8 Mayıs 2025
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Türkiye her gün dünyada kınanıyor. Hukuksuzluğu dillere düşmüş durumda. Bakın üst üste iki önemli kurumdan gelen kararlar var.
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi evrensel periyodik incelemesi 6 Mayıs 2025’te yapıldı ve Türkiye’nin önceden taahhüt ettiği 216 insan hakları konusundaki ilerleme maddesinden sadece 6’sını yerine getirdiği ortaya çıktı. Çok büyük bir hukuksuzluk olduğu ortaya çıktı. Tavsiyelerin yalnızca yüzde 2,8’ini uygulamış Türkiye. Yargı bağımsızlığı ve hukukun üstünlüğü giderek erozyona uğruyor bu açığa çıkmış. İfade özgürlüğü, sivil alan ve medya özgürlüğü tehdidi altında bu açığa çıkmış. “Kadın çocuk ve engelli haklarında göstermelik bir ilerleme vardı.” denilmiş. “Ciddi hak ihlalleri, işkence, keyfi, gözaltı ve zorla kaybetmeler devam ediyor.” denilmiş. Reform vaatleri ve eylem planları gerçekçi değil.” denilmiş. “Uluslararası topluma çağrı artık söz değil eylem zamanı.” denilmiş. İnsan hakları eylem planı hazırlayan bir Türkiye iktidarı var. Bunun bomboş olduğunu söylüyor Birleşmiş Milletler. Bunlar son derece önemli arkadaşlar. Evrensel periyodik incelemede Türkiye İnsan Hakları Karnesi açısından dibe vurmuş durumda.
Avrupa Parlamentosu raportörü Sayın Nacho Sanchez Amor 27 sayfalık bir rapor hazırladı. Yıllar süren çalışmalar sonrası son derece ciddi bir rapor ve mutlaka herkesin okuması gereken bir rapor. Ülkede hukuksuzluklar o kadar ileri gitmişti ki geçen sene Türkiye hakkında rapor düzenleme ihtiyacı hissedilmemişti. 2 sene sonra ancak rapor düzenlendi ve ağır eleştirilerde bulunuldu. Türkiye Dışişleri Bakanlığı dün bu eleştirilere cevap verdi. “Mesnetsiz iddialardır.” gibi klasik bürokratik cevaplar verdiler. Bu tür boş boş cevaplarla uğraşmayın Sayın Dışişleri Bakanı Hakan Fidan. Türkiye’nin hali apaçık ortada. Onlarca maddede Sayın Nacho Sanchez Amor ve ekibi Türkiye’yi adeta yerden yere vurmuş durumda. Türkiye’nin birçok önemli temel hukuk ilkesini tanımadığını, çiğnediğini, inanılmaz hak ihlalleri olduğunu ayrıntılı bir şekilde vurgulamış durumda. ve bunların arasında bu 27 sayfalık raporda ilginçtir, önemlidir. Bir insan hakları savunucusu siyasetçi olarak benim de adım geçmekte. Bana yönelik baskılarda anılmış 19. maddede Sayın Nacho Sanchez Amor’un eline sağlık ekibinin de çok önemli tespitler yapılmış. Bakın bu 19. maddeyi huzurlarınızda okumak isterim. Türkiye’de iktidar “Ben istediğimi yaparım, muhalif milletvekillerin canına okurum, hapse atarım, hapisten çıkarmam, kayyımlar atarım.” diyebilir fakat dünyanın diline düşüyor. Bakın bize yaptıkları da ortada. Biz de cezaevine girmiş çıkmış buna rağmen halkın desteğiyle yoluna 28. dönemde de devam etmiş bir milletvekiliyiz. Bakın Avrupa Parlamentosu raporunda hakkımızda ne denilmiş? 