru 1’e cevap cevap 1 olması gerekiyor değil mi? Milletvekiline ve millete saygı gösterilmesi gerekiyor ancak bize gelen cevap da diyor ki; “Çalışmalar titizlikle muhafaza edilerek devam ediyor. Efendim gerekli idare ve hukuki işlemler tesis edilmiştir. Süreç usulüne uygun yürüyor.” Ya zaten Sayın Bakan, üsülüne uygun olmadığı için ben size soruyorum. Bu nasıl bir cevap? Sayın Bakan Mustafa Çiftçi bu cevabı sizin verdiğinize inanamıyorum. Bakın şurada isminiz yazıyor ama belki birisi sizin isminizi kullanarak bu cevabı göndermiştir. Cevaptan haberiniz yoktur. Dün gazetelere de yansıdı. Herkes dedi ki; “Sayın Bakan böyle bir cevap nasıl vermiş?” 17 Sorunun hiçbirine cevap vermeden cevap verdiğini düşünmüş. Ya biz size ayrıntıyla ilgili sorular soruyoruz Sayın Bakan. Çok ayrıntı sorular soruyorum. Bakın burada da sorayım; Sayın Bakan siz Tavşantepe köyüne gittiniz mi mesela? Oraya gidip de bu Türkiye’yi sarsan, çocuk cinayeti nasıl olmuştur, bölgede neler yaşanmıştır diye gidip bir incelediniz mi Sayın Bakan? Sanırım gitmediniz ama ben gittim hem de iki kez gittim ve saatlerce orada inceleme yaptım ve siz benim sorularıma cevap vermiyorsunuz. Siz bu ülkenin bakanısınız. Nasıl bu konuyu çok ayrıntılı bir şekilde araştıran bir milletvekilinin sorularına cevap vermezsiniz? Milletvekiline cevap vermemek millete cevap vermemektir. Yine soruyorum; bakın cinayet gününde, anında askeri üs Daran kameraları her tarafı çekiyordu ve o kameralardaki hassas görüntüler sonrasında “İşte günü geçti kayboldu. Efendim ne yapalım günü geçmiş ne yapalım?” Ya kardeşim ilk gün niye gidip o kamera görüntülerini tespit etmedin? Günü geçtikten sonra “Ya işte efendim günü geçti ya ne yapalım ya? Ya gününde olsa bakardık Ömer Bey.”. Allah’ım yarabbim! Kamera görüntüleri gitti, 2 dakikada bulunacaktı aslında cinayet gitti kaliteli kamera görüntüleri. Daha sonra o kamera görüntüleri Daran kamerası nereyi görüyordu biliyor musunuz? Hani Nevzat Bahtiyar bunda hiçbir şüphe yok hepimiz biliyoruz; Nevzat Bahtiyar, Narin Güran’ın cenazesini alıp, yolda durup, oradan dere kenarına inmişti ve dere kenarında bir taşın altına koymuştu. Şimdi ben o köye gittiğimde bakın, şunu gördüm, hiç kimse bunu bilmiyor. Giden görür kardeşim, giden. Gidenin sorusuna cevap vermezsen de hiçbir şey aydınlanmaz. Ben gittim o köye neyi gördüm biliyor musunuz? Bakın çok net bir şey söylüyorum. Daran 2 kamerası Nevzat Bahtiyar’ın olayın işlendiği gün, cinayetin işlendiği gün o yol kenarında durup dereye cenazeyi taşıdığı andaki alanı görüyor. Siz cinayetten bir saat sonrasımda faili bulabilirdiniz. Ya çok açık. Maktul birisi var, 19 günü aramışsın ondan sonra “Ya ne yapalım bulamıyoruz efendim.” Ya kardeşim, ilk gün kamerayı tespit etseydin Nevzat’ın Narin’i kucağında taşıdığını görürdün. Nerede o kamera görüntüleri, sormuşuz. Bakan bize diyor ki; “Efendim titizlikle takip ettik.” Ya Sayın Bakan ben size bunu soruyorum. Bana böyle afaki cevaplar vermeyin. Allah aşkına siz bu ülkenin bakanısınız ya. Allah aşkına ya ciddiyet. Bu cevabı siz bana göndermiş olamazsınız mümkün değil . Böyle bir cevap olur mu ya? Bakın, daha sonra Narin Güran Kur’an kursundan çıkıyor. Ben oradan, o yokuştan yukarı çıktım o bayırdan yukarı çıktım arkadaşlar. Siz çıktınız mı? Kaç kişi çıktı? Kaç kişi o köye gitti? Allah aşkına ya! Herkes kafadan atıp tutuyor şehir efsanelerini herkes kafadan atıp tutuyor. Bir Allah’ın kulu gidip de bu köyde neler yaşandı gidip bakmıyor. Ya Narin Güran 15.11’de o son görüntüsünde kuzenleriyle vedalaşıp bayıra doğru çıkmaya başladıktan sonra yok oluyor kayboluyor birkaç dakika sonra öldürülüyor demek ki. Peki Arif Güran’ın evine en yakın ev kimin? Oraya gidip bakmazsanız görmezsiniz tabii. Nevzat Bahtiyar’ın. Çocuğun yolunun üstünde tek bir ev var. Nevzat Bahtiyar’ın evi. Peki; “Ya Nevzat Bahtiyar’ı biz şöyle bir sorgulayalım bir bakalım, çekelim adamı. Orada kamera görüntülerine şöyle bir bakalım sağdan soldan.” diyen var mı? Yok. Az ileride bir çiftlik kamerası var. Ya böyle bir skandal olamaz arkadaşlar. Köye gidip bir görün, saçınızı başınızı yolarsınız. Çiftlik kamerası var. Ya 19 gün bir Allah’ın kulu gidip çiftlik kamerasına bakmamış arkadaşlar ya. Olacak iş değil. Nevzat Bahtiyar’ın arabası 19 gün sonra görünüyor ya. Adamın arabayla götürdüğü “Ya bu araba kimindir?” diye araştırıyorlar, iş ortaya çıkıyor. Yani 19 gün boyunca tüm jandarma yetkilileri diyor ki; “Olayı titizlikle takip ediyoruz. Efendim çember daraldı, yakalıyoruz.” Ya kardeşim siz 86 milyonla dalga geçmişsiniz. Ben size bunu sormuşum. Bakan diyor ki; “Titizlikle takip ediyoruz.” Maşallah, maşallah, maşallah. Ya o kadar saç baş yolduran ihmaller var ki sonra beceriksizlik üstüne beceriksizlik veya bilerek kamera görüntülerini yok etme. Başka bir şey değil arkadaşlar. Oraya gidin, meseleyi anlarsınız. Benim gibi saatlerce sahada dolaşın, meseleyi anlarsınız. Yine jandarma hiçbir şey bulamayınca ne yapıyor? Ya bir tane üfürükçü varmış, ben cenaze bulurum diyormuş. Ya getirin onu, üfürükçüyü. Ya sağda solda demir çubuklarla gidip böyle sağda solda Narin Güran cenazesi arıyorlar çubuklarla. Bakanlık o sırada inkar etti, sonra video görüntüleri çıktı. Ben Erzincan Cezaevi’ne gittim, Salim Güran dedi ki; “Ya bakanlık neyi inkar ediyor Sayın Bakan? Git Salim Güran’a sor. Dedi ki: “ Jandarma bana geldi. Dedi ki: “Ya işte bu üfürükçülerin gösterdiği adres bir evi gösteriyor. Hadi gel o eve baskın yapacağız. Gittik eve bir girdik, bir tekme attı jandarma kapıya girdik içeri içeride şaşkın bir adam. “Ne oluyor, ne oluyor?” dedi. Jandarma dedi ki; “Üfürükçü dedi ki; “Cenaze buradaymış, çıkar ulan cenazeyi.” adamı sarsmışlar. Adam demiş ki : “Ya benim canım kurban Narin’e ama burada böyle bir şey yok, benim bir şeyle alakam yok.” Salim Güran bana bunları anlattı. Ya gülsek mi, ağlasak mı arkadaşlar? Ya video görüntülerinde de var. Jandarma üfürükçünün peşinde. Ya bütün bunları ben size soru önergemde soruyorum bu işleri Sayın Bakan bana cevaben diyorsun ki; “Titsizlikle olayı takip ediyoruz. İşlemler tesis edilmiştir. Konunun üzerindeyiz.” Maşallah ya, maşallah. Ya arkadaşlar Allah’tan korkmuyor musunuz ya? Bakın Salim Güran, Yüksel Güran, Enes Güran suçsuz günahsız yatıyor o Erzincan, Erzurum zindanlarında. Hiç kimsenin vicdanı sızlamıyor. Yüksek yetkililerimiz gayet rahat. Aile bunun için Adalet Bakanı Akın Gürlek’le görüşmek istiyor. Hani böyle bir adalet havarisi olmuş ya. “Efendim bütün faali meçhulleri bulacağız. Bitti artık. Bütün gizli kalmış cinayetleri bulacağız.” diye bir Bakanımız var. 11 Şubat’ta göreve geldi. Kıyamet koptu biliyorsunuz. Göreve geldikten sonra adaletin tamamen buharlaşacağını düşündü herkes ve öyle oldu. Adam böyle bir PR çalışması yapıyor diyor ki; “Bütün faili meçhuller tamamdır.” Ama Narin Güran vakasında bu kadar skandal olmasına rağmen Akın Gürlek aileyi kabul etmiyor. Ya kardeşim skandal üstüne skandal var. İnanılmaz bir kötü yargılama var. Yerel Mahkeme, İstinaf, Yargıtay hepsi kendilerine göre senaryo oluşturup karar vermiş. Ayrı ayrı kararlar ya. Herkes bir alemde, herkes bir hikaye uyduruyor. Maşallah maşallah. Bir incele kardeşim. Ben inceledim. Kafadan konuşmuyorum. Yüzlerce sayfa okudum, binlerce saat insanlarla konuştum, olay yerine gittim, saatlerce konu üzerinde çalışma yaptım, düşündüm, tetkik ettim, okudum, araştırdım kafadan konuşmuyorum kardeşim. Bu ne hal Akın Gürlek, araştırsana konuyu! Yok bu konuyu araştırmıyor. Karar verilmiştir yüksek makamlarda.
