3 Aralık 2025
Önümüzde birçok konu var ama öncelikle bugünün 3 Aralık Dünya Engelliler Günü olduğunu ve bu hafta içinde de engelli hakları konusunda önemli bir duyarlılık oluşturulması gerektiğini söylüyorum ancak engelli hakları bir günde hatırlanıp ertesi gün unutulacak bir şey değildir.
Türkiye’de engelli hakları konusunda iktidarın tavrı maalesef geriye giden bir hali göstermektedir. 2008 öncesi işe girenlerin vergi indiriminden kaynaklı emeklilik haklarının 15 Ocak 2025 günü çıkarılan yasayla gasp edilmesi emeklilerin büyük bir hak kaygına uğramasına neden olmuştur. Bu konuda mutlaka yeni bir yasa çıkarılarak konu telafi edilmelidir.
Aynı zamanda iktidar son zamanlarda ürettiği yolsuzluk, talan, yağmayı gidermek için engelli raporlarındaki oranları düşürerek engellilere emeklilik hakkını gasp etmektedir. Bundan engelli vatandaşlarımız son derece mağdurdur ve bize ulaşmaktadırlar. Böyle kırpa kırpa sınırda engellilik oranını bırakarak onlara emeklilik şansı tanımamakta ve engelli oranları noktasında hak kaybı oluşmaktadır.
Engellilerin toplumda aslında diğer insanların bakış açısıyla değil, kendilerinin hissettiği eksene alınarak muamele edilmesi gerekir. Böyle dışarıdan sağlamcılık üreten, engelliyi tamamen bir eksiklik olarak gören bir anlayış doğru değildir değerli arkadaşlar. Sonuçta kalıcı bir engellilik yaşayan bireyler varsa bu bireylerin ruhsal, fiziksel, psikolojik olarak yapılarına uygun bir yaşamı oluşturmak devletin görevidir. Onları illa engeli olmayan kişiler gibi görmeye çalışmak ve bir şekilde değiştirmeye, dönüştürmeye çalışmak sağlamcılık diyoruz buna. Bunu yapmaya çalışmak da doğru değildir. Bunu da söylemiş olalım.
Engellilerin sıkıntılarını en başta engelli bireylerden ve ailelerinden dinlemek gerekir. Engelli bireylerin engelli aylıkları ve bakım aylıkları da çok büyük sorun olmuştur. Şu anda tavana çıkmış enflasyon nedeniyle aldıkları engelli aylıkları ve bakım aylıkları gerçekten komik düzeylere düşmüş durumdadır ve bir de bunları da vermemek için uğraş veren, rapor oranlarını düşürmeye çalışan bir iktidar var karşımızda. Sürekli o rapor oranlarını düşürmeye çalışıyorlar ve engelliler mağdur oluyor.
Engellilere bakan annelerin durumu çok önemlidir .ünkü bu anneler başka bir işte çalışamadığı için sigortalı olamamaktadırlar ve bir kez daha hak kaybına uğramaktadırlar. Engelli çocuğuna bakan annelerin sigortalılığının sağlanması gerekir ve daha pek çok hususta düzeltme yapılması gerekir. Bunlar saymakla bitmez. Biz bunları ayrıntılı bir şekilde yine bugün mecliste verdiğimiz önergede de anlatacağız.
Engelli hakları noktasında artan bir sıkıntı var. Bütçede %1,2 oranında bir bütçe tanınıyor engellilere ancak %10-13 civarında engelli var ve engelli olma potansiyeli de Türkiye’de artıyor çünkü trafik kazaları ve genetik kalıtsal hastalıklardaki çocukların etkilenme oranları ve ailevi birtakım genetik hastalıklardan kaynaklanan sıkıntılar artmakta ve engellik oranının yükseleceği anlaşılmaktadır. Batı ülkelerinin durumunda değiliz. Batı ülkelerindeki hizmet oranı son derece iyi maalesef Türkiye dünya standartlarının altında engellilere hizmet veriyor. Bunların da giderilmesi gerekiyor. Bütün bunları toparladığımız zaman engelli hakları noktasında sadece bir günde hatırlanmak değil, 365 günde hatırlanmak gerektiğini söylemiş olalım.
Gündemimizden hiç düşmeyen bir büyük katliamı tekrar anmak istiyorum. Kocaeli Milletvekili’yim ve 8 Kasım 2025’te Kocaeli Dilovası’nda meydana gelen faciaya tekrar değinmek isterim. Aileler yine gözyaşları içinde ve adalet arıyorlar. Bu katliama, faciaya göz yumanların cezalandırılması gerektiğini söylüyorlar ancak çıkan raporlar maalesef asli suçlu olan, fail olan Çalışma Bakanlığı’nı böyle suçsuz gibi göstermeye çalışıyor. “Tali kusurlu” diyerek ya siz 2021’de yıkılması gereken bir binada usulsüz olarak yüzlerce işçi çalıştırılırken neredeydiniz Çalışma Bakanlığı? Size başvuru yapılıp “Burada çocuk işçi çalıştırılıyor.” derken, “Git sen araştır ey vatandaş.” derken suçsuz mu olduğunu hissediyorsun? Müfettişler buraya gittiğinde, kontrol yaptığında parfüm hediyesi alıp dönerlerken suçsuz olduğunu mu sanıyor Dilovası Belediyesi? Kocaeli Valiliği: “Ruhsat var.” diyor ama o ruhsatın tamamen boş bir ruhsat olduğunu, iskanı ve yangın tertibatı olmayan bir yere ruhsat verildiğini görmüyor mu? Dilovası Kaymakamı ne iş yapıyor? Bölgesindeki katliam üretebilecek korkunç bir yer az ötesinde dururken çalışmaya devam etmiş ve umursamamış. Dilovası Belediye Başkanı Ramazan Ömeroğlu bu ruhsatı nasıl vermiş? Bu ruhsat nasıl devam etmiş? Biz defalarca söylüyoruz, Çalışma Bakanı da, Kocaeli Valisi de, Dilovası Kaymakamı da, Dilovası Belediye Başkanı da, Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı da istifa etmelidir ve yargılanmalıdır arkadaşlar. Böyle bir rezalet olmaz. Böyle bir şey olabilir mi ya? El insaf diyoruz. 7 kişi yanarak can vermiş, tek bir istifa eden kişi yok. Sadece açığa alınmış amirleri tarafından. Bir Allah’ın kulu vicdanı sızlayıp da istifa etmemiş arkadaşlar ya. Böyle bir rezalet olabilir mi? Halk bu kadar mı değersiz ben size soruyorum. 7 kişi yanarak canını vermiş, tek bir istifayı düşünen yetkili yok ya. Allah’tan korkun ya. Bu nasıl bir vicdansızlık? Ancak amirleri onları açığa alırsa çalışmıyorlar. Şu hale bakın. Bu halk bu kadar mı değersiz ya? Sevgili arkadaşlar, yarın öbür gün sizin de başınıza böyle hadiseler gelebilir. Denetim yapılmayan bir binada yanarak ölebilirsiniz. Sizin hakkınızı soracak birileri olsun istemeyecek misiniz? Şu anda da o katledilen insanlar, onların yakınları adalet istiyor. Mutlaka öte dünyaya gitse de o insanlar mutlaka adalet istiyor. Onların yakınları ne zaman görüşsek gözyaşları içinde bize; “Adalet ne zaman tecelli edecek?” diyor. Gelinen noktada maalesef tek bir istifa eden yetkili yok. Herkes kulağının üstüne yatmış üç maymunu oynuyor. Böle bir skandal durum ile karşı karşıyayız.
