5 Mart 2025
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Önemli hak ihlalleriyle beraber gündemin önemli konularını işlemek istiyoruz. Bildiğiniz gibi Kürt meselesinde önemli gelişmeler yaşanıyor. Yıllardır söylediğimiz gibi silahların bırakılması ve demokratik siyasetin engelsiz bir şekilde gerçekleştirilmesi yönünde adımlar atılıyor. Bu adımları destekliyoruz. Önemli adımlar ve Türkiye’de artık Kürt meselesinin adil, eşit, hakkaniyetli bir şekilde çözümün önünde bir mazeret kalmamalıdır.
Kürtlerin hakları gasp ediliyor. Kürtçe yaşamda dışlanıyor dediğimiz zaman ağır ithamlara uğradık yıllarca ve işte insanlar çok rahat, basit bir şekilde terörist ilan edildi. Silahlar konuşuyor. “Bunu söyleyenler teröristtir.” birçok mahkeme iddianamesinde “İşte terör örgütünün dediklerini istiyor.” gibi ifadelere rastlandı. Baktık ne ne var burada? İnsanlar en temel kimlik haklarını istiyorlarmış. “Efendim işte bu istediği örgütün de istediği o yüzden bu kişi de teröristtir.” diye bir kasıtla istismarla insanlar çok rahat bir şekilde terörist ilan edildi.
Şu anda eğer ki gerçekten silahlar bırakılırsa ve silahsız bir ortam oluşursa birilerinin hangi mazerete sığınacağını da düşünüyoruz çünkü çok rahat bir şekilde insanları en temel haklarını istedikleri için terörist ilan eden bir mantıkla karşı karşıyaydık. Pekala o zaman işte görüyorsunuz bir çözüm ve barış ortamına doğru gidiyoruz. Bakalım insanlar en temel haklarını istediğinde “terörist” diye tanımlanmaktan kurtulacaklar mı? Bu önemli soruyu soruyoruz ve artık temel haklarını isteyenlere yönelik böyle ağır ithamların olmaması gerektiğini söylüyoruz.
Silahlı örgüt bir sonuçtur. Neden değildir. Hayatımızda hepimiz de görürüz. Meseleler çözümlenmezse konuşmayla tartışmayla çözümlenmezse çatışma ve kavgaya dönüşür. Böyle bir dönem yaşadık ve bu dönemin inşallah sıkıntısız bir şekilde bitmesiyle Türkiye’de meclisin güçleneceğini içinde bulunduğumuz Meclis’te konuşarak sorunlarımızı çözme yönünde önemli adımlar atabileceğimizi görüyoruz. Hiçbir şey değiştirilemez mutlak hükümler değildir. İnsanların mutluluğu, toplumun huzuru, barışı için gereken adil, eşit düzenlemeler yapılmalıdır. Anayasal olarakta, yasal olarakta bu konular düzenlenmelidir. Türkiye insani ve hukuki endekslerde dünyanın dibine düşmekten kurtulmalı, demokratik standartların yüksekliğiyle anılır bir ülke haline gelmelidir değerli arkadaşlar.
Önümde vatandaşlarımızın Türkiye’nin dört bir tarafından bize yaptığı başvurular var. Her bir vatandaşımız önemli, milletimizin bir ferdi, ben de milletvekiliyim ve bizim en temel asli görevimiz de milletimizin fertlerinden bize gelen başvuruları gündem etmek, yürütmeye bunları sunmak, bakanlıklara soru önergeleri vermek, mecliste araştırma önergeleri vermek ve bu konuda milletin taleplerine tercüman olmak. En büyük görevimiz bu.
Bir çok başvuru var. İlk olarak Aliağa Şakran 1 No’lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu engelli koğuşunda bulunan hükümlü Gökhan Yıldırım için yakınları yardım istemiş.” % 69 engelli olup belden aşağısı his kaybı var. Cezaevinde ve altına bez bağlanıyor fakat ne doğru düzgün bezleri veriliyor ne de ailesine yakın bir yere sevki yapılıyor. Kendisiyle dalga geçer gibi sinkaflı konuşarak küçük bez verilmesi yönünde bir şikayet var. Bu iddiaların bir an evvel bakanlık tarafından incelenmesi gerekiyor. Bu denli ağır bir durumdaki mahpusa yönelik kötü muamele iddialarının araştırılması gerekiyor. Yine yeşil reçeteli ilaç kullanmasına rağmen ilaçlarının verilmediği yönünde önemli şikayetler var. Ailesi de perişan bir haldeymiş.
Sözleşmeli personeller de bize başvuruyor ve “3+1 yıl süreyle sağlık ve can güvenliği mazereti dışında hiçbir şekilde yer değişikliği yapılmıyor. Bu da çocukların anne babasız büyümesine, çocukların bakım ve gelişiminin tek bir ebeveynin üstüne yüklenmesine, nüfus artış hızının düşmesine, iki ayrı şehirde ev kirası ödenmesine aile düzeninin bozulması, mutsuzluk, huzursuzluğa yol açmakta. Bu artık 30 bin insanın şahsi sorunu olmaktan çıkıp çok önemli bir memleket sorunu olmakta.” diyor ve aile birliğinin sağlanması için sözleşmeli personellere bir hak tanınması tayin hakkı tanınması yönünde talepler var.