Peki, Akın Gürlek başka ne yapıyor arkadaşlar? Bakın size skandal bir belge açıklayacağım. İnanılmaz bir şey. Meclisi ayaklar altına alıyor Sayın Adalet Bakanı çünkü milletvekillerinin hiçbirisinin sorusuna cevap vermiyor Bakan olduktan sonra. İstatistik burada. Böyle bir rezalet olabilir mi arkadaşlar? Bakın göreve başlayalı 168 gün olmuş. 11 Şubat’ta başlamış. 970 Soru önergesi vermiş milletvekilleri. Ben o 970’in 217’sini veren milletvekiliyim. En çok ona soru önergesi verenim. Dörtte birini ben vermişim. Benimkiler ve diğer vekillerin soru önergelerinin hiçbirine cevap vermemişim. Adam rahat . Gayet rahat. “Niye kendimi üzeyim, çalışayım imza atayım, bir araştırma yapayım. Ya boş verin arkadaşlar ya. Rahat olun ya. Millet meclisi neymiş, milletvekilleri neymiş, millet neymiş? Ya ne soru önergesine cevap vereceğiz ya. Boş versenize Allah aşkına.” Şu hale bakın. Sayın Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, sana soruyorum. Ya bu rezalete hiç bakmıyor musun? Haberin yok mu ya Sayın Numan Kurtulmuş. Sen millet meclisinin başkanısın. Adalet Bakanı Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni ayaklar altına almış. Milletvekillerinin hiçbirisinin sorusuna cevap vermiyor. Adalet ya adalet. Adaletle ilgili millet soru soruyor. “Neredesin adalet?” diyor. Bizim adalet bakanımızın keyfi yerinde, hiç kimseye cevap vermiyor. Gayet rahat. “Sırtımı dayadım oh Saray gayet rahat. Efendim, PR çalışmalarımız sürüyor. Sırtımı da sağlam yere dayadım. İşler iyi, milletvekili, millet meclisi nedir ya? Geç onları ya Allah aşkına. Biz sarayı tanırız . Ne milletmiş meclismiş Saray bizim için önemli.” Anlayışı var. Şimdi arkadaşlar durum böyle. Sayın Nacho Sanchez Amor’a buradan tekrar sesleniyorum çünkü makam kalmadı makam. Ben bir milletvekili olarak bakana soru soruyorum cevap alamıyorum. Peki o zaman kimden cevap alacağım arkadaşlar? İçişleri Bakanı bana anlamsız cevap yolluyor. Adalet Bakanı hiç kimseye cevap vermiyor. Memleketin hali böyle. O zaman biz Anayasa Madde 90 arkadaşlar; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi icabınca biz AİHM tanıyoruz değil mi? Avrupa Parlamentosu, oralarda üyelerimiz var. Avrupa Parlamentosu Türkiye raportörü Sayın Nacho Sanchez Amor valla bilmiyorum sana şikayet ettiğim için seni de mi tutuklayacaklar Sayın Amor? Valla bilmiyorum ya bunlara hiç amel olmaz. Valla bak bu durumu sana şikayet ettiğim için seni bile tutuklayabilirler. Bunu söyleyeyim sana. Sayın Amor, aşk ile dinle. Sana böyle güzel bir espri yolluyorum. Buradan Türkiye’den selamlar ve saygılarımı ve sevgilerimi sunuyorum ama ne yapalım. Bizim ülkenin hali bu işte. Felaket bir haldeyiz ve demokrasi için mücadele ediyoruz.
Doktor Hussam Abu Safiya, kimsenin umurunda değil ama İsrail zindanlarında 2 yıla yaklaşıyor. Bir oğlu öldürüldü, bir oğlu yaralandı. Aile perişan durumda, kendisi perişan durumda ve Doktor Hussam Abu Safiya ile ilgili hala hiç kimse adım atmıyor. Meclis Sağlık Komisyonu’na çağrı yaptım. Bugün bir toplantı yapılacak ve oradan bir bildiri çıkmasını arzu ediyorum. Benim çağrımla Meclis Sağlık Komisyonu toplanıyor. Allah’a şükürler olsun en azından böyle bir girişimi yapabildik. Zalim, zorba, alçak İsrail Devleti her kötülüğü yapıyor. Kötülüğün baş mimarı ve temsilcisi İsrail. Kendisi hakkında Uluslararası Ceza Mahkemesi yetkilileri tutuklama kararı veriyor. Onlara hayatı zindan ediyor. Birleşmiş Milletler raportörü Francesca Albanese, İsrail hakkında gerçek raporlar veriyor. Filistin’in mazlum durumunu anlatıyor. Albanese’yı yaşayan ölüye çevirmeye çalışıyorlar. Bu alçak dünyaya teslim olmayacağız arkadaşlar. Bu alçak İsrail zalimliğine, gaddarlığına, Trump’ın bu vicdansızlığına boyun eğmeyeceğiz. Bu kötülük ortaklarına Trump ve Netanyahu’ya boyun eğmeyeceğiz. Bunu da buradan söyleyelim arkadaşlar.
Sabah akşam birtakım uyduruk soruşturmalarla insanlar zindanlara atılmaya devam ediliyor. Bana gelen bir belge; Emniyet Genel Müdürlüğü personeli hakkında fişleme yapılmış ve bu fişlemeyi yapan hani deniliyor ya; “İşte biz birisinden ele geçirdik birtakım memurlar hakkında fişleme yapmış bu FETÖ.” diyorlar ya ama ele geçirilen klasörde lise sekreterya klasörü içerisinde yer alan güncel liste 25 Ocak 2016 ihraç çalışma XLSX isimli veri içerisinde EGM personeli hakkında bilgiler var. Demek ki; bir istihbari çalışma yapılmış. Daha sonra “Ya işte bu örgüt polisleri fişliyordu.” denilmiş. Adam yaptığı dosyaya ihraç çalışması adı vermiş. Bu da önemli bir husus. Bunu da böyle belirtmiş olalım sevgili arkadaşlar.
