3 Haziran 2026
Öncelikle Meclis Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş’a sesleniyorum; 15.07.2017’de sonuçlanan bir meclis raporu var. 15 Temmuz Darbe Girişimini Araştırma raporu bu. Aradan neredeyse on yıl geçmiş darbe girişiminin ve raporla ilgili sunumun üzerinden dokuz yıl geçmiş. Darbe girişiminden bir yıl sonra bu rapor hazırlanmış. Komisyon Başkanı Sayın Reşat Petek tarafından dönemin Meclis Başkanı İsmail Kahraman’a teslim edilmiş. Bu görüntüler var, haberlere de yansımış. Sonra bu rapor 9 yıldır ortada yok. Meclis’in raporu, yüzlerce sayfalık bir rapor ortada yok. “Meclis’in mahzenlerinde kayboldu herhalde.” dediler. Valla ben araştırdım. Bu raporu buldum. Meclisin mahzenlerinde falan kaybolmamış. Meclis Başkanlığı kaybetmiş. Meclis Başkanlığı kendilerine sunulan bu raporu dağıtmamış, rafta tutmuş. “Efendim tekemmül etmemiştir. Efendim tamamlanmamıştır. İtirazlar vardı.” size teslim edildi, tekemmül edilmemişse itirazlar varsa tekemmül ettirin kardeşim. Bakın Süreyya Sadi Bilgiç’e Sayın Özgür Özel sormuş. Yıl 2019 belgesini de bulduk. Diyor ki Süreyya Sadi Bilgiç: “Ya efendim işte bazı itirazlar vardı. Onları yirmi altıncı dönem tamamlayamamışlar. Biz de yirmi yedinci dönemde tamamlayamayız. Geçen döneminkiler sakut olur düşer. Ondan sonra böyle bir rapor yok hükmündedir.” Gibi bir cevap vermiş burada bakın cevabı. Bu ne rezalettir Allah aşkına. Meclis Türkiye’nin son 10 yılını etkileyen son derece önemli bir rapor hazırlıyor. Öyle böyle diyerek bu rapor ortaya çıkamıyor. Aylarca 8-9 ay komisyonlar toplanmış. Belki binlerce saat konuşmalar yapılmış. Bu rapor ortaya çıkmış ama rapor kamuoyuna sunulmamış. Meclisin tozlu raflarında mı desek, mahzenlerinde mi desek bir şekilde kaybedilmiş. Ben buldum bu raporu. Şimdi 15 Temmuz geliyor. 15 Temmuz öncesi de bunu sordum. 2 ay öncesinden bir soru önergesi verdim. 24 tane bakın soru var bu önergemde. Meclis başkanlığına soruyorum. Bu rapor Niye yayınlanmıyor diye? Meclis başkanlığı bana cevap veremiyor. Verebilecekleri bir cevap yok. Ya kardeşim böyle iş olur mu ya? Koca meclis başkanlığı bu kadar ciddiyetsiz olur mu? Sayın Numan Kurtuluş. Allah aşkına “Ya benden öncekiler hata yapmış bana ne Ömer Bey!” mi diyeceğiz? Ya öyle şey mi olur ya? Ya devlette devamlılık vardır, bir ciddiyet vardır. Allah aşkına meclisin koca raporu hazırlanmış. Kimsenin umurunda olmamış. Zaten birçok rapor da böyle arkadaşlar. Araştırdım, mesela İhlas zedeler ile ilgili rapor böyle düşmüş ve başka birçok rapor böyle bir sürü aylarca oturulup konuşulmuş, sonra da meclis raporu haline getirilmiş. Şimdi ben buradan Sayın Numan Kurtulmuş’a soruyorum. Bakın ben buldum bu raporu. Meclis Başkanlığı’na teslim edildiği şekliyle buldum. Siz niye bunu bulup da koca Meclis Başkanlığı yayınlamıyorsunuz? Size soruyorum ya. O dönemin komisyon başkanı size tas tamam teslim etmiş ve hangi nedenlerden dolayı bu raporu yayınlamadınız? Bunu size soruyorum. Yüz binlerce kişinin adaletsiz bir şekilde mağdur edildiği son 10 yılı aydınlatacak bu rapor meclis tarafından neden yayınlanmıyor? “Yok şu itiraz etmiş.” Ya itirazları tekemmül ettir kardeşim. İtiraz eden varsa tamam dinle itirazları, şerhleri kayıt düş, raporu yayınla, genel kurula sun. Ne var bunda, ne zorluğu var Allah aşkına? Ama Meclis Başkanlığı bunu böyle kaybetmeyi, yalan cevaplar vermeyi tercih ediyor. Şimdi bakın, Özgür Özel’e 2019’da verilen Süreyya Sadi Bilgiç cevabında bu rapor yoktur, Meclis raporu haline gelmemiştir deniliyor. “Kayıtlarımızda böyle bir rapor yoktur.” deniliyor. Kimin ne dediği belli değil. Sayın Numan Kurtulmuş’tan ben son olarak bir cevap bekliyorum. Yani Harun olan Numan Kurtulmuş’tan bekliyorum. Hani demişti ya; “Harun deyip de geldiler. Karun olup gittiler.” Ben Harun Numan Kurtulmuş’tan cevap bekliyorum. Bakalım nasıl bir cevap gelecek? Merakla bekliyorum. İşte tüm belgeler burada, dosyalar rapor taslakları burada. Neden bu cevap gelmiyor diye kendisine soruyoruz sevgili arkadaşlar.
Değerli arkadaşlar Türkiye’de her gün özgürlüklerin önü kapatılıyor. Bakın Cumhuriyet Gazetesi “hesap askıya alındı” her güne bunlarla dönüyoruz. Gazetecilik ve gazeteciler çok zor durumda. En ufak bir muhalif itiraz yapsalar anında kapatıldınız kardeşim deniliyor. Türkiye’deki hal bu tüm Avrupa yetkilileri duysun bunu, Avrupa Parlamentosu ı ve Komisyonu yetkilileri duysun ve böylece insanlar VPN’e yönlendirilmiş oluyor. Türkiye’nin halinin bu olduğunu net bir şekilde size söyleyelim arkadaşlar.