TÜİK Kasım ayı enflasyon oranı da belli oldu. Yıllık %31,07 denilmiş ancak ENAG, gerçekten objektif hesaplama yapan ENAG rakamları ise yıllık %56,82’yi gösteriyor. Arada önemli bir fark var, %25 civarında bir fark var. Biz bu farkın nereden kaynaklandığını biliyoruz. İktidarın TÜİK yetkililerine çeşitli cambazlıklar yaparak enflasyonu düşük gösterme hevesinden kaynaklandığını biliyoruz bu %25 düşüşün. Bu yüzden gerçek oranın ENAG oranları olduğunu da görüyoruz.
Yurdun dört bir tarafından hak ihlalleri geliyor. Onlara da burada değinelim. Biz ayrıca bu başvurular konusunda da bakanlıklara başvuruyoruz sevgili arkadaşlar.
Kayseri Şehir Hastanesi Başhekimi’nden şikayetler geliyor. Mobbing yaptığı ve “24 nöbetlerini kaldırdı, üç güne yaydı ve hafta sonları dahi çalışmak zorunda kalıyoruz. Aile hayatımız bitti, tükenmişlik hissediyoruz.” diyen başvurular geliyor. Buradan Sağlık Bakanlığı’na da bunu duyurmuş olalım. Tamam, personel çalışsın ama onların kişisel ve ailevi hayatlarını etkilemeyecek düzeyde olmalı diyorum.
Bakın, bir engelli annesi bize başvurmuş. Cennet Çulha, diyor ki; “Bakım aylığını vermemek için toplam engel oranı %50 olmasına rağmen raporu %47 olarak yazılmış.” az evvel söyledim ya. Kurullar gariban engelli ailesine bakım aylığı vermemek için 40 takla atıyor arkadaşlar. %50 ile alacak, “Ne yapalım işte biraz kırpalım kırpalım %47 ile verilmez durumuna getirelim. Böylece iktisat yapmış olalım.” ya siz o iktisatı yaptığınız israflardan, yolsuzluklardan yapın ya. İnanılmaz yolsuzluk, usulsüzlük, hukuksuzluk, talan, yağma yapılıyor. Oralarda iktisat yok ama gelmiş gariban bir engelli annesinin bakım aylığında üç puan eksiltip onun maaş almasını engellemeye çalışıyor. Bu kişi diyor ki; “Zaten KHK nedeniyle çalışamıyorum. İki yıllık tutukluluğumda maddi manevi zorluklar yaşadım. Haksız tutukluluk tazminatım hala verilmedi. 1 ay farklı EYT’yi kaçırdım. Üç çocuğum var. İki çocuğum çalışıyor, denetimli serbestliklerde.” aile olarak çok büyük sıkıntı yaşayan, eşi de vefat etmiş bir anne. Düşünün, siz eşi Covid zamanında vefat etmiş, KHK ile işinden atılmış, engelli çocuğu olan, okuyan çocukları olan bir anneye, bakım aylığı vermemek için 40 takla atıyorsunuz. Utanın ya vallahi utanın .
Covid izninde yaşanan sorunlarla ilgili başvurularda geliyor. Seyithan Ötün denetime çıkmasına karar verilmiş ve bununla ilgili sorunlar yaşanmış. “Dosyanız gelmedi, dosyanız gelince size haber verilecek.” denilmiş Mersin Denetimli Serbestlik Müdürlüğü. “Daha sonra eşimle beraber Mersin Denetimli Serbestlik Müdürlüğü’ne gittiğimizde eşimin dosyasının kapandığını, infaz hakimliğine gönderildiğini söylediler. Tutanaklarına göre 5 gün içerisinde denetime başvurmamış olup 2 gün daha eklenerek dosyayı kapatmışlar ve bununla ilgili mağduriyet oluşmuş. İlk önce onanmış daha sonra kanun yararına bozma kararı gelmiş. İnfaz hakimi kararının yerinde olduğuna karar verdi. İnfaz hakimi tekrar cezaevine almış. Uzun bir hikayesi var. Sonuçta biz bunu bakanlığa da bildirdik. “Kendime iş bulamıyorum, günlük işlere gidiyorum. Hem eşime bakmaya çalışıyorum cezaevinde, hem çocuklarıma sizlerden sesimizi duymanızı istiyorum. 9 aydır dışarıda kalan bir insan SSK’lı çalışıyor, benim çocuklarım var, bizim aile hayatımız mahvoldu.” diyerek sıkıntısını bize dile getirmiş.
