5 Ağustos 2026

Yine önümüzde yoğun hak ihlali başvuruları var. Öncelikle medyadaki depreme değinmek isterim. Neler oluyor? Yandaş medyanın mensupları yıllardır son derece rahat. Ona buna hakaret, iftira, şantaj, her türlüsünü yapıyordu ve şu an son zamanlarda teker teker, inanılmaz ağır ahlaki ithamlarla tutuklanmaya başladılar. Mesleklerini ona buna şantaj yaparak, rant elde ettikleri yönünde iddialar ile tutuklanmaya başladılar. Onlardan birisi Cem Küçük’tü. Cem Küçük sonunda tutuklandı çünkü kendisi bana da zamanında söylemediğim sözleri bana isnat ederek hakkımda ağır hakaretler ediyordu. Ardından kendisine dava açtım, kazandım ve manevi tazminat süreci de devam ediyor. Böyle yalan attığı, hakaret ettiği ispatlanmış bir gazeteciydi ama iktidarın yandaşı olarak bu iktidar medyasında iyi yer buluyordu. Sonunda mızrak çuvala sığmadı. Foseptik çukuru patladı ve içeri alındı. Tabii biz onun gibi yapmayız kendisine. Biz adiliz. Adil yargılansın. Hakkındaki iddialarla ilgili adaletsizlik yapılmasın temennim budur ancak bitmiyor. Sevgili İhsan Eliaçık demişti ya; “Abdestli kapitalizm.” son tutuklanan gazeteci, dün tutuklanmış, yine iktidar medyasının bir gazetecisi Tahir Sarıkaya, kendisine sormuşlar; “Şu parayı ne yaptın?” “İşte ya, faiz haramdır efendim.” demiş. Daha sonra hakim sormuş; “Ya faiz haram demişsin ama gitmişsin Kıbrıs’ta kumar oynamışsın.” “E canım biraz da eylenmek hakkımızdır.” diye cevap vermiş. İşte tam böyle kokuşmuşluğun, dışta İslami bir renk verip içerisindeki kokuşmuşluğun, yozlaşmışlığın resmi, işte bu ifadelerle ortaya çıkıyor. Tabii ki herkes adil yargılansın arkadaşlar ama hepimiz şunu çok net görüyoruz. Birileri, iktidarın nimetlerinden yararlanmak için iktidar gazetecisi olmayı tercih etti ve oranın nimetlerinden yararlanırken çok güçlü olduğunu düşünüp tüm ahlaki değerlerini kaybetti ve ona buna da hakaret, iftira, her türlüsünü yağdırdı. Böyle birçok gazeteciyle davamız sürüyor. Böyle arkadaşlar gayri ahlaki bir ortam da var, ortalıkta maalesef.

İşte böyle bir ortamda bizim burada 8 yıldır söylediğimiz on binlerce gözaltındaki kötü muameleler, işkenceler, cezaevindeki kötü muamelelerle ilgili bu gazeteciler tek bir kelime etmediler çünkü iktidardan nemalanıyordu beyefendiler, hanımefendiler ve ardından artık patır patır Birleşmiş Milletler, Türkiye’deki işkence rezaletleriyle ilgili başvuruları kabul etmeye başladı. Bir başvuru; Aysun Işınkaralar, Afyon Emniyet Müdürlüğü’nde ağır bir şekilde işkenceye uğramıştı. Fizyolojik ve psikolojik anlamda ağır travmalar yaşamıştı. Birleşmiş Milletler’in müracaatı ve önceki gün Birleşmiş Milletler müracaatını kabul etti. Türkiye’de 10 yıldır bu işkence örtbas edilmişti arkadaşlar. Türk yargısı, Türk iktidarı, Türk medyası hepsi hep birlikte bunları görmezden gelmişti ancak Birleşmiş Milletler bunu gördü ve şu anda iktidardan savunma istedi. Türkiye cevap verecek, nasıl bir cevap verecek bilemiyorum çünkü o kadar acımasız gaddar ve vicdansızca zulme ve işkenceye uğramıştı ki Aysun Işınkaralar Afyon Emniyet Müdürlüğü’nde bizzat kendisinden duyduğumda tüylerim diken diken olmuştu ve bu 10 yıldır bu ülkede örtbas edilmiştir. Yazıklar olsun size ey yargı mensupları, İçişleri Bakanlığı mensupları, Adalet Bakanlığı mensupları yazıklar olsun. Arkanızı Birleşmiş Milletler topluyor. Şu hale bak ya. Utanın ya, utanın. Bunlar sizin için utanç vesikalarıdır kardeşim. İyi bakın bunlara. Afyon Emniyet Müdürlüğü buna iyi baksın. Örtbas ettiniz, ettiniz, ettiniz, ettiniz sonunda karşınıza Birleşmiş Milletler de çıkıyor. Yazıklar olsun ya. Kaç kez söyledik burada. Türkiye’yi rezil etmeyin, demokrasi liginin dibine vurdurmayın dedi, dinlemiyorlar.

Yine bitmedi, bakın şu kişi Özcan Aksu. 22 Haziran’da gözaltına alınmış arkadaşlar. Sonra ne  olmuş? 5 Temmuz’da cezaevinden cenazesi çıkmış. Ağır bir şekilde darp edilmiş. Artık gözaltında mı, cezaevinde mi bilinmiyor kız kardeşi onu cezaevinde ziyaret etmiş ve kapalı görüşte ne yapacağını bilemez bir halde. Eline telefonu bile alamıyor, karşıdaki ablasının dediklerini anlayamıyor, böyle bir halde ve bu adamı yine günlerce cezaevinde tutmuşlar. İnfaz koruma memuruna sormuş ablası; “Ya kardeşim bu nedir yani? Ne yaptınız kardeşime?” Baygınlık geçirmiş abla. Demişler ki; “Bize böyle getirildi. Kaşı gözü yarılı, her taraf berbat bir şekilde. Saçlarında kan var. Kişisel bakımı yapılmamış. Derisi soyulmuş, korkunç bir hal. Ardından böyle bir adamı bile cezaevinde tutmuşlar. Adamın bilinci kayıp yani. Karşındakini tanıyamıyor. Sonra en sonunda hastaneye yatmış, günlerce tomografi çekilmesi beklenmiş ve en sonunda da adam ölmüş. Bu tam bir cinayet. Günlerce bu işin üstünü örtmüşler, örtmüşler, örtmüşler. Adalet Bakanlığı’na soruyoruz. Neredesiniz kardeşim? Ceza Tevkifevleri’ne soruyoruz; size söylediğinizde diyorsunuz ki; “Ya Ömer Bey sizden de bizi habire eleştiriyorsun.” Ya kardeşim adam ölmüş ya, ölmüş! Seni eleştirmem bu adamın ölümünden daha mı önemli senin için? Allah aşkına insana böyle mi bakıyoruz? Ölmüş ya! Kim yaptı bunu? Çıkın açıklama yapın. Çıt yok. İlla Birleşmiş Milletler’e mi gitsin 10 yıl sonra! Yazıklar olsun ya! Şu ülkede kimsenin can, mal, hukuk güvenliği yok ya! Bir şekilde gözaltına alınıyorsunuz, bir darp edilip ondan sonra da öte dünyaya gönderiliyorsunuz. En sonunda da 10 yıl sonra Birleşmiş Milletler; “Gel bakalım Türkiye.” Şu hale bak! Böyle rezalet durumlarla uğraşıyoruz arkadaşlar.

