7 Kasım 2024

Gergerlioğlu: “Halen kayyımlara karşı halkın direnişi, tepkisi sürüyor. Kabul etmiyoruz, boyun eğmiyoruz, diz çökmüyoruz ve sonuna kadar kayyım zulmüne karşı halkımızla beraber direneceğiz. Bu kez sadece Dem Parti’yi vurmadı, CHP’yi de vurdu ve herkes şunu çok iyi bilsin ki; bir hukuksuzluğa sustuğunuz zaman gün gelir “Susma sustukça sıra sana gelecek” sözündeki gibi o hukuksuzluk sizi de bulabilir. O yüzden bu olaylar bize başkasının uğradığı mağduriyetlere susmamamızı öğretiyor, öğretmeli. Öğrenmek istemeyen mutlaka öğrenecek çünkü acımasız bir şekilde sonrasında sustuğunuz bir hukuksuzluk sizi bulabiliyor. Bu sadece birtakım özel olaylar nedeniyle söylediğimiz bir söz değil. Bu genel olarak Türkiye insan hakları anlayışı açısından söylediğimiz bir söz. Yıllardır söylediğimiz bir söz.

İnsan hakları anlayışı demek, başkasının uğradığı mağduriyetlere karşı sessiz kalmamak demektir. O yüzden yıllardır HDP, Yeşil Sol Parti, Dem Parti geleneğinin uğradığı kayyım zulmüne bugün bir başka parti uğruyor, CHP uğruyor. Biz yine ayrım yapmıyoruz. Hem Dem Parti’nin hem CHP’nin uğradığı zulme, haksızlığa, kayyıma karşı duruşumuzu devam ettiriyoruz, devam ettireceğiz.

Hiçbir zulme karşı sessiz kalmayacağımızı buradan tekrar beyan ediyoruz, kabul etmiyoruz. O görevleri üstlenen valiler, vali yardımcıları utansınlar! Başka bir şey demiyorum. Hak etmedikleri bir görevi üstleniyorlar. Hak etmedikleri haram bir maaşı alıyorlar ve haram işler yapıyorlar. Başka hiçbir şey değil. Bakın baştan sona haramdır bunlar. Halkın hakkına, hukukuna, milli iradeye çökmek demektir başka bir şey değildir.

Değerli arkadaşlar, Narin Güran cinayeti. Bugün sanıklar hakim karşısına çıkıyor. Bu güzel kızımız Narin Güran vahşice katledildi. Ortak bir işbirliği sonucu katledildi. Bir aile cinayetiydi. Korkunç bir iş. Akıllara, hayallere durgunluk veren bir cinayet. Türkiye günlerce, aylarca bu cinayeti konuştu ve bugün sanıklar hakim karşısına çıkıyor. Adalet bekliyoruz. Bu masum kızın hakkını hukukunu takip ediyoruz. Biz ve tüm milyonlar bu cinayet nedeniyle adalet talebi içindeler.

Biz bakın Narin Güran’ın katledilmesi ile ilgili İçişleri Bakanı Sayın Ali Yerlikaya’ya bir soru önergesi sorduk, çok önemli. Bugün ilk kez açıklıyoruz. Soru önergemizin cevabı geldi. Bakın bugün sanıklar hakim karşısında yargılanacaklar ve onunla birlikte İçişleri Bakanı’nın da bize verdiği bir cevap var fakat üzücü bu cevaba baktığımız zaman, bakın biz 11 soru sormuşuz arkadaşlar. Niye ihmaller oldu? 19 gün sonra neden bu kadar gecikme ile bu cenaze bulundu? gibi birçok soru sorduk. Neden doğru düzgün bir arama yapılmadı dedik. Galip Ensarioğlu’nun “Bizlerin bazen bilmediği bazen de bilip söylemememiz gereken şeyler var.” demesi ile ilgili araştırmalar neden yapılmadı diye sorduk. Aile üyelerinin kirli işleri niye araştırılmadı dedik. Mahalleye giriş çıkış yasağı getirilmesinin nedeni nedir dedik cenaze bulunduktan sonra. Diğer kardeşinin merdivenden düşerek öldüğü söylenmişti önceki yıllarda bu konu araştırıldı mı dedik. Narin için yapılan basın açıklaması ve eylemlerde kişilerin gözaltına alınma gerekçelerini sorduk. Birçok soru sorduk. Narin’in gittiği Kur’an kursundaki kişilerin ve arkadaşlarının ifadelerine başvurulmuş mudur dedik. Aile üyeleriyle ilgili soruşturmanın ilk andan itibaren sağlıklı yürüdüğü, yürümediği konusunu sorduk ve bize cevap geldi. Bakın sanırım bakanlıklardan bir milletvekiline gelen ilk cevaptır. Önemlidir ama son derece ciddiyetsizdir. Biz ayrıntılı 11 soru sormuşuz. Sayın Bakan Ali Yerlikaya’nın bize verdiği cevaplar son derece standart, bu ihmali açıklamayan cevaplar. Olur mu böyle şey ya? Milyonlar bu cinayeti konuşuyor, büyük ihmalleri konuşuyor. Koca devlet bir araya gelmiş, bir çocuğun cenazesini bulamıyor 19 gün boyunca. Biz bunu soruyoruz. Bize gelen cevap; “Efendim gereken aramalar yapılmıştır. Bir müddet sonra çuval içerisinde ceset bulunmuştur. Sonrasında titizlikle muhafaza edilmiştir. 12 şahıs tutuklanmış, 3 şahıs serbest bırakılmıştır.” Ya neden bu gecikmeler oldu? Bu beceriksizlikler nedendir? Tüm kamuoyu biliyor! Koca devlet bir araya gelmiş, ufacık bir köyde bir çocuğun cenazesini 19 gün boyunca bulamamış. Bunu nasıl oldu da bulamadınız? Gereken soruşturmaları neden yapmadınız? Zamanında gereken işlemler neden yapılmadı diyoruz. Bize standart basmakalıp bir cevap gönderiyor Sayın Bakan Ali Yerlikaya. Ya bu devlet ciddiyetine uymaz böyle işler. En azından ihmallerinizi açıklayın. Bu kadar ciddi bir olay, bu kadar büyük beceriksizlik var ve gelen cevaplar geçiştirici cevaplar. Biz millet adına bunu soruyoruz. Biz zorbaca, zalimce katledilen bir kız çocuğu adına bu soruları soruyoruz. Bize verilen cevaplardaki soğukluğa, mekanikliğe, kuruluğa bakın arkadaşlar. Bunu da burada ifşa etmiş oluyorum ve bugün başlayan yargısal süreci de maalesef şu cevap ışığında, şu gelen bir bakanlık cevabı ışığında çok aydınlık göremiyorum. Böylesine gayri ciddi ve basmakalıp cevapların geldiği bir ortamda adil bir yargılama olma ihtimalinin de oldukça düşük olduğunu düşünüyorum.

Mülakatlardaki sahtekarlıklar, yandaşları kayırma konusunu defalarca, yüzlerce, binlerce defa eleştirdik. İktidar bize ne dedi biliyor musunuz? “Canım biz şimdi yapıyorsak önceki iktidarlar zamanında da yapıldı.” Evet evet yanlış duymuyorsunuz aynen böyle dediler. Genel kurulda AK Parti vekilleri bize böyle laf attılar. “Canım önceki zamanlarda da oluyordu şimdi de yapıyoruz işte.” bakın hiç utanmadan bu cümleleri söylediler fakat binlerce, on binlerce insanın hakkını, hukukunu çiğnediler. İnsanlar kahroldu. Kahrolmakla kalmadılar. Ne oldu biliyor musunuz? Şimdi de insanlar intihar etmeye başladı.