Bir sığınmacı doktor bize başvurmuş. Sekouba Conde daha öncesinde de gündeme getirmiştik. Türkiye’de tıp fakültesi okumuş doktor olmuş ve bir Türk vatandaşıyla evlenmiş 10 yıldır mutlu, mesut bir hayatı var ama birtakım kamu yetkilileri bu mutlu, mesut hayata çomak sokuyor. Ne oluyor? Bu doktor işini yapmaya çalışırken “Vay efendim senin ikamet iznin yok. Hadi bakalım bu ülkeden çık git.” muamelesi yapılıyor. İkamet izni verilmesi için başvurularda bulunuyor fakat buna cevap verilmiyor, retler veriliyor. Ardından aniden “Efendim sen milli güvenlik aleyhine faaliyette bulundun. G82 giriş yasağı var. Ondan dolayı tarafına bu tebliğ edilmiş. Polis nezaretine alınmış. Uyduruk iddialarla Türkiye aleyhine paylaşım yaptın.” denilmiş. “O böyle bir şey de yapmadım.” Diyor. Adamı yurt dışına göndermek için iktidar yetkilileri bahane arıyor. Bakın şu süreci dikkatle takip edin. Bu kişi bir sağlık hizmeti veren doktor ve gözaltına alınıyor. Kıraç Polis Merkezi Amirliğinde iki gün gözaltında tutuluyor. Geri gönderme merkezine gönderiliyor. Orada da Orta Asya kökenli şahıslarla birlikte tutulmuş. Onlar demiş “Bu adam Hristiyan nereden koydunuz içimize?” “Büyük bir ayrımcılık hissettim. Ben Hristiyanım ve orada çok rahatsız oldum dini inancıma yönelik bir ayrımcılık nedeniyle.” diyor ve bu kararın kaldırılması için önemli bir başvuru yapmış, gözetim kararının kaldırılmasına karar verilmiş ve salıverilmiş. “Bu tür idari kararlarının ihlal oluşturduğuna dair pek çok AİHM kararı var. Bu evliliğimiz devam ederken dayanaktan yoksun iddialarla aile birliğimize yönelik bu saldırı oluşturan kararı gündeme getiriyor ve özel hayatın gizliliği anayasanın 41. maddesindeki aile toplumun temelidir maddeleri ve diğerleriyle birlikte bu kendisine yapılan baskıların son bulmasını istiyor. Deport kararına karşı İstanbul 1. İdari Mahkemesi’nde açtığı davalar sürmekte. Adam doktorluk mu yapacak? Yurt dışına gönderilmemek için mücadele mi yapacak? Ne yapacağını şaşırmış durumda. Bu denli ırkçı, sığınmacı düşmanı uygulamalar kesinlikle doğru değil arkadaşlar. Kabul etmiyoruz. İnsanı esas alan bir bakış açısıyla bunların doğru olmadığını söyleyeyim.
Mehmet İzgi Adana Cezaevi’nden Ağrı Cezaevi’ne sevk edilmiş şimdi Van T Tipi Cezaevi’nde ve 12 gündür de yakınlarını aramamış. Öğrenilmiş ki Van Araştırma Hastanesi’nde akciğer kanseri olmuş. Akciğer yayılmış. Tedavi edilmesi gerekiyor ve kendilerine yönelik bir bilgi verilmedi. Biz bu konuyu da gündemimize alıp bakanlığa da soracağız bu konuyu.
“Suriyeli ablam Ala El Salih yirmi Şubat iki 20 Şubat 2025 tarihinde Konya Selçuklu’da hastaneye gitti ve kimlik kartı geçersiz.” dediler. “Göç idaresine gitti ve geri gönderme merkezine gönderildi ablam. Ablam hamile ve 5. ayında kötü şartlardaki bir geri gönderme merkezinde sağlığıyla ilgili endişe içindeyiz. Hem hamile hem de yanında iki çocuğu var. Tansiyon hastası ilaçları verilmiyor. Oldukça sıkıntılı bir durumda.” diyor bize başvuranlar. Bu konuda da İçişleri Bakanlığı’nı bir açıklama yapmaya davet ediyoruz. Bu kadın çocuğuyla ilgili sorun yaşarsa çok önemli bir skandal olur. Buradan da onu söylemiş olalım.
Yine bir mahpus yakını başvurusu babam Ramazan Beyca 63 yaşında olup 18 Kasım 2016’dan beri cezaevinde bulunmaktadır. Şu anda Batman Beşiri T Tipi Cezaevi’nde bağırsak ve fıtık ameliyatı geçirmiş. Hipertansiyon hastası. Cezaevi yönetimi hastane sevklerinde büyük gecikmeler yaşatmakta. Sağlık durumu daha da kötüleşiyor. Raporları var. Geçirdiği ameliyatlar mevcut sağlık sorunları nedeniyle cezaevinde günbegün durum kötüleşiyor ve bununla ilgili hasta mahpusun haklarıyla ilgili bir hatırlatmada bulunmaya çalışıyor ailesi.