İngiltere’de yaşayan ve Türkiye’ye 25 kez gidip gelen bir İngiliz vatandaşı Katie Doran, Türkiye’de bu yasanın yeniden gözden geçirilmesini istiyor ve “Bu katliam devam ettiği sürece ülkenize bir daha gelmeyeceğim ve şu anda köpeklere yönelik bir katliamın acımasızlığını hissediyorum.” diyor. Yapılması gereken geçici kısırlaştırma, aşılama ve takip programlarıdır. TNVT programıdır. Popülasyon kontrolü kısırlaştırma ve takiple sağlanır. Halk sağlığı, aşılama, kuduz ve diğer bulaşıcı hastalıkları önler. Toplum güvenliği ancak böyle sağlanır. Maliyet etkinliği uzun vadeli kamu kaynakları cezai ve öldürücü yaklaşımına bir kıyasla daha etkin kullanılır. Toplumsal uyum ve hayvan refahı ancak böyle sağlanır.” diyor.
Fizyoterapistlerin bize başvuruları var. Fizyoterapistler diyor ki; “İstihdam krizi yaşıyoruz. Bu yıl 254 kişilik atama oldu. 2 yıllık mezun sayısının oranla istihdamı %10’dan %1,8’e düşürüldü. 2026 KPSS’ye kadar alım olmayacak demiş sayın bakan fakat bu da 2024 kapasitesi puanlarının geçerlilsizleşmesi anlamına geliyor. Fizyoterapistler çok önemli bir hizmet ürettiklerini ve çok mağdur olduklarını söylüyor. “En azından 2024 KPSS puanları geçerli olsun.” diyorlar. İstihdamın gerçek ihtiyaçlara göre yeniden ayarlanmasını istiyorlar.
Duchenne Musküler Distrofi Aileleri Derneği bize başvurdu. Çeşitli yüksek maliyetli ilaçlar var. Bu ilaçlara bireysel kampanyalarla ulaşmaya çalışıyorlar. Bu ilaçlara bu nadir hastalığın mağdurları niye illa kampanyayla ulaşsın? Devlet bu ilaçları temin etmeli. “Devlet güvencesinde erişmek istiyoruz.” diyor. Dünya genelinde gen büyücü Tedaviler hızla gelişirken yüksek maliyetleri nedeniyle pek çok ülke nadir hastalıklar için özel fon modelleri oluşturmuş durumda. “Nadir hastalıklar tedavi erişim formunun kurulmasına yönelik gerekli yasal düzenlemelerin başlatılması gerekir.” diyorlar. Bunun için de DMD Aileleri’nin başvuruları var.
“9 yaşındaki kardeşi E.E.’nin komşuları tarafından taciz edildiğini iddia eden bir başvuru var. Buna rağmen kişi 13 yıl ceza almasına rağmen tutuklanmamış, İstinaf’ta ve ev hapsi verilmiş. Bu tür çocuk istismarı davalarında, bu tür kararlar da rahatsız edici oluyor.
Kocaeli Kandıra Cezaevi’nde bulunan telefon hatları sıklıkla sorun ürettiği için mahpus ve yakınları çok önemli sıkıntılar yaşıyormuş. Sürekli arıza çıkarması mahkum yakınlarını telaşa sokmakta ve onlardan haber alamamalarına neden oluyor. Bu duruma da bir an evvel bakılması gerekiyor. Adalet Bakanlığı’na hatırlatıyoruz.
Şanlıurfa’da geçtiğimiz haftalarda engelli bakım merkezinde çıkan yangın sonucu, hayatını kaybeden bir çocuktan bahsetmiştik. 7 yaşındaki Poyraz Efe Öztürk. Bu bakım merkeziyle ilgili önemli şikayetler geliyor. Bu yangının bir kaza sonucu değil, o kadar eksiklikten sonra ister istemez ortaya çıkabildiği söyleniyor ve çok önemli sıkıntılar olduğu söyleniyor. Sahibinin işin başında olmadığı, göstermelik birtakım durumlar olduğu söyleniyor ve çeşitli üzücü iddialar var. Biz bununla ilgili bir soru önergesi de veriyoruz. Engelli çocuk hakları son derece önemli. Bir bakım evinde yangın çıkmış ve orada bir çocuk ölmüş. Bakanlık bu konuyu mutlaka araştırmalı. Biz bakanlıklardan bu konuda cevap bekliyoruz. Çok sıkıntılı bir vaka. Bu bakım evinde neler oluyordu, neler bitiyordu? Önemli iddialar var. Biz soru önergemizle de bu durumu soracağız.
2008 öncesi işe girmiş ve vergi indirimi ile emekliliğine çok az bir süre kalmışken. 15 Ocak 2025 yasasıyla hakkı gasp edilmiş birçok insan bize başvuruyor. “Efektif ambulasyon sağlayamama kriteri getirildi.” diyor. Esas olarak bireyin efektif ambulasyon sağlayıp sağlayamadığına odaklanmaktadır. Bu kriterin dar yorumlanması rapor oranlarının yüksek olmasına rağmen ret kararlarına yol açmaktadır. “Tek hastalıktan %40 oranı arıyorlar ama bazen de %90 üzerinde psikiyatrik hastaların ret aldıklarını görüyoruz.” diyor. İşitme ve görme engelli bireylerin ise bu dar kriterler nedeniyle neredeyse hiçbirinin emekli edilmediği görülmekte. Uzuv kaybı ve felce odaklandığı için. Yine Brakial Pleksus ‘ta %40 orana sahip olmasına ve bir fonksiyonsuzluk bulmasına rağmen sadece parmaklar birazcık hareket ettiği için vergi indiriminden doğan emeklilik hakkını vermeme durumu oluyor. Tabi iktidar burada kısa kısa öyle bir duruma getirmiş ki ancak kişilerin %10’u kabul alabiliyor. İktidar yaptığı israfların, yolsuzlukların, talanın faturasını engellilerin sırtına yüklüyor.
Cezada Adalet İnfazda Eşitlik Platformu çalışmalarını sürdürüyor. Bize de başvurmuşlar. Yeni yasada cezada adalet ve infazda eşitlik olmadığını söylüyorlar. Buralara disiplin affının denetim ihlali düzenlemesi, şartlı tahliyesi geri alınanlar, adli para cezası mağdurları, karşılıksız çek cezası mağdurları, TCK 220 mağdurlarının eklenmesi gerektiğini söylüyorlar. Diyorlar ki: “Adalet herkes için eşit olmalıdır. Parçalı, geçici, belirli suçlardan yana ayrımcı düzenlemeler bu krizi çözemez.” diyorlar.