Türkiye’de hak ihlalleriyle ilgili çok önemli sıkıntılar var. Bakın size hasta bir mahpusun durumunu yansıtacağım. Mehmet Parlak, iki böbreği çürüdükten sonra annesinden böbrek alıyor ve tahlilleri de elimde bakın. Kişi yıllardır hapiste yatıyor, 6 yıl 3 ay ceza almış ama o kadar kötü bir sağlık yönetimi üzerinde uygulanmış ki, daha doğrusu sağlık hakkı gaspı uygulanmış ki, annesinden aldığı böbrek de çürümüş. O da şimdi tamamen yok hükmüne girecek. Üre kreatinin değerleri yükselmiş. Baktım bir hekim olarak değerlerine oldukça kritik bir seviyede ve 6 kez infaz erteleme verilmemiş. Ya adamın cezaevinde ölmesini mi bekliyorsun Adli Tıp Kurumu bu nedir ya? Bakın şu değerlere bakın. 4,51 olmuş kreatinin değeri arkadaşlar. Her geçen gün yükselmiş, annesinden aldığı böbrek de cezaevindeki sağlık hakkı gasplarıyla maalesef çürümüş ve gelinen noktada hala cezaevinde tutuluyor. Mehmet Parlak’ın sağlık hakkını savunuyoruz. Kendisini gidip ziyaret ettiğimiz Sincan 1 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde. Aynı zamanda denetimli serbestliği de verilmiyor. Şartlı tahliyesi de verilmiyor ve hakkında düzenlenen evrakta kopyala yapıştır yapıldığı için yanlışlıkşa yapılmış. Kendisi zabıt katibi olduğu halde eski bir Yargıtay üyesi diye yazmış evrakında ve bu evrak geçerli olmuş, infaz hakimliği ve aır ceza evraka itirazlara ret vermiş. Türkiye komedileri bunlar. Şu hale bakın, hasta bir mahpusun cezaevinde çektiği çileye bakın arkadaşlar. Bu insan cezaevinde ölmeden bir an evvel çıkarılsın. 6 Ay daha uzatmışlar şartlı tahliyesini. Tam bir vicdansızlık, başka hiçbir şey değil. Biz bu konunun üstüne gideceğiz, Ceza Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’ne de sesleniyoruz, Adalet Bakanlığı’na da. Bu genç insanın tabutla cenazesini mi çıkaracaksınız diye soruyorum! Bu ne haldir? Yanlış düzenlenen evrakla adamın şartlı tahliyesini engellemişsiniz. Bu ne saçmalık, bu ne skandal, bu ne hukuksuzluk! Allah aşkına yüzü kızaran birisi yok mu ya? “Ya ben yaptım, oldu. Nasıl olsa bana ne? Bana kimse hesap soramaz mı?” diyor cezaevleri ve Sincan 1 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi! Böyle mi düşünülüyor? Evraktaki maddi bilgi yanlış. Arkadaşlar, gerçekten ülkenin çivisi çıkmış. Çivi diye bir şey yok. Çivilerin hepsi çıkmış arkadaşlar. Bunu size söyleyeyim ve ülkenin düştüğü hali anlayın.
Bakın Sincan L Cezaevi’ni ziyaret ettiğimde orada, Odtü’deki olaylar nedeniyle tutuklanan gençleri gördüm. Üniversite öğrencileri bunlar;
Egemen Taylan Aksoy Sincan 2 No’lu l Tipi Kapalı Cezaevi’nde kalmakta. Odtü’deki bir gösterilerine provokatif bir saldırı olduğu için orada tutuklanmışlar, tutuluyorlar ve onların üzerinde birçok baskı var. Ulaş Çiçek, Güney Özbenli, Celal Elmacı ve İlhan Kaya’yı ziyaret ettik. Hepsi mağduriyetlerini anlattılar. Çok kalabalık bir cezaevi. 800 Kişilik cezaevinde 3300 kişi kalıyor. Yer-gök mahpus dolu. Hatta bir ara görüştüğüm gazeteci İsmail Arı dolapların üzerine döşek atılıp mahpusların orada yattığını söyledi. Bunun da yapay zekadan fotoğrafını çıkarttım, çok dikkat çekti. Bu bir yapay zeka fotoğrafıydı ama gerçeğin fotoğrafıydı arkadaşlar. Bunu da size söylemiş olalım.
Kocaeli Açık Cezaevi’nde 100 kişilik yerde şu anda 300 kişi yatıyor. Cezaevinin durumu bu arkadaşlar. Tamamen gayri insani bir yerde. Çok kötü koşullarda yatıyor insanlar. Gece banyoda ve ayakkabılıkta yatıyor. “Yerde yatanlar beline kadar ranzanın altına gireceği şekilde yatıyor.” diye bize başvurular var. İşte cezaevlerinin hali bu arkadaşlar.
Anayasa Mahkemesi hala karar vermedi 2008 öncesi işe giren engellilerin vergi indiriminden kaynaklı engelli emeklilik hakları hala gasp ediliyor. Anayasa Mahkemesi’ne başvuruldu. Tam bir gasp yasası çıkarmıştı AK Parti, MHP, Cumhur Zulüm İttifak’I ve bu konudaki başvuru Anayasa Mahkemesi’nde. Önüne de gidip açıklama yaptım. Buradan Meclis’te de bu konuda açıklama yapıyorum. Ya artık bu engelli emeklilik haklarını kazanmış insanların haklarını gasp etmeyin. Bu yaptığınız gasptır. Bakın bu insanlar 3-5 kuruşa muhtaç duruma geldiler yani resmen gasp ettiniz. İnsanlar bir emekli olamıyorlar ve maçın ortasında kuralı değiştirdiniz. Anayasa Mahkemesi de hala karar vermiyor. Bir an evvel bu kararı versin Anayasa Mahkemesi arkadaşlar.
Grup Yorum emekçisi Can Kaba’nın annesi bize başvurmuş. “Oğlum Can Marmara 6 No’lu L Tipi Cezaevi’nde kalıyor. Hapishanede hak ihlalleri yapıldığı için süresiz açlık grevine başladı. Bugün 20 günü aşmış. Siz değerli vekilimize ve Meral Danış Beştaş’a yazdıkları mektupları sansürlenerek gönderilecekmiş. Açlık grevinde verilmesi gereken asıl vitamin bitki çayları verilmiyor.” Bakın adama verilmesi gereken de verilmiyormuş. “Aileleri olarak çok tedirginiz.” diyorlar. Durum bu arkadaşlar.
Serkan Yıldırım, Antalya Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde hayatını kaybetmiş bir mahpus. Ailesi bize başvurdu. Şüpheli bir şekilde hayatını kaybetmiş. Ceza Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’ne soruyorum; Bu ne iştir? Çok ağır hak ihlalleri başvurusuyla bize başvurdular. Bu cezaevindeki ölüm hakkında bir bilgi istiyoruz. Ağır sağlık hakkı ihlal iddiaları var ve bu konuda bir an evvel bir açıklama yapılması gerektiğini düşünüyorum. Cezaevinde ölümler oluyor ama sorulmadıkça kimse açıklama yapmıyor arkadaşlar. Maalesef durum bu. “Sorulmadı” diyorlar ve açıklamada yapmıyorlar maalesef durum bu.
Koceli Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Tahir Büyükakın geçtiğimiz günlerde bir açıklama yaptı; “Asbestli boruların içindeki suların bir zararı olmaz.” dedi. Şimdi normalde olmaz ama o asbestli borular böyle çatladığı, kırıldığı zaman içinden lifler çıkıyor. Bakın o lifler çıktığı zaman zarar ortaya çıkıyor. Biz bunu bilimsel olarak da araştırdık. “Asbest sadece solunursa tehlikelidir.” iddiası doğru değil. Bir gastrointestinal yoldan da geçme ihtimali var. Mide, kolon ve rektum kanserleriyle de ilişkisi var ve Kocaeli Büyükşehir Belediyesi gerekeni yapmıyor. Yapmadığı için de Kocaeli halkının sağlık hakkını çiğniyor. “Asbestli borulardan bir şey olmaz diyor.” ve herkeste kanser olmaya devam ediyor arkadaşlar. Son derece sığ bir iddiayla ortaya çıktı Sayın Tahir Büyükakın. Biz bilimsel olarak konuyu araştırdık ve bu işin böyle olmadığını gördük. İçme suyunda asbest için güvenli bir eşik değeri yok bunu söyleyelim ve 1980 öncesi döşenen asbestli boruların hepsinin değiştirilmesi lazım. Diğer belediyeler değiştirmiş durumda. Bu borular bakın çatladığı, kırıldığı zaman içinden lifler çıkıyor. Bu lifler asıl sindirim sistemine geçiş yaparak orada kanserlere neden olabiliyor. İlla sonunum yoluyla kanser yapacak diye bir şey yok. Evet, genel olarak sonunum yoluyla yapıyor ama biz bilimsel olarak burada Sayın Tahir Büyükakın’a bunu açıklıyoruz. Lütfen düzgün bilgi alın ve halkı yanıltmayın. “Korkmayın, bir şey olmaz.” diyerek de halkın sağlığını tehdit altında bırakmayın. Bu olacak bir şekiy değil. Bilimsel belirsizlikler, çevresel belirsizlikler ve altyapı güvenliği nedeniyle alınıyor. Ölçüm sonuçlarını açıklamak, yenileme takvimi paylaşmak ve bilimsel belirsizlikleri dürüstçe ifade etmeniz gerekiyor Sayın Tahir Büyükakın. Bunu da size buradan söylemesi olalım.