İşte böylesine demokrasinin hukukun dibe vurduğu günümüzde ülkemizdeki önemli hukukçular bir “dur” dedi bu işe. Ceza hukuku, ceza usul hukuku ve anayasa hukuku uzmanı profesörler Sayın Adem Sözüer, Sayın İzzet Özgenç, Sayın Faruk Turhan, Sayın Cumhur Şahin ve Sayın Tolga Şirin’in AİHM kararlarının ve Anayasa ve Ceza Hukuku temel ilkelerinin iç hukukumuzda uygulanması konusunda ortak hukuki görüşü burada arkadaşlar. Bakın 71 sayfa. Her sayfasını 5 hoca imzalamış. Türkiye’nin en saygın hocaları Türkiye’de nasıl AİHM kararlarının çiğnendiği noktasında çok önemli bir çıkış yaptılar. Yeter artık diyoruz. Hocalar da; “Yeter artık.” diyor. Bu ne ya? Adil olmayan yargılamalar, işkenceler, kötü muameleler şu hale bak. Burası Dağbaşı mı? Akademisyenler ortak değerlendirmesinde ne demiş? Örgüt üyeliği suçlamalarında doğrudan kastın somut delillerle ispatlanması gerekiyor. Yani, abuk sabuk gerekçeler, legal gerekçeler, illegal ilan edilip pat “terör örgütü üyesisin”. Ya işte Bankasya’da parası varmış, bir derneğe üye olmuş abuk sabuk şeyler yani. Dünyanın neresinde böyle bir şey olabilir? Burada olmuyor. Yasal ve rutin sivil faaliyetler tek başına suç delili olarak değerlendirilemez. Bahsettiğimiz legal faaliyetler. Güvenilirliği ve bütünlüğü kanıtlanamayan dijital deliller hükme esas alınamaz. Ne olduğu belli olmayan hukuk dışı elde edilen dijital veriler, içi bomboş “Bylock varmış sende.” diyor ve açıyorsun bylock içeriğinde; “Hayırlı bayramlar, iyi kandiller.” yazmış adam. “Hadi alın silahları, gidelim şurada bir eylem yapalım.” mı yazmış kardeşim, nedir bu yani? Bunu yazmışsa tamam, adam hakkında gereken örgüt üyeliğini yaz ama yok öyle bir şey, adam “hayırlı bayramlar” yazmış. Yine demiş ki; AİHM’in ihlal kararları benzer hukuki durumda bulunan diğer dosyalar bakımından da dikkate alınmalı. AİHM; Yüksel Yalçınkaya, Şaban Yasak kararlarını veriyor, kapı gibi kararlar. Ondan sonra, Türk mahkemelerinde bir sürü davalar sürüyor. Hakimlerimiz dönüp de bu en yüksek Anayasa 90’ın kabul ettiği mahkemenin kararını Türkiye hakkında verdiği ihlal kararını umursamıyor, bakmıyor. Yukarılardan talimatlara geliyor. Cumhurbaşkanı mecliste diyor ki; “Tanımıyorum kardeşim Yüksel Yalçınkaya kararını.” Diyor. Allah Allah nasıl olur sen şimdi AİHM’i kabul etmiyor musun? “Sürünsün, yıllarca on yıl Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nde sürünsün. Biz de mülteci kartını ileri süreriz. Tamamdır, bu işleri hallederiz.” Diyor. Ondan sonra hocalar oturmuş, 71 sayfa hukuk manifestosu yazmış. Hukukla bu işi bitireceğiz arkadaşlar. Evet şu anda hukuk, anayasa her şey ayaklar altında ama ancak biz hukuka dönüp hocalarımızın değerli çalışmalarını burada duyuracağız. Ellerine sağlık diyorum. Umarım etkili olur sevgili hocalarımın çalışmaları.

Size bir Türkiye manzarası sunuyorum! Şu çocuklar Urfa’dan Siverek’ten Edirne’ye yollarda perişanlar. Kimdir bu? İbrahim Halil Al, Edirne L Tipi Kapalı Cezaevi’nde. Kanser hastası ve tutuklu. 5 Aydır Edirne L Tipi Kapalı Cezaevi’nde kalmakta. Herhangi bir kanser tedavisi veya tetkik yapılmamış. Bu çocukların babası. Çocuklar Urfa’dan sersefil 27 saat Edirne’ye gidip gelmek durumundalar. Gidip gelemiyorlar. Para yok, perperişanlar ve Edirne L Cezaevi’nde de hala bu sağlıkla ilgili işlemler yürümüyor. Sağlık kurulu rapor verecek, tomografi çekilemiyor. O yüzden sağlık kurulu raporu yazılamıyor. Her geçen gün ölüme doğru gidiyor ve kimse bir şey yapamıyor arkadaşlar. Biz Edirne L Tipi Cezaevi’ni de arayacağız ve bu konuyu soruşturacağız. İbrahim Halil Al’ın durumu nedir? Bu kişinin en azından Diyarbakır’a, Urfa’ya nakli yapılsın arkadaşlar. Mahpusu cezalandırıyorsun. Bir de hasta mahpus. Adamın sağlık kurulu raporunu 5 aydır çıkarttırmıyorsun. Çoluk çocuk ortalıkta perperişan 27 saat Urfa’dan Edirne’ye gidiyor ve sen diyorsun ki; “Türkiye bir hukuk devletidir. Her şey dört dörtlüktür. On numara iş yapıyoruz. Zaten o Avrupa’daki AİHM’dir, Birleşmiş Milletler’dir onlar çok kötü niyetli. Bize böyle kötü kötü kararlar veriyorlar. Hiç onlara bakmayın.” diyorsunuz. Çocuk kandırır gibi ama Türkiye’nin gerçekleri bunlar arkadaşlar. 86 Milyonun hukuksuzluk nedeniyle sersefil olduğu bir Türkiye gerçeğini görüyoruz. Kişinin raporları da burada. Her şeyi de burada. Ben hiçbir zaman boş konuşmam. Belgelerle konuşuyorum ve bu skandal devam ediyor sevgili arkadaşlar.

