3 Haziran 2025
Ömer Faruk Gergerlioğlu: 10. yargı paketi Genel Kurul’da görüşülmeye başlanacak fakat beklentilere cevap vermeyen bir komisyon sonucu var. Adalet Komisyonu’ndan beklenen sonuç alınamadı. Çok dar, kısıtlı bir adalet geldi fakat farklı birçok kesim, 31 Temmuz Covid mağdurları, TCK 158 mağdurları, uzlaşma yasasını bekleyenler ve hasta mahpuslar ile ilgili önemli düzenlemeler yapılması gerekiyor.
Evet, hasta mahpuslarla ilgili bir düzenleme var fakat diğer, mesela mükerrirler ile ilgili yasada da bir kısıtlılık var. Terörle Mücadele Kanunu’nda bir düzenleme yok. 31 Temmuz Covid yasasına terör suçlarının eklenmesi yok, ufak bir basın açıklaması, bir söz, bir eylem, bir yere mail, derneğe üyelik, bir gazete almak gibi suçlar terör kapsamına sokulup insanlar bir de cezaevinde de infaz sırasında da ayrımcılığa uğruyorlar. Bunlar kabul edilecek işler değil.
O yüzden biz komisyondaki yanlışlığın bitmesi genel kurulda da yasanın genişletilmesi gerektiğini söylüyoruz bunun için sonuna kadar uğraş vereceğiz çünkü bugün de 31 Temmuz Covid mağdurlarının yakınları geldi meclisteler ve bir düzenleme istiyorlar, adalet istiyorlar. Bu konuda bir gelişme olması gerekiyor. Şu anda haftanın önemli gündem maddesi bu arkadaşlar.
İnsanlara “Eylül’ü bekle, Ekim’i bekle.” deniliyor. Allah bilir bu kafayla Ekim’de de bir şey yapmayacaklar. O yüzden bir güven yok. Bunu söylemiş olalım. Güvenmek maalesef çok mümkün değil değerli arkadaşlar.
Geçtiğimiz haftalarda gündeme getirmiştik. Van’da Ticaret Odası’nın aldığı bir kararla bazı yerlerde Tarıma Dayalı İhtisas Besi Organize Sanayi Bölgesi hakkında paylaşımlarda bulunmuştum ve Sayın Necdet Takva, Ticaret Odası Başkanı için de eğer ki bir açıklama olursa burada mecliste onu da beyan edeceğimizi söylemiştik. Sayın Takva yaptığı açıklamada bu tesisler ile ilgili halk toplantılarının yapıldığını köylülerin izni ve olurunun alındığını projenin geniş bir kurum ortaklığıyla yapıldığını, özel teşebbüs tahsisi söz konusu olmadığını belirtiyor. “Birçok mahalle köy ahalisi yararlanacaktır. Stratejik bir yatırımdır.” Diyor. Genel halk yararına verilen bu emeğe de destek talep ediyor. Bizi de davet ediyor, “Van’a gelirseniz olayı gösteririz.” diyor. Tabi inşallah Van’a gidersek bakarız Sayın Takva’ya, teşekkür ederim fakat köylülerin itirazları devam ediyor. Beni tekrar aradılar. Sayın Takva’nın açıklamasını tatminkar bulmamışlar ve bu konuda mağdur olacaklarının mera alanlarının köprü olacağını ve tarımın büyük bir balta yiyeceğini söylüyorlar. “Evet muhtarımız onayladı ama böyle olacağını bilmiyordu. Şu anda bizi dinlemeliler buna itiraz ediyoruz.” diyor. Böyle de bir vatandaşın cevabı var. “Sınırları söz konusu köprüler koyu arazisi diye belirtilen bazı yerler bir ay önce Gündoğan köyü sınırları içinde olan bölgeydi. Sınırları değiştirerek meramızın büyük bölümüne köprüler koyulacak mera alanı diye kamuoyunu yanıltıyorlar.” diyor vatandaşlar. Vatandaşlardan yana böyle bir itiraz var. Bu konuyu da böyle gündem edelim.