Mehmet Murat Sözeri Tekirdağ 2 nolu F Tipi Cezaevi’nde, “Abimin beraat kararının mahsuba sayılmaması nedeniyle yaşadığı ağır mağduriyetin acil olarak çözüme kavuşturulmasını istiyoruz.” diyor. Burada birçok idari skandallar olmuş. Abisinin o tarafta cezaevinde olduğuna ikna olmamış yetkililer. 3 kez başvuru yapılmış, mükerrer talep deyip reddedilmiş, bireysel başvurularda bulunulmuş. Bu konuda bir sıkıntı yaşanıyor.
İzmir Yüksek Güvenlikli Hapishanesi’nde hükümlü Mulla Zincir 110 gündür açlık grevinde. Ailesi, yakınları, annesi, kardeşleri bize başvuruyor ve durumun oldukça vahim olduğunu söylüyor. Bu açlık grevini bitirmek için içinde bulunduğu cezaevinden başka bir yere sevk istiyor mahpus. Adalet Bakanlığı’nın da bu konuda bir adım atması gerekiyor. Bir insanın canı mı önemli, sizin kararlarınızla ilgili dayatmalarınız mı önemli? Bunları merak ediyoruz. Bu konuda bir açıklama yapılmalı.
Şırnak T Tipi Cezaevi’nde açık görüşlerde masalar U şeklinde konuluyormuş ve kapalı görüş gibi bir camı eksik bir ortamda insanlar birbirine temas bile edemeden ayrı ayrı tutulmak suretiyle tutuluyor. Düşünün açık görüş niye yapılıyor? İnsanlar birbiriyle kucaklaşsın, yan yana otursun, hasret gidersin diye ama işte böyle aralara masalar konularak bir acayip uygulama bazen cezaevlerinde yapılıyor. Olacak bir iş değil. Bu tür tavırlar hasmane tavırlar oysa cezaevleri cezayı arttırıcı yerler değil zaten bu insanlar bir ceza almış. Orası uygulanma yeri. Cezaevleri bir yargı yeri değil “Sana bir ceza daha vereyim” yerleri olmamalı.
“PTT’de yıllarca fedakarlık yapan İdari Hizmet Sözleşmeli Personel olarak Anayasa Mahkemesi kararı gereğince KHK’da statümüzün değiştirme suretiyle iş güvencesi ve özlük haklarımızdaki mevcut eksiklerin giderilerek yeni bir yapıya kavuşturulmasını talep ediyoruz.” diyor PTT İdari Hizmet personelleri. “Bir çalışan için işin sürekliği ve güvencesi elzem bir konu ekonomik işlem hacminin daralması veya kapatılan işyerlerinde görev yapan personelin hizmetlerinden başka bir birimde faydalanma imkanı kalmaması nedeniyle yönetim kurulu kararıyla sözleşmeyi yenilemeyebilir ifadeleri yer almakta. Bunlar işin sürekliliği ve güvencesiyle ilgili önemli soru işaretleri oluşturuyor. KPSS puanları dikkate alınarak atanan 2013 öncesi KHK’ya tabi personel ile özlük haklarının aynı düzeye getirilmesi için gerekli yasal düzenlemelerin yapılması yani bu özlük hakları düzenlemeleri istiyorlar. Yine performans değerlendirmesinde bazı adaletsizlikler olduğu ve bunun da huzursuzluğa neden olduğunu söylüyorlar. Kurumun millete uzanan devlet eli olduğunu unutturduğu gerekçesiyle performans değerlenmesinin iptali rehabilitasyonu veya ıslahı gerekmektedir diyorlar. Yine yeşil pasaport talepleri yer alıyor bu sözleşmeli personelin. Bütün bunlarla ilgili ilerleme bekliyorlar.
Ali Hasan Akgül 26 yaşında 2022’den beri defalarca tutuklanıp gözaltı yaşamış. Silivri oradan Ankara Sincan Y Tipi’ne sürgün edilmiş. Süresiz açlık grevinde Ali Hasan Akgül. Talepleri temel hakların hiçe sayılıp tecridin ağır olduğu S,Y,R tipi hapishanelerin kapatılması üç kişi kalıyorlar. Biri ağır hasta tutsak Ufuk Keskin, diğeri ise Grup Yorum emekçisi Ali Aracı’da 18 Şubat’tan itibaren süresiz açlık grevinde arkadaşlar.