Zana Mazak 51 yaşında. Şu an Bolu F Tipi Kapalı Cezaevi’nde. Yakınları diyor ki: “ Abim 1995 yılında tutuklandı. 31 yıldır cezaevinde.” 31 yıldır! 30 imiş hadi sana kafadan bir kararla uzatıyoruz. Resmen bu cezaevi gözlem kurulunun iki dudağı arasında özgürlüğünüz arkadaşlar. “1 Ağustos’ta tahliye olması gerekirken ceza, infaz kurumu idare ve gözlem kurulu tarafından tahliyesi 6 ay daha engellendi. Keyfi bir durum söz konusu. 3 yıldır idare iyi hal raporu veriyordu. 50 puanı da doldurdu. 20 gün önce iyi hal raporu veriyor. Dışarıdan gelen kurul “20 yıl önce açlık grevine girmişsin. Devlet adamlarına hakaret içerikli mektuplar göndermişsin. Koğuşta problem çıkınca kapıları yumruklamışsın bu yüzden topluma uygun değilsin.” dediler. Abim de “20 yıl önce bunları yaptım ama cezasını çektim. Görüşlerim engellendi, telefonlarım engellendi.” dedi. Abim kalp hastası ve bizim ailede genetik bir hastalık. Babam 42 yaşında kalp krizi geçirdi. Ailemden başka kalp krizi geçirenler de var. Uyku apnesi de var.” Ya adamın 20 yıl önceki cezasını çektiği eyleminden dolayı, “Efendim sana vermiyoruz ya, canım öyle istedi.” adam bacak bacak üstüne atıyor; “Bugün canım öyle istedi ya. Vermiyorum kardeşim, iyi hal puanın mı var! Toplumla uyuşacağına kanaat getirmiyorum.” diyor. Adamı çıldırtan bir gerekçe var arkadaşlar. Mahpusun iyi hâl puanı var, her şey var diyor ki: “ Toplumla uyuşacağına kanaat getiremiyorum.” Neresinden tutsan belli değil. Eti budu bellii olmayan bir laf. Gülsek mi ağlasak mı halimize maalesef ülkenin hali bu sevgili arkdaşlaar.

Bir başka mahpus Abidin Kabişen, 2018’den beri cezaevinde 28 Temmuz 2026’da cezası bittiği, cezaevinde bırakılması gerektiği ve cezaevi kurulu dengesizce sorular sorarak keyfe keder cezaları uzattığını söylüyorlar. Ya niye tutuyorsunuz kardeşim? Çoluk çocuğu var bu insanın. Ceza bitmiş. Problem yok. Yine niye böyle tutmaya çalışıyorsunuz? 2018’den beri cezaevinde. Yetmedi mi yani? Daha kaç yıl tutmayı düşünüyorsunuz? Ülkede bir barış süreci var. Kürt meselesinde devlet demiş ki; “Ya işte hata ettik gelin bu işi çözelim.” “Biz teröristle görüşmeyiz.” diyorlardı yıllardır. Şimdi oturdular bir anlaşma yapılıyor. Bugün bir yasa teklifi açıklanacak. Ya kardeşim bu işi uzatmayın artık. Bakın yaptığınız yanlışlıklardan dolayı ortada bir enkaz var ve o enkazın göstergeleri bu ve aileler mağdur oluyor.

“Babam Levent Bucak, 27 yıldır cezaevinde çift firari olduğu için şu an yatmış olduğu Bolu Gerede L tipi kapalı cezaevi yönetimi yazmış olduğu dilekçeler ve sağlık sorunları olmasına rağmen hiçbir şekilde inisiyatif kullanmamıştır. 2.firarinin üzerinden 10 yıl geçmiştir çıkan ceza indirimi denetimli serbestlik tedbirinden de yararlanamamistir her ne kadar çift firarı olsada sağlık sorunları ve içerde yatmış olduğu yılları da göz önünde bulundurarak gerekenin yapılmasını talep ediyoruz.” diyorlar.

Erzincan L Tipi Cezaevinde Bulunan arkadaşımız Samet Önde ayda bir revire çıkarılıyor. Hastaneye sevkler 7-8 aydan önce yapılmıyormuş.

İzmir Menemen R’de bir hasta mahpus var. Abdulmenaf Aytaç, daha istinafta karar verilmemiş ama hasta bir mahpus. % 65 engelli raporu var. Kötü muamelelere uğradığını söylüyor. Hasta mahpus ve kötü muamele iddiaları var.

Canan Çakar, Koceli Büyükşehir Belediyesi’nin iş ve işlemlerini yapmak üzere Belde Özel Sağlık ve Eğitim Hizmetlerinde görev yapmış ve hakkında ihlaller olduğunu söylüyor ve mağduriyetinin olduğunu söylüyor. Bel ve boyun ağrıları yaşamış ve idare tarafından mobbinge uğradığını bize uzun uzun anlatmış. Belediyeye izinlerin verilmesi için dilekçeler yazmış ve sürekli mobbinge uğradığını söylüyor. Bununla ilgili de tabii kendisinin iddiaları, belediye buna ne der biz de belediyeye soruyoruz sevgili arkadaşlar.

Üstünden aylar geçti ama biz yine de unutmuyoruz. 19 Yaşındaki üniversite öğrentisi Hene Ebuzeyneb ölü bulunmuş intihar ettiği söyleniyor ama bununla ilgili soruşturma ne aşamada? Konya Valiliği, Konya Emniyet Müdürlüğü’ne de bunu soralım. Oldukça önemli. Filistinli bir genç kadın. Son durum nedir? Bir açıklama yapılmasında fayda var. Şüpheli bir ölüm.

Kandıra T1 cezaevinde yatmakta olan Osman Pak’ın eşi başvurmuş. Kendisi KHK’lı bir diş tabip üsteğmenmiş. Eşi “Çok kalabalık, 31 kişiler, yer yatakları bile sığmıyor koğuşa. İki kişiye oturup uyuyabileceği dahi yer kalmıyor. Herkes hastalanıyor. Su bile içemiyorlar.” diyor. Gece mesela lavaboya giderken birbirlerinin üstüne basıyorlarmış. Kalabalık, hijyensizlik, yerlerde yatma, cezaevlerinin durumu çok kötü ve halen iktidarın cezaevleriyle ilgili gerçek anlamda oraları boşaltan bir formülü yok arkadaşlar.

Şuanda bazı bölgeler çok sıcak, düşünün Tarsus, Adana, Diyarbakır, Urfa bu bölgelerde cezaevlerinde 15 kişilik yerde 60 kişi yattığınızı düşünün. Sabah kalkıyorsunuz 20 kişi tuvalet sırasında. Yerlerde yatıyor insanlar. Gece tuvalete kalkıyorsunuz onun bunun üstüne basarak gidiyorsunuz. Korkunç bir ortam arkadaşlar.

