7 Ocak 2026

Birçok hak ihlalinin yanı sıra cezaevlerinden yapılan başvurular da var.  Türkiye Büyük Millet Meclisi Engelli Bireylerin Sorunlarını Araştırma Komisyonu üyesiyim ve  yaklaşık Temmuz 2025’ten beri engelli bireylerin sorunlarını araştırıyoruz ve çözüm bulmaya çalışıyoruz fakat son derece önemli problemler görüyorum. İktidarın işi gücü engelliden almak. Haklarını gasp etmek, kazanılmış haklarını gasp etmek. Bir engelli komisyonu kuruldu ancak  bu komisyon ne kadar işlevsel olacak bir soru işareti. Nedir bu engelliye çektirdiğiniz çileler diye sormak istiyorum. Ya kardeşim bakın, rapor oranlarını değiştiriyorsunuz, ağır engelli olanı bile kısmi engelli olarak belirliyorsunuz, birçok haktan mahkum ediyorsunuz. Tam engelli değil, kısmi engelli diye birçok haktan mahkum ediyorsunuz. Hayat boyu sürecek rahatsızlıkları var. Serebral Palsi, Down, Otizm, Mental Retardasyon süresiz rapor yerine “Hayır efendim iki yılda bir sürekli o çileyi çekecek hastane sağlık kurulu sıralarında perişan olacak yine yine yine rapor alacak.” diyorsunuz. Engelliye yine çektiriyorsunuz. Her  yeni  gelişmeyle  aldığı engel oranlarını yeni yasalarla yönetmeliklerle düşürmeye çalışıyorsunuz. Aldığı bir engel oranı var. “Bir daha işte sen  hastaneye gideceksin, o kurula gireceksin.” deniliyor ve engel oranı düşürülüyor. 2008’den önce işe girenlerin vergi indiriminden kaynaklı engelli emeklilik hakları 15 Ocak 2025’te geçen senenin  başlarında hemen hemen bir yıl önce çıkarılan bir yasayla gasp edilmişti. Engelli vatandaşlarımız  emekli olamıyor. İşin özeti bu. Bakın  bu büyük bir  feryada neden oluyor. Zaten  emekli maaşları dibe vurmuş, sen engelli  vatandaşlarımızı emekli etmemek için büyük bir gayret gösteriyorsun. Olacak iş mi? Şimdi bu konuda biz  yoğun bir başvuru aldık ve ben işin pratize edilmesi gerektiğini düşünerek Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bir yasa teklifi verdim. Gördüğünüz yasa teklifini verdim arkadaşlar. 2008’den önce işe giren engelli vatandaşlarımızın vergi indiriminden kaynaklı engelli  emeklilik haklarının gasp edilmemesi için bir  yasa teklifimi vermiş durumdayım. Artık top iktidarda yasa teklifi apaçık ortada  15 Ocak 2025’te bu mağduriyet  engellilere  yapıldı. 15 Ocak 2026’da bu mağduriyetin bitirilmesi iktidarın elinde. Adım atmıyorsa suçlu odur. Buradan tüm milyonlarca engelli vatandaşımıza bildiriyorum. Biz görevimizi yaptık arkadaşlar. İşte metnimiz ortada.  15 Ocak 2025 yasasının iptal edilip  yeni bir yasa ile durumun düzeltilmesi gerektiğini söylüyoruz. 15 ila 18 yıl sigortalık süresi ve 3700 ile 4100 prim günü gibi ağırlaştırılmış şartlar getirildi. Bu durum kontrol muayenesine giren mevcut emeklilerin aylıklarının kesilmesini ve ciddi mağduriyetlere yol açıyor. Biz bu çalışma gücü kaybı oranına göre hem çalıştığı yıl prim ödediği gün hem de sigortalılık süresi esas alınarak bu konularda bir düzenleme ve hak iadesini sağlayıcı bir yasa teklifi getirdik. Bunun bir an evvel yasalaşması gerekiyor. Bakın emeklilerin hali zaten perişan ve siz engelli bireyleri emekli bile yapmak istemiyorsunuz. Dibin dibine vurdurmak istiyorsunuz engellileri. Bunu da buradan tüm halkımıza şikayet ediyorum. İktidar engelliden sürekli almakla meşgul. ÖTV indirimi meselesi 5 yılla sınırlıydı. İktidar bunu 10 yıla çıkardı ve böylece, “Ya efendim işte birtakım insanlar sahtekarlık yapıyor, o yüzden böyle yaptık.” Kardeşim sen tüm engelli vatandaşlarımızı ve yakınlarını sahtekar mı ilan ediyorsun? Ne demek istiyorsun?  bunu anlayalım. Tüm bunların üstüne bir de işte geçtiğimiz hafta şok bir karar daha çıktı. Yine engelliden alan bir karar. Milli Eğitim Bakanlığı bu kararı aldı. Engelli bireylerimiz, Down sendromu, otizm, mental retarde vatandaşlarımız 27 yaş sonrası eğitim alamayacak devletin eğitim kurumlarında. Olacak iş mi arkadaşlar? 60-70 yaşına kadar engelli engellidir. 27 yaşından sonra engellinin hali düzeliyor mu arkadaşlar ya? Bu nedir ya?  Gerçekten zaten bir talihsizlik yaşamış belki birtakım sıkıntılar yaşamış. Bir de üstüne devlet de vuruyor. Her türlü hakkını elinden alıyor. Raporuna  zorluk getiriyor. Emekliğine zorluk getiriyor. Eğitimine zorluk getiriyor.  ÖTV araç alımına zorluk getiriyor. Ya insanlar basit araçları zaten kullanamıyor. Birtakım nitelikli araçlar olması lazım ki o araçlarla daha rahat engelli haliyle kullanabilsin. “Yok efendim size en ucuz araçlar ancak tahsis edebiliriz. Bunları alabilirsiniz.” deniliyor. Bu da olacak bir iş değil.