Engelli Emeklilik Dayanışma Derneği bana başvurdu. Arkadaşlar, bunu defalardır gündeme getiriyorum. Zengine vergi muafiyeti milyon dolarlar, fakire sefalet, gariban engelli emekliye ise emeklilik hakkını elinden alma! 15 Ocak 2025’te bir yasa çıkarıldı. Çalışma gücü kaybına çevirdiler. Aslında perişan durumda engelli arkadaşlarımız var ve aniden emeklilikte statü değiştirildi. Çalışma gücü kaybı esas alındı ve hak çiğnendi. Bakın bir çalışma yapılmış. 7538 Sayılı kanun sonrası engelli emekliliğinde ortaya çıkan hak kayıplarına ilişkin istatistiksel değerlendirme ve katılımcı beyanları raporu Haziran 2026’da yapılmış. %80 Erkek, %20 civarında kadın katılmış. %29’u emeklilik şartlarını tamamlamış. %43’ü emekliliğine 1 yıldan az süre kalmış. Sonuçlara bakarsak sosyal ve ekonomik açıdan %76’sı gelir kaybına uğradığını söylüyor. Çalışmaya devam etmek zorundaymış %64’ü. %14’ü işsiz kalmış. Çoğu emekli olamadığını söylemiş. Perişanlık yaşamışlar. Beyanlarda; bakın iki gün farkla adamın hakkını gasp etmişler. Okuyorum; “13 Ocak 2025 tarihinde SGK’dan vergi indiriminin kapsamında emekli olabileceğimi ilişkin yazımı aldım. İşyerinden çıkış işlemlerini tamamlayamadan iki gün sonra 15 Ocak 2025 tarihinde yürürlüğe giren yasa nedeniyle emekli olamadım. Kazanılmış olduğunu düşündüğümüz haklarımız elimizden alındı. Şimdi ise “çalışma gücü yoktur” denilerek 60 yaşına kadar çalışmaya mecbur bırakıldığımızı düşünüyorum. Vatandaşı böyle ters köşeye yatırmış devlet. Devlet ciddiyeti diye bir şey yok. Emekliliği reddedilenler var. “Devlet bana yıllarca engelli raporu verdi. Engelli kadrosunda çalıştırdı. Emeklilik aşamasında ise farklı bir değerlendirme ile karşılaştım. “Çalışma gücü kaybı.” denildildi. Düşünün arkadaşlar memlekette zengine bir ton para oluk oluk akıtılıyor. Ondan sonra engelli emekliye para vermeye gelince, “Efendim seni emekli edemeyiz, paramız yok, bitti paralar, zengine vermekten para bitti, ne yapalım işte idare et, çalış kardeşim çalış. Çalışanı Allah sever, çalış çalış iyi olur.” böyle gayet rahat ve vicdansızlar. Kanser hastaları var, perişan hastalar var, elini kolunu kaybetmiş insanlar, umurunda değil iktidarın arkadaşlar. Size söyleyeyim bakın, umurunda değil. Birisi yine; “Felç geçirdim, aort diseksiyonu nedeniyle ameliyat oldum. Yapay damar ile yaşamımı sürdürüyorum. İleri derecede uyku apnesi ve tansiyon hastalığım var. İşsizlik maaşım bittikten sonra tamamen çaresiz kaldım.” Diğeri; “Emekliliim iptal edildi. Hayatım alt üst oldu. Çocuğuma okul harçlığı veremiyorum. Şu anda tek gelirimiz engelli aylığı.” Millet perişan. İktidar bunları emekli etmemek için çırpınıyor arkadaşlar. Bu kadar zenginle fakir arasında bir büyük uçurum oluşuyor ve daha da artıyor bu uçurum. “Emekli olamadım, işimi de kaybettim. Şimdi hiçbir düzenli gelirim.” yok demiş birisi. “Psikolojiler bozuldu. Geleceğe ilişkin bütün planlarım alt üst oldu. Bu süreç hem beni hem de ailemi psikolojik olarak çok yıprattı.” Bir başkası; “Koah, uyku apnesi, kalp hastalığım var, merdiven çıkmakta bile zorlanıyorum, buna rağmen çalışmaya devam etmem bekleniyor.” şu durumdaki adamı çalıştırmaya devam ediyorsunuz . Yazıklar olsun size. Biz uğraşacağız arkadaşlar, konu Anayasa Mahkemesi’nde ve ben elimden geleni yapacağım, söz verdim ve sürekli sizi gündeme diyorum, etmeye de devam edeceğiz sevgili arkadaşlar.
Cezaevlerinden bize gelen mektuplar var. Onları okuyacağız arkadaşlar. Hiçbir ayrım yok. Her kesimden gelen insanın sesiyim ben bir milletvekili olarak. Bakanlığa sormuşuz. Adalet Bakanlığı’na, Akın Gürlek’e. Duy demişim. Bu ne skandal? Tabii duymuyor. Adam böyle kulaklarını kapatmış böyle ama biz duy diyoruz sürekli. Ercan Erkuş, Sincan 1 No’lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan yazmış bize; “ 1.5 yıldan beri bir türlü endoskopi, kolonoskopi işlemi yaptırılmıyor.” Düşünün, bağırsak kanseri şüpheniz var. 1.5 yıldır endoskopi yaptıramamışsınız arkadaşlar. Ben zamanında mide kanseri olan Ahmet Dizlek’in 2 yıl ameliyat yaptırılmadığını biliyorum. Bakın, 1.5 yıl endoskopi yapılamamış . Öyle de böyle de derken, devam ediyoruz. “ 4. defadır diyet yapıyorum ve her türlü işlemler, tahliller, tetkikler, ilaç kullanımı tamamlanıyor. Endoskopi, kolonoskopi günü veriliyor ancak sevk günü geldiğinde iptal ediliyor. Bu durum tesadüf veya yanlışlık sonucu değil. Aksine tamamen bilinçli bir şekilde yapılıyor. Düşünün kullandığım ilaçların etkisini.” ishal oluyorsunuz ya perişan oluyorsunuz ama yetkililerin umurunda değil. “Kardeşim devletimiz titizlikle işlemleri takip etmektedir.” diyorlar. Adam 1.5 yıldır, kaçıncı kezdir endoskopiye gidecek ishal oluyor, bütün bağırsağını boşaltıyor. O gidemiyor. Müdüre söylüyor, müdür diyor ki: “Ya ne konuşuyorsun kardeşim . Gidersin Allah Allah devletimize itiraz etme öyle bak.” Adam diyor ki; “Akşam 20.00’dan ertesi gün öğlene kadar su dahi içmiyorum çünkü işlem yapılana kadar su içmemeliyiz. Bu artık zulümdür zulüm çünkü endoskopi yine yapılmıyor.” Kuyuların dibinden gelen sesler bunu söylüyor arkadaşlar. Ben bir milletvekili olarak bunları nasıl burada söylemem? Bana gelen onlarca sayfalık mektuplarda bunlar yazıyor. Size çok kısaltarak anlatıyorum. Hepsini okusanız çıldırırsınız.
Can Kaba Marmara 6 No’lu Kapalı Cezaevi’nden yazmış, açlık grevindeler. Kendilerine boş yere zulmediliyor. Hücrelere kapatılmışlar. İki kişi bir hücrede. En fazla 2 saat havalandırmaya çıkarılıyor. Zulüm üstüne zulüm böyle. Köşeye sıkıştırılmışlar. Onlar da bunu protesto etmek için 80 gündür açlık grevindeler. Zor durumdalar. Akın Gürlek’e diyoruz ki duy, Adam diyor ki: “ Duymam. Duymuyorum da cevaplamıyorum da kardeşim.” diyor. Bak gayet rahatlar. Adalet oradan gelecekmiş bu bakanlıktan. Adalet gelecekmiş arkadaşlar. Bakın açlık grevindeki mahpus ne diyor? Suçumuz Grup Yorum konseri vermek. Arama bahanesiyle koğuşumuza gelip bizi hücrelere kapattılar. 8 metrekarelik yere bizi 2’şer kişi şeklinde tıktılar. Düşünün, 8 metre karelik bir yer arkadaşlar 4*2 demek ki bir yer, bir oda, hücre. Oraya iki kişi tıkmışlar, böyle nasıl yaşıyorsanız. Sonra toplam 4 hücrede 2’şer kişi bu şekilde kalıyoruz.”