“Tüm siyasi partilerden bir asgari ücret mitingi bekliyoruz.” diye başvuran arkadaşlarımız var ve “sürekli geriliyoruz” diyorlar. “Asgari ücrete ara zam acilen yapılmalıdır.” diye çok önemli bir başvuru var.

“EKPSS sınavına girdim. Alım çok az, 115.000 kişi girdi sınava alım %1.” diyorlar. 115.000 Kişi giriyor, 1.573 kişi alınıyor arkadaşlar. Engellilerin hali bu işte maalesef. Felaket bir hal.

İhlaszedeler platformu bize başvuruyor. Biz bununla ilgili soru önergeleri verdik. Diyorlar ki; “Sayın Erdoğan bizi yıllardır kabul etmişken nitelikli bir şekilde dolandırıldık ve çok mağdur edildik. 200 Bin mağdur var. 1 Milyar dolara yakın parası sağda solda var.” diyorlar. Çok ağır iddialarda bulunuyorlar ve iktidara soruyoruz; İhlaszedeler ne zaman adalete kavuşacak? Bunu net bir şekilde soruyorum. Bana çok belge ile başvurdular. Bakın onları da burada söylüyorum. İktidara da defalarca müracaat ettiler. Bize de müracaat ediyorlar. “İhlas Finans Mağduriyeti 2001’den günümüze uzanan ve on binlerce ailenin tahammül sınırlarını zorlar nitelikte kangrene dönmüş bir yaradır.” Deniliyor ve tasfiye sürecine girdi. İnsanlar bekledi, etti, şu bu derken 2-3 taksit ödeme yapıldı. Sonra ödemeler durdu. “Mudiler tekrar kandırıldı.” diyorlar. Binlerce dava açılmak durumunda kaldı ve işler böyle yürümüyor şu anda. Bu raporlara dayanarak yapılan hesaplamaya göre tüm ödemenin bitmesi 100 yıldan fazla sürüyor diyorlar. Düşünün yani vatandaş 100 yıl sonra mı adalete kavuşacak arkadaşlar? Çocukların geleceği çalındı, paralar gitti. Bütün alım gücü sıfırladı. Parasını alsa ne olacak? O para çöpe döndü. “En azından bu konuda bir şey olsun.” diyorlar. Biz soru önergeleriyle soruyoruz. Meclis Başkanlığı tatminkar olmayan cevaplar veriyor. Bununla ilgili komisyon raporları örtbas ediliyor. Günümüzde arkadaşlar, yandaş olursanız kazanıyorsunuz. İstediğinizi yapın, yandaş patron, yandaş gazeteci. Köşeyi dönüyorsunuz. “Hem yargılanıyor hem tasfiyenin başında.” diyorlar. Bakın skandal bir sürü durum. Bir sürü mahkeme dosyalarını bize mağdurlar göndermiş. Bütün bunlar ilginç bir hali gösteriyor arkadaşlar. Mağduriyetler çok yüksek.

Sevgili arkadaşlar ben geçen sene bu zamanlardı bakın Manisa Alaşehir M Tipi Cezaevi’ni ziyaret ettim, ardından hastaneyi ziyaret ettim çünkü o cezaevinde ve daha sonra hastanede muayene edilen, daha doğrusu muayene edilemeyen, hakkı çiğnenen, yaşlı mahpus 70 yaşın üstündeki yaşlı mahpus Hüseyin Parlak ile ilgili durumu soruşturdum. Adamı o korkunç Manisa Alaşehir sıcağında bir hücreye koymuşlar. O hücreyi de gördüm dört duvar, demir parmaklık yani normal bir koğuş değil arkadaşlar. Tuvaletin kapısı bile yok. Tamamen bir hücre yani ve korkunç sıcak orası. Adam yaşlı ve adam sıvı kaybı ve beyin ödemi nedeniyle ve yeterli tedavi alamama nedeniyle hayatını kaybetti. Bununla ilgili bakın sorular soruyorum. Şimdi Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’na soruyorum. Bana gelen cevapta; Adalet Bakanlığı bir cevap yazmış. “Ya her şey dört dörtlük. On numara iş yaptım.” cevapları geliyor. Ya adam niye öldü o zaman ya? Sapasağlam cezaevine giren bir adam niye öldü yani? Onun ziyaretinde çocukları diyor ki: “Ya babamız çok iyiydi. Burada çok kötüleşmiş bir şeyler yapın, hastaneye götürün.” Hastaneye gidiyor, doktorlar ilgilenmiyor. Cezaevine geliyor, gereken yapılmıyor. Hastaneye gidiyor, ilgilenilmiyor. Geriye geliyor, adam perişan sere serpe yatıyor. En sonunda yarı ölü halde, hücresinde buluyorlar. Apar topar hastaneye götürülüyor. Hastane; “Eyvah.” diyor, yoğun bakıma yatırılıyor. Adam 5-10 gün sonra ölüyor. Soruyorsun; “Bir şey yok ya.” Cevap gelmiş. Biz bir yıl önce burada kıyameti kopardık. Ben hem cezaevinde hem hastanede dedim ki; “Bakın bu işin peşini bırakmayacağım. Kimse elimden kurtulamaz.” Dedim ve ben kendi şahsıma bu sözümü yerine getiriyorum arkadaşlar. Ben fikri takipçi bir adamım. Öyle yok. Kimse elimizden kurtulamaz. “Uyduruk bir cevap verdik. Gergerlioğlu tatmin olsun.” Hayır öyle bir şey yok. Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Sayın Derya Yanık yani şu verdiğiniz cevaptan sizin içiniz rahat mı? Gidin bir olayı araştırın ya. Yaşlı başlı bir hasta resmen cezaevi ve hastane ihmallerinden öldürülmüş yani. Başka bir şey değil. Tam bir cinayet yani. Ben gidip kendim gördüm ya. Siz gidip araştırdınız mı? Hayır. İhlali yapan cezaevinden rapor istiyorlar. O da diyor ki; “Hiçbir suçumuz gücümüz yoktur ya. On numara iş yaptık.” “E tamam bak on numara iş varmış. Maşallah ya bir suç duyurusu yap. Yetkin var Sayın Başkan Derya Yanık. Bakın bana cevap göndermiş. Böyle iş olur mu ya? İşin arka planını ben biliyorum. Niye örtbas ediyorsunuz? Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu ne için var arkadaşlar? İnsan haklarını ihlal etmek için mi var? Ben Sağlık Bakanlığı’ndan da soruyorum; Alaşehir Devlet Hastanesi’nde doktorların inanılmaz ihmalleri var. Bir hekim olarak söylüyorum bunu ya! Bütün evrakları her şeyi inceledim ya! Böyle rezalet olmaz ya! Manisa Alaşehir halkından daha kaç kişi ölecek acaba? Soruyorum burada! Koca hastane ama aciline kaç kez gitmiş mahpus yaşlı hasta! Adamı geri gönderiyorlar. En sonunda da adamın yarı ölü hali geliyor. Sonra da ölüyor tabii sonra da diyorlar ki; “Takdiri ilahi ne yapalım.” şu hale bakın.