Samsun’da KYK yurdunda intihar eden 22 yaşındaki Doğuş Can’ın ölümünden 3 gün önce 1. sırada girdiği mülakattan elendiği ortaya çıktı! Şu rezaleti görüyor musunuz arkadaşlar? Yatacak yerin var mı AK Parti, MHP, Cumhur Zulüm İttifakı? Bakın bir gencin daha canına kıydınız. Bir cinayet daha işlediniz. Kaldığı yurdun 6. katından atlamış. 22 yaşındaki bir gencecik insan niye intihar eder ya? Mülakattan elendiğini duyar duymaz gitmiş 6. kattan kendisini boşluğa bırakmış. 1. sırada girmiş, personel alımında 1. sırada girdiği mülakattan elenmiş. Yerine 10 puan altındaki kişinin alındığı iddia edilmiş. Şu rezaleti görüyor musunuz ya? 5 aday içinde açık ara en yüksek KPSS puanına sahipmiş. 82 puan almış ve sonra mülakata giriyor, kendisinden düşük puan alanlar hop alınıyor, kendisi devre dışı bırakılıyor. Doğuş Can Kavaklı, Allah rahmet eylesin ama bu bir intihar değil, bu bir cinayet. AK Parti MHP Cumhur Zulüm İttifakı’nın mülakatlarda torpil iltimas düzeninin katlettiği bir genç işte, görüyorsunuz. Hiç utanmadan, “E canım siz de yapıyordunuz, biz de şimdi yapıyoruz.” diyenler şu fotoğraftaki gencecik insana bir baksınlar. Hiç mi vicdanları sızlamıyor? Onlara soruyorum. Hiç mi acıma, vicdan duyguları yok diye soruyorum onlara.

Haksızlıklar, hukuksuzluklar diz boyu değerli arkadaşlar ve biz onları buradan beyan etmeye devam edeceğiz. Bakın bakanlıklara sorular soruyoruz, cevaplar bekliyoruz ve bize maalesef çok gayri ciddi cevaplar geliyor.

Mesela Erzincan L Tipi Cezaevi’nden tahliye edildikten sonra geri gönderme merkezine giriş çıkışı hemen yapılıp daha sonra yurt dışına gönderilen ve birtakım çetelere teslim edilen bir kişi, Ali Veli isimli kişi ile ilgili soru sormuşuz. “Efendim ilgilinin talebine istinaden gönüllü geri dönüş kapsamında ülkesine çıkışı sağlanmıştır.” deniliyor ve bu kişi ülkesine geri döndükten sonra uzun bir müddet kendisine işkence eden insanların elinde kalmış durumda. Bu ailesi tarafından beyan edildi. Alıyorsunuz tutuyorsunuz işkencecilere teslim ediyorsunuz sonra bu konuyu soruyoruz böyle geçiştirici cevaplar veriyorsunuz. Tatminkar olmayan cevaplar veriyorsunuz. Güya ilgilinin talebine göre gönderilmiş. İnsanlar; “Efendim beni işkencecilere teslim edin.” diye talepte mi bulunur ya? El insaf ya bu kişinin kayıtları çıktı, video kayıtları çıktı, işkence yapılırken görüntüleri, sesleri ortaya çıktı. İşkenceciler aileye bu görüntüleri gönderdi. Devlet görevlisi olarak gidip işkencecinin eline teslim ediyorsun kişiyi, ardından o kişi aileye şantaj olarak bu görüntüleri gönderiyor. Her şey ortada. Bütün belgeler var bizde. Ardından bu konuyu sana soruyoruz Sayın Bakan Ali Yerlikaya. Bize “İşte efendim gönüllü geri dönüş kapsamında gitmiştir.” diye gülünç cevaplar veriyorsunuz. Başka bir şey değil bu.

Bakın Uluslararası Türkistanlılar Yardımlaşma Derneği’nden Burhan Kavuncu bize başvurmuş. Nurali Rustamov ölüm tehlikesi olan Özbekistan’a iade edilmiş. Bununla ilgili biz soru sormuşuz. Bize cevaben şifahi olarak “Efendim onun uzun bir müddettir adli bir yargılaması vardı. O yüzden o yargılamanın sonucunda süreç bittiği için iade edilmesi gerektiği için onu gönderdik.” dedi İçişleri Bakanlığı, Göç İdaresi Başkanlığı bunu bizzat kendileriyle konuştuk. Bunun üzerine biz Adalet Bakanlığı’na sorduk nasıl bir soruşturma olmuş, mahkeme safahati nasıl seyretmiş diye. Adalet Bakanlığı’na bir soru önergesiyle sorduk. Memleketin haline bakın arkadaşlar. Bakanlıkların haline bakın! İçişleri Bakanlığı’nın yaklaşık 10 yıldır adli bir süreç hakkında yürütülmekte soruşturmalar, davalar var dediği kişi için Adalet Bakanlığı’na soruyorsunuz. Adalet Bakanlığı bize cevaben diyor ki; “Bakanlığımız kayıtlarında bununla ilgili bir bilgi belge yok.” Hanginiz doğru söylüyor? İçişleri Bakanı sen mi yalan atıyorsun, Adalet Bakanı sen mi yalan atıyorsun? Valla söyleyin yani. Bakın iş ortada. İçişleri Bakanı diyor ki; “10 yıldır bu kişi hakkında adli süreç var.” Adalet Bakanı’na soruyorsun. “Valla Adalet Bakanlığı evraklarında hiçbir bilgi, belge yok bu kişiyle ilgili.” diyor. Valla, kişinin ismi Nurali Rustamov Sayın Ali Yerlikaya ve Sayın Yılmaz Tunç’a soruyorum; hanginiz doğru söylüyor, yalan söylüyor? ortaya çıkarın. Biz de buradan ilan edelim. “Şu bakan doğruyu söylüyor, öbürü yalan attı.” deriz veyahut da “İkisi de yalan attı.” deriz. Duruma göre bakarız. Cevabınızı bekliyoruz Sayın Bakanlar. Biz milletvekili olarak yalan beyanları kabul etmiyoruz. Burada milleti temsil ediyoruz ve bizim sorduğumuz ciddi sorulara böyle gayri ciddi cevapları kabul etmiyoruz.

Son derece gayri ciddi cevaplar geliyor bakanlıklardan. Bunu kabul etmiyoruz. Mesela bakın Kayseri’de Suriyelilere yönelik çok önemli saldırılar yapıldı ve birçok kişinin gözaltına alındığı, tutuklandığı yönünde bilgiler verildi güya kamuoyuna. Biz bunu da sorduk. Adalet Bakanlığı’na kaç kişi gözaltına alındı diye sorduk. Bize gelen cevap. “Bu konuyla ilgili bizde herhangi bir bilgi ve belge yok.” diyor Sayın Yılmaz Tunç. Hani siz açıklamıştınız bir sürü insan gözaltına alındı, tutuklandı. Bu nasıl iş ya? Kim doğruyu, kim yalan söylüyor? İçişleri Bakanı mı, Adalet Bakanı mı? Allah aşkına yani. Ne oluyor, ne bitiyor? Gözaltına alıp kayda mı almıyorsunuz? Devletin bir belgesi vardır ya bu ne ciddiyetsizlik? Kim yalan atıyor bunu bir öğrenelim. “Gözaltına alındı, tutuklandı.” diyenler mi? Yoksa Adalet Bakanı mı? bu da bir başka skandal cevap.