Yozgat Boğazlıyan’dan başvuru var. Belediyenin önceki gece çok sayıda sokak köpeğini zehirleyerek çöp presleme aracına attığı ve vatandaşlar tarafından suçüstü yakalandığı iddiası var. Bunu da buradan söyleyelim ve araştırılması gerektiğini söyleyelim. Eğer ki gerçekse korkunç bir olay.
Urfa’ya bir yıl önce atanan PTT Başmüdürü hakkında çalışanların mobbing iddiaları var. Sıkıntının büyüdüğü yönünde usulsüz işlemler yaptırıldığı ve çalışanlarını ezdiği yönünde önemli iddialar var. Bunu da bakanlığın araştırması gerekiyor. Ulaştırma Bakanlığı’na da bu konuyu iletmiş oluyoruz.
Tekin Nasipoğlu; “67 yaşındayım ve %73 engelliyim. İki sefer kalp krizi geçirdim. Birinde bypass, diğerinde stent, balon uygulamaları, bel fıtığım var.” diyor ve bu kişi, bakın yaşlı başlı bir kişi, Göztepe Hastanesi’ne giderken cüzdanını kaybediyor. Dolandırıcılar cüzdanını buluyorlar, kredi kartından işlemler yapıyorlar ve 3 gün içinde. gidip hesaplarını kapatmış fakat 158’den dava açılmış. 3 gün içinde dolandırıcılar kredi kartından bir sürü işlem yapmış. Yaşlı başlı adamın Alzheimer’ı olan, bir ton hastalığı olan adam bize başvurdu. Şimdi bu TCK 158 konusunda bir adım atılması lazım. Gençler, yaşlılar, kredi kartını kaybedenler çok önemli mağduriyetler yaşıyorlar. ”7 adet yargılamam devam ediyor.” diyor. “Birinden beraat kararı, 2 tanesi istinafa gitti. 4 tanesinin yargılaması devam ediyor. Perişan durumdayım. Bir taraftan hastayım, bir taraftan da bu halimle cezaevine gireceğim gibi. ben suçlu olsam ATM’lerde görüntüm olur fakat ATM’de de görüntüm yok. Birileri benim adıma gidip bu kartları kullanmış. Gerçek suçlular bulunmuyor. Benim gibi yaşlı, hasta, engelli kişiler mağdur ediliyor.” diyor.
Zülfi Mahmut Akgül’ün eşi bize başvurmuş; “Eşimi nitelikli dolandırıcı gibi gösterdiler ama benim eşim bankadan arıyormuş gibi görünüyor ama asıl eşimin ibanını alıp başka kişiler hem eşimi hem mağdur olan kişiyi dolandırmışlar. Ailece çok mağduruz.” diyor. Bu konuda adil bir yargılama beklediğini söylüyor. “Covid yasası da bize yaramıyor. Ailece perişanız.” diyorlar.
“Özge Aybike Kip’e verilen cezada suçsuz olmadığını bildiğimizden dolayı ağır ceza avukatı tutmadık. Savunma eksikliğinden inceleme yapılmadan kız kardeşimin 2 yıldır suçsuzluğunu ispat edemedik. Yerel mahkeme hakkımız bitti. Adil yargılanma istiyoruz.” diyor.
Tip 1 diyabet hastaları bize başvurmuş. 19 yaşından sonra sensör verilmemesi konusunda bir sıkıntı var. Bunu dile getirmişler. 19 yaşından sonra da sensör hakkının tanınmasını istiyorlar. Yapay pankreas yerine geçebilecek insülin pompalarının ve aylık aparat masraflarının Avrupa ülkelerinde olduğu gibi her vatandaşa verilmesi gerekir.” Diyorlar. 3- 18 yaşa kadar tip 1’li diyabetler çözger raporu ile ağır engelli sayılırken 18 yaş üstü diyabetli bireyler sağlık kurumunda hafif engelli sayılarak bu oran %30 düşürülmektedir. Bu saçmalık ötesi bir durumdur.” diyor. Diyabet iyileşen bir hastalık değildir. 18’den sonra komplikasyonları artmaktadır. %30 oran verilen diyabetli erkek bireyin askere gitmesi, diyabetlilerin engelli KPSS’ye giremeyip normal KPSS’ye girecek olması, çalışma şartlarında normal vatandaşlarla aynı şartlara maruz kalması söz konusu olacaktır.” diyor. Diyabetin sebebi ve daha iyi yönetilebilmesi sebebiyle diyabet üzerine bir sağlık araştırma komisyonu kurulmalı. Bu komisyon diyabetin sebebini araştırırken aynı zamanda diyabet için yurt dışından getirilen teknolojik aletlerin Türkiye’de üretilebilmesi için ARGE çalışmaları yapılmalıdır.” diyor.
İklim kanunundan şikayet edenler de bize başvurmuş. Hem köpekler mağdur oluyor, sokak köpekleri öldürülüyor, doğa güzelliklerimiz katlediliyor, zeytinlikler mahvediliyor. Bu iklim yasasının gündemde olduğunu ve son derece önemli sıkıntılara yol açtığını söylüyor.
Ayrı üniversitelerde çalışan memurların tayin sorunları var. Bir eş bir üniversitede, diğer eş bir üniversitede olduğu zaman tayinler noktasında çok büyük sıkıntılar yaşanıyor. Yeni bir yasayla bunun giderilmesi gerekiyor. Aileler “Aile Yılı” ilan edilen bu yılda aile olarak bir araya gelemediklerini, iktidarın sürekli üç çocuk önerisinde bulunduğunu ama bir araya gelemeyen eşlerin aile olamadıklarını ve çocuk düşünemediklerini söylüyor. Çok büyük sıkıntılara iktidarın duyarsız olduğunu belirtiyorlar.
Faruk Karakaş bize başvurmuş; “2026’da emekli olacaktım. Yeni yasa çıktı. Emeklilik 18’lere düştü. Tek hastalık %40 üzeri raporumu kabul etmediler. Neymiş efendim? Yeteri düzeyde iş gücü kaybım yokmuş ve bundan dolayı emekli olamadım.” diyor.