Serdar İpek Rize L Tipi Cezaevi’nde kötü muamele geçirmiş. Bir ton işkence gördüğünü söylüyor. Ondan sonra soruyorsunuz; “Hiçbir şey yok.” şeklinde cevaplar geliyor. Sonra Şanlıurfa İl Emniyet Müdürlüğü Tem Şube Müdürlüğü’nden komisyonumuza henüz cevap intikal etmemiş olup söz konusu cevapların ulaşmasına müteakip, ayrıca tarafınıza bilgi verilecektir.” Şimdi ben bunu ne zaman sormuşum arkadaşlar? 18 Kasım 2025’te sormuşum. Sonra bana 4 Mart 2026’da cevap gelmiş. “Ya işte Tem cevap vermedi.” diye. Kardeşim niye cevap vermiyor? “Cevap verince size göndeririz.” Aradan beş ay daha geçmiş yine cevap yok ki bize gelen bir cevap yok. Yani Şanlıurfa Tem; “Cevap vermiyorum Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu.” diyor. Böyle aynen bak. Sonra da komisyon başkanlığı hiçbir şey yapmıyor. “Ya göndermemiş Ömer Bey.” Ya kardeşim böyle iş mi olur ya? O zaman kendinize İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanlığı demeyin yani. İşkence iddiaları var. Şanlıurfa Tem’de bir sürü olay var burayla ilgili bizim şikayet ettiğimiz yazı gelmiyor.

Çankırı Tem’deki rezaleti kaç haftadır yazıyorum. Rahman Cebe isimli bir başkomiser kötü muamele işkence yapıyor kişilere Çankırı Cumhuriyet Başsavcılığı diyor ki; “ Bize o günkü nöbetçi polislerin ismini gönder.” Adam sicil gönderip cevap veriyor. Sonra başsavcılık diyor ki; “Böyle anlamsız cevap verme kardeşim doğru düzgün isim gönder.” “Bir kez gönderdik ya daha ne göndereyim.” diyor. Ondan sonra da başsavcılık takipsizlik veriyor. Başsavcılık kötü muamele yapan başkomisere boyun eğiyor. Memlekette yargının durumu bu arkadaşlar. Yargı bu. Bak, burada da Şanlıurfa TEM’deki Meclis İnsan Hakları İnceleme Komisyonu Başkanlığı’na diyor ki; “Cevap vermiyorum kardeşim.” diyor. Bakın, işte böylesine bir devlette yaşıyoruz arkadaşlar. Hukuk devleti mi? Güldürmeyin beni.

Yine bakın, bu Şanlıurfa TEM ile ilgili yıllar önce Musa Günay isimli bir kişiyi, zamanında KHK’lı bir akademisyen bu kişi, adamı 25 Temmuz 2016’da gözaltına alıyorlar. Gözaltında işkence iddiaları var. Sonra cezaevine giriyor. Sonra cezaevinden bir daha Şanlıurfa Tem’e alıyorlar adamı. Bir aya yakın orada tutuyorlar ve adama işkence ediliyor. İddiası bu adamın. Valla bunu AK Parti Kocaeli Milletvekili Veysel Tipioğlu’na da sorabilirsiniz o dönemin Şanlıurfa Emniyet Müdürü. “Böyle bir olay oldu mu? Musa Günay kimdir?” diye bir açıklama yapsın Sayın Veysel Tipioğlu. Bakın yani aradan 10 yıl geçse de biz dosyaları açıyoruz Sayın Tipioğlu. Şu hale bakın. Cezaevinden adam emniyete getiriliyor. Orada günlerce bakın; “16 Temmuz 2017’ye kadar emniyette işkence ve kötü muameleye maruz kalmış.” diyor. Emniyetteyken bir gün kafasına poşet sarılıp daha sonra kendisine elektrik verilerek işkence edilmiş. Emniyette hayalarını sıkıp darp etmişler. Konuyla ilgili suç duyurusunda bulunmuş ama hiçbir sonuç elde edememiş. Tem’de avukatla görüştürmemişler. Suç duyuruları tabi hep takipsizlik. Tek kişilik hücrede kalıyor. Demir parmaklığın üstüne tel örgüt çekili vaziyette. Sahte evrak temini yönünde iddialar var. Dilekçelerin yok olduğunu, yemek bedelini ödeyemediğini iletmiş. Sonrasında da bakın arkadaşlar bize cevap geliyor. Ben bunu sormuşum, Adalet Bakanlığı Meclis İnsan Hakları Komisyonu’na cevap yollamış. Hiç bu konulara değinmiyorlar. Gözaltında gördüğü işkenceler, cezaevinden alınıp emniyete götürülüp yaşadığı muameleler hiç onlara değinilmemiş. Son yıllardaki cezaevinde ona ne kadar iyi bakıldığı ile ilgili bize cevaplar verilmiş. Asıl sorduğumuz soruya cevap verilmiyor. Başka şeye cevap veriliyor. Ya biz onu sormadık kardeşim. Bizim sorduğumuza cevap ver. Buna biz tıpta; yandan cevap diyoruz arkadaşlar. Bunlar böyle komedi cevaplar.

Yine Meclis İnsan Hakları İnceleme Komisyonu bize cevap göndermiş. Bolu’da bir kötü muamele iddiası ve burada da hiçbir şey olmadığına dair gelen emniyet cevapları bize gönderilmiş. Durum bu arkadaşlar.

“Eşim Faruk Boylu, Burdur Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde kalmakta. Eşim evimize operasyon düzenlenerek alındı ve ardından yine baba evinde kalıyordum. Bu sefer oraya operasyon yapıldı. İki tane evladımız var. En çok acısını da onlar çekti. Zaten 4 aydır babasızlardı. Bu sefer de öksüz bırakıldı çocuklar.” Diyor. 4 aydır iddianame beklenmiş. Sonunda kadın anne serbest bırakılmış. Bir müddet anne baba tutukluymuş. Sonunda anne serbest bırakılmış ve hala eşi Faruk Boylu içerdi.

