9 Temmuz 2025

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Önümüzdeki günlerde çok önemli bir süreçin başlangıcı yaşanacak. 11 Temmuz Cuma günü PKK’nin silah bırakma töreni Süleymaniye’de yapılacak. Bu son derece önemli, tarihi bir gün olacak.

Türkiye’de bir süreç yürüyor. Bir barış süreci yürüyor ve umarım en iyi şekilde yürür bu süreç. Bu sürecin yürümesi için önemli bir adım yaşanacak 11 Temmuz, Cuma günü. Silah bırakma töreni yaşanacak ve yüzlerce basın mensubu, sivil toplum aktivisti ve siyasetçi takip edecek, tüm dünyanın gözü bu törenin üzerinde olacak. Umarım ki bu tören sonrası Kürt meselesindeki çözümün önü açılır. Mecliste bir komisyon kurulur ve yasal değişiklikler sağlanır, yıllardır bu toplumda büyük sıkıntılara yol açmış olan bu sorun aşılır, giderilir ve insanlarımız Türkü ile, Kürdü ile huzurlu, mutlu bir yaşam yaşar çünkü biliyorsunuz çatışmalar devam ettikçe insanlar hayatını kaybediyor. Geçtiğimiz günlerde 12 askerimiz metan gazından zehirlendi. Bu tüm Türkiye için bir kayıptır. Bu topraklar için bir kayıptır. Türkü ile Kürdü ile bu toprakların insanları için bir kayıptır. O yüzden çatışmaların durması gerekir. Bunu sağlayacak olan da bu millettir. Bu milletin meclisidir. Adımlar atılmışsa bu adımların devamı bu mecliste getirilmelidir. Mutlak surette en kısa sürede bir komisyon kurulmalı ve çalışmalara başlamalıdır.

Bu meclisin bir İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu var. Bu komisyona en çok başvuran milletvekiliyim. Bana yurdun dört bir tarafından binlerce başvuru geliyor. Her kesimden insan başvuruyor çünkü ayrım yapmadığımı iyi biliyorlar ve ben de bu başvuruları gereken makamlara iletiyorum. Yürütmenin makamlarına, yasama mercilerine, komisyonlara iletiyorum ama tatminkar cevaplar alamıyoruz.

Mmesela Insan Haklarını İnceleme Komisyonu’na Burçak Gündoğdu isimli bir kadının şikayetini iletmişiz. Kendisi Dilovası’nda çalışıyormuş. Diyor ki: “Bir gün durup dururken jandarma iş yerime baskın yaptı. Personellerimin içerisinde patronlarımın yanında ihbar üzerine geldiklerini benim silah kaçakçısı olduğumu söylediler ve tehdit ettiler, hakaret ettiler. Bunu böyle yapamazsınız, elinizde hiçbir delil yok. Ben de böyle bir şey yapmadım. “Sana gösteririz gününü, işten çıkartırız.” dediler. Psikolojik baskı yaptılar. Bütün kameralar, bütün çalışanlar, bütün patronlarım, herkes oradaydı. Çantama kadar aradılar. Kadınların soyunma odasına erkek jandarmalar girdi, arama yaptılar. Beni erkek jandarmalar aradılar.” diye başvuruda bulunmuş. Biz bunu Insan Haklarını Inceleme Komisyonu’na sormuşuz. O da bu işlemi yapan jandarma komutanına sormuş. Jandarma komutanı da “Evet biz bu işlemi yaptık. Silah da bulamadık. Silah kaçakçılığı ihbarıyla gitmiştik silah bulamadık.” diye cevap vermiş. İşte burada cevaplar görünüyor. Vatandaşın mağduriyeti konusunda ne yaptınız İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu? Sizin işiniz bana ihlali yapanın yaptığı işlemi “evet yaptım” dediği işlemi alıp böyle çeşitli evraklarıyla iletmek mi? Başka hiçbir şey yapmayacak mısınız? İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu ihlali yapan kişilerin yaptığı işlemlerin aynısını alıp kopyalayıp bana yapıştırıp göndermekle mi mükellef? Bundan başka bir şey yapmayacak mı? Herhangi bir suç duyurusu herhangi başka bir işlem yapmayacak mı? Güya burada bakın Jandarma komutanı demiş ki: “Herhangi bir şikayet yapılmamıştır jandarma personelleri ile ilgili.” ya vatandaş daha ne yapsın bana şikayet etmiş işte gereken işlemleri yapsana böyle iş mi olur? İhlali yapana ihlal soruluyor. “Evet yaptım.” diyor o da. Hiçbir başka işlem yapılmıyor. Bu meclisin bir insan haklarını inceleme komisyonu var ama  şu an bakın yıllardır tek bir suç duyurusu yapmış değil herhangi bir kişi veya kurum hakkında. Binlerce başvurular gönderdik. Ya bir tane Allah için bir suç duyurusu işlemi yap komisyon olarak buna yetkin var Sayın Başkan ama tek bir işlem yapmıyorsun. Ben bunu genel kurulda da sordum. Hala bu konuda bir adım atmıyorsunuz. Vatandaş mağdur olmuş. jandarma komutanı da diyor ki: “Evet mağdur ettim. Yaptım bu işlemleri bir şey de bulamadım. Vatandaş da şikayet etmemiş.” diyor. Ya vatandaş bana şikayet etmiş. Daha komisyon olarak bir işlem yapsana. Allah aşkına. Böyle ciddiyetsiz cevaplarla uğraşıyoruz arkadaşlar. Son derece üzücü.