Geçtiğimiz hafta Narin Güran davasıyla ilgili Erzincan Cezaevi ziyaretinde, Narin Güran’ın annesi ve abisi Yüksel Güran ve Enes Güran ile yaptığı görüşmede Diyarbakır Barosu ile ilgili bazı ithamlar da bulunulmuştu. Kendilerinin işkenceye uğradığını ve baronun buna sessiz kaldığını söylemişti. Sayın Nahit Eren, Diyarbakır Barosu Eski Başkanı, beni aradı, duruşma tutanaklarını da gönderdi. Konuştum da kendisiyle ve bir açıklama yapma ihtiyacı hasıl oldu çünkü kendisinin de bir açıklaması var, onu da burada belirtelim. Hakaniyetli davranırız, taraflar ne diyorsa onu söylemiş olalım. Sayın Nahit Eren, Narin’in avukatıymış fakat televizyonlarda olay hakkındaki beyanlarından sonra aile avukatlıktan ayrılmasını istemiş ve kendilerine gelen, aileye söylemleri var Sayın Nahit Eren’in. Aile bu dava çok zor bir dava, avukatlar milyonlar istiyor denilmiş. O da “Ben diğer avukatların alacağı ücrete karışamam.” demiş. Bunun yanı sıra ailenin bahsettiği karakoldaki işkenceler içinde yazılı bir beyan, başvuru yapmadıkları için biz de herhangi bir işlem yapmadık çünkü bu sefer birtakım kurumlar ile karşı karşıya kalacaktık ve bize yönelik bir başvuru talebi gelmediği için biz de böyle bir girişimde bulunmadık. Yazılı bir başvuru yoktu. Sözel olarak birtakım şeyler anlattılar. Cezaevinde eğer ki işkenceye uğramışsa kendi avukatları müdahil olsun ve biz bilahare devreye gireriz dedik.” diyor. Sonuçta karakolda yapıldığı iddia edilen işkenceler ile ilgili yazılı bir başvuru olmadığı için ve bir talep olmadığı için biz herhangi bir girişimde bulunmadık. Bu da doğru olmazdı.” diye bir açıklaması var. Burada beyan etmiş olalım bunu da değerli arkadaşlar.
Hakkari’den bir başvuru var. Hakkari’den gelen başvuruda da, Hakkari il genelinde sağlıkla ilgili önemli sorunlar olduğu başvurusu var. Yüksekova Devlet Hastanesi’nde anjiyo ünitesi bulunmamakta, Yüksekova Devlet Hastanesinde Otopsi yapılmamaktadır. Hakkari İl Sağlık Müdürlüğü ve Müdürlüğe bağlı sağlık tesislerinde liyakatsiz yönetim anlayışı olduğu iddia ediliyor. Hakkari Devlet Hastanesi fiziki şartları yetersiz bir hastane ve ilde başka hastane yok, sağlık çalışanlşarının çalışma alanları oldukça zorlu deniliyor. Üretsiz aile planlaması kapsamında Depo-provera(3 aylık doğum control iğnesi), mesigyna(1 aylık doğum control iğnesi), microgynon(aylık hap) ve kondom ücretsiz verilmesi için Sağlık Bakanlığı bütçe göndermesine rağmen Hakkari İl Sağlık Müdürlüğü ücretsiz kondom hizmetini aile sağlığı merkezleri için sağlayıp iğne ve hap için sağlamamakta. Hakkari il geneli sağlık kuruluşlarında tüm alanlarda personel eksikliği yaşanmakta diyor. Hakkari Merkez Toplum Sağlığı Merkezi Hakkari merkez nüfusuna koruyucu ve önleyici sağlık hizmeti sunması gereken bir kurum olması gerekirken kurumun fiziki şartları yetersiz deniliyor. Anayasada bilgi edinme hakkı ve dilekçe hakkı düzenlenmesine rağmen Hakkari İl Sağlık Müdürlüğü evrak kayıt biriminde evrakın evrak kayıttan geçip sayı verilmesinden önce evrakta bir yöneticinin imzası istenmekte bu durum havale olarak tanımlanmaktadır. Bu işleyişin olması anayasaya aykırı bir durumdur diyor başvurucu. Hakkari genelinde herhangi bir kadın doğum ve çocuk hastanesinin olmaması doğurganlık oranının yüksek olduğu Hakkari’de ciddi mağduriyetler yaratmaktadır. Türkiyenin her yerinde olan Toplum Ruh Sağlığı Merkezi sadece Hakkari’de bulunmamaktadır. İntihar oranları madde bağımlılığı oranları Hakkari’de yüksek olmasına rağmen buna yönelik sağlık tesislerinin azlığı mevcut sorunu daha da büyütmektedir. Hakkari Devlet Hastanesi’nde çalışan doktor arkadaşlarımız muayene için istedikleri mr, tomografi gibi tetkikler Hakkari Devlet Hastanesinde Radyoloji Uzmanı eksikliğinden dolayı bu tetkiklerin yorumlamasını Ankara’da RADİSAS adlı şirket tarafından yapılmakta olup yanlış yorumlanmakta diyor. Yüksekova Devlet Hastanesi 75 yataklı ek hizmet binasının faaliyete geçmemesinden dolayı mevcut hastanede mesai dışı poliklinikler yapılmakta. Hakkari genelindeki tüm hastanelerde hijyenik ve yeterli olmayan yemek sorunu her gün büyüyerek devam etmekte diyor ve liyakata dayalı yönetici ataması yapılmadığı bilgisiz, deneyimi olmayan kişiler atanmaktadır diye şikayetler var. Sağlık emekçileri nöbet ve fazla mesailerle boğuşurken bu sorunlar daha da çekilmez oluyor.” diyorlar.