Emir Sultan Çelikkaya, Samsun Kapalı Cezaevi’nden yazmış. “Duy” diyoruz Akın Gürlek, duyuyor musun? Bir infaz koruma memuru tarafından cinsel tacize uğradım.” arama yapılırken erkek memur adamın cinsel organlarını ellemiş. Çok nahoş durumlar olmuş. Bunu şikayet ettiğimde idarecilerden ağır hakaret ve küfürler işittim. Ya kardeşim yaşayan biliyor. “Yok kardeşim öyle bir şey olmamıştır.” “Bana yardımcı olun. Gariban bir insanım. Bana zulmediliyor. İntihara sürükleniyoruz.” Ya araştırın kardeşim. Müfettiş gönder Sayın Bakan. Dinlesin mahpusu. Bakalım doğru mu söylüyor, yalan mı söylüyor. Araştırılsın, bana iletilen bilgi bu. Gidin araştırın kardeşim. Ben de görmedim. Kimse de görmedi çünkü iki kişi arasında yaşanan bir hadisi. Git araştırsın müfettiş. İfadeleri al. Yok yapmıyorlar. Biz söyleyince de; “Yok iftira ediyorsun.” ya kardeşim ben diyorum ki ben milletvekiliyim bana vatandaş başvurmuşsa ben bunu duyururum. Bakanlık da bunu teftiş eder inceler. İncelersin böyle bir şey yok dersin bir şey demem. Vardır dersin cezasını verirsin. Ayrı bir konu ama incele. Yok inceleyen yok. En çok ne yapıyor? İhlali yapan memurlara soruyor. “Var mı böyle bir şey?” Onlar da; “Yok kardeşim öyle bir şey.” Diyor. Memleketin hali bu arkadaşlar.
Bu ne hal diye soruyoruz! Bakın Silivri Cezaevi’nden bir görüntü size sunuyorum; “Koğuş 33 kişiydi. Sonra bir koğuşla birleştirdiler. 54 Kişi oldu. Sonra biraz başka kişiler geldi. 60 Kişi oldu ve o kadar kalabalıktı ki açık görüş bu sıcakta oksijensizlikten millet baygınlık geçirecekti. Çok kötüydü ortam. Eşim diyor ki: “Üst üste yatıyoruz yerlerde 18 kişi yatıyor.”” Ben bunu halka duyurduğumda birçok mahpus dedi ki; “Jocam ne 18’i ya 30 kişi yerde yatan koğuşlar var.” Bakın hal bu ama Adalet Bakanımız milletvekillerinin soru önergelerine cevap vermemekte ısrar ediyor. Kimse de ona bir şey sormuyor. Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş “Ya Sayın Bakan ayıp oluyor bir cevap versen olmaz mıydı? Bak şubattan beri vermiyorsun.” da demiyor. İşte ülkenin hali bu arkadaşlar.
Hasan Aslanbay, Diyarbakır Yüksek Güvenlikli Cezaevi; “ Bir kumpas ve büyük bir tuzak sonrasında gelişen durumlar nedeniyle yaklaşık 10 yıldır cezaevindeyim. Güvendiğim komutanım tarafından bana kurulan tuzağın kurbanıyım; bunu 10 sene sonra öğrendim. İşlemediğimiz bir cinayetin ağır cezası ile mahkum edildim.”
Mehmet Şakir Kılıç Erzurum Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden yazmış; “ Adil yargılanmadım. 2015-2019 yılları arasında suçsuz, günahsız 4 yıl cezaevinde yattım. Tahliye oldum. Yurt dışı yasağım yoktu. İsteseydim yurt dışına gidebilirdim ama gitmedim çünkü suçsuzdum. Adalet ne zaman tecelli edecek?” Ya kardeşim Türkiye’de adalet bekleme. İşte böyle olur. Böyle maalesef işte çok üzücü ama böyle arkadaşlar.
Başka bir mahpus eşinin feryadı arkadaşlar. Kadın, yazmış bana; “Bir de görüşlerde, hele ki açık görüşlerdeki çıplak aramaları da dile getirirseniz çok seviniriz. Bebeklerin bezlerinin açılması, çok affedersiniz kadınların iç çamaşırlarına kadar indirtmeleri ama Ceza Tevkifevleri Müdürlüğü bunları yalanlıyor ama yalan değil, asla yalan değil. Bebeklerin biberonlarını bile almıyorlar içeriye.” Şimdi arkadaşlar bakın kadın haklarıyla ilgili biz konuştuğumuzda ne diyoruz? Kadının beyanı esastır diyoruz. Peki cezaevine girişteki kadınların beyanları niye esas olmuyor? Kadın, kendisiyle ilgili mahrem, iç çamaşırlarıyla ilgili ihlali keyfinden mi anlatıyor ya? Hangi kadın bunu anlatır ya? “Bana böyle iç çamaşırımı şöyle yaptılar.” diye bir kadın anlatır mı böyle bir şeye? Demek ki çok zor durumda burasına gelmiş ki anlatıyor ya. Allah aşkına bir anlayın ya. Kadınların ruh halini bir anlayın ya. Bir insaf merhamet vicdan sahibi insan yok mu aranızda ya?
Başka bir mahpus eşinin feryadı; “Sayın vekilim, benim eşim de 60 kişilik koğuşta. Dışarıda biz çocuklarımız dilenciye döndük. Bu süreçler bizi çok yıpratıyor. Sağlık sorunlarımız had safhada. Allah sizden razı olsun. Masum olan insanları daha ne kadar süründürecekler? İşlemediğimiz suçların özrünü mü dileyelim? Yoksa haşa, siz büyüksünüz tapıyorum mu diyeceğiz? Çok yorulduk, dağıldık. Çocuklarımız bilinmezliklerde büyüyüp gidiyor. Benim çocuklarım nasıl devletine güvenip dayanacak, şimdiden okuyayım da babam gibi hapse mi gireyim?” diyor çocuklar. Tüm Türkiye’li çocuklar şu anda bunu söylüyor arkadaşlar. Binlerce kişiden bu cümleyi duyuyorum. Çocukları bu kadar bıktırdınız. “Sizin aracılığınızda sormak istiyorum ey Türk milleti. Biz size ne yaptık da kendi evlatlarınızı, kardeşlerinizi hain ilan ettiniz? Benim eşim Allah şahit kimsenin malına, namusuna, huzuruna göz koymadı ve bize bir lokma haram getirmedi. Allah’ıma şükürler olsun ve ben görüşe gittiğimde görüyorum ki oradaki insanlar da masum, kalbi kırık, gözü yaşlı amcalar, teyzeler, eşler, çocuklar Allah’ın ipine sarıldım sabır diliyorum ama bize bunları yapanlara hakkımı helal etmiyorum.” Sevgili arkadaşlar, alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste. Hiç unutmayın. Yanınıza kalmaz bir şekilde ya bu dünyada ya öte dünyada bu hesap çıkar, “Keyif benim keyfim. Bana ne? Saraya sırtımı dayadım, keyfim yerimde. Bacak bacak üstüne atayım da milletmiş neymiş ya, boşver.” derseniz öyle ahlar alırsınız ki.
Bir başka mahpus esinin feryatı. “Sayın Vekilim, 23 Haziran’da Sincan T Tipi Açık Görüş Programı’nda eşimi ziyaret için gittim ve çok kötü bir şekilde arandım.” Bakın tarih de veriyor. Bir kadın memur aramış. Bakanlık soruyor musun? 23 Haziran o gün görevli memuru bulabilirsin. “Ya bulamadık efendim, bilmem ne.” Ya kardeşim o gün görevli kadın memuru belli işte, git bul. Bir sor müfettiş gönder sor. “Bir kadın gardiyan göreve yeni başlamış. Görüşün 5. Dakikasında ağlamaya başladım. O kadar kötü arıyordu ki. Artık zoruma gidiyor. Kim ne derse desin, zulüm devam ediyor.” Anneleri ağlatan bir iktidar oldunuz.