Edirne L Tipi Cezaevi ile ilgili bize bir başvuru gelmiş. Diyor ki insanlar; “40 kişi, 20 kişilik koğuşlardalar. Oturacak yer bile bulamıyorlar. Perişan durumdalar. Her taraftan şikayetini iletiyorlar. Çok zor durumdalar Edirne L Tipi’nde.” diyor erkek koğuşlarını anarak söylemiş. Biz de bunu Adalet Bakanlığı’na sormuşuz. Bize gelen cevap uzun uzun bize mevzuat yazmışlar sonunda ise; “Edirne L Tipi Cezaevi’ne sorduk. Efendim tüm iş ve işlemler mevzuat hükümlerine uygundur. İşler o kadar dört dörtlüktür ki mükemmeldir, muhteşemdir.” gibi bir cevap veriliyor. Bize binlerce, on binlerce başvuru geliyor. Millet inim inim inliyor. Cezaevlerine gittiğimiz zaman müdürler de kabul ediyor. Yani %30, %40 oranında fazla mahpus yatıyor, kontenjan üstü mahpus yatıyor, kapasite üstü yatıyor insanlar. Herkes bunu biliyor, görüyor. Bakanlığın cevabı; “Her şey dört dörtlüktür. İş ve işlemler uygundur.” bu cevapları vermeye utanmıyor musunuz Sayın Yılmaz Tunç? Size soruyorum. Git cezaevi müdürüne sor. O da diyecek ki; “Ya evet bizim koğuş 20 kişilik 40 kişi kalıyor.” herkes biliyor bunu ama bize bu cevapları veriyorsunuz belli ki “Aman devlet kaydına usulsüzlükler, hukuksuzluklar girmesin.” diye mi böyle cevap veriyorsunuz? anlamak mümkün değil. Bir de boş yere kağıt israfı yapıyorsun. 3 sayfa mevzuat yazıp gönderiyorsun. O mevzuatları biz biliyoruz zaten. O mevzuatlara niye uymuyorsun diye soruyoruz. Sayın Bakan Yılmaz Tunç, Sayın Bakan Ali Yerlikaya. Bize mevzuat yazıp göndermeyin ya. Allah aşkına! O mevzuatları biz de biliyoruz. Bir sürü kağıt israfı yapıyorsunuz. Mevzuat ne diye yazıyorsun? Biz zaten sana mevzuata niye uymuyorsun diye soruyoruz.

Bakın bitmedi, bizim işlerimiz hep bilgi belgelidir. Mahcup olmalılar ve yüzleri kızarmalı. Bakırköy Kadın Cezaevi ile ilgili bir sürü soru sormuşuz. Bakın 18 soru sormuşum arkadaşlar. Neler neler var! Açık görüşler 35 dakika uygulanıyor, 1.5 saat olması gerekirken. Kadınlara doğru düzgün hijyen malzemesi verilmiyor. Uyduruk, sürekli ağır cezalar veriliyor, kötü muameleler var. Mektuplar geç veriliyor, geç gönderiliyor. Yemekler kötü, kantini alışveriş derken toplam 18 soru sormuşum. Allah aşkına Sayın Yılmaz Tunç, bu ne rezalettir ya? Bize cevap geliyor. 3-4 sayfa mevzuat yazmış, ardından kısa bir son cümle. “Efendim Bakırköy Kadın Cezaevinde tüm iş ve işlemler mevzuat hükümlerine uygundur. O kadar dört dörtlüktür ki.” ya Allah’tan korkun, siz niye bakanlık yapıyorsunuz? O cezaevi idaresinin ihlallerinin üstünü örtmek için mi bakanlık yapıyorsun Sayın Yılmaz Tunç? Bakırköy Kadın Cezaevi’nde bir sürü ihlal var. İhlali yapana ihlali soruyorsun. O da; “Efendim d ne ihlali ya öyle şey mi olur? Biz ihlal falan yapar mıyız!” diye sana cevap gönderiyor. Sen de bunu bana gönderiyorsun. Ya hiç mi müfettişin yok Sayın Bakan? Bir tane müfettiş gönder bak bizim söylediklerimiz ne kadar doğru haklı. Ben çünkü o cezane gittim bir sürü kadın mahpusla görüştüm orada. Kafamdan yazmıyorum ki bunu. Sen gidip o kadın mahpuslarla görüştün mü Sayın Bakan Yılmaz Tunç? Hayır. Peki müfettiş gönderdin mi? Hayır. Peki ne yaptın? Bu ihlalleri yapan cezaevi müdürüne sordun. O da sana “Her şey dört dörtlük.” diye yazdı gönderdi. Sen de bana gönderdin. Öyle mi? Ya utanın vallahi billahi utanın! Bakın biz insanı mahcup da ederiz.

Yine bir başka soru önergesi. Yılmaz Tunç’a yine soruyorum. İzmir Şakran Kadın Cezaevi’nde. Ben gidip gördüm. Görmesem neyse. Bakın, infaz koruma memurları Bahar Kızılaltun isimli bir mahpusun göz göre göre kolunu kırmışlar. Ya kolunu kırmış sonra bari doğru düzgün tedavi ettir. Doğru düzgün tedavi de edilmemiş. Geç ameliyat edilmiş. Geç kaynamış. Fizik tedaviyi yeterince almamış. Sonuçta ne olmuş biliyor musunuz? Kadıncağızın düzelebilecek kolu yamuk kalmış. Yamuk kaynamış. Kolu böyle. Bakın ben gittim gördüm. Gözümle gördüm ya. Cezaevindeydi kadın. Bu durum nedir diye sordum. Bana gelen cevabı bakın arkadaşlar. Sayın Bakan, Yılmaz Tunç, senin müdürler seni kandırıyor kardeşim sen bir git şu cezaevlerine bir bak ya. Valla senin müdürler seni kandırıyor. Ben sana söyleyeyim. Ben şimdi cezaevinde gördüm bu mahpusu. Cevap olarak ne gelmiş biliyor musunuz? Cezaevi demiş ki; “6 Mayıs 2024 tarihinde ameliyat edilen tutuklunun yatışlı tedavisinin devam ettiği.” ya nereden yatışlı tedavi devam ediypr? Ben cezaevinde mahpusu gördüm ya yatmıyordu hastanede değildi cezaevindeydi ama bu hala diyor ki “Yatışlı tedavisi devam ediyor.” Sayın Yılmaz Tunç bak seni böyle kandırıyorlar. Bak belgeli ya belgeli Şakran Kadın Cezaevi’ne bir sor. Oradaki memurlar, müdürler; “Hadi oturalım, uyduruk bir cevap yazalım, bakanlığa gönderelim.” demişler. Benim gözümle gördüğüm şeyi mi bana ispat etmeye çalışıyorsunuz? Mahpus, cezaevindeydi, hastanede değildi ve kolu eğri bir şekilde kaynamıştı. Hem mahpusun kolunu kırıyorsun, hem bir sürü tedavi sağlık hakkını ayaklar altına alıyorsun, bir de utanmadan yalan cevap gönderiyorsun. Valla yatacak yerin yok, Şakran Kadın Cezaevi yetkilileri ya! Bir de üstüne de Bakan’ı kandırıyorsun, Bakan da bana yalan dolan soru önergesi cevabı gönderiyor. Utanın ya! Gerçekten bakın biz bunları affetmeyiz. Ben sorumu sorarım. Cevabı da yanlış gelirse burada insanları mahcup ederim çünkü bizim belgelerimiz var. Biz belgelere göre konuşuyoruz.