İlginç bir enflasyon verisi var karşımızda. TÜİK %35,41 diyor fakat ENAG ise bunun iki katını bile aşan bir oran söylüyor. %71,23. Peki kime inanacağız? Şu memleketin haline bakın arkadaşlar. Valla ben ENAG’a inanıyorum. TÜİK bir sürü hile yaparak enflasyonu düşük göstermeye çalışıyor. Bunu cümle alem biliyor. Biz hayatımızdan da biliyoruz. Bunu bilmek söylemek için milletvekili olmaya gerek yok herkes biliyor. Memlekette %35 enflasyon yok. En az %70 enflasyon olduğu apaçık ortada. Bu da devlet ciddiyetini zedeleyen bir konu şimdi doğrusu.
İzmir Şakran, Aliağa 1 No’lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda %69 engelli oğlum Gökhan Yıldırım bakımına hiç dönemeyen ve çok zor durumda. Ne revire ne de o kadar yalvarmama rağmen hastaneye götürülmüyor. “Sen hala ölmedin mi?” diyerek onurunu kırıyorlar.” diyor Adalet Bakanlığı’na bu konuda uyarıyoruz.
Elektronörofizyoloji bölümünün istihdam yetersizliği için bize başvuran çok kişi var. “80 küsur puan alıyoruz, atanamıyoruz.” diyor. “Hastane laboratuvarlarında yerimize taşeronlar işçi alamından giren şoför temizlik görevleri ve hemşireler görev yaptığı için Elektronörofizyoloji mezunları olarak boşta kalıyoruz.” diyor. Arkadaşlarımız zor durumda.
Van’da üniversite öğrencileri, belediyeye kayyım atanınca kayyım tarafından kendilerine Büyükşehir Belediyesi’nin bağladığı burslar iptal edilmiş. 3.700 öğrenci ile ilgili iptaller var. “Bu bursa güvendik, geldik üniversiteye, mağdur durumdayız. Bize E-Devlet’ten adli sicil belgesi çıkartın, gönderin, tekrar başlatacağız.” dediler ve sonradan hepimizin, herkesin bursunu kestiler.” Kayyımın yaptığına bakın arkadaşlar. Van Büyükşehir Belediyesi gariban öğrenciye burs bağlamış ve kayyım gelir gelmez de kesmiş. Kayyım bu paraları ne yapacak? Önceki zamanlarda biliyorsunuz birtakım yolsuzluklar oluyordu. Acaba böyle şeyler mi olacak bilmiyoruz fakat Mardin Valiliği’nden hatırlıyoruz birçok yolsuzluk olmuştu. Gariban öğrencinin bursunu kesip bu parayı ne yapacaksınız, bunu neden yaptınız diye Van kayyımına buradan soruyoruz.
Yurdakul Akkuş, yakalanan ilk darbeci diye nitelenmiş fakat ağırlaştırmış müebbet hapis cezası verilmesine rağmen çok adil olmayan bir yargılamayla yargılandığına dair avukatın başvurusu var. “Darbe ile bir ilişkisi yok.” diyor. AYM’de delil bulunmamasına rağmen yıllardır cezaevinde. “Yakalanan ilk darbeci deniliyor ama darbeyle bir alakası yok.” diyor. Böyle binlerce kişi var. Haksız, hukuksuz, yargılamalarla insanlar ağır bir şekilde müthamelendi.
Tatvan Açık Ceza İnfaz Kurumu’nda yatma sorunu hastalık sorunu hastaneye nakil sorunu ve özellikle son zamanlarda uyuz sorunu var. Düşünün artık iş çığırından çıkmış, millet uyuz olmaya başlamış arkadaşlar. Üst üste, yata yata, yerlerde yata yata hali bu.
Emre Gölcük müebbet hapis cezası aldı. Hiçbir suçu olmadığı halde hala hapiste. “Af paketine masum çocuklarımızı da katın.” diyor anne babalar.
İbrahim Yılmaz, Sincan Cezaevi’nden Kırşehir 2 No’lu Açık Cezaevine sevki yapılmış. Kırşehir Cezaevi biliyorsunuz su sıkıntısı yaşanan bir cezaevi. Cezaevini öyle bir yere yapmışlar ki kuyular açılıyor, su yok. Binlerce mahpus var, binlerce çalışan var. Herkes büyük bir zorluk yaşıyor. Orası adeta sürgün yeri gibi ve Sincan’dan buraya sevk edilmiş mahpus. Yakınları diyor ki: “Ankara’dan oraya gitmek bile çok zor. Zaten adil yargılanmadık. Bir de zulüm üstüne zulüm.