Maliye Bakan Mehmet Şimşek’in işi gücü böyle vergiler bindirmek. Şimdi de yurt dışından gümrüksüz alışveriş dönemini bitiriyorlar. Resmi Gazete’de yayınlanan kararla 30 euroluk gümrük muafiyeti aldırılıyor. Artık Temu, Amazon, Alibaba gibi platformlardan sipariş verirken her ürün için gümrük vergisi ödenecek. Tüm siparişlere detaylı gümrük beyannamesi zorunlu hale geldi. Hem gümrük vergisi hem de beyanname hizmet bedeli ödeyecek.  Vatandaştan vergilerle her şeyi almaya çalışan bir iktidar var arkadaşlar görüyorsunuz. Sürekli elini cebinize sokmuş, oradan hem sizin hem engellinin hakkını almaya çalışan bir iktidarla karşı karşıyayız.

Bakalım bu komisyondan ne çıkacak engelliler için onu bilmiyoruz ama yeni yeni vergilerle tüm halkın sırtına yeni yükler getirdiklerini görüyoruz sevgili arkadaşlar. Bu gümrükle ilgili kararlar da burada. Cumhurbaşkanlığı kararları işte bunlar da son derece üzücü yeni yükler getiren kararlar sevgili arkadaşlar.

Dilovası pafüm  deposu yangınından bahsetmek istiyorum. Korkunç bir yangın oldu biliyorsunuz. Bu yangın sırasında 7 kişi hayatını kaybetti. 3’ü çocuk, 3’ü kadın, 1 erkek, 7 vatandaşımız hayatını kaybetti ve aradan 61 gün geçti. Ne oldu biliyor musunuz? Hala iddianame yok. Bir tane iddianame çıkarttılar. İddianame eksik, yanlış, bomboş bir iddianame. Savcılık alelacele kamu görevlilerini dahil etmeden bir iddianame sundu. Mahkemede hakim baktı ya iddianamenin kabul edilecek tarafı yok, iade etti. Ne oldu şimdi? 61 gün geçti hala bu katliamla ilgili etkin bir adım atılmış durumda değil. Bir iddianame yok. Ne yapıldığı belli değil. Birilerini korumak için apar topar telaşla işler yapılıyor. Yanlış işler yapılıyor. İddianameler boş, fos çıkıyor ve sonuçta gelinen noktada insanlarımız öldükleriyle kalıyorlar maalesef. Çok üzücü hadiseler yaşanıyor. Bakın bununla ilgili önemli itirazlar da var. İş güvenliği firması biliyorsunuz fabrikaya hiç uğramamıştı ve sigortalılar işsizdi. Çalışma Bakanlığı bunun karşısında ne yaptı? Normal bir ülkede Çalışma Bakanı istifa etmesi gerekir. Değil mi? Hayır. Bakan istifa etmedi. Son derece pişkin. “Ya üç beş kişiyi açığa aldım.” diyor.  Görevden bile almamış. Açığa almış.  Br müddet sonra iade edecek belli. Bu denli cezasızlığın olduğu bir ortam. Şimdi iş güvenliği firması da bize başvurdu. Onlar da der ki; “Biz eski adresi olan Asalet Caddesi’ne gittik. Oradaki iş yeriyle ilgili biz bir anlaşma yapmıştık. Patron bu anlaşmayı kabul etmeyince, biz de iptal etmeyi unutunca, bu konuda şu anda bir sıkıntı yaşadık ama suçlu değiliz.” diye bize bir başvuruda bulundular ve biz de hakkaniyet gereği bu başvuruyu burada anmak isteriz. Olayın niteliğinin net bir şekilde ortaya çıkması için iyi bir iddianame ve adil bir yargılama yapılması lazım. Bize başvurular geliyor. İş güvenliği firması diyor ki: “Biz patlamanın yaşandığı iş yerinden sorumlu değildik. Aynı firmaya ait başka bir adresteki iş yerinden sorumluyduk.” diyor. Böyle iddiaları var. Tabii bu doğru mu, yanlış mı? Bütün bunları mahkeme belirleyecek. İş güvenliği firmasının yetkilisi tutuklu durumda ve bir an evvel adil yargılama bekliyoruz. Bakın sürekli unutturulmaya çalışılıyor. AK Partili yetkililer utanmadan, yüzleri kızarmadan bizim bu konudaki hakkı, hakikati arama isteğimizi baltalamaya çalışıyor, küçük düşürmeye çalışıyor. Kendilerinde hiç utanma yok. Biliyorsunuz zaten bir grup başkanvekilleri “Biz utanmıyoruz.” dedi.  Utanmadıklarını alenen ilan ettiler. Yedi kişi ölmüş. Bunlar hiç utanmıyorlar. Bu olayı araştıranlara iftira ve hakaret etmeye çalışıyorlar. Belediye başkanı da, milletvekili de hepsi de bunu yapmaya çalışıyor ama  korksunlar Ömer Faruk Gergerlioğlu bu katliamın peşindedir arkadaşlar. Bunu söyleyeyim. AK Partili tüm yetkililer, AK Parti Kocaeli İl Başkanlığı, Dilovası İlçe Başkanlığı, Dilovası Belediye Başkanlığı bizim hukuk mücadelemizden endişe etsinler çünkü ben tuttuğunu koparan bir insanım. Fikri takip yapan bir insanım. Bu meseleyi de sonuna kadar takip edeceğim. Bunu da çok iyi bilsinler sevgili arkadaşlar. Örtbas etme girişimleri, üstünü kapanma girişimleri kâr etmeyecek. O kömürleşmiş cesetleriyle bulunan çocuklar, kadınların hakkını arayacağız. Aileleriyle konuştum. “Cesetleri tanıyamadık.” diyorlar. Kömürleşmiş arkadaşlar. Ufacık bir kömür parçası kendilerine teslim edilmiş ceset olarak ve hiç utanmadan tek bir istifa eden yok. Böyle bir şey olabilir mi ya? Böyle bir utanmazlık olabilir mi? “Utanmıyoruz” diyorlar ama bizim vicdanımız bunu kabul etmiyor arkadaşlar ya. Nasıl utanmıyorsunuz ? Utanmıyorlar, evet utanmıyorlar. Gayet rahat görevlerine devam ediyorlar. Her türlü sahtekarlığı, yolsuzluğu, usulsüzlüğü, hukuksuzluğu yapıyorlar. Katliamlar oluyor, onun üstünü örtüyorlar ve yollarına devam ediyorlar. Kabul edilecek bir durum değil. Biz buna isyan ediyoruz gerçekten. Kabul etmiyoruz, işin peşindeyiz.