Elimde bir başvuru var. Mümüne Açıkkollu başvurusu. Biliyorsunuz Gökhan Açıkkollu bundan 10 yıl önce İstanbul Emniyeti’nde gözaltındayken ağır bir şekilde darp edilip, işkenceye uğrayıp, gözlüğün kırılıp ve daha sonra ağır bir şekilde yumruklarla darp edildikten sonra hücresinde daralıp daralıp geçirdiği bir kalp kriziyle ölmüştük. Allah rahmet eylesin, onun hakkını 10 yıldır arıyoruz. En sonunda tüm başvurulara takipsizlik veren savcıların aksine Anayasa Mahkemesi şu kararıyla dedi ki: “Bu ölümde çok büyük ihmaller vardır, devlet ihmali vardır, gereken soruşturma yapılmamıştır ve polisler hakkında yeni bir soruşturma başlatılmalıdır.” dedi. Ne zaman demiş? 30 Temmuz 2025’te. Peki bu karar açıklanmış mı? Hayır açıklanmamış. Anayasa Mahkemesi’nin deposuna atılmış. Kararlar Bilgi Bankası’na. Araştırmayan bulamayacak. Ya web sitenden açıklasana Sayın Kadir Özkaya. “Biz Nur’u mu, Nar’ı mı tercih edeceğiz, o zaman belli olacak.” diyerek ağlıyordun. Bunu niye web sitenden açıklamadın? Allah aşkına soruyorum sana ya. Çok korkunç bir işkence sonucu öldürülen bir kişi var. Anayasa Mahkemesi bu konuda doğru bir karar vermiş ama gizliyorsunuz kararı. Peki aradan ne kadar süre geçti? Bakın neredeyse bir yıla yakın süre geçmiş. 11 Aylık bir süre geçmiş. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın açtığı bir soruşturma var mı? Yok. Sayın İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na sesleniyorum; Bu ne haldir kardeşim? Anayasa Mahkemesi 1 yıla yakındır size göndermiş bu kararı. “Soruşturma açın.” diye. Niye açmıyorsunuz? Allah aşkına. İşkenceyi zamanında zaten savcılarınızı örtbas etmiş, takipsizlik vermiş. Anayasa Mahkemesi suratınıza tokadı atmış, “Bu ne haldir. Böyle bir hale nasıl takipsizlik verdiniz? Doğru düzgün soruşturma yapın.” demiş. Hala bir yıldır soruşturma açmıyorsunuz ya. Böyle bir şey olabilir mi ya? Allah aşkına kapı gibi Anayasa Mahkemesi kararı var burada ya. Bu ne haldir ya? Allah aşkına bu ne ciddiyetsizliktir. Bir an evvel İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturmayı başlatmalıdır. Sayın Adalet Bakanı Akın Gürlek, Bakan Yardımcıları, hepinize söylüyorum buradan; ifade özgürlüğünden, polisin yaptığı muamelelerden sorumlu olan kişiler kimse, onlara söylüyorum. İçişleri Bakanlığı yetkililerine söylüyorum. Adalet Bakanlığı yetkililerine söylüyorum. En son tahlilde savcıların tekrar soruşturma açması lazım ama bir yıldır yine rafta bekletiyor. Yani birilerini koruyayım mı? Ya Allah aşkına yani siz millet için çalışmıyor musunuz kardeşim? Millete zulmeden kamu görevlerine soruşturma açmamak için mi siz memur oldunuz? Memursunuz ya siz de memursunuz. Siz millete işkenceyle ölümü sunan kamu görevlerini soruşturmamak üzerine mi maaş alıyorsunuz? İnsaf diyorum ya. Buradan bir milletvekili olarak net bir şekilde soruyorum? Milletin hakkını savunuyorum buradan. Bunu da kabul etmiyorum ve sonuna kadar bu işin peşindeyim. Devamlı soracağım, soruşturmanın açılmasını bekliyorum. Bunu da buradan söyleyeyim arkadaşlar.
Cezaevlerinde ağır hak ihlalleri devam ediyor. Bakın Sincan Kadın Cezaevi’nde İlknur Demirhan engelli bir mahpus, kendisi. Küçük yaşta geçirdiği çocuk felci nedeniyle ortopedik, ortez kullanıyor ve o orteziyle koğuşta kalabalık bir ortam var. Gece lavaboya kalktığı zaman insanların üstüne düşebiliyor. İki çocuk dahil, 26 kişi var koğuşta. Sağlık hizmetleri ve hastane naklinde çok büyük ihmaller var. Böyle çok küçük rink araçlarıyla gidiyor. Altı kişi bölmeli, plastik koltuklu ve küçücük pencereleri olduğundan ışık bile yeterince görmeden hastaneye gidiyor hastalar. Saatlerce hareketsiz ve aynı pozisyonda bekleyen bir insan var. Kendisinin ortopedik engeli olmasına rağmen böyle işkence gibi bir ortamda cezaevinden hastaneye gidiyor. Sıcak suyu günde sadece 2’şer saat sabah akşam veriliyor.
Havva Keklik çocuğuyla beraber cezaevinde kalıyor. Barınma ve oda koşullarında çok sıkıntı yaşıyor. Havva Keklik’in odasına vertigolu bir mahpus alınmış. Bu kişi vertigo nedeniyle üst ranzada yatamamakta. Havva Hanım üst ranzada oğlu ise aşağıdaki beşikte yatıyor. Beşik artık çocuğa küçük gelmekte. Odanın küçüklüğü nedeniyle çocuğa yeterli oyun alanı sağlanamamakta. Gece kalkmaları ve ağlamaları nedeniyle koğuş arkadaşı da olumsuz etkilenmekte. Düşünün 4 yaşındaki bir çocuk havalandırmada bisikletle süremiyor. Bazı oyuncaklar verilmiyor. Ne olacak bunları verseniz Allah aşkına bisiklet, scooter verilmiyor çocuğa. Çocuğun belirli saatlerde götürülmesi gereken kreşe memurlarının inisiyatifiyle defalarca götürülmediği bildiriliyor. Bazı memurların çocuğun çıkardığı ses ve oyuna olumsuz tepki gösterdiği ifade ediliyor. Beslenme ve temizlik olarak çocuklar için ayrı yemek çeşidi getirilmemekte. Süt gibi çocuğa özgü gıdalar çoğu zaman sağlanmamakta. Kirli çamaşırlar da sıklıkla alınmamakta. Sağlık hizmetlerinde aksamalar var. Nezarethanesi bulunmayan hastanelerde çocukla birlikte akşama kadar cezaevi aracında bekliyor anne hastaneye gittiği zaman v e adli suçlularla aynı koğuşlarda bekletilebiliyor. Anneye üst araması yapılan yerlerde çocuğun üstü de ayakkabısı dahil çıkartılarak aranıyor. 4 Yaşında bir çocuksunuz ve hayatınızın başlangıcında bu muameleleri görüyorsunuz. Üstünüzü başınızı arıyorlar. Nasıl bir travma? Haftalık 10 dakikayla sınırlı olan telefon görüşme hakkı çocuğun varlığı göz önünde bulundurulduğunda son derece yetersiz kalıyor ve başka bir ile sevk ile gönderilme ihtimalleri, kaygısı taşıyorlar.