Psikoloji lisans mezunları bize başvuruyorlar ve sıkıntıda olduklarını söylüyorlar. Tescilli klinik psikolog diplomam doğrultusunda fiili hizmet zammı ve sağlık meslek mezunu haklarından yararlandırılmam gerekir. Sadece psikoloji lisans mezunlarının atanması için gerekli düzenlemeler yapılsın.” Diyor. Birçok başvuru var psikologlardan ve ayrıntılı bir şekilde kendilerinin okudukları okul ve dolayısıyla aldıkları diplomaların değersizleştirilmeye çalışıldığını, kahverengi forma giymelerinin de teknisyenlerle aynı düzeyde görülmeleri anlamına geldiğini söylüyorlar ve bütün bunların düzeltilmesi gerektiğini söylüyorlar. Birçok psikolog başvurusu var. Bunları bakanlığa ileteceğiz ve bir çözüm bulunması gerektiğini de söyleyeceğiz. Psikolog arkadaşlarımız da buradan duysunlar. Birçok başvuru var. Bunların tüm ayrıntısını okuyamıyoruz ama onları ayrıntılı bir şekilde bakanlığa ileteceğimizden emin olsunlar.
Ersel Furkan Güven, Edirne Cezaevi’nde ve yaşadıklarını uzun uzun anlatmış. Babası sıradan bir memur statüsünde aldığı emekli maaşıyla geçinmeye çalışan bir eski öğretmen. “Evde başka gelir kaynağımız yok. Oğlum da haksız yere cezaevinde. Ne kendi geçimimizi ne de çocuğumuzun geçimini sağlayabiliyoruz. Diğer çocukların da eğitim masraflarıyla belim bükülmüş durumda.” diyor ve çocuğunun adil olmayan yargılamalarla cezaevinde bulunduğunu ve ailece çok büyük sıkıntılar yaşadıklarını bize iletiyor.
Remziye Turmuş, Bakırköy Kadın Cezaevi’nde kalıyor; kendisiyle 10 dakikalık telefon görüşmesi cezaevi haklarının zayıflığı nedeniyle sorunlu oluyormuş. S”ağlıklı görüşme hakkı mahkemece de ciddiye alınmamış olacak ki durum Anayasa Mahkemesi’ne kadar ilerlemiş. “Dilekçe yazmam istendi. Dilekçe yazdım ve üzerinden yaklaşık bir ay geçmesine rağmen yazdığım dilekçeyle ilgili takip numarası bile alamadım. Bu durumun düzeltilmesi için CİMER’e de başvuru yaptım. Daha ne yapmamız gerektiğini bilemediğimiz için sizlerden yardım istemeye karar verdik.” diyor. “Sonuçta kız kardeşimle bir ayı aşkındır telefon görüşmesi yapamıyoruz.” diyorlar. Adalet Bakanlığı’na bunu duyuralım. Kimsenin umurunda olmuyor. Oradaki hizmetin doğru düzgün sağlanması bakanlığın, iktidarın görevidir.
Diyarbakır Kulp ilçesi Yakıt köyü adına bize yazmış vatandaşlar. Orman vasfıyla ilgili bir sorun var. Diyarbakır Orman Müdürlüğü’ne bağlı memurlar “2B’dir” demişler. Urfa Orman Müdürlüğü ise buraya “orman” demiş. Bir karışıklık olmuş. Bunun düzeltilmesi ve mağduriyetlerin giderilmesi gerektiğini söylüyorlar.
Şanlıurfa Akçakale 1 No’lu Açık Ceza İnfaz Kurumu’nda çok kötü bir durum var. Kötü muamele, fiziksel şiddet ve temel ihtiyaçların karşılanmaması sorunları var. Aşırı kalabalık koğuşlar. Kurumdaki normal koğuşlar 16 kişilik kapasiteye sahipken A19 numaralı koğuşta 80 ile 130 arası mahkum kalmakta. Şu hale bakın arkadaşlar, cezaevlerinin haline bakın. Kendi kişisel eşyalarıyla yemek yemek zorunda bırakılıyorlar. Hijyen kurallarıyla bağdaşmamakta. Psikolojik sağlığı da olumsuz etkilemekte. Tüm koğuşlarda televizyon bulunmamakta. Mahkumların haber alma hakkı çiğnenmekte. Memurlar kötü davranmakta diye başvuru yapılmış bize. Aşırı kalabalıklaşmanın acilen giderilmesi lazım. Yemekhaneler için gerekli malzemeler temin edilmeli. İletişim imkanları ve kötü muamele yapan personeller hakkında disiplin soruşturmaları açılmalı.
Adıyaman Kahta bölgesinde yerinde dönüşüm kapsamında yürütülen inşaat süreçleri uzun süredir ciddi bir aksama, denetim zafiyeti ve vatandaş mağduriyeti üretmekte. İnşaatlar Serkan Söğüt tarafından üstlenilmiş, çok geç bırakılıyormuş. Müteahhit tarafından sürekli “başlayacağız, edeceğiz.” deniliyormuş. Çevre Bakanlığı’na soralım kardeşim bu ne iştir? “Haksız hak edişler alıyor.” diyor. Gerçeğe aykırı ilerleme beyanları var. Denetimler zamanında yapılmıyor. Mağdur olan birçok köy varmış. Bölgedeki tüm dönüşüm projeleri yerinde kapsamlı incelenmeli. Usulsüzlük şüphesi bulunan işlemler hakkında derhal soruşturma başlatılmalı. Sözünü yerine getirmeyen müteahhitlerin sözleşme feshi yapılmalı.” diyor. Şeffaf biçimde tarafımıza yazılı olarak bildirilmeli.
Denetimli serbestlik ihlallerin yeni düzenleme dışında bırakılması ciddi bir mağduriyet yaratmaktadır. Suç tarihi doğru esas alınsaydı bazı mahpuslar hiçbir şekilde denetimli serbestliğe çıkarılmayacaktı. Bu nedenle imza yükümlülüğü olmayacak ve dolayısıyla denetimli serbestlik ihlali gibi bir durum hiç ortaya çıkmayacaktı. İmza saatine birkaç dakika geç gidildiğinde memurlar imzayı kesinlikle kabul etmiyor. İnfazda farklılık oluşması hakkaniyete aykırıdır.” diyor ve yeni yasada infazda eşitlik istiyorlar.