19. Madde; Avrupa Konseyi de dahil olmak üzere işkence ve kötü muamelelerin yaygın olduğu hijyen ve bilgi gibi temel ihtiyaçlara erişimin ciddi şekilde kısıtlandığı raporlarıyla birlikte aşırı kalabalık ve kötü yaşam koşulları nedeniyle Türk cezaevlerindeki vahim durumdan derin endişe duyduğunu ifade eder. Cezaevlerinin durumunu burada sürekli anlatıyoruz biliyorsunuz. Özellikle yaşlı ve ağır hasta mahkumların tutukluluk koşullarından endişe duyar. Artık bakın biz yorulduk mecliste bu konuyu anmaktan ve Avrupa’da bunu duymuş. Türkiye yetkilileri duymuyor ama Avrupa bunu net bir şekilde duymuş ve bundan büyük endişe duyduğunu açıklıyor. Devam ediyor 19. maddede Sayın Amor; “Cezaevlerinde ve diğer gözaltı yerlerinde aşağılayıcı çıplak aramaların devam etmesinden ve bu uygulamayı kınadığı için hakkında milletvekilliği ve dokunulmazlığının kaldırılması için 6 dava açılan Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun taciz edilmeye devam edilmesinden endişe duymaktadır.” Evet net bir şekilde bunu belirtmiş. Hakkımızda fezlekeler yağıyor. Bizi susturmak için ellerinden geleni yapıyorlar ama susmuyoruz, boyun eğmiyoruz. Bu ülkede çıplak arama da var. Özlem Zengin kabul etmese de, bağırıp çağırsa da bu ülkede çıplak arama var arkadaşlar. İnsanlara zulmetmek, boyun eğdirmek, diz çöktürmek için kullanılıyor. Bakın bunu sadece ben söylemiyorum ve Avrupa Parlamentosu raporlarına giriyor. Avrupa Birliği’nde Türkiye konuşuluyor, Türkiye’deki çıplak aramalar konuşuluyor. İstediği kadar Özlem Zengin bağıra çağıra “Türkiye’de bu işler yoktur.” desin. Takke düştü, kel göründü ve apaçık gerçekler ortaya çıktı. Sayın Nacho Sanchez Amor da Türkiye raporunda ağır bir şekilde çıplak arama ve diğer cezaevi ihlalleri, gözaltı merkezlerindeki ihlalleri gündeme getirdiğimiz için bize yönelik dokunulmazlığın kaldırılması ve cezaevine girmemiz ve hakkımızda fezleke yağdırılması gibi konuları sert bir dille eleştiriyor. Türkiye’nin hali bu ama Türkiye vazgeçiyor mu bu yaptıklarından? Hayır vazgeçmiyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan kendisine rakip olarak gördüğü Sayın Ekrem İmamoğlu’nu kamuoyu vicdanının kabul etmeyeceği bir şekilde tutuklayarak cezaevine attı. Bununla da kalmadılar. Etkisi büyük cezaevinden gönderdiği karikatürler, fotoğraflar kamuoyunda büyük yankı oluşturuyor. İmamoğlu’nun Twitter adresinde yoğun bir şekilde izleniyor. Bundan da rahatsız oldular ve İletişim Başkanlığı İmamoğlu’na sansür getirdi. X adresini engelledi. Ya şu hale bakın arkadaşlar. Güneş balçıkla sıvanmaz derler. Bunların yaptığı bu. Binlerce muhalif adres engellendiği gibi şu an Cumhurbaşkanlığı’na aday olacak olan Sayın İmamoğlu’nun Türkiye’de X adresi engelleniyor. Adamın hakkında bir mahkumiyet kararı yok arkadaşlar. Hani masumiyet karimnesi esastır derler ya, anayasa ilkeler vardır biliyorsunuz ama “Ben senden hoşlanmadım, bir yolunu bulup seni tutukladım, senin en temel haklarını da ayakları altına alacağım.” demektir bu. Böyle bir şey olabilir mi ya? Şu ülkenin haline bakın. Yarın öbür gün sizin de başınıza gelir. Birisi sizden hoşlanmaz. Kaşınızdan, gözünüzden, yürüyüşünüzden, sesinizden hoşlanmaz. Ayağınızın altına bir sabun koyar, attırıverir içeri. Ondan sonra en temel haklarınızı da ayakları altına almaya başlar. Buna itiraz etmeyecek misiniz arkadaşlar? Şu hale bakın ya. Uyduruktan açıklamalar yapmışlar. “Efendim öyledir de böyledir.” diye açıklamalar. Bunlar utanç verici açıklamalar gerçekten. Bizim vicdanımız bu saçmalıkları kabul etmiyor ve bunlara itiraz ediyoruz. Şu görüntünün de Türkiye’nin bir utanç tablosu olduğunu söylüyoruz değerli arkadaşlar.