Gülcan Cam, Sincan Kadın Cezaevinde bakın. Bu kişiyle de ilgili sormuşuz. Karı koca cezaevindeler. Bu kişilerin çocukları olmuyormuş. Bununla ilgili tüp bebek tedavisiyle ilgili bir sürü başvuruları olmuş. Bize cevap geliyor. “Efendim tüp bebekle ilgili bir başvuruları yok.” standart bir Adalet Bakanlığı cevabı. Değerlendirmeye gerek yok. Şu hale bakın.

Başka bir cevap Yılmaz Tunç’tan yine! Bir kişinin annesi yabancı uyruklu, babası ise Türkiye vatandaşı. Bu kişinin bir nedenle kimliği çıkmamış. Kimliği yok, kimliği. Banka hesabı açamıyor, SGK’lı bir işte çalışamıyor, seyahat edemiyor, muayene olamıyor, bu konuda yardım talep ediyoruz.” denilmiş. Kimliksiz, bir şekilde annesi yabancı uyruklu olduğu için bir problem olmuş. Halledilmeyecek bir mesele değil. Sormuşuz. Diyor ki; “Soru önergesinde adı geçen kişiye ait herhangi bir başvurunun bulunmadığı bildirilmiştir.” ya vatandaş 50 bin tane yere başvurmuş. Her türlü kuruma başvurmuş. Onlardan bir sonuç alamayınca bize başvurmuş. Bana Bakan diyor ki; “Bununla ilgili bizim kayıtlarımızda İçişleri Bakanlığı ile de yazıştık. Bir şey bulamadık.” diyor, Adem Zeybek ile ilgili “Soruşturma kaydı yok.” diyor. Ya siz doğru düzgün kayıt tutmuyorsunuz ya da sorduğunuz yerlerde memurlar defterlere bile bakmadan “Kaydı yoktur.” diye size uyduruk cevap gönderiyor Sayın Bakan ya da siz bana yalan atıyorsunuz. Hangi şıktan birisini seçeceksin bilmiyorum ama gerçeklik bu çünkü bakın biz belgelerle her şeyi ispat ediyoruz. Her şey ortada bu belgelerle her şeyi ispat ediyoruz burada.

Bakın yine Bursa’dan bir vatandaşlar grubu geçtiğimiz yıllarda beni ziyaret etti. “Hürriyet Köy Haksızlığı 6360 yasası mağdurlarıyız.” her tarafa başvurmuşlar. Bunların bir arsa meseleleri var. Biz de bununla ilgili bir soruşturma var mı diye sormuşuz bakanlığa. Adamlar her bir yere başvurmuş, davalar devam ediyor. Bakın yıllardır devam eden bir arsa meselesi, davalar, mahkemelerdeler, Bakanlık’tan bize cevap geliyor. “Herhangi bir soruşturma ya da kovuşturma kaydına rastlanmamıştır. Hukuk mahkemelerinde de bir şey yoktur. Hiçbir şey yoktur.” ya Sayın Bakan o kadar skandal cevaplar veriyorsun ki, gülünç cevaplar veriyorsun. Oturup ağlayalım mı gülelim mi bilmiyorum. Yüzlerce vatandaş mahkemelerde biz durumla ilgili sana soru soruyoruz. “Ya bizim mahkemelerde öyle bir kayıt yok diye bize cevap veriyorsun.” 23 Ocak 2024’te göndermişiz sana. Bursa Hürriyet Köy haksızlığı için bize 19 Ağustos 2024’te de cevap vermişsin. Her şey ortada. Bir bak kayıtlarına ya. Bu kadar ciddiyetsiz cevaplar verme Sayın Yılmaz Tunç! Sana mı laf edelim, bürokratlarına mı edelim, senin önüne yalan yanlış bilgileri koyup da imzalatan kişilere mi laf edelim bilmiyorum kime laf edeceğiz!

“Eşim Enes Talha Ata nakil talebinde bulunmuştur. Ailecek çok zor durumdayız.” diye bir kişi başvurmuş. Sincan 2 No’lu L Tipi Cezaevi’ndeymiş. Bize cevap geliyor. Defalarca sağa sola başvurmuş bir mahpus. Bize yine Adalet Bakanlığı cevap veriyor. “Efendim herhangi bir nakil talebi yoktur. İş ve işlemler dört dörtlüktür. Süper işler yapıyoruz. Mükemmeliz, muhteşemiz.” diye cevap geliyor. Adam 50 bin tane yere dilekçe yazmış, başvurmuş, en sonunda bana başvurmuş. Bana cevap olarak Adalet Bakanlığı böyle cevaplar veriyor. İnsan bir utanır Sayın Bakan. Bütün bu skandalları da böylece ifşa etmiş oluyorum kamuoyuna, buradan, meclisten ama sadece Adalet Bakanlığı da değil, bakın Adalet Bakanlığı yalnız da değil, bir başka vukuatlı cevaplar veren de Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sayın Vedat Işıkhan. Onun da çok üzücü cevapları var bakın arkadaşlar.

Vezir Muhammed Nourtani’yi sormuşuz. Kim bu? Zonguldak’ta bir kaçak madende çalışırken yaralanan, sanırım yaralıyken yakılarak öldürülen, vahşice öldürülen bir kişi bu. Bakın korkunç bir cinayet ya. Tüm Türkiye bu cinayeti konuştu. Bu cinayetle ilgili bir sürü iddialar var. Biz bununla ilgili kaçak maden ocaklarında çalışan Afganistan uyruklu kişilerin sayısı, kimlikleri, çalışma izinleri, sigorta durumları, bu kişilerin yasal haklarını korumak için ne yapıyorsunuz, kaç tane kaçak maden tespit ettiniz diye soru sormuşuz. Bize verilen cevap mevzuat yazmışlar. Tüm Türkiye’nin konuştuğu bu vahşi cinayet ile ilgili birebir bir cevap yok. “İşte o madeni bulduk, kaçakmış efendim doğru haklısınız, şu işlemi yaptık, şöyle bir ceza verdik.” diye bir cevap yok. “Efendim işte tüm tetkikler gerçekleştirilmektedir. Tüm işler mevzuata uygundur. Mevzuata uygun olmayan işler hakkında gereken işlemler yapılmaktadır.” Bunları biliyoruz zaten. Bunlar mevzuat kardeşim Sayın Bakan Vedat Işıkhan. Ya böyle cevaplar göndermeye utanmıyor musunuz ya? El insaf diyorum size. Bunlar mevzuat. Mevzuatı yazıp bana gönderiyorsun. Zaten ben sana diyorum mevzuatı niye yapmıyorsun? Bundan dolayı yüzlerce kaçak maden niye var? Yüzlerce çok düşük fiyata çalışan işçi niye var? Niye vahşice bir cinayet işlenmiş, üstü örtülmüş? Bütün bunlar için ne diyorsun diyorum? Tek bir olaya dair cevap yok arkadaşlar. Ben buradan millete ifşa ediyorum bunları. Bakanlıkların hali bu arkadaşlar. Bize böyle gayriciddi, soğuk, kuru, mekanik, canlıyken yakılarak öldürülen bir kişiyi soruyorsunuz, adam sana soğuk soğuk kuru mevzuat metinleri gönderiyor. Sizin vicdanınız bu kadar mı ya? Bu kadar mı vicdansız oldunuz? Size soruyorum. El insaf diyorum.