Murat Can Güney, Erzincan Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden yazmış. Duy diyoruz Akın Gürlek’e ama duymuyor adam. Adama kulaklık lazım, bir işitme cihazı falan bulun arkadaşlar. “ Hep darbeciymiş gibi muamele gördüm. Ancak biz terör kalkışması var, tatbikat diye aldatıldık. En sonunda neyin ne olduğunu anladım ama çok geçti. Büyük acılar çektik, büyük mağduriyetler yaşadık. Masum olduğumuzu kanıtlayan delillere rağmen hep göz yumuldu.”
Nusrettin Süer, Antalya S Tipi Kapalı Cezaevi’nden yazmış; “ Kıymetli vekilim, ben suçsuz yere 17 yıldır cezaevindeyim. Adana 7. Devlet Güvenlik Mahkemesinde yargılandım. 4 yıl 10 ay tutuklu kaldım. Uzun tutukluluktan faydalanmamam için ezbere bir ceza verip başlarından savdılar. Bana ceza veren mahkeme de kapandı. Dilekçelerime işlem yapacak yerel mahkeme yok.”.
Tuğçenur Özbay, açlık grevini bitirdi ama açlık grevindeyken bana yazdığı mektubu anıyorum. Neler yaşadığını anlayın; “ Aylardır açlık grevindeyim. Siyasi tutsak kimliğime, onuruma sahip çıktığım için hak gördükleri şey bu. ‘Ölüyorsan öl’ diyorlar. Fakat mesele, bir başıma benim ölümüm değildir. Her an vücudumda eriyen hücrelerim, yiten adaletin, insan onurunun temsilidir.” ve direndi direndi, sonunda kazandı. Gebze Kadın Cezaevi’ne sevk edildi ve açlık grevini bitirdi Tuğçenur Özbay.
Evet, veremeyecekleri bir hesap var arkadaşlar. Bu hesabı sormaya devam edeceğim çünkü ben burada bu hesabı 267 gün boyunca hatırlattım. Antalya S Tipi Cezaevi’nde bir mahpus açlık grevindeydi arkadaşlarıyla Gürkan Türkoğlu. Onun durumu ile ilgili Aytaç Ünsal, Edirne F Tipi Hapishanesi’nden yazmış; “ Gürkan Türkoğlu’nun açlık grevi ve sonrası başına gelenleri solcu medya bile umursamıyor. Bu ülkede zorla müdahale işkencesi yaşanmamış gibi davranıyorlar. NATO’nun istediği oluyor. Gürkan’a bu bedeli ödeten en büyük gerçek de sansür değil mi? Gürkan halka duyurulsa bu duyarsızlık olabilir miydi?” Gürkan halka duyurulsa Gürkan ölür müydü arkadaşlar? Bir insanı kurtarabilirdik. Ben bu gözle baktım. Şimdi iki gözü iki çeşme ağlayan anne ve babası Gürkan’a ulaşamıyor. Buna neden olan kim? Adalet Bakanlığı. Adında adalet var ama adalet nerede arıyoruz, duy diyoruz ama yok.
Cem Dursun, Marmara 6 No’lu Hapishanesi’nden yazmış; “ Grup Yorum emekçilerindenim. İftira ile tutuklandık. ‘Grup Yorum halkla bir araya gelmeyecek’ dendiği için tutuklandık. Tekli hücrelerde kalıyoruz. Çözülebilecek sorunlar çözülmüyor. Bizi ziyaret edin.” diyor. İnşallah vaktimiz müsait olursa gideceğiz.
Gizem Karamelek, Erzincan Kadın Kapalı Cezaevi’nden yazmış; “ Kaldığımız koğuşa komşu olan koğuşta birisi yangın çıkardı. Çok şiddetli etkilendik, zehirlendik, kustum ve yangın tüpleri yoktu. Cezaevinde büyük bir boşluk vardı. Memurların baskısı bizi intihara zorluyor. Hayatımı kaybedersem cezaevi idaresi sorumludur. Çok zor durumdayız, sesimizi duyun.” diyor. Bakın ağır şeyler söylüyor. İntihar eden kadın mahpuslar var bu ülkede arkadaşlar. Allah korusun birisi böyle bir şey söylüyorsa dikkat etmek lazım. Allah korusun neler oluyor Sayın Bakanlık? Tabi umurunda değil bakanlığın. Hiç öyle bir şeyler umurunda değil. “Attım içeri banane olursa olsun.”
Özkan Çelik, Beşikdüzü T Tipi Kapalı Cezaevi’nde; “ Kocaeli civarına sevk edilmek istiyorum ama cevap alamıyoruz ve ailevi açıdan çok zor durumdayız. Radyo bizlere verilmiyor. Aktivitelerimiz yok denecek kadar az. İdare çok yavaş ve duyarsız.”
Serdar Karaçelik, Edirne F Tipi Hapishane’sinden yazmış; “ Sohbet haklarımızı ve diğer birçok hakkımızı ısrarla vermiyorlar. Sohbet hakkı için defalarca itirazlar lehe sonuçlandı. Hatta Bakanlık, Genel Müdürlük sohbet hakkı için olur verdiği halde Edirne idaresi oyalayıp yeni yeni hikayeler uygulamakta. Yargının kararlarını dinlememek için ne yapacaklarını bilemiyorlar. Alt mahkemeler üstleri tanımıyor. Direneceğiz, ısrarla direneceğiz.” diyor. Evet bana çok böyle başvuru geliyor arkadaşlar.
Birisi diyor ki başvurusunda; “Sayın vekilim saygılar sunuyorum. Terör örgütü üyeliği gerekçesiyle 9 yıla yakın süredir yurt dışı yasağı şeklinde adli kontrol altındayım. Umre ziyareti planlamak istiyoruz engel! İşyeri ödül amaçlı yurt dışı gezisi veriyor engel. Anayasa Mahkemesi Veysel Kuşçu kararı ile bazı iller bu yasağı kaldırırken benim de bulunduğum bazı iller ısrarla kaldırmıyor. Daha ne kadar süreceği ise belli değil.” Güya dindar iktidar değil mi? Adamın hacca, umreye gitmesini bile engelliyorlar. Uyduruk yurt dışı yasakları. Bir de Din, vatan, millet, Allah, kitap derler, hiç utanmazlar.
Epidermolysis Bullosa hastalarının hastaneden medikal malzeme temininde yaşadığı mağduriyet. Hastane Şanlıurfa Mehmet Akif İnan Eğitim ve Araştırma Hastanesi. “Bu konuda bazı malzemeler hastaneden alınabiliyorken hastanede doktorun yazmış olduğu toplam medikal malzeme hastanede bulunuyor olmasına rağmen haftalık olarak hastaneden evde bakım biriminden hastalardan yakınlarından gelip alınması istenilmekte ve imza attırılmaktadır. Başka illerde böyle bir uygulama yok. Bundan dolayı mağdur oluyoruz, yaralar artıyor.” diyor. Bu zor bir hastalıktır arkadaşlar. Ben hekimim biliyorum. Bu mağduriyet de kaldırılsın. Sağlık Bakanlığı’na buradan çağrıda bulunuyoruz.
Hatice Tekcan, Samsun Çarşamba S Tipi Cezaevi’nde. Eşi de Çorum’da. Karı koca hem çocukları var hem de ikisi de ayrı hapishanede. “Ya bunları en azından aynı ilde birleştirelim.” diyen de yok. Bakın Aile yılı ilan ediyorlar, aileyi en başta yok eden, imha eden, perişan eden bu iktidardır arkadaşlar. Karı koca tutukluluklar, anne baba tutukluluklar aileleri perişan ediyor. 4 yaşında bir çocuk perişan. “En azından aynı hapishanede buluşturun.” diyoruz. Yok, o da yok. Bakanlığa defalarca bildiriyoruz. 4 yaşındaki çocuğun suçu ne diyorum? Bakın anne babayı suçlu bulup içeri atmışsın da 4 yaşındaki çocuk anneye babaya gidemiyor, perişan. En azından Samsun’da birleştirsen yok, kimsenin umrunda değil. Aylardır söylüyorum. Soru önergesi de verdim ama tabi biliyorsunuz Adalet Bakanlığı’nın soru önergesi cevaplama gibi bir huyu yok. Umrunda da değil. Keyifleri gıcır. Gayet rahatlar.