Bakın yasaklar bitmiyor. Sevgili Sırrı Süreyya Önder, Meclis Başkanvekilimiz, 85 milyonun arkasından ağladığı ve yokluğunu hissettiği, değerini anladığı günlerde onun muhteşem filmi Beynelmilel’in dün Kocaeli Üniversitesi’nde öğrenciler tarafından izletilmesi engellenmeye çalışıldı. Kavga gürültü, “3 Mayıs anfisinde bunu izletemezsiniz.” denilerek sonrasında başka bir yerde izletmeye çalıştılar ama uygun ve önemli bir yer olan 3 Mayıs anfisinde izletemediler. Düşünün Meclis’te hakkında meclis töreni düzenlenen, 85 milyonun arkasından ağladığı Sayın Sırrı Süreyya Önder’in filmi Kocaeli Üniversitesi’nde izletilmemeye çalışıldı arkadaşlar. İdare engelledi. Gençler kendi aralarında buldukları formülle ancak bir başka yerde izletebildiler. Şu hale bakın! Gerçekten olacak bir şey değil. Birtakım bahaneler, “Yok temizlik vardı,” gibi gerekçelerle bunu engellemeye çalıştılar.
Bakın, bir başka belge yine. Darbe yargılamalarındaki yargılanan insanlar, en son biliyorsunuz Sincan Cezaevi’nde yargılamalar var. Bir mahpus diyor ki: “Buraya 7 saate geldim, tüm evraklarıma el koydular, çıplak arama yok diyorlar, gece 11.30’da önü kapalı, arkası açık, önlükle geliyorlar, oramı buramı ellemeyin, tam soyunayım diyorum ama bana çıplak arama yapıyorlar.” diyor. Her yerden fışkırıyor bu çıplak arama haberleri ama iktidar bunları görmezden geliyor. Böyle deve kuşu gibi kafasını kuma gömüyor ama işte görüyorsunuz Avrupa Parlamentosu raporları bütün bunların açıklığını apaçık ortaya seriyor.
Birçok hak ihlali var bakın karşımızda. Türkiye’nin dört bir tarafından onlarca kişi bize başvuruyor. Kendi seçmenim de değil her farklı partiden insan bize başvuruyor. Hiçbir ayrım yapmadan Türkiye’nin dört bir tarafından gelen başvuruları burada anıyoruz. Milletvekiliyiz. Çok önemli başvurular geliyor ve biz bunlar için de soru önergeleri veriyoruz, mecliste anıyoruz, İnsan Hakları Komisyonu’na gidiyoruz, sosyal medyamızda da anıyoruz ve en etkili bir şekilde vatandaşın sesini mecliste duyurmaya çalışıyoruz.
“Abim Kürsat Demez 6 Şubat depreminden sonra kardeşim ile Erzincan L Tipi’ne sevk edilmiştir.” diyor. Daha sonra da Erzurum’a gönderilmiş. Ardından burada kalp krizleri geçirmiş, birtakım önemli rahatsızlıklar, dört kez kalbi durmuş, kalp yetmezliği başlamış ve iyileşmeden cezaevine gönderilmiş. Daha sonra memurlarla bir tartışma yaşamış ve cezalandırılarak iki kardeşten birisi Samsun Kavak Cezaevi’ne, diğeri Iğdır S Tipi’ne gönderilmiş. İlaçları geç kalmış, kullanamamışlar. Baba iki çocuğuna gitmekte madden çok zorlanmış. Ağır hasta bir kişi Iğdır Cezaevi’nde. Ev hapsi bile çok görülmüş. Tam teşekküllü bir hastane yok. Iğdır’da oldukça ağır bir kalp krizi ve ardından kalp yetmezliği yaşayan bir insan. İlaçları geç veriliyor ve yaşlı annesi babası da ziyarete gitmekte çok zorlanıyor. Bu konuda da bir şeyler yapılması lazım. Iğdır’daki bu mahpusun durumunu buradan Sayın Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’a duyuruyorum.
Darbe yargılamalarından mağdur çok kişi var ve bize başvuruyorlar. En az 9 yıldır zindanlarda suçsuz günahsız yattığını söyleyen binlerce insan var. Düşünün 15 Temmuz gecesi evinde otururken bir telefon gelip “Ya gel bakalım terör kalkışması var şuraya seni göndereceğiz.” denilen insanlar bunlar. Düşünün arkadaşlar mantıklı olarak siz bu ülkede darbeye kalkışacaksanız darbe gecesi evinizde oturup yemekten sonra televizyonun karşısında çayınızı içer misiniz? Darbe yapacağınız alanlarda olursunuz gündüzden itibaren heyecan içinde darbe hazırlıkları yaparsınız ama bakıyorsunuz darbeci diye mahkum edilen insanların en az %90’ı akşam evinde çayını içerken komutanı tarafından terör kalkışması var denilerek çağrılmış ve birtakım emirler verilmiş insanlar. Onlar da “Tamam emredersin komutanım.” diyerek o emirleri yapmış. Darbe girişimi olduğunu anladığı anda oradan çekilmiş insanlar. %90 böyle insanlar var. Onlardan birisi bakın yine bize mektup göndermiş.