Ferhat Tez, Nevşehir Açık Cezaevi’nde kalmakta, kendisinin bize başvurusunda ceza infaz koruma memurları tarafından gerçeğe aykırı bir şekilde tehdit iddiasında bulundukları, disiplin cezası verildiği yönünde iddiaları var. Yetkililer bunu cevaplandırsın. Biz kesin doğru veya kesin yanlış demiyoruz. Kendi vücudundaki bir dövmeden hareketle siyasi olarak onun ezildiği yönünde bir şikayet var.

M.Y. 21 Yaşında İzmir Demokrasi Üniversitesi psikoloji 3. Sınıf öğrencisi. Bir kadın mahpus şu anda İzmir Şakran Cezaevi’nde yatıyor. Skolyoz hastası. 2023’te omurgasındaki eğrilik nedeniyle ameliyatlar oluyor ve bir operasyonda 9 Haziran’da gözaltına alınıp tutuklanıyor. Ağır hasta, skolyozu olan birisi. Hastaneye sevki lazım, doğru düzgün sevki yapılmıyor. Sınav haftası gözaltına alındı, sınav da gitti. Sağlığı açısından da son derece sıkıntılı bir durumda. Babası daha önce KHK’lıymış ve ailecek Bosna’ya gitmişler. Buradan kıyamet kopuyor. Arkadaşlar Bosna’ya gitmeye kalkmayın. “Niye turistik seyahat yaptın?” diye canınızı okurlar. Memleket bu kadar saçma sapan bir yer. Boşuna mı 5 profesör; “Böyle bir rezalet olmaz hukukta bir şekilde bu durumları toparlayın.” diye 71 sayfalık mütalaa veriyorlar ama işte vatandaşın hali ortada.

“Ablam Hacer Kılıç, Aksaray T Tipi Kapalı Cezaevi İnfaz Kurumu’nda kalmakta. İki ay önce tutukladılar. Dört çocuğu var. İkisi çok küçük. Biri dört yaşında, biri altı yaşında. Hasta bir babaanne bakıyor onlara. Çocuklar bizden uzakta Ankara’da yaşıyorlar. Biz Aksaray’da yaşıyoruz ve biz hiçbir şekilde çocuklara bakamıyoruz. Onların sağlık sorunları ile ilgilenmiyoruz. Çok perişanız.” diyorlar.

Öncesinde gündem etmiştim arkadaşlar. Sincan Kadın Cezaevi’nde ziyaret etmiştim. Emine Sarıoğlu, 2 yaşında bir bebekle kalıyordu kız çocuğu. Ziyarette tabii oyuncağı da yoktu çocuğun. Biz ona hediye götürmüştük. İçeri almamışlardı. Çocuk böyle kalemlerle oyun oynamaya çalışmıştı. Ben de karşılıklı onunla oyun oynayıp çocuğu neşelendirmeye çalışmıştım. Annesi anlatmıştı demişti ki; “Bizi böyle hastaneye götürürken herkesin eli kelepçeleniyor ya çocuk bu işte o da elini uzatmış, “beni de kelepçeleyin.” demiş. O anı unutamıyorum demişti, bana anlatmıştı. Ben de yapay zekâ ile bunu fotoğraflandırmıştım. Şimdi bu kadın için Anayasa Mahkemesi ihlal kararı vermiş ama 9 ay sonra bu uygulanmış. Yerel mahkemenin keyfi öyle gelmiş arkadaşlar. Bir anne düşünün, çocuğuyla çok zor durumda cezaevinde, abuk sabuk gerekçelerle atılmış cezaevine. “Terörist” denilmiş. Ardından cezaevinde bir sürü zorluk yaşamış ve Anayasa Mahkemesi de “Ya böyle yargılama mı olur? Bunu tahliye edi.”n demiş. En sonunda 9 ay sonra tahliye edilmiş. Yani “pardon” demişler. Ülkenin hali bu arkadaşlar. İlk önce eziyet çekeceksiniz. Ondan sonra size “pardon” diyecekler.

Alisher Sahatov ve Abdulla Orusov’un mağduriyetleri devam ediyor. Mağdurların yakınları sivil toplum çalışmalarına ulusal ve uluslararası düzeyde devam ediyor. İçişleri Bakanlığı cevap veremiyor. Apaçık bir skandal. Türkiye ve Türkmenistan arasında bu kişilerin nakli sağlandığı apaçık ortada. Kişiler yok. Geri Gönderme Merkezi’ne alıyorsun. Ondan sonra bir anda bu insanlar yok oluyor. Dünyada yoklar bir senedir. Şu hale bakın. Bakanlık yetkilerine soruyoruz. “Ne bilelim.” diyorlar. Böyle arkadaşlar. İşte ülkedeki can güvenliğiniz, hukuk güvenliğiniz bu kadar arkadaşlar maalesef.

Ufuk Keskin, Kandıra F Tipi Hapishane’nden yazmış; “Kısmi aramadayken Yusuf isimli memurun talimatıyla Vedat isimli memur bizi darp etti ve bu ağır bir şekilde devam etti. Ben ağır bir hastayım. Darp edildim ve insülinim kırıldı. Hipoglisemiye girdim. Doktor raporu aldık, darplar belli ancak hala yargısal süreç başlamadı. Kız kardeşim beni ziyaret edince bunu lütuf olarak gösterdiler. Verilen diyet yemeğini de lütuf diye gösteriyorlar.”

Rıdvan Tanış, Samsun S Tipi Cezaevi’nden yazmış; “ Cezaevinde ayrımcılığa uğruyoruz ve telefon görüş hakları verilmiyor. Sevk talepleri reddediliyor. İktidar Kürt meselesinde samimi değil, hasta mahpuslar bile bırakılmıyor.”

Mehmet Gürler, Metris R Tipi Kapalı Cezaevi’nden;  “Kurmay subay pilot olarak tabur komutanıydım ve 15 Temmuz sonrası ağırlaştırılmış müebbet aldım. Ancak MS hastasıyım. Adli Tıp infaz erteleme vermesine rağmen 25/I maddesi nedeniyle serbest bırakılmıyorum. Yani doktorun “dışarıda yaşamalı” dediği kişiyi, insan haklarına aykırı yasalarla içeride tutuyorlar.”

Serhat Yıldırım, Konya Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden yazmış; “ Bulunduğumuz koridorda 8 kişiyiz ama onlardan ayrı tutuluyoruz. Yanımıza farklı gruplardan mahpuslar konuluyor ve bunlar sorun oluşturabilir. Tecrit ve izolasyon var. Daha ağır şartlara dönüşmeden takibinin yapılmasını istiyoruz.”