Diyarbakır 3 No’lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndaki Cihat Üçdağ’ın yakınları bize önceden de başvurmuştu. Sorun hallolmuyor. Şeker hastası bir mahpus bu. Tip 1 diyabet hastası. Göğsü sıkışınca gözleri bulanık görmeye başlıyor. Butona basıyor. Baş memur gelip “sen hasta falan değilsin, neden bizi rahatsız ediyorsun.” Diyormuş ve bunun üzerine “Ya ben hastayım.” deyince de bir tartışma yaşanıp darp edilmiş. Adam hem hasta hem şekeri yükselince sağlık hakkından yalarlanamamış bir de üstüne dayak yemiş. Şu hale bakın. Adalet Bakanlığı neredesin diye soruyorum. Şu hale bakın ya Allah Allah. Revir görevlisi şekerini ölçmeye diye çıkarıp kamerasız odaya alıp darp etmiş. Görevlerini kötüye kullanmışlar. Böyle ciddi iddialar var. Bakın bunlar bize iddia olarak geldi. Nedir ne değildir kardeşim? Bu konuyu araştıracak bir Allah’ın kulu yok mu? Adam hem Tip 1 diyabet hastası, sağlık hakkı istediği için bir de üstüne dayak yemiş. Bu ne iştir? Bunu soruyoruz. Bu iddialar konusunda cevabınızı bekliyoruz.
Umut Şimşek; “Yakın çevremde bulunan bir yapıya ilişkin uzun süredir devam eden, hem kamu güvenliğine hem de yasal denetim yükümlülüklerine ilgilendiren ciddi sorumluluklarla ilgili bilgi vermek istiyorum.” diyor. Kocaeli İzmit Kuruçeşme Yaşam Merkezi’nde yangın raporuna göre işlem yapılmaması ve parsel dışı güvenlik kulübesinin imar planlarında otopark olarak kullanılan alana yapılması, yıllardır burayı kaçak olarak kullanmaları kamu zararına yol açmaktadır. Yangın güvenliği aslında sıkıntı var. Parsel dışına yapılmış kaçak yapılar var. Savcılık başvurum var. Belediyelerin işlem yapmaktan kaçınması mevzubayız.” diyor. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi tarafından herhangi bir somut işlem yapılmamış, yalnızca rutin ve sonuçsuz yanıtlar verilmiştir. Belediyelerin teknik kapasitesini aşmış ve kamusal sorumluluktan kaçınma seviyesine gelmiştir. Bunu meclis gündemine alınması gerekir.” diyor. Biz de buradan vatandaşın şikayetini gündem ediyoruz.
“Disiplin suçu yüzünden COVID’den yararlanamıyoruz.” diye başvurular çok var. Disiplin suçu işlendikten sonra bir müddet geçiyor ve ardından bu yasadan yararlanamama durumu oluyor kişilerin. Bunların kaldırılması gerekiyor. “Hükümlü kişi 50 tane de yasa gelse maalesef açık cezaevine geçiş yapamıyor. Cezaevlerindeki kaotik ortamı biz yaratmadık.” diyor başvurucu. Hükümlü kişinin suç tarihi 31 Temmuz 2023 öncesi. Hükümlü kişi 3 yıl erken açığa geçme ve 3 yıl erken denetimli serbest haklarından faydalanıyor. Üstelik hükümlü kişi zaten 2022’den beri cezaevinde ve cezasını %90’ını infaz etti fakat ne acıdır ki disiplin kurullarının verdiği cezalardan dolayı 1 ay ziyaret cezasını 3 ay bekleme süresi var. 1 ay telefon iletişim hakkının kısıtlanması 3 ay bekleme süresi var. 11 gün hücre cezasını 1 yıl bekleme süresi var. Diyelim ki hükümlü kişiye 11 gün hücre cezası verdiler. 1 ay ziyaret cezası verdiler. 1 ay telefon iletişim cezası verdiler. Hükümlü kişi tarafından bunlar infaz edilse bile toplamda 18 yapar diyor. Buradan da mağduriyet oluştuğumuzu söylüyor.
Evi sabaha karşı basılarak gözaltına alıp ardından tutuklanan Şafak Kurt’un bize gönderdiği bir mektup var. “30 Eylül günü ailemle yaşadığım evim basıldı. Eşim ile ben darp edildik işkenceyle. Gözaltına alındım ve göstermelik bir şekilde yargılandık ve tutuklandık. “Örgüt üyesi” diye servis ettiler. Oysa biz ailemizle yaşayan, geçimini sağlamaya çalışan esnaflardık. Vergi mükellefiyiz. Ben 42 senedir aynı mahallede otururum. O mahallede büyüdüm. Okula gittim, esnaflık yaptım, evlendim. Hatta mahallem için muhtar adayı bile oldum ama sonuçta böyle bir infaza uğradık.” diyor ve ardından haksız, hukuksuz tutuklandıklarını söylüyor. Diyor ki: “Kahvehanede oyun oynamışım, parasını İBAN ile göndermişim. Nakit para ve buradan teröre yardım diye suçlanıyorum. Nakit para taşınmamak suç diyor. Esnaf olarak ya da arkadaş hukuku gereği İBAN yoluyla borç alıp göndermişim. Bahsettiğim para miktarları 200-500 lira. Bunlar da suç olarak gösterilmiş. “CHP üyesiyim. CHP kayyım gaspını ve belediyeler operasyonunu teşhir ve protesto için genel merkez düzeyinde çağrıya uyarak protesto yaptım. Bu legal bir durumdu. Ardından bu da suç olarak gösterildi. Grup Yorum üyesi İbrahim Gökçek’in cenazesine gittik. Bu da suç olarak konulmuş diyor. Taylan Kulaçoğlu’nun cenazesine gittim, bu da suç olarak gösterilmiş. Utanç verici suç ithamları var. Ailece mağduruz ve bu bahane, kurgu ve komplo tutuklaması bir an evvel bitmelidir.” diyor.