Samsun Bafra cezaevinde hükümlüymüş Burak Bayrak. “Biz askeriyede emre itaatten başka bir şey öğrenmedik.” Diyor. Askere burada erkek arkadaşlarımız gitmiştir. Askeriyede emir demiri keser derler. Emirin mantığını ahlakını sorgulayamazsın. Emreder komutan sen de yaparsın. Bu iş böyledir. “Biz de bunu öğrendik askerlik hayatımızda. Bunu yaptık, sonra inanılmaz bir şekilde müebbet hapislerle mahkum edildik.” Hatta Burak Bayrak diyor ki: “Yargıtay’da Cumhuriyet Başsavcısı bomboş bir dosya olduğu için hakkımda beraat talep etti.” Diyor ama buna rağmen Yargıtay’da, zaten okuyan yok arkadaşlar, benim kendi kararımda da ben onu görmüştüm. Dosyayı okuyan yok. 5 tane hakim diziliyor. “Tak, tak, tak, tak” benim kararımda beş hakimden birisi itiraz etmişti. “Siz bunu nasıl onaylıyorsunuz?” dedi. 16 sayfalık bir şerh yazmıştı, itiraz yazmıştı. “Siz bu kararı nasıl onaylıyorsunuz, deli misiniz?” diye diğer hakimlere bunu sormuştu. “Olacak iş mi? Bu karar nasıl onanır?” dedi ama onu da dinlememişlerdi. Daha sonra Anayasa Mahkemesi itiraz eden hakimin kararını doğru bulmuş ve oy birliğiyle 15’e 0 hakkımızdaki kararın ihlal olduğunu söylemişti. İşte bu tür hadiseler Türkiye’de çok yaşanıyor arkadaşlar. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı beraat talep ediyor. Bomboş bir dosya. Oradaki adam da dosyayı bile okumadan onay!. Hayatın bitti işte. Ya bu kadar mı ya? Allah aşkına bomboş dosyalarla insanlar hakkında bu kararlar veriliyor.
Mesela Sayın Hulusi Akar. 12 Eylül darbesinde üstteğmendi. Darbecilerin emirlerini dinledi. Darbe yaptılar hep birlikte. Daha sonra bu darbe yargılandı. Kenan Evren suçlu bulundu ve şu anda Hulusi Akar o darbecilerin içinde olmasına rağmen şu anda bakanlık yaptı milletvekili. E nasıl oluyor bu iş? Bir taraftan Sayın Hulusi Akar’a bunu yapıyorsun. Diyorsun ki “Ya oradaki suçlu Kenan Evren diğerlerinde bir şey yok. Emri o verdi.” e tamam orada öyle. Burada niye böyle? Ya Allah aşkına arkadaşlar ya astsubayı eri mahkum ettiniz, zindanlara attınız, müebbetlere tabi tuttunuz. Kursiyer teğmen ya, kursiyer öğrenci ya daha yetkisi yok delikanlının. Ağırlaştırılmış müebbet hücrelerde yatıyorlar. Buna vicdanınız itiraz etmeyecek mi arkadaşlar? Benim itiraz ediyor. O yüzden zaten habire söylüyorum. Niye habire söylüyorum? Çünkü değişen bir şey yok. Kimsenin umurunda değil. Bakın bize insanlar mektup yazıyor. Böyle bir şey olamaz. O gece yaşadıklarını anlatıyor. Gerçekten bakıyorsunuz olacak bir iş değil. Anayasa Mahkemesi’ne gitmiş Yargıtay kararından sonra 4 senedir Anayasa Mahkemesi de karar vermiyor. Herkes iktidardan korkuyor. “Aman bir karar verirsek ne yaparlar? Ayağımızı kaydırırlar.” Türkiye’nin hali bu arkadaşlar. Yereldeki hakimler de böyle. Yanlış olduğunu bildiği halde iktidar böyle istiyor diye kararları oynuyor. Yargıtay böyle. Anayasa Mahkemesi bir parça iyiydi ama o orası da şu anda iktidarın istediği üyelerle doldurulmuş durumda.
“Kamuda A grubu alımlarda 35 yaş şartının olması bizleri mağdur etmekte ve bu şart kaldırılmalı.” diyor.