Bu kadar vicdansızlık ortamında geçen ay ne oldu biliyor musunuz? Erkekler Ekim’de 49 kadını öldürmüş. Her geçen gün bu sayı artıyor. Geçtiğimiz ay 33 dedik, kadın cinayetlerinde büyük artış var. 49 kadın öldürülmüş arkadaşlar. Korkunç sayılara ulaşıyor. Bu konuda da kadınları koruyan yasaların doğru düzgün bir şekilde uygulanması gerektiğini de net bir şekilde söylüyoruz.

Arkadaşlar sanki ekonomik kriz yok, vatandaş sefalet içinde değil, sebze fiyatları pazarda %25 bir anda artmıyor. 1 kilo salatalık alıyorsunuz 60 lira, 1kilo domates alıyorsunuz 60-70 lira, bir kilo kabak alıyorsunuz 50-60 lira. Vatandaş pazardan ne kadar para ile çıkacağını bilemiyor. En az bin lirayla gitmek zorunda artık bir pazara. Şimdi öyleyken memlekette ne oluyor? Erdoğan Kırgızistan’a gitti. Ne yaptı biliyor musunuz? Kırgızistan’ın 62,3 milyon dolarlık borcunu bir kalemde silmiş. Şöyle bakın bir kalemde silmiş. Hareket bu! 62,3 milyon dolar TL de değil. Ya memleketin parası yok, sen gidip bize borcu olanın borcunu siliyorsun. Bu ne iştir Sayın Erdoğan? Korkunç paralar bunlar. Hangi amaçla yapılmakta o olacak bir iş değil! Bunu vatandaşın yorumuna bırakıyorum. Vatandaş diyeceğini diyordur zaten şu anda. Bizim fazla bir şey dememize de gerek yok.

Cezaevinden mektuplar geliyor bize bol miktarda. Bakın biz de onları buradan duyurmak zorundayız ki ben size 7-8 sayfalık mektupları okumayacağım arkadaşlar. O mektuplardan özetler okuyacağım ki Türkiye cezaevlerinde neler yaşanıyor? Bunları en başta Sayın Yılmaz Tunç duysun. Kendisine memurlarının, müdürlerinin gönderdiği uyduruk cevapları bize göndermesin. Müfettişin yok mu Sayın Yılmaz Tunç diye soruyorum! Git cezaevlerini bir araştır bak sana burada okuyorum bir dinle.

İbrahim Algan, Adana F Tipi Cezaevi’nden yazmış; “Adana f tipi hapishanesinde aylardır hastaneye gidemiyoruz. Çünkü ağız içi arama var. Gitsek bile çift kelepçe uygulaması yapıyorlar ve tekli ring çilesi ile gidiyoruz. Bu yüzden aylardır muayene olamadık. Hasan Karapınar Kandıra’da hasta mahpus olarak haksızlığa uğruyordu. Bunu gidermek yerine onu Kandıra’dan Adana’ya sürgün ettiler.” Bakın düşünebiliyor musunuz? Aylardır hastaneye gidemiyorsunuz. Neden? Onursuz bir şekilde “Aç ağzını böyle.” ağzının içinde arama yapacaklar, sizi aşağılık bir duruma düşürecekler. Mahpus da diyor ki; “Bu onursuzluğu kabul etmiyorum. Ben niye böyle onursuz bir hale düşeyim?” ve bu yüzden hasta adam hastaneye gidemiyor. Haberin var mı Sayın Yılmaz Tunç? Memlekette 12-13 aydır hastaneye gidemeyen mahpuslar var. Düşünebiliyor musun? Sen bunları önemsemiyorsan biz bunu uluslararası alana taşıyoruz. Avrupa Parlamentosu Raportörü’ne götürüyoruz. “Aman ben Ömer Bey’i duymazdan, görmezden, hissetmezden geldim, işi kapattım.” deme. Biz bunları dünyaya duyuruyoruz.

. Can Oğuzsoy, Bodrum S Tipi Kapalı Cezaevi’nden yazmış. Bakın Bodrum S’de neler oluyor?  “Bodrum S Tipi Kapalı Cezaevi uzak ve sapa. Buraya gitmek bir çile. ‘Cezaevi kalabalık personel yok’ diyerek sosyal haklarımız kısıtlanıyor. Gözlerimiz ve bağırsaklarımız bozuluyor. Çünkü hücreler daracık. En önemlisi Kutbettin Menteş isimli mahpusun yaşadığı ağır hastalıklar… Tutanağa bile hastaneye yattığı işlenmiyor. Kalp krizi geçiriyor, stent takılıyor hala cezaevinde… Koğuş komşumun yaşamından endişe ediyorum. Ağır hastaya ayakta sayım dayatması yapılamaz. Kutbettin Menteş ölmeden sorunlarına bir çözüm bulunsun.” Diyor koğuş arkadaşı belli ki Kutbettin Menteş bize ulaşamıyor. Koğuş arkadaşı bize ulaşıyor. Ağır hak ihlallerini duyuruyor.

Mahmut Alp, Elazığ Yüksek Güvenlikli Hapishanesi’nden yazmış. “Kayseri Kadın Cezaevi’nde Dicle Bozan isimli mahpusun protez meselesi hala hallolmadı. Yara yapmayan bir protesto temini gecikmemeli. İdare bu konuda duyarsız kalmamalı. Ailesine bile ulaşamayan Rojavalı bu arkadaşımızın sesini duyurmak istiyoruz.” diyor. Ben bu kişinin durumunu geçen hafta duyurmuştum. Kişinin adı aslında Ayşe Mahmut ama tutuklandığı zaman Suriye kimliğinde adı Ayşe Mahmut olan kişi için kolluk kuvvetleri demiş ki; “Senin adın Dicle Bozan kardeşim böyle yazıyoruz hadi cezaevine.” yargıda tutuklamış cezaevine atılmış. Ayşe Mahmut, Dicle Bozan olarak yatıyor. Bundan dolayı yıllardır aile fertleri onu ziyarete gelemiyor çünkü kimliklerinde Mahmut soyadı var ama içerideki kız kardeşleri Dicle Bozan olarak görünüyor. Düşünün şu skandal Aziz Nesin daha bunları görmemişti arkadaşlar. “Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz” kitaplarından daha üst seviyelerini yazardı şu hadiseleri görse. Öemlekette insanı hapse atıyorsunuz bir de ismini değiştiriyorsunuz yakınları gelip onu göremiyor. Kişi daha bunu söylemiyor. Başka mahpuslar söylüyor. “O, bunu söylemiyor. Protezi son derece kötü. Onun protezinin değişmesi lazım.” diye. Başka mahpuslar bize bu konuyu iletiyor. Ayşe Mahmut diyor ki; “Ya daha proteze sıra gelmedi. Ben kendi kimliğim değişmiş. Adım değiştirilmiş. Daha bu konuyu bir halledin hele.” diyor. Bakın memleket nerelerde arkadaşlar? Bütün bunlar da bilgi belgeyle ispatlı. Ben Adalet Bakanlığı’na da bu belgeleri gönderdim ama memleketin hali ortada. Kimse bana “Yanlış bilgi veriyorsun.” diyemez çünkü ben kapı gibi tüm Suriye Kimlik Dairesi’nin belgelerini de gönderdim Adalet Bakanlığı’na. Düzeltin diyoruz kardeşim. Bu kadar gülünç ağlanacak olayları bir düzeltin diyoruz. Hala bir hareket yok.