Veysel Keleş; “Dilovası İmes Fabrikası’nda çalışmakta olduğum yerde beni kandırıp sigortamı yapılmış gösterdiler. Aslında sigortam yokmuş.” diyor bir işçi başvurusu.

“Ömer Faruk Özçelik kardeşim Sakarya’da iş güvenliği ihmallerinden dolayı iş kazasında vefat etti ve 1.5 senedir mahkeme dahi olmadı.” diyor.

Ensar Çakır, 25 yaşında Meriç’ten geçmeye çalışmış ve o sırada maalesef ki önemli bir sorun yaşanmış ve hayatını kaybetmiş. Ensar Çakır burada, bakın göstereyim size. Ensar Çakır, Meriç’ten Avrupa’ya çalışmaya gideyim demiş ve kendisinden haber alınamıyor. Bugün de soracağız Dışişleri Bakanlığı yetkililerinden bu gencecik insan boğuldu mu, ne oldu? Bu konuda bilgi almamız gerekiyor sevgili arkadaşlar.

Onur Dost önemli bir mağduriyet yaşamış. Sarıyer Hamidiye Etfal Hastanesi’nde yatıyor ve hastanın durumu kritik. Velisi bize başvurmuş, bu konunun üstünün örtülmesini kabul etmeyin diyor ve bizim gündeme almamızı istiyor. Vasi onayı olmaksızın polis soruyla yatağından sökülerek sevk edilmiş Onur Dost. Bunu söylemiş olalım.

Baran Demirel 9 yaşında hukuka aykırı olarak zorla çocuk yuvasında tutulmaya devam ediyor. Ebeveyn raporu, olumlu beraat kararları var ve hala Amasya Yeşilırmak çocuk evlerinde. İsmi Baran Demirel. “İki senedir perişanız. Ankara’ya meclise gelip kendimi yakıp ateşe vermek istiyorum.” diyor. Düşünün insan bu duruma düşmüş. “Lütfen içimiz kan ağlıyor. Aile Bakanı Mahinur Hanım bizim durumumuzu duysun.” diyor mağdur vatandaşımız.

Maydonoz Döner operasyonlarından mağdur çok kişi var. Bize başvuruyorlar. Onlardan birisi; “Eşim Mehmet Yıldırım 21 Şubat 2025 tarihinde İzmir Buca Kırıklar Cezaevi’ne konularak tutuklandı.” diyor. Maydonoz Döner’in bir franchising şubesinin sahibi olmak.  “Biz ticaret yapmak, para kazanmak için bir şube açtık. Başımıza gelmeyen kalmadı. Eşim cezaevinde hala iddianame hazır değil. Başka illerdeki bu operasyonlarla ilgili dosyalarda 46 tutukludan 35’i tahliye edilmiş ve maalesef biz yokuz.” diyor. Dosya içeriğinde de herhangi bir suç unsuru da yok. Zaten büyük ihtimal bundan dolayı iddianame hazırlanamıyor ve aile bir yıla yakındır mağdur. Düşünün bir iş yeri açıyorsunuz, birisinden franchise alıyorsunuz, franchise aldığınız kuruluşla ilgili bir dosya hazırlanıyor ve operasyon yapılıyor, siz de mağdur ediliyorsunuz. Özel okulda çalışan öğretmenler gibi bir şirketin şubesini açmak da bu devirde suç olmuş. Bunu Adalet Bakanlığı umursamıyor ama Avrupa Konseyi, Nacho Sanchez Amor beyefendi bunları duysun bunu da söyleyelim. Kadıncağız; “Bir bebeğim var perişan durumdayım boş yere eşim cezaevinde.” diyor.

Hayvan hakları ihlalleri ile ilgili çok başvuru alıyoruz sevgili arkadaşlar. Bakın şu hayvan, Uşak Belediyesi hayvan barınağı yanında kazılan çukura bir sokak hayvanı olarak gömülmüş. Hayvanseverler bize başvurdular. Çeşitli yasa maddelerine göre bu olmamalıydı diyorlar. Belediyelerin hayvan cesetlerini usule aykırı gömemeyeceğine ilişkin çevre mevzuatına aykırı işlemler yapılıyor. Uşak Belediyesi hakkında şikayette bulunmuşlar. Bunun incelenmesini istiyorlar. TCK ve 5199 sayılı kanun kapsamında soruşturma açılmasını istiyorlar.

Afyonkarahisar Birlik Barınağı ile ilgili şikayetler var. Diyorlar ki; “Orada da büyük bir felaket içinde, ortalık balçık içinde. Köpeklerin pislikleri, çamur birbirine karışmış durumda. Afyonkarahisar Birlik Barınağı’nda da ağır hayvan hakları ihlalleri yapılıyor diyorlar. Dışkılar düzenli temizlenmemekte bu durum bulaşıcı hastalık riskini ciddi arttırmaktadır. Tüm köpekler aynı alana konulmuş durumdaymış. Afyonkarahisar Birlik Barınağı hakkında kesin ivedilikle denetim yapılsın diyorlar. Derhal veteriner hekim görevlendirilsin. Hayvanların sağlık kontrolleri yapılmalı ve barınak koşulları düzelmeli.” diyorlar.