“Şanlıurfa’da görev yapmakta olan bir hekimim. Deprem döneminde asistanlığı kazandım ancak dönemin şartlarından dolayı gidemedim. Öğrenci affını bekliyorum. Gidip görevime başlayayım.” diyor. Birçok böyle lisans, yüksek lisans doktor öğrenci var. Ya bu affı verin arkadaşlar ya. Bakın Şanlıurfa’da doğru düzgün doktor yok. Kimse gitmek istemiyor. Birçok branş yok. Hekim deprem nedeniyle korkmuş gidememiş. “Beni affedin, öğrenci affı çıksın gideyim Şanlıurfa’da hizmet vereyim.” diyor. Kimsenin gitmek istemediği yere gitmek istiyor bu insan ama kimsenin umurunda değil.
26 Ocak 2023 tarih ve 660 sayılı KHK ile personellerin memur kadrolarına atanmaları için düzenleme yapılmış. “4 yıl süreyle başka bir yere atanamazlar.” diyor. Memurların hakları ile ilgili bir başvuru var. Arkadaşlarımız diyor ki: “Kanunun yürürlüğe girmesi ile birlikte il özel idaresi ve belediyelerde sözleşmeli olarak çalışıyorken kadroya geçen personellerin kurum değişikliği hakları bulunmuyor iken yeni istihdam edilecek olan sözleşmeli personellerin 3 artı 1 yılını sonunda kurum değişikliği hakları bulunmaktadır. Kurum değişikliği hakkının kanun ile birlikte kadroya geçen mevcut personeller içinde tanınmasını talep etmekteyiz. Bazen şahsi meselelere takılıyor. Bu kurum değişikliği konusunda bir kolaylık tanınsın.” Diyor özetle arkadaşlarımız.
“15.000 öğretmen ataması birçok branşta büyük hayal kırıklığına neden oldu.” evet çok az oldu bu atamalar. Eğitimde sağlıklı arkadaşlar herkes şikayet ediyor. 72 branşta görev yapan öğretmen adayları için belirlenen kontenjan sayılarındaki dengesizlik sadece bireysel mağduriyetlere değil uzun vadede ülke eğitiminin niteliğine ve geleceğine ciddi zararlar verecek nitelikte, kısıtlı, bu atamalarda sonuç olarak eğitim kalitesi düşecek bu gidişle.” diyor. “2024 KPSS sonrasında yapılan 15 bin öğretmen atamasındaki branş dağılımı, branş öğretmenleri arasından büyük bir hayal kırıklığı yaratmış. Bu adaletsizlik sadece bireyleri değil, tüm toplumu ve ülkenin geleceğin, ilgilendiren yapısal bir sorundur. 72 branşa hak ettiği önem mutlaka verilmeli. Sadece öğretmen adayları değil, yarının gençleri, öğrencileri de çekecektir.” diyor. Ek atama talebi gündeme getiriyorlar. “Çok az atama oldu.” diyor genç arkadaşlar. Gerçekten öyle. “Ülke güllük gülistanlık büyük işler yapıyoruz, çağ atlıyoruz.” diyorsunuz. Sonra memur atamalarında bin kişide birini atıyorsunuz. Bakın bu kadar hayal kırıklığına uğrayan genç var bu ülkede. Hani paranız vardı ey iktidar? “Hiç önemli değil canım, biz çağ atladık, müthiş işler yapıyoruz, herkes bize özeniyor, Almanya bizi kıskanıyor.” hani sen bir gencecik öğrenciyi yıllardır başarıyla okulunu bitirmesine rağmen memur yapamıyorsun!
Cezaevlerinden başvurular geliyor ve cezaevlerinde de çok üzücü bir şekilde cezaevleri ağzına kadar dolu olduğu halde insanlar altı ay, altı ay zalimce şartlı tahliyeleri verilmeyerek o zindanlarda tutuluyor.
Erzincan Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden Ardıl Çeşme, 30 yıldır cezaevinde yatan bir siyasi Kürt kadın mahpus. “6 ay sana tahliye vermiyoruz.” demişler. 6 ay sonra tekrar gitmiş. Uyduruk gerekçeler ileri sürerek bir altı ay daha vermemişler gayet rahat bir şekilde.” Vermiyorum kardeşim.” Diyorlar, muamele bu. Açık görüşte gidiyor bakın açık görüş salonunda ailesiyle görüşecek. Yan masada diğer mahpusun ailesi var. “Merhaba hoş geldiniz.” dediği zaman bile disiplin cezası veriyorlar. Şu hale bakın. Burası nasıl bir zindan ya? Nasıl bir muamele! Şu hale bakın açık görüşte yan masadaki mahpusun ailesine selam verdiğin zaman disiplin cezası alıyorsun. Şu hale bakın arkadaşlar.