Bafra cezaevinden ismini kodluyorum Ç.Ç.K. isimli bir anne bize yazmış. Eşi de tutuklu bu annenin. “Çocuğumu sadece iki kez görebildim.” Çocuğu Hakkari’de kendisi Bafra cezaevinde. Düşünün yılda iki kez çocuğunu gören bir anne. 8 yaşında bir çocuk. “5 gün önce 8 yaşına girdi. Bu görüşümüzde çocuğum hiç konuşmadı. Sadece baktı. Onun için bir yabancıyım ben artık. Ailemden onu psikoloğa götürmelerini istedim.” diyor bu anne. Bakın bu anneyi Hakkari’ye yakın bir cezaevine nakledin Sayın Bakan Yılmaz Tunç. Çok ağır hak ihlalleri oluyor.

Mesela başka bir anne Emine Güçlüer, Edirne Cezaevi’nde. Onun da yanında 13-14 aylık bir bebeği var. Normalde mahkum olsa 18 aya kadar infaz erteleme alırdı, bebeğiyle cezaevinde olmazdı. Hükmü kesinleşmediği halde, daha hüküm yok ortada. Masumiyet karinesi var memlekette güya. Tutuklu olduğu halde mahkum olana tanınan muafiyetten daha ağır şekilde cezalandırılıyor yanındaki 13-14 aylık bebek ile cezaevinde perişan durumda bir anne. Bebek habire düşüyor, ranzalara kafasını çarpıyor, yaralanıyor. Bebeğe hiç uygun bir ortam değil. Düşünün, demir parmaklıklar dört duvar arasında bir bebek var şu anda Türkiye cezaevlerinde bir tane değil, belki onlarca bebek var ve bu zulümler devam ediyor. Onun da en azından Emine Güçlüeri’nde Edirne’den Konya’ya yakın bir cezaevine nakledilmesi gerekiyor.

Sayın Bakan Yılmaz Tunç, valla bugün sana çok yükleniyorum ama bil ki boşuna değil, çok haklıyım. Çok haklı olduğumuz için, binlerce mağdurun başvurusu olduğu için ve çok haklı olduğu için o mağdurlar, o yüzden sana yükleniyorum, bakın cezaevlerinde denetimli serbestlik ve şartlı tahliyeler verilmiyor, yokuşa sürülüyor. Elmalı T Tipi Cezaevi’nden Fırat Beyazer bize yazmış; “Değerlendirme raporum baştan sona olumlu olduğu halde gözlem kurulu olumsuz karar verdi. Tamamen keyfi bir karar. İyi halliydim ama yokuşa sürüldü, tahliyem ağırlaştırılmış, müebbet mahpusu değilim fakat öyle bir hücrede tutuluyorum, tahliyem de yapılmıyor, tek başıma hücrede kalmamı onadılar.” diyor.

Gürkan Türkoğlu, Döşemealtı Yüksek Güvenlikli Hapishanesi Antalya’dan yazmış; “Taleplerimiz son derece açıktır. Yüksek güvenlikli hapishanelerin kapatılması, tecrit uygulamalarına son verilmesi, hasta tutsakların serbest bırakılması, kitap yayın yasaklarının kaldırılması, ailelerimizin yakın arkadaşlarımızın olduğu bir hapishaneye sevk edilmemizdir. Tüm bunları hatırlatmak için açlık grevine girdik. Bakanlığın bize cevabı mevzuat yollamak oldu. Böyle mi olur?” diyor Gürkan Türkoğlu.

Harun Öden Manisa T Tipi Cezaevi’nden yazmış; “Önceden beri gündem etmiştiniz. Tekrar beni gündeme ediniz. Dosyada suçsuzluğum apaçık. Somut delillere itibar edilmeyip soyut yaklaşımla mahkum edildim. Darbeden bir gün önce operasyona gidecekken başka bölükle görevimiz değiştirildi ve diğer bölük hala vazifede. Biz darbeci olarak hapiste. Sesimi duyurun.” Düşünün bir gün önce diğer bölükle beraber operasyona gitseydi Harun Öden kurtulmuştu fakat diğer bölük gitmiş, diğer bölük efendim hala görevinde. Harun Öden o gün göreve gitmediği için, askeriyede kaldığı için al başına belayı işte darbeci diye ağır bir şekilde cezalandırılmış.

Hasan Kılıç Ereğli Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden yazmış. “İdareye hukuktan bahsettiğimizde en kötü hakareti ettiğimizi sanıyorlar. İnfaz yakmak için her bahaneyi kullanıyorlar, hakkı yemenin mahpus yakınına da çok kötü etkileri oluyor. Zaten kuyunun dibinde zindan gibi bir yerdeyiz, tasarruf genelgesi diyerek mahpuslara da tasarruf uygulanıyor. Epikuros’un 2500 yıl önceki felsefe kitabını da ‘müstehcen’ iddiasıyla vermediler. Kürtçe kitaplar da verilmiyor.” diyor Hasan Kılıç.

Sincan Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden Mehmet Emin Çeçi’yi yazmış bize; “3 yıldır bu cezaevindeyiz. Her türlü ihlale uğruyoruz. Burası yoğun tecridin olduğu bir cezaevi. Ayrımcılık yapılıyor. Tutsakları yalnızlaştırıp toplumdan izole etmeye, sosyalliklerini öldürmeye çalışıyorlar. Sohbet ve spor faaliyetlerimizi kısıtlıyorlar. Havalandırma saati az. Havalandırma gidiş gelişlerinde el ve cihaz araması yapılıyor.” diyor.

Selim Demiray Çorum L Tipi Cezaevi’nden bana ikinci kez yazmış. Diyor ki; “Terör saldırısı var diyerek bizi kışladan çıkardılar, ardından terörist ilan ettiler. Askerliğimizi er olarak yaparken neye uğradığınızı şaşırdık. Üç çocuk babasıyım, eşim ve çocuklarım perişan. Kurban ettiler bizi. Ben yetim, eşim yetim, öksüz bir yuva kurmuştuk. Halbuki adalet ne zaman gelecek.” Diyor bu yetim insan, eşi de yetimmiş. “Öksüz bir yuva kurmuştuk ve şu anda zulmen hapishanelerdeyim.” diyor. Er Selim Demiray. İşte memleketin hali bu arkadaşlar.