Hasan Karınca Ankara Sincan Sincan T Tipi Cezaevi’nde kalmakta denetimli kuruldan geçilmiyor. Biliyorsunuz Sincan T Tipi Cezaevi inanılmaz bir şekilde denetimli serbestlikleri ve şartlı tahliyeleri vermeyen bir cezaevi. Orada bir karar var. Bize gelene denetimli serbestlik vermeyeceğiz kararı var arkadaşlar. Yargıtay cezayı bozmuş, 9 yıl 9 ay hüküm verilmiş. 24 Eylül 2024’te denetimlisi gelmiş, verilmemiş. 3 ay ertelenmiş. İkinci kurulda 6 ay erteleme verilmiş. Yine 3 ay ertelenmiş. “7 yıldır yanımda çocuklarımın 75 yaşında olan annemle ve emekli maaşı ile geçinerek büyütmeye çalışıyorum. Eşim psikolojik zor durumda ve uzattıkça uzatıyorlar. 18 yaşlarında, 7 yıldır hasretle babalarını bekleyen çocuklar var. Cezaevi de uyduruk gerekçelerle habire tahliyeyi erteliyor. Aile Adana’da yaşıyor, bari nakledin.” Deniliyor nakil de yapılmıyor sırf eziyet olsun.
Geçtiğimiz hafta Gebze Kadın Cezaevi’ni ziyaret ettik. Mahpuslarla görüştük. Biliyorsunuz bu hafta yargı paketi görüşülecek. Mahpuslar büyük bir hayal kırıklığına uğramıştı. Neler dedikleriyle ilgili biraz size bilgi vereyim.
Havva Ak, 52 yaşında müebbet hapis cezası almış fakat içeride meme kanseri olmuş bir kadın. Mesela bunun infaz erteleme alması veyahut da bir an evvel tahliye edilmesi gerekiyor. Hasta mahpuslar ile ilgili bir gelişme var. Bu konuda maalesef hala cezaevinde yasanın adil bir şekilde bir an evvel çıkması ve bu kişinin dışarıda tedavisini doğru düzgün alması gerekiyor.
Güneş Tekin isimli bir mahpusun adli tıp kurumuna gitmesi gerekiyor. Bir an evvel gerçekleştirilmeli.
Şehnaz Şahin isimli mahpus ise çekpasların sapının çok kısa olduğunu, neden bu kadar üzücü şeyler yapıldığını merak ettiklerini söylüyor çünkü “Bel fıtığı oluyoruz. Kısa çekpas veriyorlar.” diyor. Bunu da müdüre söyledik. “İşte mevzuat böyle.” deniliyor. Mevzuat hazretleri hep böyle söylüyormuş. Kantinin yetersiz olduğunu söyledi mahpuslar.
Hatice Onaran İHD mensubu bir insan hakları savunucusu, hasta, yaşlı bir mahpus ve maalesef orada tutuklu olarak tutuluyor.
Mukaddes Çelik tekerrürü var fakat son yasada tekerrür ile ilgili hususlara terör suçları katılmamış. Bu yüzden uyduruk bir şekilde verilen ağır cezalar konusunda tekerrürden faydalanamayacak bu mahpus. Adaletsizlik had safhada işin doğrusu. “Birilerini sonuna kadar cezaevinde tutayım, birilerini de salayım.” anlayışı orada bir iç barışı da bozan bir hareket.
Behiye Kalenderoğlu, Türkan İpek isimli bir mahpusun depresyon ilacı kullandığını ve çok önemli sorunlar yaşadığını söyledi. Ayrıca insan hakları ile ilgili sonuçları bilmemiz lazım dedi. Cizre’deki katliamlarla ilgili AİHM’in Cizre olayları için Türkiye’den savunma istemesini önemli buldu ve uluslararası yargıda Türkiye’deki olayların yargılanmasının önemli olduğunu, takip edilmesi gerektiğini söyledi.
Saime Afşin, yakını olan Abdüssamed Burak Adana’daymış ve onun uğradığı baskıları gündeme getirdi. Biz de bu konuyu takip edeceğiz. Onunla ilgili bir takipte bulunacağız.
Ayten Gülsün, Batman Sason’lu bir mahpus. “Burada iktidarın sözlerine en güvenmeyen mahpustum. Bize yönelik bir yargı paketi olmaz diyordum ama 31 Temmuz Covid yasasıyla ilgili son gelişmelerden sonra ben bile inanmaya başlamıştım fakat son gün yapılan çarktan sonra da çok üzgünüm, çok canım sıkkın ve bu muameleler süreci de zorluyor. Bizim sürece olan inancımızı da azaltıyor.” diyor.
Hazine Alçı, engelli baston kullanan bir mahpus. Bu mahpusun da hastane takiplerinin yapılması lazım ve bir an evvel en iyi tedaviyi alması lazım. Tekrar adli tıp kurumu muayenesi ve engel oranının tespit edilmesi gerekiyor.