Zehra Dinç kanser hastası bir kadın. Bu kişi de yumurtalık kanseri teşhisi almış ve sağlık hizmetlerine erişimde sıkıntılar yaşıyor. Ne klozetli bir odaya ne de alt kattaki odalara alınıyor! MR çekilecekmiş, 8 ay sonraya veriliyor. Hastaneye götürüldüğünde jandarma mahkum sayısının fazladığı gerekçe göstererek yalnızca bir polikliniğe alınıp diğerlerine girmeden geri getiriliyor. Cezaevi aracında bekletilmesi nedeniyle hastaneye gidiş dönüşleri de tam bir çileye dönüyor. Yemekler son derece kötü deniliyor. Yağ ve malzeme kalitesizliği nedeniyle kötü kokuyor. Çeşit yetersizliği de dikkate çekiyor. Sürekli aynı yemekler veriliyor. Temizlik maddeleri açısından kantinde satılmayan çok madde var. El, ışık kursu ve tefsir kursu açılmış. Başka sosyal bir yetkinlik yok ve farklı gruplar aynı koğuşta kalıyor. Cemaat suçlamasıyla yatanlar da, İŞİD’den yatanlar da aynı koğuşta. Olacak bir iş değil. Yani hiçbir şeyin doğru düzgün olmadığı bir cezaevi arkadaşlar burası. Bunu da söylemiş olalım burada.
Haftalardır söylüyoruz, yine söyleyeceğim! Alisher Sahatov ve Abdulla Orusov, bakın, 1 yılı aşkın bir şekilde ilk önce geri gönderme merkezini alınıp, sonra da kaybedildiler. Türkmenistan’daki zulme karşı Türkiye’ye sığınmış hak aktivistleriydi bunlar ve acaba Türkmenistan’a iade mi edildiler sorusu var. Büyük ihtimalle böyle. Biz sorular soruyoruz Bakanlığa, İçişleri Bakanlığı’na ve cevap vermiyorlar ve en son bir cevap verdiler saçma sapan bir cevap. Biz ne sormuşuz? Onlar ne cevap vermiş? Anlaşılan verecek cevapları yok. O yüzden böyle cevaplar veriyorlar. Dört çocuk babası, bir kişi Alisher Sahatov ve çocukları da her gün babalarını arıyor. Abdulla Orusov da aynı hak ihlaline uğramış durumda arkadaşlar.
Bakın, bana bir hukukçunun gönderdiği dilekçe başvurusu var burada. Adil olmayan yargılamalarla yatırılan ve Kürt meselesi nedeniyle zaten doğduğundan itibaren “terörist” kabul edilen insanlara yönelik, hapiste adil olmayan kararlarla yatan kişilere yönelik itiraz dilekçeleri var elimizde. Bu dilekçe ile idareye, daha sonra infaz hakimliği ve ağır cezalara başvurmak gerekiyor. İtirazlar yapmak gerekiyor. Hakkınızı yazılı yollarla aramalısınız. Bunlarla ilgili belgeler bizde var arkadaşlar. Arzu edene de biz bunları verebiliriz. Bunu da buradan söylemiş olalım.
İş güvenliğiyle ilgili sıkıntılar var. Bakın, iş güvenliği uzmanları bize başvuruyorlar ve birçok başvuruda söyledikleri var. İş güvenliği uzmanlarının başvurularında; “Gereken denetimler yapılmadığı için bütün sorumluluk bizim üstümüze yıkılıyor. Biz işverenden maaş alıyoruz. O yüzden çok rahat konuşup eksiklikleri dile getiremiyoruz. Öyle olunca da işverenler bizi işten çıkarıyor. Devlet bize maaş vermeli. İş kazalarının önlenmesini istiyorsanız devlet iş güvenliği uzmanının maaşını vermeli. Öbür türlü de bakanlık yetkilileri geliyor. Birçok şeyi görmezden geliyor. Bu da bu yazılarda var. Bakanlık görevlileri işvereni rahatsız etmek istemiyor. Ondan sonra da bakıyorsunuz ne oluyor? İşte Dilovası katliamı davasında kontrole gelen güvenlik görevlileri doğru düzgün bir arama tarama yapmıyor, ellerinde parfümlerle çıkıp gidiyorlar. Bunu bu katliam sonrası öğrendik. Korkunç bir olay gerçekten
Muhammed Günday başvurusu var; “15 Temmuz gecesi Eşim Muhammed Günday sözleşmeli er olarak görev başındaydı. O gece yaşananların ne olduğunu bilmeden sadece komutanın emrine uyarak bulunduğu yerden alınıp olayların içine götürüldü ve ağır bir şekilde cezalandırıldı. Olayın oluş şekli emir altında hareket ettiği gerçeği hiçbir kasıt ya da bilinçli bir dahlinin olmadığı açıkça ortadayken ne yazık ki tüm başvurularımız reddedildi. Adalet arayışımız her seferinde sonuçsuz kaldı. Biz sadece bir kararın değil, bir hayatın, bir ailenin yükünü taşıyoruz. 5 Yaşında Ömer Halis ve 3 yaşındaki Alptuğ çocuklar babasız. Bir ev eşsiz kaldı, kurulan hayaller yarım kaldı, umutlar sessizliğe büründü. Eşim ve onun gibi birçok sözleşmeli er sadece görevini yaptığını, emir aldığını düşünen insanlardı ama aldıkları emirleri uygulamak onların ağırlaştırılmış müebbet cezalarıyla sonuçlandı. Olur mu böyle iş?” diyor. Çok haklı.
İsmail Kar; “2007 yılında işlediğim bir suçtan dolayı 8,5 yıl ceza yattım, cezamı bitirip çıktıktan sonra mesleğim olan tır şoförlüğüne devam ediyordum ve ehliyetimi yenilemek için nüfusa gittiğimde benden mahkemeden memnu hakların iadesi diye bir evrak getirmemi istediler, bende adliyeye gidip dilekçe verdim ve bir ay sonra bana ret cevabı geldi. Nedeni bu yazıyı alabilmek için cezamın hakederek tahliye tarihinden sonra üzerinden 3 yıl geçmesi gerekiyormuş, hakederek tahliye tarihi 2026 yılının 9.ayında alabilirmişim. Bu belgeyi yenilemem lazım, çok zor durumdayım.” diye bize başvurmuş.
“Malatya Doğanşehir kurucaova Mahallesi’nde köy evleri, tarım arazisine ve Heyelan bölgesine fay hattına yapıldığı yönünde iddialar var. 50 Yılda 3 defa afad tarafından köy evleri yapılıyor. Bunun nedeni yer seçiminde komisyona siyasiler girdiği için bu olmaz, bunu takip edin.” diyor. İlgililere ilgili bakanlığa iletiyoruz.
Burdur yüksek güvenlik cezaevinde. Ekim Polat’ın yakını bize başvurmuş. Oldukça ağır ihlaller başına geldiğini söylüyor ve bu konuda önlem alınması gerektiğini söylüyor. Bakanlığa iletiyoruz.