Engelli bireylerin başka talepleri de var sevgili arkadaşlar. Mesela; “Ehliyet sorununa üyesi olduğunuz engelliler komisyonunda dikkat çekin.” diyor. 2016 yılında çıkan sürücü sağlık mevzuatı sonrası birçok engelli birey ehliyetini kaybetti. 15-20 yıldır araç kullananlara bile sürücü olamaz raporu verildi. Bunun da düzeltilmesi gerekir.” diyor. “Doktorlar tarafından engellenince daha da zor durumda kalıyoruz. Araç kullanabildiğimiz halde sürücü olamaz raporu verilmesi bizi psikolojik açıdan da etkiliyor. Avrupa ülkelerinde sürüş simülasyon testi gerekir kararı veriliyormuş ama bizde ise trafik güvenliğini tehlikeye atacak seviyede olanlara sürücü belgesi verilmez maddesini baz alarak dosya üzerinden karar veriyor. Test sürüşü gelmesini istiyoruz diyorlar Avrupa’da olduğu gibi. Bunlar da önemli istekler sevgili arkadaşlar.
Bakın şu Çalışma Bakanlığı’na sorduğumuz bir soru. Biz bu tür soruların cevaplarını teşhir ediyoruz çünkü ayıp denilen bir şey vardır. Biz ne soruyoruz? Çalışma Bakanlığı bize yazılı cevap gönderiyor. “Sözlü yetiştiremedik. Yazılı göndereceğiz.” diyor. Yazılı gönderdiği cevap da benim sorduğum soru değil faha farklı bir yönden kendi işlerine gelecek cevap var. Biz iş güvenliği uzmanlarının maaşlarının devlet tarafından verilmesi gerektiğini söylüyoruz. Onlarsa bize verdikleri cevapta buna değinmeden mevzuat yazmışlar. Her zaman olduğu gibi mevzuat yazmışlar ve bu konuya değinmeden işi geçiştirmeye çalışmışlar. Böyle geçiştirici kaçan cevaplar yerine iş kazalarının, cinayetlerinin olmaması için doğru düzgün uygulama değişiklikleri yapın Çalışma Bakanlığı. Böyle bir şey olmaz. Bu ne biçim cevaptır? Bu nasıl bir ciddiyetsizliktir? Bunu da Çalışma Bakanlığı’na gösteriyorum. Böyle ciddiyetsiz cevapları kabul etmiyoruz. Yandan cevapları kabul etmiyoruz. Bunu da söylemiş olalım.
Ayrıca bize gelen birçok mektupta başvurular var. Ahmet Güven mektubunda diyor ki: “Mesela Son zamanlarda askerler önceden hiç olmayan bir uygulama yapmaya başladı, 3 haftadır üst aramalarımızı arkadan kalçamızı mıncıklama, avuçlama veya elleme şeklinde yaparak görevini kötüye kullanmaktadır. Bu da görev suçudur. Bu mektubu Özlem Zengin’e de gönderdim.” diyor Ahmet Güven Kandıra 1 No’lu T Tipi Cezaevi’nden. Cezaevlerinde çıplak arama olmadığını söyleyenler; mahpuslar, gözaltına alınanlar tarafından öfkeyle karşılanmakta çünkü bizzat yaşadıklarının mecliste yalanlanması olacak iş değil. Aşağılayıcı, hakaret edici, onur kırıcı, hayasız muameleler cezaevlerinde devam ediyor ve mahpuslar da; “Bizim yaşadıklarımızı görmezden gelenlere bunu sınıyoruz, daha hala mı reddedecekler?” diye soruyorlar. Daha hala mı reddedeceksin Özlem Zengin diye de ben de soruyorum. Utanç verici hadiseleri örtbas ederek bir yerlere varmaya çalışanlar bu fiillerini başaramayacaktır ve halka mahcup olacaktır.
Murat Dayı, Sincan Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden yazmış; “Bu ülkede garibansanız veya garibanın çocuğuysanız haksızlığa uğradığınızı dahi anlatamıyorsunuz. Sesinizi yetkili mercilere duyuramıyorsunuz. Dokuz yıldır şerefimle ve haysiyetimle oynandı, işkenceye maruz kaldım, katlandım. Ancak eşim ve çocuklarımın yaşadığı mağduriyetlere katlanamıyorum.” diyor.
Mahmut Aba, Kocaeli 2 No’lu F Tipi Kapalı Cezaevi’nden yazmış;” 23 yıldır cezaevinde yatıyorum, ilk kez ayakta görüş dayatmasıyla karşılaştım. Bizi oturtmuyorlar, ayakta dinliyorlar, sorunları çözmemeye çalışıyorlar.” müdürlerin böyle saçma sapan işleri var. Sanki karşısındaki köle yani Sayın Adalet Bakanı, şu müdürlerine bir şey söyle. Karşısına gelen mahpus, zor bela zaten o müdürün karşısına çıkıyor. 2 dakika otursun, bir şekilde derdini anlatsın. “Yok, ayakta anlatacaksın.” Bu sefer mahpus diyor ki: “Ben ayakta anlatmam.” derdini anlatamıyor. Ayıptır bu kadar basit işlerle uğraşılmasın ya. Müdür bey egosunu tatmin edecek, mahpus da bundan dolayı derdini anlatamayacak. Sayın Adalet Bakanı senin cezaevlerinden haberin var mı? Cezaevlerinde böyle işler dönüyor. Şu müdürlerden haberin var mı ya? Bak nerede olmuş? Kocaeli 2 No’lu F Tipi Cezaevi’nde olmuş. Bir sor bakalım oraya. Bu mahpuslara neden böyle davranıyorlar? “Kitaplarımıza el konuluyor, spor haklarımız 10 saatken 2,5 saat verilmekte. Bilerek odalar boş olduğu halde saatleri azaltıyorlar. 1,5 saat olan açık görüşü 1 saat bilerek azaltıyorlar. Ödül ziyaretini ise ayrımcılık yaparak veriyorlar. Bloklarda tecrit uyguluyorlar. Oda değişim taleplerimiz karşılanmıyor.” diyor. Bir sürü şikayet var Adalet Bakanlığı’nın umurunda değil. Şu hale bakın .