Gökhan Kumak. İntihar etmiş Almanya’da. Almanya resmi bir açıklama, doğru düzgün bir açıklama yapmamış. “Acaba cinayet mi? Aklını mı yitirmiş. Bir belirsizlik var. Türk makamları niye kardeşimin ölümüyle ilgilenmiyorlar?” diye soruyor. Almanya’nın Bad wildungen’de bir ağaçta asılı bulunmuş.
“Eşim Bursa Yenişehir Kadın Kapalı Cezaevi’nde hükümlü, daha önce B3 ve B7 şeklinde iki koğuşta 16’şar kişi kalıyorlarmış. Koğuşlar birleştirilmiş, 27 kişi kalıyorlar.” Diyor. Şimdi Allah bilir 35’e çıkmışlardır. Bir müddet önce geldi bu başvuru. Kardeşim, zaten millet perişan, niye koğuşları birleştiriyorsun? Koğuş var, niye birleştiriyorsun? “Yok efendim, bize az iş çıksın içeride, ölsünler. Dip dibe mi yatıyorlar? Yerlerde mi yatıyorlar? Bana ne!” diyor cezaevi idaresi? Gayet rahatlar arkadaşlar. “Burada iki koğuşa geçin kardeşim.” Deniliyor. Rukiye Bıyıklı Baran; “Eşim Murat Baran, Tekirdağ 2 No’lu T Tipi Cezaevi’nde kalmakta. En azından Kırşehir’e nakli gerçekleşsin. Ruh beden sağlığımız ve aile düzenimiz mahvoldu. Nakil istiyoruz, gerçekleşmiyor. Birtakım cezaevi sıkıntıları da var. Sağ kulağının cihazı sıkıntılığı üç kez garantiye göndermesine rağmen yine yapılmadan göndermişler. 7 aydır bununla uğraşıyor. Garanti süresi de olacak. Hesaplamalar yanlış.” Diyor.
Kandıra, 2 No’lu F Tipi Hapishanesi’nde Hüseyin Karaoğlan’ın yakını başvurdu ve diyor ki; “ Biz onların sağlıklarından endişe ediyoruz. Aramalarda çok aşırılık var 2 No’lu’da. X-ray cihazından geçerken sinyal verilmemesine rağmen uluorta herkesin gözleri önünde tekrar el dedektörüyle aranmaktayız.”. Şimdi bakın, bunu ben de yaşadım arkadaşlar. Kandıra 2 No’lu F Tipi cezaevi. Bir milletvekili olarak girdim turnikeden. Dedektör ötmedi. “Üstünü aletle arayacağız.” dediler vekilim. “Ya kardeşim, çalmadı niye arıyorsunuz?” “Ya işte böyle mevzuat yönetmelik böyleymiş arayacağız.” Dediler. “Ya dedim böyle yönetmelik mi olur? Hiçbir cezaevinde böyle bir uygulama yok.” “Yok arayacağız, aramadan giremezsin.” Ben de Adalet Bakanlığı’ndan bir yetkiliyi aradım. O da cezaevini aradı. “Ya, ne saçmalıyorsunuz Allah aşkına! Böyle şey mi olur ? Dedektör ötmemişse girsin vekil içeri. Daha ne diye üstünü aletle arayacaksınız?” Girdim. Sonra bakın, benden sonra vatandaşa aynısını yapıyorlarmış. Ya Kandıra 2 No’lu F Tipi Cezaevi idaresi Allah aşkına derebeylik misin ya? Bakın ben o gün bu mevzuatın yanlış olduğunu size ispatladım. Benden sonra vatandaşa aynı şeye devam ediyormuşsunuz. Ya el insaf. Memlekette tabii Adalet Bakanlığı soru önergesine cevap vermezse cezaevleri müdürleri de böyle kendi keyiflerine göre davranır arkadaşlar. Memleketin hali bu işte. Kendi yaşadığım örnekleri anlatıyorum ya.
“Bedelli askerlik kapsamında silah altına alınan bir yükümlünün bir aylık temel eğitim sürecinde devlete maliyeti çoktur. Bir aylık eğitim kalıcı olarak kaldırılsın.” diye gençlerin bize çok başvuruları var. Bunları da değerlendirin diyoruz Milli Savunma Bakanı’na sesleniyorum. Tabii Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler daha o darbe girişimi gecesindeki karanlık olayları anlatmadı. “Akın Öztürk beni kurtardı demişti, kelepçelerimi çözdü.” demişti. Sonradan “Akın Öztürk daha benim bir numaralısıdır.” dedi. Ya kardeşim, mahkemede bunu diyorsun, sana bunu hatırlatıyoruz. Sonra “yalan yalan” diyorsun. Ya sen 17. Ağır Ceza Mahkemesi’nde bunu demişsin. Devletin kaydında var. Hem diyorsun ki
“Akın Öztürk benim kelepçelerimi çözdü, beni kurtardı.” Ardından iki üç gün sonra “Darbenin bir numaralısı Akın Öztürk’tür.” diyorsun. Ya ne biçim insanlarsınız Allah aşkına ya!
Bakın, geçenlerde yasa çıktı. Biz Meclis Sağlık Komisyonundayız. O zaman da söyledik. Şimdi bir hekim iki yerden fazla bir yerde çalışmayacak denildi. Evet, böyle hani kitap üstünde iyi görünüyor ama Türkiye şartlarında yok yani olmuyor bu. Şimdi nefroloji uzmanınız yok. Siz diyorsunuz ki; “İki yerden fazla çalışamazsın.” Kardeşim, ya o zaman diyaliz üniteleri dönmüyor. Bakın, Türk Nefroloji Derneği’nin 2024 raporunda ; “Türkiye’de 92.400 belirlenmiş hasta var.” diyor. Her gün artıyor bu tabii. 65.000’i hemodiyaliz programında ve sen diyorsun ki; “Doktorlar 2′ yerde çalışmasın.” tamam da o zaman bu diyaliz işi dönmüyor. Hekimlerin en fazla iki yerde çalışabilecek olması bu sıkıntıları daha da arttıracak. Zaten sıkıntı vardı. Daha da arttıracak bu yasa biz çıkarken söylemiştik ama işte bakın dediğimiz gerçekleşti. Diyaliz hastaları perişan duruma düşecekler. Gidin Kocaeli Derince Sopalı’da bulunan hastaneye bir tane nefrolog var. Adam diyor ki: “Ben gündüz hastaya bakarım gece nöbet tutamam kardeşim, kim nereye giderse gitsin.” şimdi bir sürü hasta perişan oluyor. Düşünün böbreğinizde yetmezlik var, ölmek üzeresiniz ama nefrolog orada olmadığı için gidiyorsunuz uzak hastanelere saatlerce belki o sırada öleceksiniz. Ya ben hekimim biliyorum orada çalıştım Kocaeli’nde. Böyle bir şey olmaz ki ya Allah aşkına biz ne için varız? Millet için varız arkadaşlar ya.
Diş hekimliği atamaları ve aile diş hekimliği sistemi için destek talep ediyor diş hekimleri. Çok sıkıntı var. 10.000 Diş hekimi ataması yapılacağını ifade etmişti eski bakan. Tabii yeni bakan geldi. O da unutmuş herhalde onu. Diş hekimleri böyle kamu görevine giremiyor. Özellerde de çok zor durumda ve istismar ediyorlar özel kliniklerde çalışınca da. “Aile diş hekimliği sistemi bir an önce hayatı geçsin. Atamalar yapılsın. Diş hekimi atamaları arttırılsın. Bakın, şu anda arkadaşlar diş hastanelerinden sıra bulmak çok zor. Dişinizi yaptırmanız çok zor. Herkes oluk oluk özel dişe gidiyor. Mahpus hastalara soruyorum. Onlarda zaten 2.5 yıl bekleyenler var. Adamın dişi ağrıyor, diş yaptıracak. O zaten perişan. Şimdi gidin Kocaeli’nde Derince Diş Hastanesi yapımı yılan hikayesine dönmüş. Yıllardır bir basit inşaatı yapamadılar arkadaşlar. Bir de yapacaklar içini dolduracaklar. Tam bir komedi halindeler.