Sevcan Adıgüzel, içeride Filistin Direnişi’ni takip eden ve elinden geldiği kadarıyla bu konuda gayret eden bir insan, yüreği yanan bir insan. Hastaneye giderken asker aramaları nedeniyle sağlık hakkımız ihlal ediyor.
Nuran Artar ise 31 yaşında, Kocaeli İzmitli. 2 yaşında bir bebeği var. 1,5 yaşındayken cezaevine girmiş. Çocuk emiyor ve 2 gün cezaevinde tutuyor, 5 gün dışarı veriyor. Tabi bu arada emzirmek çok zor olacağı için emzirmekten vazgeçiyor çocuğunu. Anne sütü hakkı maalesef yok oluyor cezaevi koşullarından dolayı. Çok kalabalık bir yerde kalıyorlar. Düşünün 2 yaşındaki çocuğu yanınıza alacaksınız bir anne olarak 16 kişilik yerde, 27 kişi kalıyor. 3 kişi yerde yatıyor. “Zaten bu yasayla ilgili hepimiz dumura vurmuş durumdayız, çok üzgünüz.” Diyor ve başka bazı mahpusların da Yargıtay ile ilgili işlemlerin yapılmadığı için uzun süreli cezaevinde bulunduklarını söylüyor.
Şafak Yıldızhan adil olmayan yargılamalardan dolayı, cezaevinde olmaktan dolayı depresyona girmiş ilaç kullanıyor ama 10. yargı paketinde adalet olmayınca daha da kötüleşmiş, ağlayarak çok kötü durumda olduğunu söyleyen bir kadın mahpustu. Bütün hayatının son 9 yıldır mahvolduğunu anlattı bana gerçekten son derece üzücüydü. “31 Temmuz Covid yasasından umudumuz vardı ama bu konuda da maalesef çok üzücü bir sonla karşılaştık. Çamaşırlar iki haftada bir değil, bir haftada alınmalı, kurutulmalı.” diyor. Bunu da idareye bildirdik. Müdür Bey anlayışlı bir insan. Umarım gündeme getirdiğimiz sorunları halletmiştir. Biz burada yine gündem ediyoruz ve takibini de yapacağımızı söylüyoruz.
Dilek Tunçtürk ise “Adli mahpuslar görüntülü görüşebiliyor. Bizim yakınlarımız uzaklardan gelemiyor. Sadece haftada bir 10 dakikalık görüşmemiz var. Görüntülü görüşsek çok iyi olurdu.” diyor ama Adalet Bakanlığı sistemi kapatmış. Cezaevinden kaynaklanmıyor. Adalet Bakanlığı’nın bir uygulaması var. Bu kadının %98 engelli bir çocuğu var. Gözlem kurulu kapalı görüş yerine açık görüş yapılmaz isteğini kabul etmemiş. çocuğuyla açık görüşte görüşmesi lazım. Allah’tan idare mahkemesi kabul etmemiş ardından mahkeme kabul etmiş çünkü işitme sorunu olduğu için kadın çocuğu ile açık görüşte görüşmesi lazım Allah’tan idare mahkemesi Kabul etmiş ama böyle bu kadar basit insani istekleri kabul etmemek, yokuşa sürmek, idare mahkemelerine götürmek doğru bir şey değil. Buradan da bunu hatırlatalım. Karşımızdaki insan basit bir makine değil. Duyguları olan ve ihtiyaçları olan canlılar mahpuslar. Bunları böyle mekanik, bir robot gibi görmek son derece yanlış.
Cezaevinin çok kalabalık olduğunu da söylüyorlar. Düşünün üst katta yatakhane oluyor ama alt katlara da ranzalar konulmuş. İnsanlar artık koğuşun içinde, doğru düzgün yürüyemiyor bile, eğilerek bükülerek yürüyebiliyor. Kimi mahpus, kapalı alan fobisi olduğu için sıcak veya soğuk havada sürekli havalandırmada kalıyormuş. En soğuk havada bile paltosunu giyip havalandırmada bekleyen mahpuslar var ve siz bu insanları zorla burada tutmaya devam ediyorsunuz.
Şeyda Zorlu, bu kişinin de iki kez örgüt üyeliği cezası var ve siyasi bir mahpus olduğu için mükerrerlere çıkan haktan maalesef yararlanamıyo çünkü Terörle Mücadele Kanunu’nda bir mükerrer düzeltmesi yapılmamış.
Ülkü Akdemir, çocuğunun taciz edilmesi dolayısıyla şikayeti için başlatılan soruşturmada hiçbir gelişme olmamasından dolayı şikayetçi. “Bizim koğuş 30 kişi, 5-kişi yerde yatıyor, aile koğuşları olmamalı. Bazı kişiler, 5-6 kişi akraba sorun olduğu zaman gruplaşma oluyor ve bizim aleyhimize oluyor.” diyor.