Öğrenci affında ayrım yapılmaması gerektiğini söyleyen çok kişi var sevgili arkadaşlar.
Yurt dışında yaşayan Türk vatandaşları; “Türkiye’ye gelişlerimizde yabancı plakalı araç kullanımına ilişkin mevcut 185 gün şartının ve uygulama süreçlerinin birçok vatandaş açısından ciddi mağduriyetlere yol açtığını söylüyorlar. “185 Gün şartı yeniden değerlendirilmeli. Daha uzun ve esnek araç kullanım süresi tanınmalı. Türkiye’de güvenli şekilde bırakılabileceği, park edebileceği yasal bir sistem oluşturmaları, vatandaşın mağduriyetini azaltacak şekilde yeniden düzenlenmeli.” diyorlar bu konular.
Edirne Edirne F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda kalan Emrullah Kaya isimli mahpusun adil yargılanmadığı ile ilgili bir şikayet var. Mahkeme kararı büyük ölçüde tanık beyanlarına dayandırılmış, varsayıma dayalı kurulmuş. Küçük yaştaki çocuğu babasız büyümekte, eşi tüm yükü tep başına üstlenmekte ve oldukça zor durumda. En başta diyorlar ki: “Adil yargılanmadık. Dosya kapsamında bylock kullanımı, dijital veri, finansal kayıt ya da örgütsel bağa dair herhangi bir somut bulgu bulunmamakta tamamen tanık beyanlarıyla bir insanın terörist olduğuna karar verilmiş arkadaşlar. Türkiye’deki adaletin durumu bu işin doğrusu.
TOKİ inşaatlarından çok başvuru geliyor bize ve tüm emekçilere insan muamelesi yapılmıyor. Barınma olsun, yemek olsun bir inşaat ortamında, şantiye ortamında, işiniz, sosyal hayatınız bir yemeğidir, bir barınmasıdır. Yemeği güzel olsun, barınması, temiz olsun. Çalıştığı işin emeğin zamanında verilmesi gerekir.
Saadet Kayan Diyarbakır’da bir mağduriyet yaşamış. Hırsızlık yaşanmış. Polise gitmiş, orada da kötü muamele görmüş. Bununla ilgili bize başvurmuş ve bu konuda adil bir karar bekliyor.
“Abdullah Oral şu anda Samsun kavak S Tipi Cezaevi’nde kalmakta. Oğlum daha önce Yozgat 1 Nolu T Tipi’nde kalıyordu. Daha önce konuları size belirttikten sonra oğluma koğuş değişikliği yaptılar. İki aydan beri çocuğumun sesini duymamaktayım fakat çocuğumun yanındaki arkadaşları bana ailesiyle beraber haber gönderdi. “Oğlunu buradan alıp paket ettiler.” dediler.” bir sürü hak ihlalinden bahsediyor. Bu konuya çözüm istiyor.
Bahadır Akdağ Elazığ 2 No’lu Yüksek Güvenlik Ceza İnfaz Kurumu hakkında başvuruda bulunuyor. “Usulsüzlükler ve hukuksuzluklar adli mercilere taşınsa bile delillerin yok edilmesi ve toplanılmaması ile ilgili hukuksuzluklar var.” diyor. “Bahadır Akdağ’a yönelik, sistematik hukuksuzluklar hakkında size başvuruyorum.” diyor ve CİMER’e de başvurmuş. Bu konuda adil bir karar bekliyor. “1. Oğlum 1.5 yıldır ağır tecrit altında tutulmakta, sosyal hakları engellenmektedir. İdarenin delil yokluğunu ikrar ettiği bir dosyada, ‘varsayımlar’ üzerinden özel hayatın ve savunma gizliliğinin yok edilmesi kabul edilemez. Yargı kararlarını etkisiz kılan ve sistematik mobbinge dönüşen bu uygulamaların sonlandırılmalıdır.” diyor.
“Sefer Baran Giresun Espiye L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda 6 kez keyfi olarak şartlı tahliyesi ertelenmiş tahliye edilmesini istiyoruz.” Diyorlar. 6 Kez iş yokuşa sürülmüş. Cezaevlerinin hali bu. “Biz sizi bırakmayacağız mantığıyla çalışıyor cezaevleri. Orada bir müdür oturmuş, kendi kafasından bir karar yazıyor. İnfaz hakimliği de, ağır ceza da zaten böyle tak tak onaylama makamı. Başka hiçbir şey değil. Kardeşim bir bakın ya, saçma sapan kararlar geliyor önünüze. Yani Gözlem Kurulu’nun kalbini kırmamak mı istiyorsunuz? Veyahut da Gözlem Kurulu kulağınızı mı çekiyor? Ne oluyor ya? Allah aşkına ya!
Avukat Suphi Özgen kendisi, Kürtçe hakkında son derece duyarlı bir hukukçu ve çeşitli barışçıl eylemler yapıyor, ifade özgürlüğü çerçevesinde ancak bunlar bile soruşturmalara maruz kalıyor. Bakın, diyor ki: “Ortaokullardaki seçmeli Kürtçe ders hakkında tanıttığımız geçen seneki etkinliğimize ait paylaşım aleyhime davaya dönüşmüş durumda. Kürtçe için emek verenleri sevgiyle anıyorum ama biz Kürtçe ile ilgili birtakım isteklerde bulunduğumuz için başımıza gelmeyen kalmıyor. Olacak iş midir? Sürekli Kürtçe seçme oranı düşüyor. Kürtçe öğretmenleri yok. Bütün bunlarla ilgili eleştiri hakkımı kullanıyorum. Hakkımda soruşturma açılıyor.” Avukat Suphi Özgen’in başvurusu burada. Ben de yetkililere soruyorum, Avrupa Parlamentosu üyelerinden soruyorum; Türkiye’deki hal bu. Bir dil hakkındaki istekle bulunanlara bile soruşturma açılıyor.
“Kızım Şimal Deniz ve Zeynep Yıldırım, PSAKD Sarıyer şubesi İstanbul’da saymanlık yapıyor. 9. ayın 27’sinde kızım Şimal Deniz, cemevinden çıkarken sivil polis yanaşıp ifade eksikliğin var diye işkence ile alıp Vatan Emniyet şubesine götürüp oradanda 9. Ayın 29’u pazar günü heyet toplayıp apar topar Bakırköy Kadın Cezaevi’ne attılar.” “Biz bu kararı veriyoruz, daha istinafı Yargıtay’ı var, itiraz etme.” diye hakimler karar veriyor arkadaşlar. “Aman benden gitsin de bu karar, iktidar üstüme gelmesin, ben onların istediği şekilde karar vereyim. Git kardeşim, hakkını istinafta ara.” Böyle bir tavır var arkadaşlar.
Hamit Oral Osmaniye 2 No’lu Açık Cezaevi’nde kalıyormuş. Engelli, Isparta tam teşekküllü devlet hastanesi sağlık kurulu heyeti kararlarında adı gecenin maruz kaldığı hastalıklar ve sakatlığı nedeniyle ceza infaz kurumlarında hayatını idame ettiremiyeceğine dair bir rapor var. Hükümlü Abdullah Oral da Yozgat T Tipi Cezaevin’de sürgünde, diğer oğlu Selçuk Oral Tarsus T Tipi Cezaevi’nde sürgünde, Hamit Oral da Osmaniye Açık Cezaevi’nde ve başvurucu kadın da son derece perişan durumda.