2025 1. Dönem TUS sınavından hekim arkadaşlarımız mağdur. Ben de bir hekimim. Bu TUS sınavlarına girdim. İnanılmaz bir şekilde bu sınavlara müthiş bir şekilde hazırlanırsınız arkadaşlar. Düşünün 6 yılın onlarca kitabını, yüzlerce kitabını oturup okursunuz, ezberlersiniz, hatmedersiniz. Ardından büyük bir yarışa girersiniz. Belki kıl payı kaybedersiniz. Aslında çok büyük başarıları hak etmişsinizdir ama çok ağır bir imtihandır. Bizim de yaşadığımız bu imtihan için genç hekimler hayal kırıklığı yaşıyor. Ne demişler bana başvuruda? “Yıllar süren özverili çalışmalarımızın ardından uzmanlık yolunda karşılaştığımız bu engel umutlarımızı ve meslek aşkımızı olumsuz yönde etkilemekte.” kadroları düşürmüşler. Bakın eğitimde düşmüş, sağlıkta düşmüş, uzman hekimlerde uzmanlık kadroları düşmüş. Kardeşim hani çağ atlıyorduk, Almanya bizi kıskanıyordu ne oldu? Bakın, biz yenidoğan bebek ölüm komisyonunda yenidoğan yandal uzmanı seçiminin hekimler tarafından çok az yapıldığını öğrendik ve dedik ki teşvik edin ama şimdi çocuk hekimliği de teşvik edilmiyor. Kadrolar daraltılıyor. Yandal konusundaki bir teşvik de halen yokm eler neler. Bu böyle olmaz arkadaşlar böyle. Uzmanlık kadrolarını arttırın diyoruz.
Tuncay Doğan Bolu F Tipi Cezaevi’nde kalmakta. “1994’ten bu yana babamın 30 yıl cezası doldu. 30 yıl yatarı bittiğinden itibaren 3 aydır tahliyesi erteleniyor. 45 puanın üstündeyken “Toplum düzenine uyum sağlayamaz” diye tahliyesi yine ertelendi. Babam gibi mahpusların tahliyesi sürekli erteleniyor.” iyi haliniz var, tarafsız koğuştasınız, her şey var. Bakın gidiyorum cezaevlerine bunu görüyorum. Cezaevi idaresi diyor ki: “Canım öyle istedi ya.” buluyor bir bahane, sizi orada tutuyor.
Erzincan Kadın Cezaevi’nden Şilan Yılmaz başvurmuş, 6 yıl 4 ay hapis cezası almış. Bu kişinin de infazı yakılmış, 6 ay cezası uzatılmış uyduruk gerekçelerle. “Bize bu konuda ayrımcılık yapıldığını düşünüyoruz. Meclis gündemine alın meseleyi.” diyor.
“151 Harp okulu öğrenciden sadece biri olan Sultanbeyli dosyasında bulunan oğlum Osman Ünal, Kırşehir S Tipi Cezaevi’nde kalmakta. Oğlum yaklaşık 4 ay önce hiçbir gerekçe öne sürülmeden Silivri’den Kırşehir’e sürüldü.” Kırşehir Cezaevi’ni biliyor musunuz arkadaşlar? Kırşehir Cezaevi’nde su yok. Dağın başına bir yere yapmışlar, burada su var mı, yok mu, buraya su gelir mi diye bakmamışlar ve cezalandırmak istedikleri mahpusları Kırşehir’e yolluyorlar. İşte öğrencinin hali ortada. Diyor ki: “12 saat su yok, 12 saat sonra da su gelince çamur dolu bir su akıyor. Biz bu şartlarda yaşıyoruz. Ülkede cezaevlerini ağzına kadar doldurmuşlar. Perişan bir şekilde bu cezaevleri ve bu cezaevlerinden de insanları çıkarmamaya çalışıyorlar, tahliye etmiyorlar. İşte Birleşmiş Milletler, Avrupa Parlamentosu, Avrupa Konseyi gel de Türkiye hakkında ağır eleştiriler yapmasın.
























Yorumlar