Mustafa Kaplan; “Diyarbakır Bağlar’da 6 Şubat depremiyle ilgili bina ağır hasarlı olmasına rağmen bina yıkmıyorlar. İnceleme yapmıyorlar. Cimer; “Paralı eksper tut.” diyor. Bina sakinleri durum olmadığı için paralı eksper tutamıyoruz. En ufak depremde bu binalar çöker.” diyor. Söylemedi demeyin arkadaşlar.
Kocaeli Barosu’nda bir avukat vardı. Avukat Kaan Şengil. Dönemin BBP il başkanıydı. Bana bir sürü hakaret küfür etmişti. Ondan sonra tehdit etmişti. Hakaretten ceza aldı ama tehditten beraat aldı. Türk yargı sistemi böyle. Adam diyor ki; “Evet tehdit ettim. Hâkim bey tehdit ettim. O milletvekillerini biz terörist görüyoruz. Tehdit ettim. İtiraf ediyorum. Kabul ediyorum. İnkar etmiyorum.” Diyor ve mahkemede böyle demiş. Adama beraat vermiş 30. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti. Adam kendisi diyor ki: “Ben tehdit ettim.” ama hakim bey diyor ki: “ Yok yok etmemişsindir.” Mesela bu kişiye Kocaeli Barosu uyarı cezası vermiş. Böyle avukatlar dolaşıyor arkadaşlar ortalıkta. Yazıklar olsun. Adam hakaret küfür, ağzını açtı mı hakaret küfür. Kocaeli Barosu da haddini bildirmiş. “Avukatlığını adam gibi yap kardeşim, al sana uyarı cezası.” demiş. Cezayı vermiş. İşte ibreti alem. Şu hale bakın . Avukat dünyası da utanıyordur böyle insanlardan. Şu hale bakın. Adam güya savunma yapacak . İnsanları savunacak ama adam çıkıyor hakaret, küfür, tehdit böyle bir felaket ortamdayız. Ülkenin hali gerçekten çok üzücü arkadaşlar. Ben kimseye hakaret, küfür etmem. Bana ederlerse yargıya giderim. Adil veya değil. Kararlar verilir. Biz kimsenin seviyesine de düşmeyiz sevgili arkadaşlar.
PTT ile ilgili çok şikayetler var. Şimdi bu PTT ne olacak arkadaşlar? “PTTye atandım. Benim atamalarım Anayasa 70 liyakat, kariyer ilkelerine aykırı. Görev yapan 399 KHK’lı personelde ümitsizlik ve bezginlik durumu oluşmuştur. Birtakım imkanlar bu 399 sayılı KHK’ya tabi personele tanınmamıştır. Bir sürü ayrımcılık, haksızlık var ve biz 4046 sayılı kanunun 22. Maddesinin uygulama imkanı değerlendirilmesini, 399 sayılı KHK’ya tabi personelin statü sorununa ilişkin gerekli incelemenin yapılmasını istiyoruz.” diyor. PTT’de işler yürümüyor arkadaşlar herhalde, özelleştirecekler mi? Ne olacak burası, ne olacak bu hal? Allah aşkına.
Bitlis, Hizan ilçesinde, Deşta Ovi köyünde korucular tarafından Koçer köylülere ateş açılmış, 100’e yakın hayvanlar ölmüş. Kimse de hesap sormamış. Vatandaş bize başvuruyor. “Tapuları olduğu halde kendi topraklarında hayvanlarını otlatamıyorlar sayın vekilim.” diyor. Ya gidin bir araştırın arkadaşlar.
Aksaray T Tipi Kapalı Cezaevi ile ilgili küçük çocuğu olan annelere iki yıllık denetimli serbestlik verilmediği ile ilgili şikayetler var. Gerçi biz cezaevini aradık “veriyoruz” denildi ama vatandaş verilmiyor diyor. Bunu bakanlık çözsün bilmiyorum. Yasada var ya bu yasaları biz çıkardık arkadaşlar. 6 Yaşına kadar çocuğu olan annenin 1 yıl değil 2 yıl denetimli süresi hakkı var. Ancak işler, pratiğe gelince yönetmelikler yasanın üstüne çıkıveriyor veyahutta idareler çıkıveriyor. Neydir gerçekten böyle mi? Cezaevine soruyoruz, “hayır öyle değil.” diyor ama vatandaş mağdur olduğunu söylüyor. Bütün bunlar incelenmeli.
Arkadaşlar, mecliste bir Kürt meselesine dair yasa taslağı var, görüşülecek. Evet, destekliyoruz. Türkiye’nin bu dev meselesi, en büyük meselesinin çözümü konusunda bir adım atılacak ancak Türkiye’de başka adaletsizlikler de var. Her türlü adaletsizliğe yönelik adımlar atılmalı. İnsanlar haksız yere zindanlarda inim inim inliyor. Terörist olmayan adama “teröristsin” diyor. Adam bir bankaya para yatırmış, bir derneğe üye olmuş, “teröristsin.” Deniliyor veyahutta sıradan adli bir fiil işlemiş, hemen ağır bir ceza verilmiş. Uyuşturucuyla doğru düzgün mücadele edilmemiş, bağımlı olmuş gençlere 20 yıl ceza verilmiş. Ya kardeşim böyle olmuyor, düzelmiyor böyle işler. Adalet herkes için olursa adalet olur. Herkes için adalet, herkes için özgürlük istiyoruz. Böyle sadece bir kesim tamam olsun, Kürt meselesi çok önemli ve olmalı ama genişletilmeli bu arkadaşlar, önü açılmalı, böyle olmaz. KHK ile ihraç edilen, zulmedilen yüz binler var bu ülkede. Milyonlarca insan aile boyu zulüm çekiyor, işlerinden atıldığıyla kalmıyor, zindanlara atılıyor, yurt dışına gitmek zorunda kalıyor, büyük bir çile çekiyor. Bu ülkenin dev bir başka gerçeği de KHK meselesi arkadaşlar. Yine sol camiyaya bakıyorsunuz haksız hukuksuz yere bir itirazı net ve mert bir şekilde dillendirdiği için “Yürü cezaevine.” Deniliveriyor. Bir sürü sol mahpus da böyle zindanlarda inim inim inletiliyor, açlık grevlerindeler, kimsenin umurunda değil. Zindanlardan büyük bir adalet feryadı yükseliyor arkadaşlar. Bu feryadı duyun. 86 Milyona sesleniyorum. Çok kısıtlı bir adalet, adalet değildir. Bunu bilin. Herkese doğru genişletilmelidir sevgili arkadaşlar.
TCK 158 ile ilgili bir gelişme oldu fakat birçok kişi diyor ki: “Bizim meselemizi halletmedi.” Kandırılan çok genç var ve bunlarla ilgili hususlarda adımlar atılmalı arkadaşlar. Böyle adalet sadece bir şekilde bir yere tahsis edilmemeli. Mağdur çok genç var, mağdur çok erkek kadın, anne baba var. Bunları unutmamamız lazım.
Nilüfer Tekinalp Dal; “Kocaeli’de tek başına tırnaklarıyla kazıyarak iş kurmuş bir insanım. Kandıra Belediyesi Sedaş ve Sepaş ortaklığıyla bana haksızlık yaptı. Sözleşme ve ruhsat ihlali yaptı. Sahte evrakla elektrik kesme suçu işledi. Mahkeme kararını çiğnediler. görevlerini kötüye kullandılar.” Diyor. Çeşitli yerlere başvurmuş. Biz de onunla ilgili soru önergesi verdik. Bakalım konu ne olacak arkadaşlar?