Ali Çeven hala tutuklu. Ali Çeven, “Ben Türk değilim, Kürdüm. Bu Türk dayatmasını kabul etmiyorum çünkü ben Kürdüm. Allah beni Kürt yaratmış.” bu cümleleri söylediği için gözaltına alındı. Şöyle gördüğünüz gibi ağzı burnu dağıtıldı. Burnunda yaralar oluştu, darp edildi ve tutuklandı. Neymiş suçu? “Ben Türk değilim, Kürdüm.” demiş. Arkadaşlar memlekette niye Kürt meselesi var diye mi soruyorsunuz? Alın işte size cevabı. İşte memleketin hali bu. Bir sokak röportajında “Ben Türk değilim, Kürdüm. Bana böyle bir dayatma yapılmasın ama ortak bir Anadolu Cumhuriyeti’ndeki bir şemsiye altındaki vatandaşlık tanımı verilsin. Ayrımcılık yapılmasın. Hakkımız, hukukumuz tanınsın. Türkleştirilmeyelim. Kürt kimliğimiz tanınsın.” dediği için işte tutuklandı ve hapislere atıldı. “Kürtler ne istiyor?” diye bana sorup duruyorlardı televizyon programlarında işte Kürtler ne istiyor sorusunun cevabı bu! Ali Çeven Kürtlerin ne istediğini açıklamaya çalışıyordu ve işte başına gelenler bunlar.

Geçtiğimiz günlerde Çatalca Geri Gönderme Merkezi’nde artık zulümler çığırından çıktığı için göçmenlere şiddet uygulanmış ve eylem yapmışlar. Yetkilileri göreve çağırıyoruz. Bu tür olaylar olmasın. Burası neresi? İl Göç İdaresi Müdürlüğü Çatalca Geri Gönderme Merkezi. Geri gönderme merkezlerinde çok haksızlıklar, zulümler, zorbalıklar yapılıyor ve biz bunları sorduğumuzda bize çok standart cevaplar veriliyor.

Hacı Boydak, Memduh Boydak bu insanlar ağır bir şekilde mağdur edildi arkadaşlar. En son ne yapıldı? Haksız, hukuksuz bu iş adamları, “Bay sen şuraya paranı vermişsin.” denilerek bu insanlara her türlü zorbalık yapıldı. Mallarına, mülklerine çöküldü, özgürlükleri ellerinden alındı, hapislere atıldı. Bu yetmedi, ellerindeki son parayı da almaya çalışıyorlardı ve aldılar. Nedir bu? “Vay efendim sen işte falanca yere yardımda bulunmuşsun.” Bu kişi diyor ki; “Ben o dönemler cemaat diye anılan yere de evet para verdim ama başka devlet kurumlarına verdim, başka Süleymancılara verdim, işte cem evlerine verdim her yere yardım yaptım. Her yere yardım yaptım fakat “Efendim sen niye onlara yardım yaptın?” denilerek bütün malıma mülküme çöktüler.” artık son kalan Türkiye Finans’ta %22.5 hissesi kalmış. Gidip ona da çökmüşler. Yargının haksız hukuksuz kararlarıyla bunlara da çöktüler. Düşünün Türkiye böyle bir yer. Sayın Nacho Sanchez Amor insanların malına, mülküne, parasına çökülen haramiliğin zirveye çıktığı bir ülke. Burası böyle bir ülke. Adalet Bakanı Yılmaz Tunç bizim sesimizi duymuyorsa biz uluslararası planda Türkiye raportörlerine sesimizi duyururuz. Sayın Nacho Sanchez Amor bunu da duy. Böylesine uydurup kararlar alınıyor bu ülkede. İnsanların malına, mülküne çökmeye devam ediyorlar. Bakın daha bu OHAL’in ilk yıllarında oluyordu sonrasında “Artık yapmıyoruz.” diyorlardı. Hayır efendim şimdi de yapıyorlar işte. Geçtiğimiz hafta mahkeme sonuçlandı. Adamın Türkiye Finans Kurumu’ndaki Boydak ailesinin %22.5 hissesine çöktüler. Tam haramilik başka bir şey değil. Uyduruk yargı kararlarıyla yaptılar bunu. Biz de bunu kesinlikle yerde bırakmayız. Tüm dünyaya böylece duyuruyoruz.

Emine Güçlüer, İsmail Fuat Güçlüer. Bir aile, iki çocukları var. Birisi 8-9 yaşlarında bir kız çocuğu, diğeri 13-14 aylık bir bebek. Baba KHK ile ihraç, uzun müddet cezaevinde yatmış. Çocuklar babasız kalmış. Şimdi de anne cezaevine girmiş. Kız çocuğu bu sefer de annesiz kalmış. Bebek nerede? Bebek annenin yanında. 13-14 aylık bebek zindanda. Tam bir aile dramı yaşanıyor. Nerede? Edirne Kadın Cezaevi’nde bu kadın. Baba nerede? Kız nerede? Konya’da. Çok uzak mesafe. Kız çocuğu belki bazen gidiyor, bazen gidemiyor. Doğru düzgün annesini göremiyor. Büyük bir aile dramı yaşanıyor. En azından anne Konya’ya yakın bir yere nakledilmeli veyahut da en doğrusu çünkü bakın 13-14 aylık bir bebekle mahkum birisi cezaevinde olmaz, infaz erteleme alır. Tutuklu olduğu için bunu alamıyor. Böyle bir absürtlüğü de yıllardır söylüyoruz. En doğrusu bu kişinin tutuksuz yargılanmak üzere belki ev hapsiyle, şununla bununla tahliye edilmesi Sayın Bakan Yılmaz Tunç. Bir aile dramını bitirin lütfen kaç kez söyleyeceğim diyorum.

Bakın Soykırımcı İsrail’in gemileri her yerde, tırları her yerde. Biz her yerde yakalıyoruz arkadaşlar. Kocaeli yollarında yakaladık. Bakın burada belki iyi göremiyorsunuz. Şurada ne yazıyor? Tırın arkasında Siyonist İsrail’in, Siyonist şirketi “Zim” firmasının ismi yazıyor. Evet maalesef hal bu. Vekili olduğum ilin yollarında Siyonist İsrail’in tırları, gemileri cirit atıyor. Kabul etmiyoruz, bu zulmü, bu vicdansızlığı AK Parti MHP Cumhur Zulüm İttifakı’nın büyük bir haksızlığı, hukuksuzluğu olarak burada ifşa ediyoruz. Soykırımcılarla oturup iş yapan, cebini dolduran bir iktidar var karşımızda.

Bakın kayyım atamaları sonrası itiraz edilenlere Batman’da yapılan bunlar. Bundan sonra “milli irade, demokrasi” gibi lafları ağzınıza almayın kardeşim. “Gazi meclis.” diyor, “demokrasi” diyor, “milli irade” bakın, iradesine sahip çıkan insana yapılan bu. Batman’da. Adamın kolunu kırmışlar. İnsanlara her türlü zorbalık yapıldı. Çoluk çocuk gözaltına alındı. Ondan sonra da çıkıp şu meclisin kürsünde “gazi meclis, milli irade, halkımızın iradesine sahip çıkıyoruz.” diyorsunuz hiç utanmadan, yüzünüz kızarmadan.

Geçtiğimiz günlerde Duchenne Musküler Distrofi hastalarıyla birlikteydim. Sağlık Bakanlığı önünde eylem yaptılar. Biz bununla da ilgili bakanlığa soru önergesiyle sorduk ve cevap istedik ve bu cevaplarda da işin doğrusu doğru bir şey görmedik çünkü Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bize hasta çocukların babalarının talep ettiği ilaçlarla ilgili doğru bilgi vermemiş. %97 oranında insanların talep ettiği ve gerçek tedaviyi sağlayan ilacın ödemesini yapmıyorlar. %3 oranındaki ilacın karşılığını ödüyorlar. Böylece doğru olmayan bir cevap vermiş durumda bize Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı. Buradan da onu ifşa ediyoruz. Gittik orada hasta çocukların anne babalarıyla da bu işi konuştuk ve bu ifşaatı yapmış olduk değerli arkadaşlar.