Malatya Yeşilyurt’a bağlı İkizce köylüleri bize başvurmuş. İlginç bir durum. Diyorlar ki: “Tapulu arazilerimize TOKİ el koydu. Burayı kamulaştıracağız diye ekim yaptırmıyorlar bize. Burası bizim tapulu arazimiz. Kendi kafalarından el koydular. İstediklerini yapıyorlar. Biz para istemiyoruz. Bir anlaşma istemiyoruz. Arazilerimizi istiyoruz.” diye itiraz ediyorlar. “Köyümüz Alevi ve Kürt köyü bundan dolayı mı bu ayrımcılık bize uygulanıyor?” diyorlar. Önemli bir iddia var ortada. TOKİ ilk günden itibaren iş makineleriyle köye girmiş, köyün suyunu almış, yollarını kullanmış. Köylü günlerce susuz ve toz toprak içinde kalmış. Böyle bir şikayet var. Burada usulsüz, hukuksuz işler mi yapılıyor diye ilgili bakanlığa soruyoruz.
Suat Özkan 08/05/2003 tarihli Mersin Devlet Hastanesi göre %40 sürekli iş gücü kaybına sahip. Engelli sağlık kurulu raporu doğrulamamış diyerek aylıktan kesme cezası verilmiş ve bu konuda mağdur ediliyormuş. “Çalışma haklarımın ihlal edildiğini ve mağduriyet yaşadığımı ileteyim size. Sağlık kurulu raporunun aslı elimde olduğu halde Mersin Şehir Hastanesi kabul etmiyor, mağdur olmama neden oldu.” diyor.
Yurt dışında ülkemizi teslim eden doktora eğitimi alan bursiyerlerin dönüş sonrası karşılaştıkları tazminat yükümlülükleri dolar üzerinden hesap edildiği için dolar kuru yükselince de çok büyük mağduriyet yaşadıklarını söylüyorlar. Yıllık 70 bin dolar brüt gelirle üzerine eklenen faizle birlikte 300 bin dolar gibi yüksek meblağlardaki borçları ödemek imkansız, çok zor durumdayız diyor. Ailevi sosyal mahrumiyetler yaşıyoruz. Uzman kaybı riski var bu durumda. Anayasal ve insani sorular oluşuyor. Bu zorlayıcı ödeme koşulları kişilerin refahını sağlama yükümlülüğüne ve madde 10’daki eşitlik ilkesine aykırı bir tablo çizmekte bireylerin gelir durumları ve yaşam standartlarına uygun şekilde yeniden düzenlenmesi, faizlerin kaldırılması ve çok düşük seviyelere çekilmesini istiyoruz.” diyor. “Bursiyerlerimiz ülkemize dönen büyük bir potansiyele sahiptir. Onların mağdur edilmemesi gerekir.” diyorlar.
Antalya Manavgat Kadın Cezaevi’nden önemli bir şikayet var. “Seher Adıgüzel iki koğuş arkadaşıyla otururken iki patlama sesi duyuyorlar. Havalandırmada iki boş kovan buluyorlar. Kurşun kapıya gelip sekiyor. Eğer oturmamış olsalardı kesin kendilerine isabet ederdi. Kızımın bulunmuş olduğu koğuşun kapısına iki el kurşun sıkılmış.” diyor. O olacak bir iş değil. Mutlaka soruşturması gerekiyor. Neler olup bitiyor? Birileri tehdit amacıyla mahpusun, koğuşun kapısına ateş mi açıyor? Oldukça önemli bir şikayet var. Adalet Bakanlığı Antalya Kadın Cezaevi’nde bu durumu sordu mu diye buradan soruyoruz. Oldukça vahim bir iddia ile karşı karşıyayız.
Geçtiğimiz hafta Van Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü’ndeydim ve bazı cezaevlerini mahpusları ziyaret ettim. Bahadır Sagun isimli bir mahpus Van Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde kendisine radyo ve televizyon 9 yıldır verilmediğini belirterek itiraz ediyordu ve sonunda mahkeme kararıyla almış radyo televizyonu fakat mahkeme kararına idare umarım itiraz etmez ve bu hukuksuzluk biter. Aynı zamanda mahrem görüş hakkı başka cezaevlerinde tanınırken bu mahpusa özellikle tanınmıyor. Böyle bir şikayeti var. Bunu da böyle gündem ederek bakanlığa iletmiş olalım. İnsanların özgürlüğünü kısmış olabilirsiniz ama aile hayatlarıyla ilgili hakları çocuk edinme haklarını kısmamalısınız. Bu haklar mevzuatlarda varsa bunların kısılmaması gerekir diyoruz.
Van Cezaevi’nde ziyaret ettiğimiz mahpuslar yargılama öncesi ve sırasında adil olmayan yargılamalar kötü muamele ve işkenceler gördüklerini söylediler. Deniz Aldemir, Atilla Demir adil olmayan yargılamalarla yargılandıklarını ve ağır cezalar verildiğini ifade ettiler.
Atilla Demir: “Beni en azından eşimin olduğu Urfa’ya yakın bir cezaevine versinler. Böyle Urfa’dan uzak bir cezaevinde eşim cezalandırılmış oluyor. Beni bırakın eşimi cezalandırıyorlar. Hani ailemize yakın bir cezaevine nakil istemek hakkımızdır.” diyor.