Şimdi bir aşiret meselesi var. “Biz aşiretiz devlet bize dokunamaz.” mantığına arkadaşlar karşı çıkmamız gerekiyor. Bu meselede en çok kadınlar mağdur oluyor. Özlem Çelik, eşi tarafından sürekli olarak; “Biz aşiretiz seni ve aileni öldürürüz kimse bize bir şey yapamaz.” denilerek hakaretlere uğruyor, darp ediliyor, ölüm tehdidi. Ya nedir bu ülkenin hali arkadaşlar ya? Bakın bize başvurmuş. “Devlet bize ceza vermez, biz aşiretiz.” diyerek kadının ailesinin evine de baskın yapmışlar. Çok acayip olaylar oluyor. “Biz devletten güçlüyüz.” diyen bu zihniyete karşı devletin yasalarını işletmeye davet ediyoruz arkadaşlar.
Mazlum Çevik, Diyarbakır’dan yazmış bize; “6 Şubat depreminde perişan olduk. O gün yaptığım hak sahipliği başvurumu yalnızca tapunun depremden sonra alınmış olması gerekçesiyle reddedildi. Tapuyu o gün alamamış olmamın tek nedeni ekonomik imkansızlıklardı bir kağıdın tarihini yaşadığımız gerçeği ve mağduriyetimizi değiştirmiyor.” diyor. Gerçekten öyle bir kağıda bakmakla olmuyor arkadaşlar. Bu adam hak ettiği halde alamamış. Parası yok gidip tapuyu alamamıştır. Hak etmiştir. Bir onlara baksanıza ya. “Depremzedelerimizi korumalıyız.” diyordunuz. Sonra bakın unuttunuz gitti işte.
Kamuda taşeron olarak çalışan işçiler bize başvurmuş; “Kadro bekliyoruz.” diyorlar. “Özellikle üniversite yemekhanelerinde çalışan işçilerin kadroya alınmasını talep ediyoruz.” diyorlar.
Mardin Derik Boyaklı köyü sırt mezrasında yaşayan %98 engelli çocuk hastanın hayati tehlikesi ve mülki amirlerin ihmali hakkında bize başvurulmuş. 13 Yaşında bir çocuk engelli Down sendromlu %98 oranında ağır zihinsel ve bedensel engelli hepimizin koruması gereken bir çocuk ama düşünün o mezrada bir sağlık tesisi yok aile çok zorlanıyor bize başvurmuşlar diyorlar ki; “İlgili kurumları derhal göreve çağırın. İnsani dram bitsin, dramımız bitsin. Mezramız mülki amirler tarafından tamamen unutulmuş, kaderine terk edilmiştir.” Mülki amirler bir cevap versin arkadaşlar. Neresi bu? Mardin Derik, Boyaklı köyü sırt mezrası. Bu çocuk ölsün mü orada arkadaşlar?
Bedriye Erdem, 50 yıllık eşini kaybetmiş. Sonra veraset işlemleri derken bakmış hiç görmediği kişiler mirasçı. Sonra denilmiş ki; “Bir trafik çevirmesinde siz bu aracı kullanamazsınız.” cezalar almış. “Devri alamıyorum.” demiş. Verasette 30 kişi var ama araba parka çekilmiş. Miras işlemleri devam eden aracın trafikten men edilmesini nedeniyle yaşanan bir mağduriyet var. Yaşlı başlı kadın. Yedi Emin’e çekilmiş ve “Yaşlı ve yalnız bir kadın olarak tek ulaşım aracının göz göre göre çürümesine üzülerek tanık oluyorum. En yüksek miras payına sahip kişi olarak dava sonuçlanıncaya kadar aracın Yedi Emin sıfatıyla tarafıma teslim edilmesini veya mağduriyetin gidilmesi için gerekli idare hukuki değerlendirmenin yapılmasını istiyorum.” diyor. Yaşlı bir teyzemiz Bedriye Erdem adına buradan duyuruyoruz.
Muş Hasköy ilçesi Otaç köyünde yapılmak istenen Karasu Nehri ıslah projesi ile ilgili sıkıntılar var. Bu etrafı taş ve betonlarla çevrilmek isteniyormuş. “Bu, köyün temel geçim kaynağı, hayvancılık, manda yetiştiriciliğine büyük zarar verecektir.”
Volkan Demirer, bir mahpus %100 kalp yetmezliği var. Kalp pili takılı, kendi başına hayatını idame ettirmeye uygun değil. Kalp pili var, raporları burada. Baktım bir hekim olarak durumu çok zor. Sol böbrekte tümör var. Çok zor bir hasta ama adamı cezaevinde tutuyorlar. 10 Aylık bebeği, 17 yaşında oğlu var, evi kira arkadaşlar böyle hasta mahpuslar ne yapsın? Ölsün mü içeride arkadaşlar? Bakın bu insanları daha neden içeride tutuyorsunuz arkadaşlar ya? Allah aşkına şu hale bakın. Volkan Demirer ne yapsın ? Kalp hastası adam ve Cezaevinde kalamaz heyet raporu veriliyor. 6 Ay erteleniyor. Ondan sonra Menemen R’ye gidiyor. Bu adamı cezaevinde tutmak için büyük bir gayret gösteriyor devletimiz. Adam perişan madden manen. İlaçlarını doğru düzgün kullanamıyor. Ya adam içeride bir gün ölecek diyecekler ki; “Ya ne yapalım! Ölüm hak, miras helal derler . Ne yapalım öldü adam.” kardeşim sizin ihmalleriniz yüzünden ölecek adam. Allah Allah. Arkadaşlar durum bu.
Özgür Tatlıoğlu İzmir Menemen R’de yatıyormuş. “Oğlum bu TCK 158’den dolayı yatıyor. Çok zor durumdayız. Bu yasayla ilgili gelişme olmadı. Sayın vekilim ya affetsinler hasta mahkumları ya da hapishaneden çıkarın çocuklarımızı, oğlumu ve tüm mağdur edilmiş insanlar adına yalvarıyorum. Afyon’da bu kişilerin aileleri bizi tehdit ettiler. Perişan durumdayız.” Diyor. Bir formül bulunmalı arkadaşlar.
657 Sayılı devlet memurlarına engelli yakınları olanlara nöbetler için bir muafiyet, kolaylık sağlanıyor ama işçilerde bu hak yok. İşçiler de diyor ki: “Engelli yakınımız var, çok zor durumdayız. Bize bu konuda bir memurla eşitlik getirilsin.”
Bursa ili Nilüfer ilçesi Görükle mahallesinde Koza Kütüphanesinde uzun süredir öğrencileri ülkücü reisi olarak tanıtan kişiler tehdit ediyorlarmış. Ya arkadaşlar bu nedir yani? Oralarda jandarma n yok mu arkadaşlar? Bakın gençler bize başvurmuş. “Kütüphane fişleme, ayrımcılık ve şiddet iddialarıyla anılır hale geldi.” diyor. Gidiyorsun kütüphaneye, birileri gelip seni tehdit ediyor. Jandarma hak getire. Nilüfer Kaymakamlığı ne yapıyor bu konuda? Buradan soruyoruz. Müracat da etmişler. Bu işle bir ilgilenin kardeşim. Birtakım kabadayılar böyle kütüphanelerde “şu olacak bu olmayacak.” Mı diyor? Devlet yok mudur? Devlet nerede kardeşim? Kaymakamlık ne yapıyorsunuz? Size soruyorum.
15 Temmuz Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı dosyasında 500 kişi var. Cezaevinde olan kişilerin yatırı bittiği halde dosya hala Yargıtay yaşamasında olduğu ve onanmadığı için cezaevindeki kişiler tahliye olamıyor. “Dosyanın bir an önce incelenmesini istiyoruz.” diyorlar.
Muş Özel Şifa Hastanesi’nde çalışan personellerin maaş ödemeleriyle ilgili yaşanan mağduriyetlerin kamuoyuna ve yetkili kurumların dikkatine sunulmasını istiyorlar vatandaşlarımız.
























Yorumlar