Batuhan Koç, Samsun S Tipi Kapalı Cezaevi’nden yazmış;” Biz eriz ve 34 aydır cezaevindeyiz. Sesimizi duyun, yeniden yargılama yapılsın, suçsuz olduğumuz ortaya çıksın. Vatan haini değiliz, bu vatanı seven evlatlarıyız.” diyor.
“Ben Buğra Baldan, 14 yaşında daha küçük bir çocukken devletimize emanet edilmiş, daha kıtaya çıkmadan 24 yaşında bir kursiyerken masum bileklerine kelepçeler vurulmuş, hayatının baharı memleket zindanlarında geçen, 10 yıla yakın bir zamandır tutuklu nice askeri, öğrenci, kursiyer ve alt rütbeli askerlerden birisiyim. Ben bir hain değilim. Adalet çığlıklarımı duyun.” diyor. Buğra Baldan çok başarılı, çok zeki, yetenekli ve kapasiteli bir kişiydi ancak bakın Abdullah Gül’ün elinden başarı belgesi alıyor. Hayatı birincilikler başarıyla dolu ancak sonuçta haksız yere müebbet hapis cezasına çarptırılmış durumda.
Süeda Güngör tarafından babasının vefatından önce yazılan bir mektup aldım; “ 8.5 aydır tutuklu. Biraz utanarak söylüyorum fakat burada bir sürü insan ziyaretlerde babasıyla kucaklaşıyor, hasret giderebiliyor. Kızının gözlerinin içine bakarak sağlığını, sıhhatini soruyor. O sırada ben babama cezaevine girdiğimi bile söyleyemiyorum. Acılarının üzerine bir de evlat acısı eklenir de, yüreği kaldıramaz daha da kötü olur korkusuyla yaşıyor, üzerimde vebal hissediyorum. 2,5 aydır sesini duyabilmek için yapmadığım şey kalmadı. Bir türlü bu görüş sağlanamadı. Oysa ne çok isterdim babamın benimle gururlanmasını. Onun sesini duyurma çabasıyla yanıp tutuştuğumu ve sorgulamadan da edemiyorum bir evlat babasına bu kadar hasret kalır mı? Bugün de ailemden aldığım haber ile babamın tekrardan hastaneye kaldırıldığını, zatüre olduğunu, ve mamayla beslendiğini öğrendim.” diyor ve ardından babası vefat etti. Genç kadınlara bu zulümlerin yaşatıldığı bir ülke maalesef Türkiye.
Aynı zamanda T24 web sitesi bir araştırma yapmış. Türkiye’de 2025’in kelimesi ne çıkmış arkadaşlar biliyor musunuz? Birçok vatandaşın ortak kullandığı iki kelime öne çıkmış. Sosyal medyada sık sık vatandaşlar bu iki kelimeyi yazmışlar. “Gözaltına alınıyorum.” cümlesi. Türkiye’de 2025’in en çok kullanılan cümlelerinden birisi olmuş. Türkiye adına yine utanç verici bir hali gösteriyor.
Can Kaba, Can Kaba, Sincan 1 No’lu F Tipi Cezaevi’nden yazmış; “Bugün ülkemizin en çok konuşulan ve yok denilecek kadar az bulunan değeri adalettir. Maaşta, zamda, vergide, adliyede yaşamın her yerinde olduğu gibi hapishanelerde de adalet aranıyor. Kuyu tipi hapishanelerde 5 ay kalmış biri olarak nasıl insanlık dışı olduğunu biliyorum. Bu hapishanelere karşı direnen çok mahpus var ve Serkan Onur Yılmaz’ın durumu son derece kritik. Tahliyesi için neyi bekliyorlar, ölmesini mi?” Diyor.
Serdar İpek, Rize L Tipi Kapalı Cezaevi’nden yazmış; Urfa emniyetinde işkencelerle ifadem alındı. ‘Silahların yerini göster’ denildi. İşkenceye dayanamadığım için yer gösterdim tabii ki bir şey çıkmadı çünkü işkenceden kurtulmak için olmayan bir şeyi söyledim. Ceza verildi, Yargıtay’da bozuldu. İşkence altındaki ifadelerle müebbet istendi, savcı da beraat istedi. Şerh düşen hakimdi. Ancak ağırlaştırılmış müebbet verildi ve Yargıtay’da onandı. Tek kişilik hücredeyim. İktidar Kürt analarını istismar ediyor, gerçekler başka… Açlık grevindeyim, adaletsizliğe isyan ediyorum.” diyor Serdar İpek Rize, L Tipi Kapalı Cezaevi’nden arkadaşlar.
Alper Sarıaltın bize gönderdiği mesajında diyor ki; “ Ben eski askerim mayın temizlerken patladı, gazi oldum, 2021’de;” 2013’te biri seni aramış, teröristsin.” denilerek işten atıldım, intihar etmek istedim,evladım aklıma geldi, bankaya para yatıran, telefon diye atılan da Covid’den faydalanmalı, adalet ne zaman bize?” diye soruyor.
Korkunç bir haber aldık arkadaşlar. Ukraynalı 510 yetim çocuk, işgal sonrası Antalya’da otellere yerleştirmiş. İyi, güzel bir şey ancak sonra ne olmuş biliyor musunuz? Bir büyük güvenlik zafiyeti, ihmal, şiddet yaşandı otel çalışanları iki kız çocuğunu hamile bırakmış. Ukrayna ve Türkiye’de soruşturmalar da kapatılmış. Şu rezalete bakın. İçişleri Bakanlığı bu konuda açıklama yapsın. Bu ne haldir ya? Yetim çocuklar geliyor Türkiye’de tecavüze uğruyor. Şu hale bakın.
Direniş Çadırı yine uğraş veriyor. “Şu anki açık soykırım ve gizli sevkiyat Türkiye’den İsrail’e petrol akışı devam ediyor. Hiçbir resmi açıklama doğruları bile getirmedi. Türkiye petrol konusunda açık bir yaptırım yerine sömürgeci niteliği olan anlaşmalara bağlı kalmaya ve petrol ticareti yapan sermayenin iyi niyetine bel bağlamaya devam etti.
























Yorumlar