Sağlık personelleri bize başvuruyor. Ortopedik Protez ve Ortez teknikerleri bize başvurmuş ve çok şikayetçiler. Diyorlar ki: “20 bin mezuna karşılık sadece 29 kadro ayrıldı. 400 kamu hastanesinde ortopedi teknikeri yok. Binlerce teknikerin mesleğini icra edememesi mevzu bahis. Bunun için ne yapılmalı?” diyorlar ve çözüm olarak kadro tahsisi yapılmalı; 2025 yılı ve sonrası için en az 500 kişilik kadro tahsisi yapılmalı. Alçı odalarında uzman personel dışı kimse görevlendirilmemeli.  Ben de hekimim. Bu tür alçı odalarında hizmetli görevlendiriliyor. Ortopedi teknikeri var sen böyle bir okul açmışsın. Orada görevlendirdiğin kişi sağlıktan haberi olmayan oraya hizmetli olarak giren kişi. Hakikaten olacak işler değil ama Türkiye’de bu işler böyle oluyor. Alan dışı görevlendirmeler engellenmeli. Meslek içi teşvik ve istihdam destek programları yapılmalı. Bunları destekliyorum. Meclis Sağlık Komisyonu üyesi bir hekim olarak ortopedi polikliniklerinin durumunu görmüş bir hekim olarak ortopedi teknikleri arkadaşlarımızın uğradığı mağduriyeti Sağlık Komisyonu’nda da gündeme getirdim. Şimdi de gündeme getiriyorum. Haklılar yanlarındayız. Bu kadrolar Sağlık Bakanlığı tarafından bir an önce arttırılmalıdır.

“Ek derslerin yatırılması konusunda yönetmelik boşluğu var. Kimi il ve ilçeler ayın 4’ünde yatırırken, kimi ilçeler ayın 7’sinde, kimileri ayın 9’unda, kimileri ayın 14’ünde yatırmakta. Bu da öğretmenlerin gelir ve gider ödemelerinde gecikmelere neden olmakta. Bu genel olarak bir güne ayarlanmalı.” diyor öğretmenler.

Halit Çiftçi’nin kardeşi başvurmuş. Diyor ki: “Darbe gecesinde emir alan bir astsubay üstçavuş rütbesiyle emirleri yerine getirdim. Darbeye niyetim yok. Ben sadece emirleri yerine getiren bir asttım ve fakat sonrasında büyük mağduriyet yaşadık. Yıllarca hapis cezasına çarptırıldık. Annem bundan sonra benim uğradığım mağduriyetten sonra çok üzüntüden beyin kanaması geçirdi. Hayatını kaybetti. 75 yaşında babam oğlunun suçsuz cezaevinde olmasından dolayı her gün gözyaşı döküyor.” Diyor. Milletin annesinin babasının hali bu arkadaşlar. Mecliste biz bunu iktidar vekillerine söylediğimizde kayıtsız kalıyorlar umurlarında değil ama tabiri caizse “milletin anası ağlıyor” arkadaşlar maalesef olay bu. Bakın astsubayın annesi üzüntüsünden beyin kanaması geçirip ölmüş, bırakın ağlamayı ölmüş hayatını kaybetmiş suçsuz günahsız zindanlarda olan bir sürü er ve ast personel var. Kimsenin de umurunda değil. Bu memlekette bizim vicdanımız bunu kabul etmiyor arkadaşlar.

“Yeni çıkarılan engelli emeklilik şartları tüm Türkiye vatandaşları için çıkartılmalı. Devlet memurları ve Bağkur’u kapsamayan bir düzenleme biz 4a vergi indirimi kazanmış engelli çalışanlar için çok büyük bir haksızlık. Ayrıca kazanılmış bir hak olan vergi indirimi ve ile emeklilik hakkı kazanacakken tekrar rapor gibi işlemlerle uğraşma biz engeliler için büyük bir eziyet olacak. Düzenlemenin derhal geri çekilmesi için yardımlarınızı talep ediyorum.” diyorlar.