Yusuf Kenan Dinçer 63 yaşında suç grubuna uygun olmayan bir koğuşta olduğunu müebbet mahpus olduğu halde ağırlaştırılmış müebbet mahpus koğuşlarında olduğunu, dergi yayın haklarının engellendiğini çok mektuplarının engellendiğini, hastaneye giderken tekli ringe bindirildiği için binmediklerini ve sağlık haklarının ihlal edildiğini söylüyor ve sohbet haklarının az verildiğini söylüyor. “Bir senede bir kitabı ancak alabildik. Oldukça önemli engellemeler var.” diyor ve önemli cezaevi raporları hazırlayarak itirazlarını sürekli bir şekilde gündem ediyor.
Reyhan Hacıoğlu isimli bir mahpus kendisi bir gazeteci, haberlerinde Kürdistan cezaevleri tecrit gibi kelimeleri kullandığı için tutuklandığını söylüyor ve 35 günü aşkın bir süredir cezaevinde. “Niye Van’a geldin? Van’da ne yapacaktın?” gibi sorularla uyduruk bir şekilde kendisi tutuklanmış. Tabii biliyorsunuz ondan sonrasında da Van’a kayyım atandı. İktidarın uygulamalarını biliyoruz. Haksızlık yapmadan önce şöyle bir bölge temizliği yapıyor. Gazetecileri içeri alıyor. Ondan sonra haksızlık yapıyor. Haksızlık yaparken ilk gözaltına aldığı kişiler Van’da da gazetecilerle konuştuk. Gazeteciler olmuş. Yani her zaman günah keçisi gazeteciler arkadaşlar. Hiçbir gazetecinin ideolojisine bakmıyoruz. Gazetecinin mesleği doğruyu yansıtmaktır, ayna olmaktır. Yorum yapmaksızın doğru olanı yansıtmaktır. Bunu yapmak için gayret ettiğinde bazen iktidardan bazen muhalefetten ağır muameleler, ithamlar görebilir gazeteciler fakat onlar gazetecilik yapıyor. O yüzden biz ideolojisine bakmaksızın tüm gazetecilerin gazetecilik yapma haklarını savunuyoruz ve gazetecilik suç değildir diyoruz. Hiçbir ayrım yapmadan bunun da altını çizelim arkadaşlar. Bu gazeteci arkadaşlarımıza yönelik uygulamaların da doğru olmadığını söyleyelim. Tarih boyunca gazetecilere yönelik bu muameleler hiç bitmemiştir bunu da söyleyeyim. Hani yanlış uygulamaların görülmesini istemeyenler hep gazetecilerin önünü kesmişlerdir ve mesela bu gazeteci yanındaki bir mahpusla ilgili gözaltındaki kötü muamele ve işkenceleri anlatan bir mektup dışarıya göndermeye çalışmış. Cezaevinde de gazetecilik yapmaya çalışmış. Neler olmuş bakın!
Belma Nergis isimli yanındaki mahpus gözaltına alındığında bir kadın olmasına rağmen çok ağır bir darp görmüş. Tekme tokat vurulmuş, kulak zarı patlatılmış. Ağzı burnu kanamış. Sırtına yangın tüpüyle vurulmuş. Ağır bir şekilde darp edilmiş bir kadın ve bu şekilde ardından tutuklanmış. Bu sırada polisler hakkında suç duyurusu yapmış. Bu takipsizlikle sonuçlanmış. “Kamu görevlisine mukavemetten” polisler, hakkında şikayetçi olunca da 32 ay bir de ceza almış. Yani düşünün bir ton sopa yiyorsunuz, dayak yiyorsunuz, ağzınız burnunuz kanıyor, kulak sarınız patlıyor. Üstüne bir de ceza alıyorsunuz. Hem 8 yıl ceza hem de 32 ay polise mukavemetten ceza. Bu haksızlığı, hukuksuzluğu gazeteci Reyhan Hacıoğlu dışarıya bildirmeye çalışmış. Hemen mektupları sansürlenmiş. Dışarıda da işini yaparken engelleniyor, içeride de işini yaparken hemen mektupları sansürlenmiş ve böylece bu mektup engellenmiş arkadaşlar. Bunu da bize iletti. Biz de bunu burada kamuoyuna açıklıyoruz. İşte memleketin hali bu işte. Bir şeye itiraz ettiğinizde başınıza gelenler bunlar.