Sedef Bayrak ise 4’te 4’lerden ve mükerrerlere çıkan bu haktan dolayı memnun. Uyuşturucudan dolayı yatan bir mahpus ve bir daha başlamamak için önemli bir iradesi var. Umarım bir daha da başlamamış olur.
Başka mahpuslar da bize başvuruyor. “Selman Akpınar’ın cezaevinde ölmesini mi istiyorsunuz?” diyor. İnsanlar; “Selman Akpınar’a özgürlük.” diyorlar. Selman Akpınar, ağırlaştırılmış müebbet cezası bulunan hasta bir hükümlü ve onunla ilgili adaletsiz bir şekilde onu cezaevinde tutmaya devam eden uygulamalar var. Selman Akpınar’ın durumunu burada gündem ediyorum. Bize başvurdular ve bu mağduriyetin giderilmesi gerektiğini söylüyoruz. Her şeyi engelleyen ama hasta mahpuslar konusunda artık olumsuzluktan yavaş yavaş vazgeçmeye başlayan iktidara bunu hatırlatalım Adalet Bakanlığı’na, bu kişinin zor durumunu halledin diyoruz.
Emek ve Adalet Platformu bize hatırlattı. Her hafta Diyanet’in hutbesine alternatif bir hutbe yazıyorlarmış. “Bazı meallere yönelik yayın yasaklarından bahsettik. Yasin Suresini onlarla ele aldık.” diyor. Alternatif hutbe yazıyorlarmış. “Vahiy kimsenin tekelinde değildir.” diyor. Kur’an’ın kalbi Yasin Suresini ele almışlar ve Diyanet’in okuttuğu hutbelerin Kur’an’ın ruhunu yansıtmadığını çeşitli ayetlerden örneklerle vermişler ama “Tam tersine onlar kendilerine yardım edecekleri ümidiyle Allah’tan başka ilahlar edindiler. Oysa bilmezler ki.” diyor. Bu ayetin mealiyle ilgili hatırlatmalarda bulunmuş. “La İlahe demenin kulluktan başka her sıfatın bu dünyada geçici olduğuna iman etmek demek olduğunu bilir.” demiş. Demiş ki: “Diyanet bu kelime-i tevhidin anlamıyla ilgili bir gayret göstermiyor. Biz bunu yapalım. Diyanetin halkın, iktidarın her yaptığına uyması yönündeki hutbelerine karşı çıkıyoruz ve Allah’ın dinini anlatmadığını düşünüyoruz. O yüzden gerçek anlamda Allah’ın dinini anlatan hutbeler hazırlamaya devam edeceğiz.” diyor. “Rabbimiz bizleri Kur’an’a kulak veren, anlayan ve onun yeryüzünde adaletle yaşatan kullarından eylesin.” iktidarın çıkarları için dini satmayan insanlardan eylesin diyerek Diyanet’i eleştiriyorlar. Diyanet’in gerçekleri söylemediğini ve iktidarın hatırı için işler yaptığını söyleyerek önemli bir eleştiri getiriyorlar.
Şu görüntü son derece üzücü arkadaşlar. CHP’li yetkilileri, belediyelerde çalışanlar gözaltına alınmış ve bilerek, KCK tutuklamalarında yapılıyordu ya hani “Sıraya dizin, işte teröristleri getiriyoruz, gazeteciler çekin.” diyerek muamele yaparak insanların onurlarını kırmaya çalışıyorlar. Bunlar kesinlikle kabul edilecek hadiseler, görüntüler değil, son derece nahoş. Kabul etmiyoruz. Dün KCK davalarında yaptırırken de kabul etmiyorduk, şimdi de bunları kabul etmiyoruz. Devlet hangi zamanda olursa olsun, kimin elinde olursa olsun adil olmalıdır insan onurunu gözetmelidir.
Eşi de tutuklu, oğluna hasret bir annenin mektubunu aldık. Çağla Çağlın Kış, Patnos Cezaevi’nden yazmış bize. “Sayın Vekilim bayram yaklaşıyor, içimdeki hüzün her gün biraz daha büyüyor. Yine tutsak geçecek bir bayram daha. Boğazımda düğümlenir yutkunmadıklarım. Çok incittiler, çok kırdılar. Bu ülkenin öğretmeni hemşiresi koğuşun bir köşesinde oturmuş boncuk işi yapıyor. Toplumlar aydınlarıyla konuşurlar. Konuşanları hapiste, sürgünde süründüren ülke kendi dilini kesmiş olur demiş Ömer Zülfü Livaneli. Dünü bugünü yarını çalınmış çocuklar annelerini ziyarete gelir minik bedenleriyle. Küçücük kollarıyla annelerine sarılırlar ağlayarak. Vicdanlar uyur sessizce. İşitilmez hiçbir çocuğun ağlayışları. “Anne beni de al yanına.” deyişleri. Yorgunluğun, bunalmışlığın, çaresizliğin iniltisi çok ağırdır her iki taraf içinde. Görüş sonrası koğuşa döneriz. O gün tüm dudaklar mühürlüdür. Kimse konuşmaz. Konuşan sadece gözyaşları olur.” evet, çok etkili ve gerçekleri yansıtan bir mektuptu. Ondan kısa bir bölüm size sunduk.