Zabit Kişi, Kocaeli F Tipi Kapalı Cezaevi’nden yazmış; “ Zorla kaybedilip, kaçırılıp 108 gün boyunca işkenceye uğradığım için Kocaeli Savcılığına müracaat etmiştim. Takipsizlik verilip kapatılmıştı. Anayasa Mahkemesi’ne itiraz ettim, hak ihlali dedi ve tazminat verdi. Ankara Savcılığına tekrar soruşturma açılması istendi. Takipsizlik verildi. İtiraz ettim, Sulh Ceza Mahkemesi kabul etti. İnatla süreci sürdürüyorum. Ayrıca, AYM bireysel başvurunun bir yargılama sürecine hasredilmesi yönünde eksiklik yapmıştır. Hangi kararın başvuruya konu yapıldığını açıkça belirtmesi gerekirdi. Bunu da Anayasa Mahkemesi’ne itiraz olarak sunduk.” diyor. Yani adam 10 yıldır mücadele ediyor arkadaşlar. Şu rezalete bakın. Zorla kaybedilip kaçırılmış ve bu kamu görevlileri hala bulunamıyor. Adam bunun için yıllardır müracaat ediyor, takipsizlik veriliyor. En sonunda Anayasa Mahkemesi diyor ki; “Ya senin başına gelenler nedir bu böyle!” diye ihlal veriyor ve ardından Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na şu az evvel ileride biliyorsunuz Ankara Adliyesi oraya geliyor AYM kararı “Soruşturma yapın, doğru düzgün soruşturma yapın.” diyor. Başsavcılık ne yapıyor biliyor musunuz? Yine takipsizlik veriyor. Maşallah! Maşallah arkadaşlar biz boşuna mı diyoruz? Ülkede can, mal ve hukuk güvenliğiniz yoktur! Sulh cezaya itiraz ediyorlar, sulh ceza sonunda kabul ediyor. Size yapılan işkenceyi sorgulatmanız bile mümkün değil bu ülkede arkadaşlar. Anayasa Mahkemesi bile bunu tespit etse yok! Cumhuriyet Başsavcılıkları; “Hayır efendim biz sümenaltı ederiz olayı.” Diyorlar. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na buradan sesleniyorum; Bu ne haldir ya? Kaçıncı kez bu tür durumları gündeme getireceğiz ya? Bir sürü adliyede rüşvet skandalları dönüyor bakın Kocaeli Adliyesi’nde geçenlerde bir savcı tutuklandı. Ankara Adliyesi’nde geçenlerde savcılar tutuklandı. Bu ne haldir ya? Adalet ortada yok ama bakıyoruz para işleri söyleniyor, savcılar tutuklanıyor. Şu kokuşmuşluğa bakın ya!

Ebubekir Ertuğrul, Kırşehir S Tipi Kapalı Cezaevi’nden yazmış;  “İktidarın aldatıcı çarkı kendisine tehlike olarak gördüklerini cehennemine atar.” Hani o böyle yandaş medyanın gazetecilerinin cennet diye gördüklerini Ebubekir Ertuğrul diyor ki: “Cehennem aslında onlar onu bilmiyor. Zevk, şan, şöhret, para, kadın, şu bu o alemi cennet sanıp atılıyorlar ama iktidar onları cehennemine atıyor.” Diyor. Çok güzel tabir. Yani onların haysiyeti ve şerefiyle oynar, şeytanlaştırır ve aldanmışlara taşlattırır. Aldatmada o kadar ustadırlar ki tüm yaşattığı dehşetleri normal hayatın akışı gibi herkese yuttururlar. Kendisine itaat edenleri ise cennetine alır, onlara mal ve mülk verir.” diyor. Güzel tabirler.

Mahpus er annesi Emine Yurtseven yazmış bize; “  Oğlum 1.5 aylık askerdi. Yavrumu kışladan çıkartmışlar. Hiçbir şeyden haberi yok. Halk önüne geçmiş ve ağırlaştırılmış müebbet verdiler.” Düşünün bir ersiniz, Komutan emretmiş. “Tamam efendim” çıkıp gidiyorsunuz ne olduğunu da bilmiyorsunuz. “Ya işte bir terör kalkışması var.” deniliyor. Ondan sonra “Vay seni darbeci” diye yakalıyorlar ağırlaştırılmış müebbet ama meclis darbe araştırma komisyonunu hazırlamayanlara, çöpe atanlara kimse bir şey demiyor. Gariban ere fatura kesiliyor. Ülke böyle rezalet arkadaşlar. “ Oğlum Erzurum Dumlu’da, en azından Sincan’a gelsin. Gidemiyorum, evim ise Ankara’da. Ne olur yardımcı olun.” demiş teyze. Şu hale bakın. İşte biz böyle mağdurların, mazlumların sesiyiz. Allah’a şükür ben böyle olmaya devam edeceğim arkadaşlar. En güzel şey budur. Dünyanın o haram işlerine Allah’a şükür tevessül etmeyeceğiz.

Özgür Karakaya, Silivri Hapishanesi’nden yazmış; “ Özgürlüğümüzü elimizden alanlar; tebliğleriyle, emir komutalarıyla bizleri biat ettireceklerini sanıyorlar. Biat edenler kenara atılır. Bizim başımız dik. Ayaklarımız vatan topraklarına basıyor; yüzümüz, bilincimiz halkımızla bütünleşmiş.” diyor.

Taceddin Erol Şahin, Marmara 6 No’lu Hapishanesi’nde açlık grevinde. Neymiş? Kendilerini izleyen kameraları kapatmışlar, sonra ceza almışlar, sonra açmışlar, şu anda kapatmıyorlar ama adamlar yine hücrede tutuluyor. Açlık grevindeler, kimsenin umurunda değil. Ne Ceza Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’nün ne Adalet Bakanlığı’nın umurunda. Ya söylüyoruz çözülmeyecek mesele değil. Bakın Antalya S Tipi’nde Gürkan Türkoğlu ilgisizlikten dolayı sizin boşvermişliğinizden dolayı aylarca “etmeyin eylemeyin adam ölecek.” dediğimiz halde umursamadığınızdan dolayı öldüs. Burada da bir açlık grevi sürüyor. Gelin buraya bir çözüm bulalım diyoruz. Kimsenin umurunda değil arkadaşlar. Defalarca yetkilileri arıyorum. Söylüyorum defalarca ama bir çözüm yok. Çözülebilecek yani. Çözülmeyecek bir şey değil arkadaşlar ama yok.

Muhammet Arslanoğlu, Burdur Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden bize yazmış; “ Er olarak vatani görevimi yerine getirmek için askere geldim. 15 Temmuz’da itfaiye aracıyla Boğaziçi Köprüsü’ne çıktık. Silah zimmetim yoktu ve bana rastgele silah verildi. Mahkemelerde defalarca suçsuzluğumu söyledim, kimseye zarar vermedim ancak 7 kez ağırlaştırılmış müebbet, 558 yıl ve 42 ay hapis cezası verdiler. Sesimi duyurun.” diyor. Gariban ere fatura kesmek kolay arkadaşlar. Şu cezaları duydunuz. Vicdanı sızlamayan bir kişi var mı? Bunu soruyorum. Vicdanı sızlamayan bir kişi var mı bu rezaletlere? Sanırım yoktur.