Bir başka başvuruda; “Size hayvanları koruma kanununun korumadığını tam tersi ölüm zulüm getirdiğini ve yasanın iptal olması gerektiği için başvuruyorum.” diyor. Bakın burada da daha vahim bir iddia var. Şu fotoğrafa iyi bakın. Bir tane vatandaş silahla bir tane köpeği öldürüyor arkadaşlar. Kamera kayıtlarından tespit edilmiş. Kangal cinsi bir köpeği bir vatandaş öldürüyor. Kamera kaydıyla tespit edilmiş ama bir işlem yok. Bursa ilinde olmuş bu 22 Aralık’ta olmuş ve toplum güvenliğine yönelik açık bir tehdit var ama kimsenin umurunda değil. Bakın bir tane hayvan cesetlerinin arasında bir tane de canlı hayvan var. Şu hale bakın. Bu kişi hakkında vuran kişi hakkında da bir işlem yapılmamış. Yurdun dört bir tarafından hayvan hakları ile ilgili şikayetler geliyor.

Bolu İl Özel İdaresi’ne bağlı hayvan bakım evinin hukuka aykırı şekilde ziyarete kapalı tutulması ve orada ihlallerle ilgili başvurular var. Hangi gerekçeyle ziyarete kapalı tutuluyor diye soruluyor. “Bu kısıtlama derhal kaldırılsın.” diyor hayvanseverler. Mevzuata aykırı işlem yapılmamalı. En önemlisi bu yasa iptal olmalıdır diyorlar.

Ankara Karataş Soğuk Hava Deposu içerisinde ölü köpekler poşetlenmiş şekilde bulundu. Aynı görüntülerin sol kısımda ise ağzı açık bir poşetten çıkan hala canlı olduğu açıkça görülen bir köpeğin yer aldığı. Az evvel bahsettiğimiz Ankara’da olmuş. Bakın Ankara Karataş Soğuk Hava Deposu içerisinde köpekleri ölü diye getirmişler. Hayvan ölmemiş. Poşetetin içinden çıkmış. Bir kenarda yaralı, mazlum halde yatıyor görüyorsunuz. Şu vahşiliğe bakın ya. Ölü değil, canlı köpeği poşete atıyor, getiriyor köpek poşetten çıkıyor, bir kenarda duruyor. Ankara Büyükşehir Belediyesi bu konuda bir açıklama yapmıyor hala.  Yurdun dört bir tarafından hayvan hakları ile ilgili inanılmaz görüntüler geliyor arkadaşlar. Yasa bir an evvel iptal edilmeli. Son çıkan yasanın bir katliam yasası olduğunu söyledik ancak iktidar çoğunluk oylarıyla bunu geçirdi. Ankara Karataş Soğuk Hava Deposu ve Bağlantılı Barınak Belediye Birimleri hakkında derhal soruşturma açılmalı. Videoda görülen canlı köpeğin akıbetinin tespit edilmesi gerekir. Veteriner kayıtları nerede bunları soruyoruz. Tüm sorumlular hakkında soruşturmalar başlatılmalı. Böyle bir rezalet olamaz arkadaşlar. Bu hayvanlar bize emanet, insanlığa emanet ama şu gördüğünüz hadiseler gerçekten korkunç hadiseler.

Gümüşhane’den bir başvuru var. Gümüşhane Belediyesi’ne bağlı olan Gümsaş Şirketi’nin başlatmış olduğu Gümsaş Yaşam Evleri mağdurları olarak bize sesleniyorlar. 2022 yılında Gümüşhane Belediyesi %70 enflasyon farkı talep etmiş ve taksitlerine eklenerek tahsil edilmeye başlanmış. 2023’te işler bitmemiş. Zamanında 300 bin iken ev fiyatları 350 bine bunlar evlere girmişler. İşler uzadıkça uzamış. Mağdur edilmişler. Cumhurbaşkanı’na da söylemişler, düzeltilen bir durum olmamış. “2026 yılının başlarında aslında taksitlerimizi tam ödeyecektik.” diyor ama başımıza gelen bunlar. Bir daire parası ödediğimiz şirket şimdi bizden 2+1 dairesi olan kişiden toplamda 3 milyon ve 3+1 dairesi olandan da 4 milyon küsur para istiyor. “Bu zamana kadar ödediğimiz bir daire parasına ek olarak bir daire parası daha istiyorlar.” diyor. Girdiklerine gireceklerine pişman olmuşlar. Nedir bu? Gümüşhane Belediyesi bu konuda bir açıklama yapın. Vatandaşlar mağdur. Gümüşhane Belediyesi ve Gümsaş şirketinin göz yumduğunu iddia ediyorlar. “Mağdurlar olarak kaç senedir huzursuzuz, bir ton paramız gitti.” diyorlar. Adalet Bakanı’na da demişler, o da “haklı” demiş, Vedat Soner Başer çıkıp “Sizi önceki Belediye Başkanı dolandırdı.” diyormuş. Kimin ne yaptığı belli değil. Sayıştay güvenin kötüye kullanılması için suç duyurusunda bulundu deniliyor, böyle bir iddia var ama vatandaşlar bir ton para ödemişler. Şimdi onlara “bir daire parası daha ver.” diyorlar. Büyük bir mağduriyet yaşanıyor. Bunun milletvekilleri tarafından gündeme getirilmesini istiyorlar ve belediye sözleşmeden çıkarsa şu an için bize ödeyeceği meblağ da çok komik. Çok büyük bir zarara uğramış mağdurlar. Bize başvurdular. Biz de onların sesi oluyoruz.

Fatih Uğuz hakkında bir başvuru var. Maydonoz Döner operasyonunda tutuklanmış İzmir’de. Buca Kırıklar Cezaevi’nde. Çok mağdur. Eşi bize başvurmuş. Bir yıla yakındır. Hala iddianame hazırlanmıyor. Bu da olacak bir durum değil.  “Bir firmadan şube temsilciliği aldık. Başımıza gelmeyen iş kalmadı. Ben ne bileyim firmanın ana genel merkeziyle ilgili iktidarın sorunları olduğunu, biz bir şube açtık, başımıza gelmeyen kalmadı. Böyle iş olur mu?” diye vatandaşlar bize başvuruyor. “En azından iddianame hazırlansın.” diyor. Şu rezalete bakın. 1 yıldır bir iş yeri açtığınız için cezaevine atılıyorsunuz. Ardından da 1 yıla yakındır iddianame bile hazırlanmıyor. Aile, çoluk çocuk perişan ediliyor.