Rojbin Kartal isimli bir mahpus var Van Cezaevi’nde. Eski Patnos Belediye Eş Başkan adayımız. Onun 3 yaşında bir çocuğu var. Annenin kadın hastalıklarıyla ilgili, alerjiyle ilgili sıkıntıları var ve bu konuda nitelikli bir şekilde hastanelere gidemiyor. Yoğun alerjisi olmasına rağmen alerji testi yok denilerek Van’da halen alerji testi yaptıramamış ve çocuğuyla ilgili sıkıntılar var. Çocuğunun oyuncaklarıyla ilgili bir sıkıntı var. Doğru düzgün oyuncak verilmiyor. Bizim oraya gidişimizden sonra çocuğu oyuncak verildiği yönünde bilgiler aldık. Bu iyi bir gelişme. Neyse onu söylüyoruz. Doğruyu söylemeye çalışıyoruz olmayanı söylemiyoruz fakat çocuk 1 hafta ailesinde 1 hafta annesinin yanında son derece zor günler yaşıyor neye uğradığını şaşırıyor. “Burası nedir? Neden böyle bir şey yaşıyorum?” diyor. Bunu anlayamıyor. Çocuk haliyle büyüklere göre yapılan bir cezaevinde kalıyor. Doğru düzgün oyuncağı yok ve çocuk gelişimine aykırı bir durumda. Çocuğa boyama kalemleri veriliyor. Boyama kalemi kutusu içinde sarı kırmızı renkli kalemler alınıyormuş. Niye alıyorsunuz diye anneler sormuş. “Efendim işte orada bir de yeşil renk var. Sarı kırmızının yanına bir de yeşil eklenirse birtakım sıkıntılar ortaya çıkar. O renkleri alıyoruz.” diye trajikomik şeyler yapılıyor gerçekten. Bakın ya üç yaşındaki bir çocuğun sarı kırmızı boya kalemi böyle bir nedenle alınıyor iİlginç işler.
Felem Aker isimli bir hasta mahpusun sağlık hakkı ihlal ediliyor. Ayşe Düzen’e sayımlardaki hususlara itiraz ettiği için görüş cezası vermiş. Hevidar Aydın’ın cezası onanmış. Cihan Absar hükümözlü durumdaymış. Bu tür sorunlar duyduk.
Yine sağlık hakkıyla ilgili önemli gecikmeler var. Revire gitmeleri bile bir sorun ki sevk olup hastaneye gitsinler. O bile o da çok gecikiyor. Böyle sorunlar yaşanıyor. Ortopedik yastık alamamışlar. Diş muayeneleri çok gecikiyormuş. Bütün bunların halledilmesi için bakanlığa soru önergesi vereceğiz. Mektuplar çok geç gidip geliyormuş. Faks göndermiş iki haftada gitmiş. Böyle bir keyfiyet var. Kitaplar alınmıyor. Görüşler 1 saat 1.5 saat değil. Spor yok, kurs yok. Bağlama ve resim kursları açılsın deniliyor. Onlar da açılmıyor. Dört duvar arasında bu insanlar tutulmaya çalışılıyor ve kurs da yok spor da yok.
Çocuklu annelere yönelik ayda bir değil haftada bir açık görüş hakkı veriliyor bu cezaevinde. Bu iyi fakat anne ayrımı yapılıyor. “Sen siyasi suçtan mahpussun. Çocuğunla diğer mahpuslar 20 dakika görüşürken sen 10 dakika görüşeceksin.” deniliyor. Düşünün bu hak adli mahpusa tanınıyor fakat siyasi mahpusa tanınmıyor. Siyasi mahpusun çocuğu da terörist diyor görülüyor anlaşılan. Ya arkadaş böylesine insani bir durumu adli siyasi ayrımı yaparak bir uygulama olarak sunarsanız çok üzücü bir ayrımcılık olur.
Burhan Atsız isimli Van F Tipi Cezaevi’nde bir mahpus var. Hepatit B ve siroz hastası, varisleri var damarlarında ve bir kez kanamış. Bu tıp dilinde ne demektir bir hekim olarak söyleyeyim; tekrar kanayabilir ve pat diye bu hasta mahpus ölebilir. İnfaz erteleme işlemleri çok yavaş gidiyor. Biz oraya gittik kolonoskopisi ancak bizim zorlamamızla biraz hızlandırıldı. Sağlık kuruluna halen çıkamamış. Böyle şikayetler var.
Van F Tipi Cezaevi’nde Rojheri Diyar Orhan isimli mahpusta adil olmayan bir şekilde hiç işlemediği bir cinayete karıştığı gerekçesiyle ağır bir şekilde cezalandırıldığı ve yargısal süreçlerden umudunu kestiğini çok ağır bir şekilde olay yerinde olmadığı hatta başka bir ilde olduğu halde kendisine ağır bir cinayet ithamında bulunulduğunu söylüyor.
Türkiye’de cezaevlerini ziyaret ettiğinizde gerçekten adil olmayan yargılamalardan şikayet eden ve bunu da gerçek olduğunu gördüğümüz çok durumla karşılaşıyoruz. Gerçekten adil yargılama ihtiyacı çok yüksek ve cezaevlerindeki ihlallerin ağırlığı çok fazla.