Cezaevlerinde o kadar kahredici şeyler oluyor ki maalesef bakın genç yaşta ölümler oluyor. KHK’lı binbaşı Erkan Şirin geçtiğimiz günler Kayseri Cezaevi’nde hayatını kaybetti. Bir kalp krizi sonrası. Neler yaşamıştı? Belki de bu 10. yargı paketi meselesinden dolayı çok üzülmüştü. Adil olmayan yargılamalarla müebbet hapse çarptırılan bu KHK’lı binbaşı Erkan Şirin’e Allah’tan rahmet diliyoruz. Bu ve benzeri hadiseler çok yoğun bir şekilde yaşanıyor. Son derece üzücü arkadaşlar.
Türkmenistan’da demokrasinin olmadığını cümle biliyor. Türkiye Türkmenistan’daki muhalifleri Türkmenistan’a iade etmek için geri gönderme merkezine alıyor. İki Türkmen siyasi aktivist, Abdulla Orusov ve Alişer Sahatov gözaltına alınmış, geri gönderme merkezine alınmış. Bu kişilerin Türkmenistan’a iadesi halinde hayati tehlikesi var ve bir an evvel bunun durması gerekiyor.
Orhan Artar ve 3 çocuğu Kenya’dan Almanya’daki eşine giderken Ruanda’da gözaltına alınıp Türkiye’ye teslim edilmiş, nerede oldukları belli değil ve bir açıklama yapılmıyor. Baba da tutuklanırsa çocuklar annesiz kalacak çünkü anne de yurt dışında.
Narin Güran davasıyla ilgili çok önemli bir video yayınlandı YouTube’da. Mind Vortex isimli bu çalışmanın sahibine yönelik kanalın Türkiye’de erişime kapatılması kararı getirildi. “Ekibimizi tek gelir kaynağından eden bu gelişme tamamen bağımsız ve tarafsız bir platform olarak bizleri derinden üzdü.” Diyor. Narin Güran davasındaki hukuksuzlukları anlatmanın ne zararı var ya? Ne yapmışlar? Bu insanları niye engelliyorsunuz? Allah aşkına. Her vatandaşın ifade özgürlüğü var ve bu davada haksızlık, hukuksuzluk var diyebilir. Ne oluyor size!
Şimdi bakın, Türkiye’de İsrail ve Türkiye iktidarı protestoları sürüyor. Neden? Çünkü Azerbaycan petrol satıyor, Türkiye sevk ediyor, İsrail de bombalıyor mazlum Filistin halkını. Olayın özeti bu. Ticaret devam ediyor. Marla Bull isimli gemi Derince Limanı’nda protesto edildi ve Derince Limanı’ndan yükünü yükleyemedi. Hemen kaçtı, Gemlik Limanı’na gitti oradan yükünü yükledi oradan da İsrail’e doğru yola çıkacağını düşünüyoruz. Biz gemiyi takip ediyoruz. Türkiye’den ticaretin de devam ettiği apaçık ortada. Bunları teşhir etmeye devam edeceğiz.
Azerbaycan devlet şirketi Socar önünde 8.gün nöbeti devam ediyor arkadaşlar. Neden? Çünkü Socar şirketi Filistin’de soykırım devam ederken, korkunç paralar kazandıran petrol sevkiyatına devam ediyor. Türkiye’de buradan komisyon alıyor, günde 1 milyon dolar kazanıyor. Azerbaycan zaten büyük paralar kazanıyor. İsrail, tanklarına, uçaklarına petrol alıyor, katliam yapıyor. Böyle bir çark dönüyor. Ayrıca Socar, Gazze açıklarında doğalgaz da arıyor. Bütün bu gayri insani davranışlar için göstericiler Türkiye’de dört bir tarafta Socar’I da protesto ediyorlar. “Bir soykırımın destekçisi olamayız.” diyorlar ve destekçisi olanları protesto ediyorlar.
Kocaeli Dilovası Devlet Hastanesi’ni ziyaret ettik. Hastanedeki eksiklikleri tespit ettik. Olması gerekenlere odaklandık ve bunu da bir soru önergesiyle Sağlık Bakanlığı’na ilettik. Eksiklikler bir an evvel giderilmeli.
DYO işçileri şu anda grevdeler. Bayrama grevde girmesinler ve bir anlaşma olsun diye onları ziyaret ettik ve patrona da seslendik.