Size hayatını kaybetmiş bir mahpusu gösteriyorum. Necda Özer, Manisa E Tipi Kapalı Cezaevi’nde kalmış. %70 epilepsi hastası, %40 bipolar bozukluk, engelli bir hasta ve cezaevindeki şartlar, gecikmeler, ihmaller sonucu hayatını kaybediyor. Cezaevlerinde çok büyük sağlık ihlallerinin olduğunu hep söylüyoruz. Yakınları da bize başvurdular, cezaevi hakkında şikayetçiler. Engelli bir insan sonuçta epilepsi ve bipolar sıkıntıları varmış. Hastaneye, 17 Aralık 2025’te hastaneye kaldırılmış ve takip etmişlerE-Nabız’dan. Cezaevi ve revir çalışanlarından şikayetçi olmuş fakat bir işlem yapılmamış. Hastaneye götürülmüş tekrar cezaevine geri getirilmiş. 2-3 gün sonra da tekrar kötüleşmiş. Cezaevi kampüsü Devlet Hastanesi’ne kaldırılmış. Oradan Menemen Devlet Hastanesi’nde ağırlaşmış, acil yoğun bakıma sevk edilmiş ve “kızımı resmen ölüme sevk ettilerEngelli yapmayın bu işi, evde kelepçe takılarak cezasını çeksin ama sonuçta ağır ihlaller ve ihmaller sonucu hayatını kaybetti. Doktorlardan cezaevi savcısı ve müdüründen şikayetçiyim.” diyor.

Şule Patan isimli kişi Kocaeli Körfez’de yaşıyormuş ve yaşadıklarıyla ilgili adil bir şekilde yargılanmadığı nedeniyle “Hayatıma kıyacak duruma geldim. Adil yargılanmadım.” intihara kalkışmış ve “27 yaşındayken hayatımla oynanıyor, zor durumdayım.” diyerek bize başvurmuş.

Erkek çocuklarının da kız çocukları gibi işsiz, gelirsiz ve muhtaç olabildiği gerçeği göz önünde bulundurulduğunda kız çocuklarına tanınan avantajın erkek çocuklarına da tanınması gerektiği yönünde bir başvuru aldık. Onu da burada gündem etmiş olalım. “Eşitlik ilkesine aykırıdır.” diye bir vatandaş bize başvuru yapmış.

Botaş yöneticileriyle ilgili şikayet var. Sahte evrak düzenleyen, resmi diplomayı yok sayan, ombudsmana uymayan, kamuyu zarara uğratan, haklı personeli işten atan ombusmandan şikayet ediyorum demiş. İddiası bu.

Ramazan Kaya Erzurum’da Dumlu 2 No’lu Cezaevi’nde kalmakta. “Görüş görevindeler. Telefona çıkmıyorlar. Cezaevinde baskı var. Yemekler kötü. Sıcak su verilmiyor. Doğalgaz açılmıyor. Mahkumlara hakaret ediyorlar. Odaları temizlemeleri bile disiplin cezalarına neden oluyor.” değerli arkadaşlar nedir bu Erzurum Dumlu Cezaevi’ndeki durum ya? Bir sürü başvuru alıyoruz. Sayın Adalet Bakanı, Erzurum Dumlu 2 No’lu Cezaevi’nde yaşananlara neden sessiz kalıyorsunuz? Orada ağır ihlaller yaşandığı iddiası var ve yoğun başvurular var. Bir müfettişiniz yok mu Sayın Adalet Bakanı? Nasıl bakanlıksınız? Gönderin bir müfettişi orayı bir incelesin. İddialar doğru mu? Ağır iddialar var. Baskı olduğu, yemeklerin kötü, sıcak suyun verilmediği. Mahpuslara; “Hele bu süreç bitsin, canınıza okuyacağız.” yönünde birtakım hakaretler yapıldığı yönünde, tehditler yapıldığı yönünde şikayetler var. Neden bu konuda sessiz kalıyorsunuz Sayın Bakan Yılmaz Tunç? Erzurum, Dumlu, 2 No’lu Cezaevi hakkındaki bu ağır şikayetler hakkında cevabınızı bekliyorum.

Farzad Tavakkolı Mahallatı isimli kişi diyor ki; “Ben İranlıyım, Türkiye’den sınır dışı edilme riski içeriyorum. G-99 tahdit kodu ve buna dayalı idari işlemler nedeniyle ikinci sulh cezanın yürütmeyi durdurma kararı dikkate alınmadan sınır dışı edilmem an meselesidir.” diyor. CCF’e başvuru yapılmış ve bütün evraklar ve kanıtları ileterek tekrardan inceleme talep edilmiş. M3 kanununa aykırı ve amacı dışında kullanılmıştır.  İran’a teslim edilirsem hayati tehlikem var. Emniyet birimleri MİT teşkilatından yapılan sorgulamalarda herhangi bir suçla ilişkin veri bulunmadığı halde idarenin tüm sunduğu soyut ve güvenlik temelli değerlendirmelerinin esas alındığını söylüyor. Bu kişi; “İran’a zorla geri gönderilmem halinde, geçmişte yaşadıklarım ve mevcut koşullar dikkate alındığında insanlık dışı muameleye maruz kalmam kuvvetle muhtemeldir, beni iade etmeyin.” diyor.

12. sınıf lise öğrencileri bize başvurmuş. “Meslek Lisesi’nden İmam Hatip Lisesi’ne geçmek istiyoruz. Bu staj meselesi onları zorluyormuş. Genciz ve tercihlerimizi değiştirmemiz kadar doğal ve normal bir şey yok. Ayrıca kaynaştırma öğrencileri stajda zorlanıyor, yapamıyor, nakil hakkı tanınsın.” diyorlar.

Sinan Bülbül, İstanbul Maltepe 1 No’lu L Tipi Kapalı Cezaevi’nde kalmakta. “Kardeşim 32 yıldır cezaevinde 3 sefer oldu, 6’şer aydır tahliyesi erteleniyor. İlgili mercilere bilgilendirirseniz sevinirim.” demiş.