Her ay enflasyon oranları açıklanıyor biliyorsunuz. Bu ayda açıklandı ama ilginç şeyler var bakın! ENAG diyor ki %79. TÜİK diyor ki %39. Hadi bakalım hangisine inanacağız arkadaşlar! Ben size soruyorum. Hayatınızda %39 enflasyon görüyor musunuz arkadaşlar? Elinizi vicdanınıza koyun. Bugün yani bir pide bile kimi yerde 30 lira, kimi yerde 40 lira bakın nerede o %39! Geçen sene pideyi kaça alıyordunuz? Bu sene kaça alıyorsunuz? Herkes şöyle bir basit hesaplar yapsın. Geçen sene ekmek ne kadardı? Şimdi ne kadar? Geçen sene pide ne kadardı? Şimdi ne kadar? Aziz mübarek Ramazan günlerinde biz gerçeği apaçık görüyoruz ama bir devlet kurumu TÜİK gerçeği örtmek için, yalan atmak için 40 tane takla atıyor. İnanılmaz işler yapıyor. Kamu vicdanı da bunu görüyor aslında.
Evet bakın şu yaralar Afganistanlı ailenin çocuğunun vücudundaki yaralar %99 engelli çocuk T.S. haftada 3 kez girmesi gereken Diyaliz tedavisinden mahrum edilmiş Afganistan’da ağır işkencelere maruz kaldıkları için Türkiye’ye göçen bu aile Uluslararası Koruma Başvurusu’na ret kararı almış. Böyle hasta bir çocukları var. Ağır şeker hastalığı diyalize giriyor, görme yetisini büyük oranda kaybetmiş bu denli hasta birisini siz yurt dışına göndermeye çalışıyorsunuz. Bu konuda bir karar alınmış fakat karar kesinleşmediği halde sağlık hizmetleri kesilmiş yani kesinleşmemiş bir karar varken sağlık hizmetleri kesilmemesi gerekirken kesilmiş ve böylesine ağır bir durumdaki insan son derece ağır bir mağduriyet yaşıyor.
Teksif Sendikası bizi ziyaret etti. İzmir’de tekstil işçileri gördüğünüz gibi grevdeler. Hak hukuk istemişler. Adil bir ücret istemişler ve mobbinge uğramışlar. Ondan sonra sendikaya başvurmuşlar. Teksif sendikasında bir şekilde üye olmaya çalışmışlar. İşten atılmışlar. Mobbinge maruz kalmışlar. “İşten çıkarıldıktan sonra içeride baskı arttı.Bizi bir anda işten çıkardılar. Diğer arkadaşlarımızı da sindirmek için mobbing uyguluyorlar. Direnişimizi sürdüreceğiz.” diyor. “Konuşma yapmıştık. İşverenin buna bile tahammülü olmadı. Kart bastıktan sonra konuşma yapmışlar ve tazminatsız şekilde işten atıldık ama yılmadık. Haklarımızı istiyoruz.” diyorlar. İzmir’deki tekstil işçilerinin sesi oluyoruz. Günlerdir direniyorlar ve bizi de ziyaret ettiler. Meclise geldiler. Açıklamaları da burada Teksif Sendikası’nın açıklaması hördüğünüz gibi. Hakları gasp edilen işçilerinin yanındayız.
Dün akşam Ankara Çayırhan Maden sahasındaki işçilerin şikayetlerini gündeme getirdik. Biliyorsunuz büyük firmalar bu alanın özelleştirilmesiyle ilgili ihaleye üşüşmüş durumdalar. Daha öncesinde işçilerini mağdur eden Yıldızlar Holding Doruk Madencilik öncesinde işçilerini mağdur etmekle kalmayıp şimdi de yeni ihaleye girmiş ve yeni haksızlıklarla karşı karşıyayız gibi duruyor.
Bize sık sık başvuran 31 Temmuz infaz yasası 5275 sayılı kanunun geçici 10. maddesiyle açık ceza infaz kurumlarında bulunan hükümler 5 yıl daha erken denetime ayrıldılar. Şimdi burada o sırada mahkemesi devam edip hükmü kesinleşmeyenler Ayrı tutuldular. Şu anda bu konuda bir gündem var. O sırada hükmü kesinleşmediği için mağdur olanların da mağduriyetin giderilmesine yönelik bir gündem var. Biz bu mağdurların da mağduriyetinin giderilmesi 31 Temmuz mağdurlarının da haktan yararlanması gerektiğini söylüyoruz. Her vatandaş adil olarak bu haktan yararlanmalı. Cezaevlerinde tepe tepe insanlar yatıyor. 400000 civarında insan yatıyor ve halen bu sıkıntılara doğru çözüm bulunamamış durumda.
Evet hasta mahpusların durumunu gündeme getiriyoruz. Bazen de güzel hadiseler oluyor. Bakın öncesinde Batman Cezaevi’nde ziyaret ettiğim şu gördüğünüz bir hacı amca yaşlı başlı bir ton hastalığı var Abdülalim Kaya sonunda tahliye edildi. Kaç kez gündeme getirmiştik. İnat etmişlerdi direnmişlerdi. Bu yaştaki bir dedeye ceza çektirmenin ne anlamı var? Bu kadar ağır hastalıkları var ve O kişiye ceza çektirmeye çalışıyorsunuz. Sonunda tahliye edildi cezasını bitirdi, cezası bitmeden tahliye etmediler maalesef bir inatçılık yaptılar.