Ordu Üniversitesi Hemşirelik Bölümü hukuka aykırı biçimde uygulamalı ders sayılarak öğrencilerin sigortası, sağlık sigortası dahi olmadan çalıştırılmasını sağlıyor. Uygulamalı ders sınıflandırması 4 ayrı gerekçeyle hukuka aykırıdır diyerek bize başvurmuşlar. Birincisi, belge ile kanıtlanmış sorumlu taraf öğretim elemanı değil, hastane personelidir. Gerekçe 2, 16-08 nöbeti hiçbir ders programına yazılamaz. Gerekçe 3Haftada kesintisiz klinik çalışma “ders saati” olarak nitelendirilemez. Gerekçe 4 İntörnlük adı hemşirelik bölümüne hukuki statü kazandırmaz.” diyor başvurucular. Uzun bir başvuru yapmışlar ve hem 401-402 derslerinin hukuki niteliğini YÖK tarafından belirtilerek denetlenmesini, İntörnlük başlangıcından itibaren geriye dönük SGK bildirimi yapılmasını ve sigortamızın eksiksiz tamamlanmasını, ücret hakkımızın değerlendirilmesini, intörnlük Yönergesi’nin ilgili mevzuatla uyumlu hale getirilmesini, tüm hemşirelik intörnlük programları için sistematik ve kalıcı çözüm üretilmesini istiyoruz.” demişler. Biz de buradan dile getiriyoruz arkadaşlar.
Mehmet Gürler İstanbul Metris Cezaevi’nde yatıyor. Ağır bir MS hastası. Bir hekim olarak onun durumunu tetkik ettim, çok ağır. Mahpusun hayat hakkı, sağlık hakkı gasp edilerek süreç yürümüş ve hastalığı ilerlemiş. Şu anda hastaların yattığı İstanbul Metris Cezaevi’nde. Eşi bize başvurdu. “Çok zor durumda.” diyor. Adli Tıp Kurumu da bakın, burada evrakı var. “Bu hasta kişi cezaevinde kalamaz raporu.” Vermiş ancak ağırlaştırılmış müebbet olduğu için 5275/25/I maddesine göre bu kişi cezaevinde tutuluyor. “Ölene kadar sen o cezaevinde kalacaksın.” diye vicdansız, gaddar bir kararla ağır hasta bir kişi Adli Tıp Kurumu’nun da raporuna rağmen, “bu kişi cezaevinde yaşayamaz.” raporuna rağmen “İşte yasalar böyle.” diyerek cezaevinde tutuluyor. Arkadaşlar ne suçu ne cezası olursa olsun insanlar bu kadar zor durumda ağır kanser hastası, 30 kiloya düşmüş, elini parmağını kıpırdatamayacak durumdayken de cezaevinde tutulur mu ya? “Bu yasayı değiştirelim.” diyoruz. Değiştirmiyor iktidar. Ben boşuna mı AK Parti, MHP, Cumhur Zulüm ittifakı diyorum arkadaşlar. Bana diyorlar ki; “Ya niye böyle söylüyorsunuz?” Kardeşim milyonlarca delil var AK Parti MHP Cumhur Zulüm İttifakı demem için milyonlarca delil var, işte onlardan birisi de bu elimde hasta mahpusların sürünerek cezaevinde ölmesini sağlıyorlar, devam ettiriyorlar, gaddarca vicdansızca yapıyorlar. Mehmet Gürler’in hakkını aramaya devam edeceğim sevgili arkadaşlar. Onun hakkında çok uzun başvurular var. Gerçekten çok ağır bir durumda. Bu dosyayı da biz takip edeceğiz. Ceza Tevkifevleri Genel Müdürlüğü, Adalet Bakanlığı bu durumu bilsin. Siz bu yasaların değişmesine razı olmayarak böyle hasta mahpusların perişan bir şekilde cezaevlerinde ölmesini sağlıyorsunuz. Bu işin bu dünyadaki karşılığı olduğu gibi öte dünyada da bir karşılığı vardır. Bunu unutmayın, ben yaptım oldu ile olmaz bu işler.
Cezaevlerinden bize gelen mektuplar var, onları da okuyalım. Kısaltarak, özetle okuyorum. Erzurum Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden Halit Aydın bize başvurmuş; “Kuyu tipi cezaevleri adım adım bizi ölüme sürüklüyor. 12 Metreyi bulan yüksek duvarlarıyla 3 kat üst üste yığılmış, yılın 365 günü asla güneş görmeyen kör hücreleriyle az da olsa dışarıdan hava alınan tek yer olan pencerelere konulan ki kanunsuzca bu, serçe parmağının dahi geçmediği genişlikte aralıklara sahip kafes telleriyle tecrit altındayız. Buralar insanı çürütme, öldürme merkezidir.” diyor. Erzurum Yüksek Güvenlik Cezaevi’nden Halit Aydın. İşte Türkiye Cezaevlerininin hali bu. Adalet Bakanlığı duymuyorsa, Sayın Nacho Sanchez Amor’a iletiyoruz.
Burak Bayrak, Samsun Kapalı Cezaevi’nden yazmış; “Kararda adımın birlikte anıldığı aynı rütbe statüsündeki kişiye beraat verildi, bana ise müebbet. Mahkeme, aynı mahkeme dosya, aynı dosya. Gerekçeli kararda aynı cümle içinde iki sanık için aynı eylem birlikte, isnat ediliyor. Birisi beraat, diğeri müebbet. Bu adalet mi?” diyor.
Gültekin Kızılbulut Diyarbakır Yüksek Güvenlik Cezaevi’nden yazmış;“Hakkı, hakikati savunmak dile getirmek, aynı zamanda imanı elde tutmak, bir kor ateşi elde tutmak gibidir. Eline alsan elin yanar, yere bıraksan imanından olursun misali. Yanlış zamanda doğru yerde olmak, hakkı, hakikati, doğruyu söylemekten çekinmemek her babayiğidin harcı değildir. Bunu sadece ama sadece dünyalık mal, mülk, mevki, makam, mansıp, para pul kaybetme korkusu yaşamayanlar yapabilir…”
Ejder Yıldırım, Antalya S Tipi Cezaevi’nden yazmış; ““Dosyam incelendiğinde hain olmadığımı aklınızla, kalbinizle, ruhunuzla ve vicdanınızla anlarsınız. Haksız yere yargılandım ve cezalandırıldım. Ve isteklerim de görmezden geliniyor. İnsan insanlığını kaybetmesin yeter ki…” diyor. Ejder Yıldırım.
Halil Özkök Bafra T Tipi Cezaevi’nden yazmış; “örev yaptığımız okullarda beraber çalıştığımız öğretmen arkadaşlarımızın büyük çoğunluğu bizimle selamı sabahı kesti. Ekonomik sıkıntılara bir de toplumsal baskı ve sosyal dışlanmışlık eklenmişti…”
Mahmut Erel Sincan T Tipi Cezaevi’nden yazmış; “ Cezaevinde bulunduğum yaklaşık 7 yıl boyunca 6 ayda bir yapılan hükümlü değerlendirmelerinde sürekli iyi halli olarak değerlendirildim. Bu süre boyunca herhangi bir disiplin cezası almadım. Hakkımda açılmış herhangi bir soruşturma da bulunmamaktadır. Gerek kurum personeli gerekse koğuşumdaki hükümlüler ile en ufak bir sorun yaşamadım. Kurumun tüm faaliyetlerine (seminer, kurs, spor, kitap okuma gibi) eksiksiz ve sürekli olarak katıldım. Hatta pişmanlık dahi bildirdim. Ancak cezaevi yönetimi, yukarıda arz ettiğim tüm hususları görmezden gelerek hakkımda herhangi bir somut veya soyut delil olmadan, keyfi ve haksız bir kanaat ile denetimli serbestlik hakkımdan beni ve daha önemlisi ailemi mahrum bıraktı. Sayın Vekilim, 3 kızım var. Artık psikolojik olarak çok yıprandım ve yoruldum. Onların sürekli “Baba cezan bitti mi? Eve ne zaman geleceksin?” sorularına cevap verebilecek bir halim kalmadı. Maalesef büyük bir tedirginlik ve belirsizlik içinde bekliyorum…”.” diyor. Böyle çok başvuru var elimizde.