Kredi Yurtlar Kurumu Kocaeli İl Müdürlüğü Gazi Süleyman Paşa Erkek Öğrenci Yurdunda sıkıntılar devam ediyor ve maalesef biz bunu defalarca da söylediğimiz halde soru önergeleriyle de Süleyman Paşa Yurdu’ndaki ihlalleri bakın şurada defalarca sorduğumuz halde halen oradaki sıkıntılar devam ediyor! En son öğrenciler asansörde kaldı. Neredeyse asansör düşecek, öğrenciler yaralanıp veya ölecek! Gençlik ve Spor Bakanlığı’na soruyorum; bu çocukların başına bir iş geldiği zaman mı uyanacaksınız diye soruyorum.

Bakın engelli yurttaşlarımıza yapılan ihlaller ile ilgili çok şikayet alıyoruz. Nereden? Kocaeli Valiliği’ni buradan uyarıyoruz. Kocaeli TAD Akmeşe Bakım Rehabilitasyon ve Aile Danışma Merkezi Müdürlüğü’nde zihinsel engelli bireylere kötü muamele yapılıyor. Engelliler yerlerde beton üzerinde yalın ayak şekilde idare ve il müdürlüğü sessiz denetim yapılmıyor şeklinde birçok şikayet geliyor. Aile ve Sosyal Hİzmetler Bakanlığı’na buradan bunu soruyoruz; bu ne iştir? Bu konuda doğru düzgün bir inceleme, teftiş yapın diyoruz. Acil bir şekilde teftişe davet ediyoruz yetkilileri değerli arkadaşlar, birçok şikayet geliyor.

Engelli vatandaşlarımızın durumuna bakın, travmalara uğradıkları, fiziksel darplara uğradıkları yönünde önemli şikayetler var. Bu da son derece üzücü bir durum değerli arkadaşlar. Bunun bir an evvel giderilmesi gerekiyor. Son derece çarpıcı fotoğraflar görüyoruz.

Sincan Cezaevi’nde 56 gündür 4 mahpus açlık grevinde. Neden? Bir sürü ihlaller var. Kütüphaneden faydalanmak, hastane sevklerinin zamanında gerçekleşmesi, koğuşların birbirinden ayrı tutulmaması yönünde talepleri var ve kötü ortamdalar. Kimler? Ferhat Tüfenci, Tahsin Özyıldız, Fikret Yiğit, Mazlum Bataray Adalet Bakanı bunu duydun mu? Açlık grevinde insanlar kötü muameleler ve kötü koşullar nedeniyle. Buradan da bunu duyurmuş olalım, kayıtlara geçirmiş olalım.

Kocaeli Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürü Kamil Tüylüoğlu’nun kendi makam aracını şahsi işleriyle ilgili olarak kullandığı, Rize’deki babasının cenazesine makam aracı olarak kullandığı 41 LJ 655 plakalı araçla şoför eşliğinde gittiği yönünde ihbarlar var bize geliyor. Yukarıda bahsettiğim hususların adli ve idari makamlarca bir şekilde araştırılması gerekiyor. Bu hususlar kesin gerçektir veya kesin yanlıştır demiyoruz. Biz bakanlığa soruyoruz. Böyle bir ihbar var bize geldi. Biz de Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürü Kamil Tüylüoğlu’nun bu şekilde usulsüzlükler yapıp yapmadığını araştırılmasını istiyoruz.

Dindar Duman isimli bir genç bize başvuruyor ve vicdani retçi olduğunu bizim vasfımızla kamuoyuna duyurmak istiyor. “Ben askerliğin yerini bir fidan dikip yaşatarak savaşlarda katledilen yaralanan hayvanların yarasını sararak yapmak istiyorum. Kimseyi öldürmek elime silah almak istemiyorum.” diyor.

Mahmut Özdemir’in kardeşi bize başvurmuş. Mahmut Özdemir, Antalya S Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda yeni gelen ceza müdürü onlara; “Bu daha iyi günleriniz göreceksiniz gününüzü.” diyerek tehdit ediyor. Uyuduklarında gardiyanlar gelip kapılarını yumrukluyor.” diyorlar.

Birçok genç bize başvuruyor arkadaşlar. Bu çok yaygınlaştı. Bu konuda tedbir alınması gerekiyor. Birçok dolandırıcı gençleri kandırıyor günümüzde. “Üzerimde ipotek var, hesap kartını kullanalım sana da komisyon veririz.” diyorlar. Hesap kartını, kredi kartını insanlar kullandırtıyor sonra dolandırıcılık ortaya çıkıyor ve gençler çok büyük mağduriyet yaşıyor. Bunlara karşı önlem alınması gerektiğini buradan hatırlatmış olayım.

Rıdvan Yağızer, Bursa H Tipi Cezaevi’nde yaklaşık 9 senedir cezaevinde onunla aynı ithamla tutulanlar iki sene içinde serbest bırakılmış. Bu kişi ceza verilip istinafta bozulmuş cezası ve herhangi bir şey yakalanmadığı halde 9 yıldır cezaevinde diye yakınları bize başvuruyor ve adil olmayan bir yargılanma nedeniyle cezaevinde, iki çocuğu var ve babasız büyüyorlar. “Abim de özgürlüğünden mahrum.” diye bize başvurmuş kardeşi.

İstanbul’dan bir başvuru var. Muharrem Koçpınar, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve İETT’nin Şahintepe’yi görmezden geldiğini orada Alevi vatandaşların, Kürt vatandaşların olduğu bundan dolayı mı görmezden gelindiğini Ekrem İmamoğlu’na soruyor buradan. “Niye bizim oraya toplu taşıma araçları doğru düzgün tahsis edilmiyor. İnsanlar sabah akşam perişan oluyor. Doğru düzgün toplu taşıma aracı tahsis edin.” diyor.

Celil Anatan Başkent İnşaat dolandırıcılığı hakkında bize başvurmuş ve Başkentim Yapı Gayrimenkul’den, Uğur Vergili’den bir ev aldığını, ödemelerle ilgili sıkıntı yaşandığını ve dolandırıldığını söylüyor. Konunun araştırılması gerekiyor. İnsanların mağdur edilmemesi gerekiyor. Biz iki tarafı dinlemedik ama bize başvuran bir tarafın iddiaları bunlar ve kişi haksızlığa uğratıldığını söylüyor.

Radyoterapi teknikerleri bize başvurmuşlar ve çok az alım yapıldığını söylemiş. Çok büyük mağduriyet yaşandığını söylüyor. Binlerce kişi mağdur, alınmıyor. “232 kontenjan açıldı, binlerce kişi işsiz.” diyor.

Af bekleyen öğrenciler bize başvuruyor. “Artık akıl sağlığımı yitireceğim. Biz gençlere yardım edin. Tek isteğimiz okulumuza dönmek, diplomamızı almak diyor. Görmezden gelinen olmak istemiyoruz. Psikolojimiz altüst oldu. Yardımcı olun. Af istiyoruz.” diyor bu kişi.

Hukuk mesleklerine giriş sınavındaki puanların düşürülmesini isteyen hukukçu arkadaşlarımız da var. “70’den 60’a düşürülsün, bu konuda sınavda standart sapma olmayıp her soruya aynı puanın verilmesi de hakkaniyete uygun düşmüyor.” diye bize başvuruyor arkadaşlarımız.”

Yorumlar