Güvenli Usta Buca 1 No’lu F Tipi Hapishanesi’nden bize yazmış. “Tek kelepçe yetmiyor, çift kelepçe ile götürüyorlar. Tutsaklara hayvanca muamele etmenin bir aracıdır bu. Bileklerine kelepçe vurmaları yetmeyip bir de ikinci kelepçe ile tutsakları hayvan çeker gibi peşlerinden sürüklüyorlar. Bunları adliye nezarethanesine girip bir izleseniz, bir yanlışa karşı çıkmayanlar var diye yanlış yanlış olmaktan çıkmaz. Kimi korkusundan kimi umursamadığından kimi de başka bir sebepten çift kelepçe uygulamasına karşı çıkamıyor.” diyor.
Hamdusena Ada, Burdur Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden yazmış. “Çeşitli hastalıklarım var. Kalp hastalığım, kulak rahatsızlıklarım var. Bunlarla ilgili ihlaller yaşıyorum. Çeşitli yetkililere yazdığım mektuplardan cevap alamıyorum. Sağlık hakkı ihlalleri iyice sağlığımı bozuyor.” diyor.
Mehmet Emin Vural, Metris 2 No’lu Kapalı Cezaevi’nden yazmış; “Adana Cezaevi’nden Metris’e tedavi için getirildim ancak 20 saat süren çok kötü ve ihlal dolu bir yolculuk ile getirildim. Tedavilerim henüz bitmedi fakat Cumhurbaşkanlığı affı için durumumun ne olduğunu bilemiyorum. 28 Şubatçılara tanınan af bize de tanınmalı.” diyor.
Çağla Çağlın Kış Kendisi Bafra Kapalı Ceza infaz kurumunda kalıyor, Hakkari’de çocuğu var. Çok mağdur bir anne. Eşi de tutuklu bir anne. Kilometrelerce uzakta uzun süredir göremediği yavrusuna hasret dolu bir mektup yazmış. “Bir hafta önce Birleşmiş Milletler’e, çocuğumun 6 yaşından bugüne kadar yaşadığı mağduriyetleri yazdım. UNICEF’e de yazmayı düşünüyorum. 17 aydır yapabildiğim tek şey, adalet için yazmak ama adalet benim kapımı hiç çalmadı. Kalemim yorgun… Ben yorgunum… Bir gün çocuğuma kavuşma umuduyla yaşamaya çalışıyorum. Ben terörist değilim, bir anneyim.” diyor Çağla Çağlın Kış ve sesinin duyulmasını istiyor.
Hacı Aslan, Adana Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden bize yazmış. “20 yıldır yatalak annesiyle görüşemeyen 30 yıl, 3 aydır bilfiil cezaevinde olup tahliye edilmeyen 2 müddetnamemi ele almanızı, adaleti tartıştığımız bu dönemde adaleti istiyorum. Hukuk ve yasalarda eşitliği ve özgürlüğümü istiyorum.” diyor.
İsmail Güler, Sincan 1 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden yazmış; “Cezam bitmişti ve tahliye tarihim toplumla uyuşmayacağım gerekçesiyle 3 ay ertelendi. Ertelemenin bitiminde hiçbir değerlendirme yapılmadan bu sefer 6 ay ertelendi. Bu nasıl bir iş anlamak mümkün değil. Hiç kimse beni görmeden, değerlendirmeden yapıldı bu işlem. Tüm umutlarım, hayallerim elimden alınıyor.” diyor.
İsmail Murat Tural, Balıkesir T Tipi Kapalı Cezaevi’nden bize yazmış; “Sayın vekilim gerçekten kendimi nasıl ispatlayabilirim? Güçlülere hak veriliyor, bizim gibi ezilen susturulan kişiler için ise adalet yerini bulmuyor. Adli bir mahpus kendisi bir cinayet olayına karıştı diye itham ediliyor. Bu olay ile alakam yok adil yargılanmadım. CMK 308 maddesine göre, Yargıtay ceza genel kuruluna dilekçe yazıyorum, ‘olumsuz verilen kararın arkasındayız’ deniliyor, itiraz hakkı verilmiyor.” diyor.
Çayırova Belediyesi işçilerin hakkını vermiyor. Bakın Çayırova Belediyesi işçilere açıklamalar yapıyor. “İşte enflasyon şöyledir. O yüzden size fazla bir zam veremeyiz.” deniliyor ama bu ülkede geçen yıl enflasyonun %180’leri bulduğunu biraz evvel grafikle de gösterdim. Çayırova Belediye Başkanı Bünyamin Çiftçi’ye sesleniyorum. İşçiler haklarını talep ediyor. Uyduruk TÜİK rakamlarını esas alarak bir artırım yapmayın. Gerçek bir enflasyon oranına ENAG enflasyon oranlarına göre artırım yapın diyorum buradan kendisine.
























Yorumlar