Geçtiğimiz günlerde arkadaşlar, Doktor Hussam Abu Safiya için Meclis Sağlık Komisyonu’nu göreve davet ettim. Sağ olsun Sayın Başkan Vedat Bilgin toplantı yaptı, vekillerle önerilerimizi sunduk ancak bir an evvel bu toplantı gerçekleşmeli ve Doktor Hussam için uluslararası bir çağrı yapmalıyız Meclis Sağlık Komisyonu olarak. Biz Sayın Başkan’dan dönüş bekliyoruz ve Dr. Hussam cezaevinde 40 kilo zayıflamış, perişan bir halde yerin altında bir hücrede tek başına. Düşünün yerin üstünde bile değil, yerin altında bir hücre yapmışlar orada tutuluyor. Korkunç bir halde.

Sevgili Selahattin Demirtaş geçtiğimiz günlerde Baran Güran ve Arif Güran ile görüştü ve çok önemli açıklamalar yaptı. Selahattin Demirtaş neden halk tarafından seviliyor? İşte bundan dolayı. Yani gerektiği anda hakikati söyleme cesaretini gösterebilen bir siyasi olduğu için ve Narin Güran meselesinde yeni bir kavşak noktasındayız. Evet, bu abuk sabuk yürüyen dava şu anda Anayasa Mahkemesi’nde. Anayasa Mahkemesi’ne de buradan, meclisten sesleniyorum. Bakın, yerelin kararı bir türlü, istinafın kararı bir türlü, Yargıtay’ın kararı bir türlü. Kardeşim, tam yamalı bohçaya dönmüş ya. Ya bir adalet ya, adalet. İnsanlar adalet diyor. Zindanlardaki o masum insanlar adalet diyor ya tutup tutup çocuğu katledilmiş anneyi amcayı abiyi attınız zindanın dibine buna bir sürü de hukuku savunması gereken kurum sessiz kaldı ve medyatik bir linçle bu aile gömüldü yani! 21 Ağustos’ta Tavşantepe köyünde anma olacak. Son derece önemli. Adalet çığlığı yine yükselecek. Umarım bir gün bu adalet tecelli eder. “Bu çocuk bu köye bile gömülmesin.” diyenler adaletin ne olduğunu görürler umarım. Çocuğun cenazesi bulunuyor, kalkıp “Ya bu çocuk bu köye bile gömülmesin, Bu vahşi köye vahşi aile bunu hak etmiyor.” gibi laflar yükseliyor. Ya utanın ya! Sanki bunları bilmiyoruz yani. Sorunca da “Ya biz ne yaptık!” deniliyor. Herkesin eski ne yazdığı, ne yaptığı biliniyor kardeşim. İşkenceye kimin neden sustuğu, efendim Narin’in cenazesi bulunduğunda daha yargısal süreç bilinmeden bırakın aileyi köyün şeytanlaştırıldığı apaçık ortada ya, bu ne rezalet ya. Gazeteciler, siyasiler, hukukçular buradan bir rant elde edecek, meşhur edecekler kendilerini maşallah ya. Ya vicdan sızlamıyor mu kardeşim ya? Vicdanınız bir sızlasın ya. Ne yaptığınıza bir dönün bakın ya.

Kocaeli’de tır kazaları bitmiyor. Her gün tır kazaları oluyor. Bunları da biz söylüyoruz. Ben tırlarla ilgili neler olması gerektiği yönünde eleştirilerimi yapmıştım. Bir perişanlık var. Bu konuda hiç kimse müdahil olmuyor. Sanayi tesisleri artıyor. Tır kazaları her gün artıyor çünkü tırlar çok artıyor. Yeni haddehaneler, limanlar yapılsa taş ocak madenleri yapılsa binlerce tır dolaşacak. Daha bu ne ki arkadaşlar? Ey Kocaeli halkı vekiliniz olarak hakkınızı savunuyorum ya bir sesinizi çıkarın! “Bu ne haldir!” deyin ya arkadaşlar şu iktidar şu haldeyken daha nesini destekliyorsunuz ya? Kocaeli halkından bir kişinin bile Şu AK Parti’ye, MHP’ye oy vermemesi lazım ya! Şu hallerini görüyorsunuz ya! Allah aşkına! Görmüyor musunuz? Sizin için çırpınan vekiliniz var ve bütün bunları söylüyorum. Her yerde söylüyorum ve söylemeye devam edeceğim arkadaşlar.

Bakın, Gölcük Hisareyn Mahallesi’nin tam ortasından geçmesi planlanan otoban güzergâhının 1 yıl önce verilen ruhsatlara dayanarak vatandaşın evlerini nasıl mağdur edeceği konusunda insanlar yıkım endişesi yaşıyor. Bize başvurdular. Planlanan bu güzergah bir köyü yok edecek ve iki mahalleyi birbirinden ayıracak. Şu hale bakın. Ya hiç bir hesap kitabınız yok mu arkadaşlar ya? “Güzergahı yeniden gözden geçirin. Hasandere tarafına dere kenarına kaydırın.” diyor. Bakın vatandaş olması gereken söylüyor. Biz de buradan hatırlatıyoruz ama böyle kafadan insanlar işler yapmışlar. Plansızlık, programsızlık hepsi böyle arkadaşlar. Vatandaş bunları anlatıyor bakın.

Adli mahpuslar bizi ziyaret etti. Yüreği adalet beklentisiyle çarpan mahpus yakınları, evet bir yasa var önümüzde ama cezaevleri perişan durumda, adil olmayan yargılamalar üst seviyede ve mahpus yakınları da bize başvurup bir çözüm arıyorlar. Onların yanındayız, destekliyoruz.

Sincan Ceza İnfaz Kurumları kampüsündeki ziyaretimi yaptım. Birçok mahpusla görüştüm. Bunlar hakkında ayrıntılı açıklama yapacağım arkadaşlar.

Geleceğe Yön Ver Derneği tarafından düzenlenen çocuk adalet sisteminde koruyucu, onarıcı ve güçlendirici tedbirler panelinde konuştum. Orada da şu anda mecliste görüşülüyor. Suça Sürüklenen Çocuklar yasasıyla ilgili önemli eleştirilerde bulunduk. Çocukları iyileştirmek, ıslah etmek, geliştirmek varken ağır cezalarla onları daha da suç örgütlerinin mensubu yapmaya iten bu kötü yasayı çıkarmayalım bu meclisten arkadaşlar. Etmeyin, eylemeyin diyoruz.

Yorumlar