Adalet Bakanlığı’nda çalışan bir diş hekimi bize başvurmuş. Demir parmaklıklar ardında Sağlık Bakanlığı’nda çalışan diş hekimlerinden 2/3 daha az maaş alıyoruz. İçeride telefon kullanma hakkımız yok. Bir sürü sıkıntımız var. Sayımız 300 olduğu için birçok mağduriyetimizi de pek duyuramıyoruz.” diyor. Fakülte kontenjanlarının planlanması, kamu istihdamının arttırılması ve serbest çalışan iş hekimlerin özlük hakları ile asgari ücret tarifesinin uygulanması konuları önemlidir diye bize başvurmuşlar.  Sağlık Bakanlığı’na başvuran, işe alınmayan diş hekimlerinin yanı sıra Adalet Bakanlığında çalışan diş hekimlerinin de bir ayrımcılığa uğradığı iddiası var.

“Kırıkkale Keskin Cezaevi’nde tutuklu bulunan masum bir kursiyer teğmenin annesiyim.” diyen bir anne bize başvurmuş. Yemek konusu, cezaevinde sabah kahvaltısı, öğle ve akşam yemeği verilmekte. Kahvaltı yetersiz, öğle ve akşam yemekleri de yetersiz. Yalnızca bir çorba ve çok az miktarda makarna veriliyormuş. Yemek porsiyonları daha da azalmış. Şimdi yeni yılla beraber sanırım yemek ücretleri belirlenecek. Demek ki geçen yıl belirlenen ücretlerle yemekler çok kalitesiz çıkmaya başlamış. Bir an evvel iyileştirilmesi lazım. Kitaplar, gönderilen diğer materyaller ve ihtiyaç duyulan malzemelerin teslim edilmesinde ciddi gecikmeler yaşanmış. Gönderilen kıyafetlerin de geç ulaştırılması ayrı bir mağduriyetmiş. Sağlık hizmetlerine erişim konusunda ise ciddi endişeler bulunmaktaymış. Bir anne olarak diyor ki; “Evladım sorun yaşarsa nasıl çözülecek?” Dilekçeler cevaplanmıyormuş. Görüş saatleri çok geciktiriliyormuş ve kısa tutuluyormuş. Cezaevindekilerin temeli insani ihtiyaçları eksiksiz karşılansın. Aile görüşleri insan olumuna yakışır bir şekilde olsun.” diyor.

“Oğlum Mehmet Şükrü Bilgin, Samsun Kavak S Tipi Kapalı Cezaevi’nde. kalmakta Oğlum 16 yaşındayken babasını gözlerinin önünde öldürdüler ve çocuğum cahil ve suçsuzdur. Adil yargılanmadık. Cezaevinde çocuğumun psikolojisi bozuldu. Çocuğum için adalet istiyorum. 16 yaşında ağır travmalar yaşadı. Babası öldürüldü. Sonra deprem yaşadı. Yakın akrabalarını kaybetti. Bu kadar ağır travmalara rağmen cezaevinde kalmakta. Adalet istiyorum çocuğum için.” diyor.

Serdar Karakaş bize başvurmuş. “%41 görme engelliyim. Ticaret, sicil odası hiçbir destek tarafıma verilmemekte. Özel ve devlet bankalarından hiçbir destek verilmemekte. Hiçbir pozitif ayrımcılık sahibi olamadığını söylüyor. Engellilerin uğradığı birçok mağduriyeti gündem etmiş ve bunların giderilmesi gerektiğini söylüyor.

Mehmet Gürler, MS hastası bir mahpus. Cezaevlerinde MS hastası mahpusların durumu çok kötü. Bakın onunla ilgili raporları okudum bir doktor olarak. Oldukça ağır bir MS hastası ve halen cezaevinde tutuluyor. Adli tıp raporu elimde. Neymiş? Multiple Skleroz, orta ağır serebellar sendromu ve hafif tetraplejisi var. Neredeyse elleri, kolları, ayakları, bacakları tutmuyor. Oldukça uyuşuk durumda. Beyincik ile ilgili önemli sorunlar var ve denge sorunları var. Gittikçe ilerleyen bir sinir sistemi sıkıntısı var ve buna rağmen adli tıp R Tipi cezaevinde kalabilir raporu vermiş. İnsanlar hasta halleriyle cezaevlerinde büyük bir mağduriyet, büyük bir perişanlık yaşıyor sevgili arkadaşlar.

Dörtyol Cumhuriyet Başsavcılığı’na Adli Tıp Kurumu’nun verdiği raporu burada size göstereyim. Enes Leyla’nın polis evlerine sabahın köründe baskın yapmıştı. Meğerse yanlış eve baskın yapmış. Eve giriyorlar ve tek kurşunla sol şu tarafından kalpten çıkan ana damar delinmek suretiyle bir kurşunla öldürülüyor bu kişi. Sonunda bakılıyor ki hiçbir sabıkası yok, suçu günahı olmayan bir eş bir baba ve bununla ilgili adli tıpta inceleme yaptığı zaman işte tek kurşunla öldürüldüğü ve atış mesafesinin belirlenemediğini söylemiş. Polisler kapı önünde bir itiş kakışta vurulduğunu söylüyor ama ben olay yeri tespit fotoğraflarını gördüğümde kapı önünde değil 3.5 metre ileride öldürüldüğünü görüyorum. Demek ki burada bir yanlış, yalan beyan var gördüğüm kadarıyla. İçişleri Bakanlığı iki müfettiş görevlendirdi. Biz bu olayı takip ediyoruz. İçişleri Bakanlığı bunu bilsin. Sonuna kadar takip edeceğiz. Adalet Bakanlığı da bilsin. Adli Tip Kurumu bir belirsizlik raporu vermiş. Tek kurşunla öldürüldü ama giysilerinden dolayı yakın atış mı uzak atış mı tam tespit edemiyoruz demiş. Belki bunun üstünde bir daha rapor düzenlenecek. Ben takibimi sürdürüyorum. Büyük ihtimal bir infaz olayı var. Burada herhangi bir polise müdahale olmaksızın vurulan bir insan olduğu görüntüsü var. Şimdi burada gerçekler ortaya çıkacak. Ali El-Hemdani olayını biliyoruz. Polisin ilk ifadeleri sanki işte seken kurşunla bir çocuk öldürülmüş gibiydi. Daha sonra kamera görüntüleri, araştırma ortaya çıkınca o polisin kasten çocuğu öldürdüğü ortaya çıktı ve polis 25 yıl ceza aldı. Bu olayda da böyle bir şey çıkabilir. “İşte biz kapı önünde itiş kakış yaşadık.” diyor ama kişinin cesedi 3,5 metre ileride. Kanlar orada yoğunlaşmış durumda. Bu konuyu yakından takip edeceğiz sevgili arkadaşlar.