Öğretmen arkadaşlara de hatırlatma yapacağım. Bir başvuru var mesela. “Ben KHK ile ihraç edildim. Öğretmenlik yapmam engelleniyor.” Diyor. Anayasa Mahkemesi’nin doktorlar ve avukatlar hakkında kararları var. Ceza alsalar bile diplomaları iptal edilemez. Memnu hakların iadesi süreci de 3 yıldır tamamlandıktan sonra görevlerini yapmaları gerekir. Yoksa anayasal çalışma hakkının ihlalidir.” diyor. Şimdi bunun öğretmenler için de geçerli olması lazım. Şimdi öğretmen arkadaşlara bir tavsiyem var. Bu doktorlar ve hukukçular için olan Anayasa Mahkemesi kararlarını alsınlar, Milli Eğitim Müdürlükleri’ne başvuru yapsınlar. “Ben özel okullarda öğretmenlik yapmak istiyorum. Hakkımı çiğnemeyin.” diyerek başvuru yapsınlar. “Diplomamı iptal etmeyin. Ben öğretmenlik yapmak istiyorum. Sigortamında ödenmesi suretiyle öğretmenlik yapmak istiyorum.” diye başvuru yapsınlar. Bu Anayasa Mahkemesi’nin doktorlar ve hukukçular için olan kararlara emsal gösterilerek öğretmenlik yapmaları sağlanabilir. Eğer ki burada işi yokuşa sürerlerse mesele Anayasa Mahkemesi’ne gider, Anayasa Mahkemesi de doktorlar ve hukukçular için verdiği ihlal kararını öğretmenler içinde verir. Arkadaşlar bu iş böyledir. O yüzden işin peşini bırakmayın ey KHK’lı öğretmen arkadaşlarım. Bunu da size buradan söyleyelim.
Şakran cezaevinde bir infaz koruma memuruyla görüşmüştük. Diyor ki: “Yargıtay, AYM’ye 5 ay içerisinde görüşünü bildirmesi için karar verdi. Fakat AYM, 2024/ 11 sayılı cezaevi sendikası dosyasını 27 aydır görüşüp karar vermemiş.” Bu şimdi 31 aydır çıkmıştır. “Personele idare soruşturma açılmış, sürgün ve açığa alma kararı veriliyor.” Yani sendika istiyoruz diyen infaz koruma memurlarına soruşturma açılıyor. Personel mahkemeden aklanıp geri dönse de bu haksızlıklarda imzası bulunan idarecilere rücu edilmiyor ve kamu milyarlarca lira zarara uğratılıyor. Yani cezaevi idareleri istediği gibi memura zulmediyor ve bu ortaya çıktığı zaman da idareciye rücu etmiyor. Yandaş olmayan memurlara idari soruşturmalarla cezalar verilerek yükselmeleri engelleniyor. Diğerlerinim yolu açılıyor. Acil memur sicil affı, bize güvenlik sınıfını vermezler ancak en azından sendikalaşma hakkı verilsin.” diyor bir infaz koruma memuru. Bunları da biz burada gündem ediyoruz sevgili arkadaşlar.
İslam Erdoğan, Antalya S Tipi Kapalı Cezaevi’nden bize mektup yazmış. ““Hasta tutsak Devrim Ayık’a ameliyat değil dayak atıldı. %76 engellidir. Açıkça öldürmeye teşebbüstür. Doktor muayene odasına jandarma girmesi hakka aykırıdır!” demiş.
Mehmet Şenan, Antalya S Tipi Kapalı Cezaevi’nden; ““Devrim Ayık isimli hasta mahpus hastaneye gittiğinde doktor tarafından ameliyat edilmedi. Savsaklandı. Mahpus itiraz edince de jandarmalar onu darp etti. Doktor rapor vermedi. Hasta mahpuslar çile çekmeye devam ediyor.” demiş.
Mehmet Nergiz Sincan 2 No’lu Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nden yazmış; “İlaçlarım yazılmıyor, hastane sevklerimize gidemiyoruz, ben psikiyatri hastasıyım, daha fazla kötüleştim burada, ciddi alerji hastasıyım, ilaçlarımı alamıyorum toplatıldı. 9/3’üm disiplin cezalarından dolayı da devam ediyor, ilaçlarımı kullanamıyorum, acı çekiyorum, hastaneye gidemiyorum.” demiş.
Nurullah Baykut, Antalya Yüksek Güvenlik Cezaevi’nden yazmış;” “Sizi selamlıyorum. Daha önce de Rize’den mektup yazmıştım, bunun üzerine sürgün edildim Antalya’ya. Kelepçeli muayene dayatıyorlar. Muayene olamadan geri dönüyoruz, işkenceye dönüyor sağlık hakkımız. Vertigom var. Tam bir işkence çekiyoruz. Bir elimde kelepçe, bir elimde serum… Zor bela en sonunda KBB polikliniğine çıkıyoruz, elimde yine kelepçe. İhmal edilip ‘sağlam’ diye gönderiliyorum; tekrar baş dönmesiyle geri dönüyorum hastaneye. Ayakkabıyla değil, terlikle götürme dayatması yapıldı. Heyetle bizi ziyaret edin.”
Gökhan Çoban, İzmir 2 No’lu F Tipi Hapishanesi’nden yazmış; “ 3 aylık raporumuzda yine ağır hak ihlalleri var. Kitap yayın haklarımız keyfi sınırlanıyor. Nefes ve Evrensel verilmiyor. Tedavi hakkımız ring ve kelepçeli muayene dayatmasıyla ihlal ediliyor. Hastane sevklerinde çift kelepçeyle muayeneye götürülüp getiriliyoruz. Arkadaş görüşlerimiz verilmiyor. Aynı hücrede kalanların bile aynı adrese mektup göndermeleri engelleniyor. Kantin listesinde satışı göründüğü halde satılmayanlar var. Kantinde birçok malzeme yok ve satışı yasaklanmış. İhlaller hakkındaki suç duyurularımız kapatılıyor.”
Murat Koruyan, Batman T Tipi Kapalı Cezaevi’nden yazmış; “Bu mektup, yıllardır evlat hasretiyle yanıp tutuşan ve sürekli denetimli serbestliği, Gözlem Kurullarınca birkaç dakikalık görüşme sonucu verilmeyen bir mahpusun mektubudur. İyi halli olduğum halde niyet okuyuculuğu yapılarak beni kızımdan ayrı tuttular. Kanser hastası annem her telefonda, “Hayırlısıyla ölmeden senin çıktığını görebilecek miyim?” diye soruyordu, 6 ay uzatma haberim üzerine hastalandı şimdi yoğun bakımda….” diyor. Evet işte memleketin hali bu arkadaşlar. Memleketin maalesef korkunç hali bu.