Portakal Plastik’i de ziyaret ettik ve orada da bu görevin bitmesi için elimizden geleni yapmaya çalıştık. Portakal Plastik’te de bir ziyaret yaparak Petrol İş temsilcilerini destekledik.
Ayrıca Gebze Engelsiz Yaşam Merkezi’nin inşaatı durmuş, müteahhit kaçmış. Yerinde gittik, tespit ettik. Bu ihalenin tekrar yenilenmesi ve Gebze’deki engellilerin hizmete kavuşması için Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın’a bir çağrıda bulunduk. Bir an evvel şu skandalı bitirin Tahir Bey. Düşünün, 1.5 yıl önce bitmesi gereken bir yer bu halde daha ihale yapılacakta, buranın inşaatı yapılacakta. Allah bilir ne zaman bitecek. Engelli vatandaşlarımızın mağduriyeti maalesef devam ediyor arkadaşlar.
Kocaeli Derince Safiport Limanı’na gittik ve Safiport Limanı’nda İsrail’e yapılan petrol sevkiyatını da kınadık. Burada tespitler yaptık. Derince Safiport Limanı’nda direniş gösteren arkadaşlarımızı da tebrik ettik.
Kocaeli İzmit Sekapark’ta KOBİS isimli bir bisiklet hizmeti var ama bisiklet yok. Oraya gittik, gençleri bisiklet ararken bulduk. Merve bisiklet arıyordu ve biz de bunu gündeme getirdik. Sayın Tahir Büyükakın, bu hizmetin adı var, kendisi yok, bisikletler yok. Bu konuya da eğilin lütfen.
Cemal Kaşıkçı, İstanbul Suudi Arabistan Başkonsolosluğu’nda öldürüldü. Ne ölüsü var ne dirisi, dosyası da Suudi Arabistan’a kredi alınma karşılığında teslim edildi.
Osman Kavala haksız, hukuksuz bir şekilde yıllardır cezaevinde kabul etmiyoruz ve sürekli gündem ediyoruz.
Şerif Mesutoğlu haksız, hukuksuz işlemediği bir cinayetten dolayı ağırlaştırılmış müebbet mahpus. Mahkemeler bu kararları aldı ama vicdan kurulu kabul etmiyor.
Selçuk Kozağaçlı’nın dışarı çıktığı günü görüyorsunuz. Dışarı çıkmasına rağmen uyduruktan yeni bir karar verildi ve yukarıdan gelen talimatla Selçuk Kozağaçlı tekrar içeri girdi. Selçuk Kozağaçlı’nın cezaevinde olmasının ne kadar idari bir karar olduğunu, yargı kararı olmadığını, adalet kararı olmadığını idare kararı olduğunu da buradan anlıyoruz.
Sevinç Çakır, Adalet Bakanlığı’nın önünde oğlu Murat Çakır için adalet talep etmeye devam ediyor. 1 yılı geçti fakat Sevinç Anne inançla, azimle bu direnişine, nöbetine devam ediyor. Allah yardımcısı olsun.
Gabon’lu Dina için adalet arayışımız devam ediyor. Her ne kadar mahkemede adaletli bir sonuç olmasa da biz adaleti aramaya devam edeceğiz.
Vezir Muhammed Nourtani yakılarak öldürülen Afganistan’lı sığınmacı hakkındaki karar bütün vicdanları sızlattı. Biz onu unutmadık, unutturmayacağız.
Yusuf Bilge Tunç 6 Ağustos 2019 günü kaçınıldı ve devlet görevlileri onun hakkında bir açıklama yapmadı. Ne ölüsü var ne dirisi. Onun gibi kaçırılan birçok kişi için yıllardır Cumartesi Anneleri eylem yapıyor. İşte onlardan birisi de son zamanlarda Yusuf Bilge Tunç ve onun için de hiçbir devlet görevlisi ve kurumu açıklama yapmıyor. Bu şahsın ne ölüsü var ne dirisi var ortalıkta. Mutlaka çıkardı ama bir şekilde yok edildi. Ailesi hala onun yolunu gözlüyor.
Yasin Ugan ve Gökhan Türkmen, Yusuf Bilge Tunç kadar talihsiz değildi, en azından kaçırıldıkları aylar sonrası Ankara Emniyeti’nde ortaya çıktılar ve şimdi Sincan Cezaevindeler. Devlet görevlilerinin bu muamelelerini kabul etmiyoruz ve bunun takipçisi olacağımızı da burada tekrar söylüyoruz.
Gülistan Doku hala ortalıkta yok ve arama çalışmaları durdurulmuş durumda.
Eşi Şimoni Diril’in cesedi bulunduktan sonra kaçırılan Hürmüz Diril ile ilgili herhangi bir gelişme yok.
























Yorumlar