Kroman Çelik ile ilgili başvurumuzu yaptık. Kroman Çelik Gebze Tavşanlı Mahallesi’nde bir depolama tesisi yapmak istiyor. Çevreye, toprağa, suya, havaya korkunç zarar verecek bir depolama tesisi. Hurda çelikleri eriterek burada bir işlem yapacak. Biz bunu kesinlikle kabul etmiyoruz. Çevre Bakanlığı’na başvurumuzu yaptık. Süreci takip edeceğiz. Kroman Çelik’e bu tesisi yaptırmayacağız arkadaşlar.

Geçtiğimiz hafta 1 Ocak günü Bilal Erdoğan ve arkadaşları Galata Köprüsü’nde bir Filistin eylemi yaptı. İsrail’i kınıyorlar güya ama iktidarın yaptığı bu bakın. Güya gösteri yapılıyor ama alttan ticaret gemisi geçiyor. Şimdi bunlar gösteri yaparlarken İsrail ile ticareti devam ettiren bir iktidar arkadaşlar. Binlerce defa bunun ispatını yaptık. Bu da bunun resmedildiği bir fotoğraf. Bir tarafta Filistin gösterisi, alt taraftan da ticaret devam ediyor. İktidarın ikiyüzlülüğünü bu fotoğraf net bir şekilde sergiliyor.

Bir vatandaş bize uyuşturucu bağımlılığıyla ilgili, kitabıyla ilgili bir hatırlatma yapmış. Ülkemizin en büyük sorunu madde bağımlılığıyla mücadelenin nasıl yapılacağıyla ilgili bir kitap yazmış ve tüm milletvekillerine bu kitabı ileterek bu mücadelede yardımcı olmak istediğini söylemiş.

Cezaevlerinden bize gelen mektuplar var. Onu da hızlı bir şekilde burada duyuralım.

Ali Tarhan, Aksaray Kapalı Cezaevi’nden bize yazmış; “Atatürk Havalimanı’nda hiçbir canlıya zarar vermemişken müebbet hapis cezası aldık. Suçsuz olduğumuzu herkes biliyor fakat kimse doğruyu söylemiyor, harekete geçmiyor. Er, devlet tarafından iaşesi karşılanan, emir altındaki kişidir. Ona ‘darbeye kalkıştı’ demek çok vicdansızcadır; erden darbeci olmaz. Geceleri yastığa başımı rahat koyuyorum çünkü suçsuzum. Peki, bizim müebbet hapis cezası aldığımızı bilip de susanlar; siz geceleri nasıl rahat uyuyor, vicdanınızı nasıl susturuyorsunuz?” diye sormuş bir er hapishaneden.

Ceylan Başpınar, Diyarbakır Cezaevi’nden sormuş bir mektubunda; “Üç çocuğum var. Diyarbakır Afyon çok uzak, gelemiyorlar… Üç çocuğum da psikiyatrik rahatsızlık yaşıyor. Bir anne olarak çok çaresizim. Nakil için bana yardımcı olmanız benim için çok önemli. Yol masrafları çok fazla… Yakın iller de olabilir. Çocuklarımı, annemi çok özlüyorum. Yardımınızı esirgemeyin.” demiş Ceylan Hanım.

Faruk Can, Konya Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden yazmış; “Eşim cezaevine ziyarete geldi. Başörtüsüne kafayı takmışlar, memur ‘bu başörtüsü PKK’lıların taktığı başörtüye benziyor, çıkar’ demiş ve aralarında tartışma yaşanınca beni ziyaret edip çıktıktan sonra 3 ay görüş yasağı getirmişler. Bu olacak bir iş değil, bunu Özlem Zengin’e de yazdım… Zaten 2 yıldır keyfi şekilde cezam uzatılıyor. Sağduyulu yaklaşıyorum. Bu zihniyet nereye kadar gidecek?… Dilimize, kültürümüze, kimliğimize, kılık kıyafetimize saldıran bu zihniyet ile nasıl bir ortak yaşam barış kardeşlik olacak?… Eşim 20 saat yol geldi ve beni tekrar görüştürmediler.” diyor.

Geçtiğimiz gün. Ferah Oktan’ı ziyaret etmiştim sevgili arkadaşlar Edirne, L Tipi Cezaevi’nde. Bu kadın kanser hastası, meme kanseri. Eşi cezaevindeyken çok sıkıntı, maddi manevi sıkıntılar yaşadı. Daha sonra kendisi ceza aldı ve cezaevine girdi. İki çocuğu da yanında değil. Bir taraftan kanser hastalığıyla mücadele ediyor. Ağır kemoterapiler alıyor ve ameliyat olacak. Diğer taraftan da mahpus ve çok büyük zorluklar yaşıyor ve evlatlarından ayrı evlat hasreti yaşıyor. 2 yaşındaki bebeği için onu ziyaret ettim. Şiirler yazmış, mektuplar yazmış. Büyük bir hasret çekiyor ve bu insan, bu zor durumdaki insan hala hükmü onanmadığı halde cezaevinde, tutuklu olarak tutuluyor. İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi bu cezayı vermiş ve halen bu konuda bir adım atmıyor. Bu kadın çok büyük bir sıkıntı yaşıyor. Kemoterapiye götürüldüğü zaman cezaevinde 2.5 saat kapıda bekletiliyormuş hasta haliyle. Tabutluk denilen araçlarla hastaneye götürülüyor. Çok zorluk yaşıyor. Akşama kadar doğru düzgün yemek yiyemiyor. Akşam geliyor perişan. Bu kemoterapi süreci böyle devam ediyor. Cezaevinde yemekler az veriliyor, onun yiyebileceği yemekler, çorba, yumurta gibi yemekler az veriliyormuş. Bütün bunlarla ilgili bana şikayetlerini anlattı. Düşünün 21. yüzyılda Türkiye cezaevlerinde bu denli ağır dramlar yaşanıyor. Kanser hastaları, çocuklarından ayrı büyük dramlar yaşıyor ve cezaları onanmadığı halde cezaevinde tutuluyorlar. Ev hapsi verilebilir ama bu da yapılmıyor. Son derece zalimce işler yapılıyor.