Bakın bu kadın cezaevinde Venhar Erkurt Can 9 yaşında %95 ağır engelli bir çocuğu var. Diğer çocukları da var ve 3 Çocuğundan birisi çok ağır engelli ve aile çok zor durumda olmasına rağmen cezaevinde tutuluyor.
Sincan 2 No’lu L Tipi’nde o kadar kalabalık var ki, bakın dolapların üstüne döşek atılarak yatıyor insanlar. Bunu tabi cezaevine gidip fotoğraflamadık, bize anlatımlardan yapay zekayla fotoğraf çıkardık ama durum bu. Gazeteci İsmail Arı çıktığında, iki gün sonra mahkemesi var, umarım çıkar, o da kendisi de anlatacak zaten.
Maraş’ta okul katliamına uğrayan çocukların aileleri; “Şehitlik statüsü verilsin.” Diyorlar çünkü devletin okulunda bu çocuklar saldırıya uğrayıp öldürüldü ve “iktidar bizi oyalıyor.” diyorlar. Meclis’ten istekleri var tüm milletvekillerinden. Ben de bir milletvekili olarak gittim, onlara taziye diledim. Allah rahmet eylesin. Acıları çok büyük ama en azından bazı talepleri var. Bana ilettiler. Bu katliamın olduğu günün bir eğitim haftası olması, şehitlik statüsünün ailelere verilmesi gibi bazı talepleri var. Bunları biz ziyaretimiz sonrası da gündem etmiştik ancak meclis adım atmıyor, iktidar adım atmıyor ve aileler bakın bayram arefesinde mezarlığa gidip video çekerek bu isteklerini tekrarladılar. Ben de onların sesi oluyorum.
Alisher Sahatov ve Abdulla Orusov’un çocukları adalet talep ediyor ve babalarını istiyor.
Bakın Adana Emniyet görevlileri yaptı bunu. Bir kadın incirlik üssü önünde Filistinler için hak ararken o kadının ses cihazına girip oyun havaları müstehcen şarkılar çaldılar ve bu polisler için halen herhangi bir soruşturma başlatılmış değil. Bu rezalet nerede yaşandı? Adana’da. Buna göz yumanlar kim? Adana Valiliği, İçişleri Bakanlığı, bu rezalete göz yumdu. Yani İsrail’in yaptığı soykırımı lanetleyen kadınla dalga geçmeyi başardılar. Böyle vicdansız kamu görevlileri var ve bunlar hakkında herhangi bir soruşturma başlatılmıyor.
Çankırı Emniyeti’nde alıp Bolu Cezaevi’ne üç kadın mahpusu götürürken onlara kötü muameleyi, işkence yapan polislerin yaptıkları, şurada görüyorsunuz, yapay zeka ile oluşturuldu, üzerlerine kahve atılması, tükürülmesi, hakaret, küfür, tacize varacak davranışlar, bütün bunları bu kadın mahpuslar yaşadılar, bu öğrenciler çok feryat ettiler, kimse duymadı, duymak istemiyor ve Rahman Cebe, Çankırı Emniyeti Tem şube Başkomiseri, savcının kendisinden istediği evraklara isim olmaksızın cevap verdi. Yani içinde kendisinin de olduğu polis ekibinin adını vermeyen ve dilekçeye cevap veren kişi olacak iş mi? Kendisi şüpheli ama cevap dilekçesini yazan kendisi ve o yüzden isimleri yazmıyor. Sadece sicil numarası yazıp gönderiyor. Savcı diyor ki: “Ya böyle anlamsız cevap mı olur? Tekrar gönder bana bu isimleri.” diyor. “Sana gönderdik ya.” diyor. Bir daha isimleri göndermiyor başkomiser Rahman Cebe. Bu ne cüret bu ne pervasızlık. Bir polis devletin savcısına; “Sana gönderdik ya kardeşim daha ne evrak göndereceğiz.” diye cevap yolluyor ve böylece takipsizlik kararı çıkıyor ve bu kişiler de soruşturmadan kurtuluyor. Memleketin hali bu arkadaşlar. Gülsek mi ağlasak mı bu rezaletlere? Ama ben bu işlerin peşini bırakmıyorum, bırakmayacağımı da biliyorsunuz.
Dilovası Katliamı mağdurlarının hakları hala teslim edilmedi. Mahkemelere devam ediyoruz. Üçü çocuk, üçü kadın, birisi erkek. İnsanlar yanarak, korkunç bir şekilde öldüler ve bu konuda bir hak hala tecelli etmiş değil.
Hakan Safi Koceli Derince’de Safi Port Limanı’ndan her gün İsrail’e gemiler gidiyor. Bunu biz defalarca orada protesto ettik. Adamın umurunda değil, onun tek derdi para kazanmak. Gemi kılavuzları da bize başvurdu. Sadece, İsrail ile gemi gönderilmesine izin vermekle kalmıyormuş Hakan Safi bakın. Kılavuz kaptanların da hakkını çiğniyormuş ve vergi kaçırmıyormuş. Bunun delilleri var. Elimizde belgeler var. Bakın şu belgeler de elimizde. Kılavuz kaptanlar bize başvurdu; “Çok önemli miktarda Hakan Safi vergi kaçırıyor.” dediler bunu da kamuoyuna açıklıyoruz buradan. Hakan Safi çıkmış Fenerbahçe Başkanı olmaya. Kardeşim sen ilk önce işçinin hakkını ver. “Yok işte şu kadar futbolcu getireceğim, bu kadar bunu yapacağım.” işçiler bize habire başvuruyor. Kılavuz kaptanlar diyor ki: “Bu adam hakkımızı vermiyor. Vergi kaçırıyor bu adam.” diyorlar. Sonra bu adam çıkmış Fenerbahçe Başkanı olacakmış. Maliye Bakanlığı bir teftiş yapsın. Ya böyle rezalet olur mu? “Kardeşim senin yaptığın vergi kaçırmasını görmezden geliyorum.” Mu diyeceksiniz Ey Maliye Bakanlığı! Bu adamın emrindeki kılavuz kaplanlar bana başvurdu. Belgesi de var, ayrıntılı. Başvuruyu da size göndereyim Ey Maliye Bakanlığı. Gönderdim de soru önergem ile de sordum. Nerede cevabınız? Bu nasıl bir memlekettir ya? Adam her gün İsrail’e, soykırım yapan İsrail’e gemiler gönderiyor, herkes susuyor, işçisinin hakkını çiğniyor, bir sürü işçisi orada şikayetçi, kılavuz kaptanlarının hakkını çiğniyor, bununla da kalmıyor, vergi kaçırıyor. Bu ne rezalettir ya? Böyle bir adamı mı insanlar taltif ediyor ya! Şu hale bakın. Hep bütün belgeler elimde ya. Binlerce defa da bunu söyledim. Safi Port’a gidip kaç kez açıklama yaptım. Allah aşkına. İlla gündeme gelmesi için bu adamın Fenerbahçe Başkanı adayı mı olması gerekiyor? Yani böyle iş mi olur? Aday olsun veya olmasın. Ben bu adamın hukuksuzluklarını yıllardır söylüyorum.
Geçen gün de bayramda da söyledim. Kocaeli Kartepe’de ya bir yol rezaleti var millet perişan olmuş durumda. Asfalt bu hale gelmiş. Ne Kocaeli Büyükşehir ne Kartepe Belediyesi’nin umurunda arkadaşlar. Bu maalesef böyle devam edip gidiyor.
























Yorumlar