Furkan Hatayoğlu, Edirne F Tipi Kapalı Cezaevi’nden bize yazmış; “18 yaşından beri yargılanmaktayım. 22 yaşındayım. İzmir’de gözaltına alındım ve tutuklanarak bu cezaevine gönderildim. Bırakıldıktan sonra okulumu bitirdim. Tekrar cezam onandı. İş hayatında hep sevilen ve ailemden öğrendiğim kul hakkına çok dikkat ederek yaşayan birisiydim. YouTube’da komedi içerikleri ürettiğim kanalım vardı. Başıma gelene çok üzülüyorum, beni ziyaret edin.” diyor. Kendisini ziyaret ettim ve gencecik, çocuk gibi yaşta olan bir mahpusu gördüm. Çok üzücü. Bu ülke gencecik, insanlarını hapse atmakla meşgul bir ülke. Abuk sabuk gerekçelerle insanlar hapse atılıyor.

Edirne L Tipi Cezaevi’nde 8.5 aylık hamile Leyla Arslan var. Önceki hamileliğinde gebelik zehirlenmesi yaşamış ve şimdi tekrar hamile ve risk altında tansiyon ilaçları kullanıyor. Cezaevinde mi doğum yapsın Sayın Adalet Bakanı? Buradan size soruyorum. Cezası da bozulmuş bakın. Yargıtay’da da cezası bozulmuş. Tekrar yargılanacak. Hükmü onanmamış bir kişiyi hala cezaevinde ısrarla tutuyorsunuz. Gerçekten el insaf diyorum. Bakın hükmü bile onanmamış bir insanı hala cezaevinde tutuyorsunuz. Durum bu. Son derece zorluklar yaşayan insanları gördük. Edirne F ve L cezaevlerinde.

Hasan Aksu Trabzon’dan bize yazmış; “2019 yılında İş Bankası’nda çalışırken beyin kanaması geçirdim. Daha sonra peş peşe birçok sıkıntı yaşadım. Sigortalılık sürem yeterli olmadığı için emekliliğimin 5 yıl sonra olacağı söylendi. Bu nedenle bir işe girdim; ancak hasta olduğum için çalışamadan işten çıkarıldım. %63 oranında iş gücü kaybım olduğuna dair rapor alabildim. Ayrıca 6 aylık askerlik sürem için altın borç almak zorunda kaldım. 15 Ocak’ta yürürlüğe giren yasa nedeniyle epilepsi hastalığımın yeniden teşhis edilmesi istendi ve bu kapsamda hastanede 10 gün yatış yapmam gerektiği bildirildi. Yeni bulduğum işten bu durumda nasıl ayrılacağımı bilemiyorum. Hastalığım ortadayken yaşanan bu süreçler bende ciddi psikolojik sıkıntılara yol açtı ve tedavi görüyorum. Bu yoğun stres altında tekrar beyin kanaması geçirme riskim bulunuyor. Sorumluların bu yanlıştan dönmesini talep ediyorum.” diyor.

Kanser hastalığı çeken Ramazan Duru Çınkır hayatını geçen hafta kaybetti. Bize öncesinde başvurmuştu. Aldığı ilaçlarla ilgili çok ağır ihlaller yaşamıştı. Allah rahmet eylesin. Hem işinden atıldı hem tutulduğu kanser hastalığının tedavisiyle ilgili ağır ihlaller yaşadı ve mücadele etti. Mücadele ederken hayatını kaybetti. Kendisini yakından tanıyordum. Allah rahmet eylesin. Allah bu zulmü kabul etmesin. Allah hakkını yerde bırakmasın.

Duayen gazeteci Hüseyin Aykol hayatını kaybetti sevgili arkadaşlar. Onunla da ilgili bir şeyler söylemek isterim. Hüseyin Aykol, Kürt basınının emektar insanıydı, gazeteciydi, nitelikli bir gazeteciydi ve cezaevlerini çok yakından takip eden bir insan hakları savunucusuydu. Cezaevine girdiğinde de bana ilk mektubu gönderen Hüseyin Aykol’du. Bir vefa gereği burada anmak durumundayım. Tüm mahpusların yazdıklarını gündem eden, onları dinleyen, çok değerli bir insandı. İnsan Hakları Derneği’nin yöneticisiydi ve maalesef bir beyin kanaması sonrası hayatını kaybetti. Allah rahmet eylesin. Mekanı cennet olsun diyorum.

Bir başka vefatta Kocaeli’de gazeteci İsmet Çiğit, yılların gazetecisi hayatını kaybetti. Çok değerli, nitelikli bir gazeteciydi. Kocaeli gündemini belirleyen İsmet Çiğit isimli değerli gazeteci arkadaşımızı da rahmetle, saygıyla, minnetle anıyorum. Yeri doldurulamayacak, çok nitelikli, ulusal çapta önemli yazılar yazan bir değerli gazetecimizdi. İzmit aşığıydı. Cenazesinde bulunduk. Kendisine rahmet, ailesine başsağlığı dedi.

Yorumlar