“Özel hastanelerde ve tıp merkezlerinde 4A’lı çalışma zorunluluğu getiriliyor. Evet, daha tertipli, düzenli bir çalışma ama 2019’da emekli doktor maaşları hakim savcı albay profesörün yarısından az olduğu gerçeğiyle ilave tazminat verilerek düzeltildi ama ön koşullu olarak yapıldı. Yeniden 4A’lı çalışırsan bu ilave ödemeden faydalanamazsın. 4B’li çalışarak bundan etkileniyorduk ama artık 4B’li çalışılmayacak ilave tazminat kesintisi getiren maddenin kaldırılmasını emekli sandığı emeklisi olarak talep ediyoruz.” diyorlar. Evet böyle de bir sıkıntı var bu konunun aşılması gerekiyor.

Gökhan Yılmaz Edirne Ceza İnfaz Kurumu’nda fenalaşıp hastaneye kaldırılmış solunum rahatsızlığı geçiriyor ve ailesinin infaz kurumundan izin talebi var.

“Zonguldak Devrek Açık Cezaevi’nde başmemurlar kamerasız odada mahkumları dövüyor ve çeşitli istismar olayları oluyor.” diye başvurular var. Bilemeyiz ama bakanlığın bu konuyu araştırması gerekir. Böyle birtakım iddialar bize ulaşıyor. Bu konuda bakanlığın da bir araştırma başlatması gerekiyor.

Veysi Abdurrahmanoğlu, Metris R Tipi Cezaevi’nde kalıyor. Hasta bir mahpus ve oldukça sıkıntılı. Çam Sakura’da tedavi görüyor. 4. evre, son evre kanser. Hücrede tek kişi 75 kilodan 40 kiloya düşmüş ve ölümü bekliyor. Ne olacak bu mahpusun durumu Adalet Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı’na soruyoruz.

Ayhan Demir Erzincan Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde yıllardır ailesi onu ziyarete gitmekte çok zorlanıyor sevkinin Diyarbakır’a yapılmasını istiyorlar bir türlü yapılmıyor yapılması için Bakanlığa hatırlatalım.

“Acil Yardım ve Afet. Yönetimi lisans mezunları olarak afetlerin tüm aşamalarında görev alabilecek bilgi ve beceriye sahibiz ancak halen resmi görev tanımımız yapılmış değil. Hem kamu hem de özel sektörde istihdam edilmemiz engelleniyor.” YÖK tarafından sağlık lisansiyeri olarak tanınmışla ve bir belirsizlik var gördüğümüz kadarıyla. Görev Tanım Yönetmeliği kapsamında birtakım düzenlemeler yapılması gerekiyor.

“Aile yılı ilan edildiyse binlerce asgari ücretli aile zam beklerken iğneden ipliğe her şeye zam yağmuru devam ederken neden asgari ücrete zam yapılmıyor, söylemler neden eyleme dönüşmüyor? diyor vatandaşlar.

“Kardeşim Muharrem Arı, Erzurum H Tipi Kapalı Cezaevi’nde sağlık durumu kötü. Bir başka cezaevindeki kardeşim Mehdi Arı’yı kaybettik. Muharrem Arı hakkında da adil olmayan yargılamalar nedeniyle çok endişeliyiz.” bu konuda büyük mağduriyetler ödemiş bir aile olarak yardım bekliyor bizden ve kamuoyuna durumunu iletiyor.

TCK 158 mağdurları bir büyük platform kurmuşlar ve “Af talep etmek değil adaletin vicdanla buluşmasını sağlayacak adil ve orantılı bir çözüm için sesimizi duyurmaya çalışıyoruz. Kötü niyetli kişiler tarafından kandırılarak ağır cezalarla karşı karşıya kaldık. Çok ağır ceza alan mağdurlar var. Zarar tamamen karşılanmış, şikayetçi kişilerle uzlaşma sağlanmış ama buna rağmen cezalar ağır bir şekilde uygulanıyor. Meclise, Cimer’e her yere başvurduk ve TCK 158 mağdurlarının çığlığını duyun gündeminize alın.” diyorlar. Biz bunu gündem etmiştik ama tekrar bu başvuru üzerine hatırlatıyoruz. TCK 158 mağdurları platformu bize başvurmuş.

Melike Göksu Ankara Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nde kalıyor. Cezası bitmesine rağmen bırakılmıyor.

Sakarya Cezaevi’nde ziyaret ettiğim bir Roman mahpus Gülbahar Kıskaç çok zor durumda. Kendisini de gidip gördüm. Hasta, yaşlı ve sosyokültürel seviyesi oldukça düşük, çok zor durumda şeker hastası ve başka birçok hastalığı olan bir mahpus ve bu nedenlerle psikolojik sorunlar da yaşıyor, intihar riski var. Psikiyatrik ilaçlar kullanmakta. Yakınları oldukça uzak bir yerde gelip göremiyorlar ve bu görüşler için sağdan soldan borç almak zorunda kalıyorlar. Oldukça zor durumdalar. “Müvekkilin Bakırköy Kadın Cezaevi’ne nakledilmesini istiyoruz.” diyor avukatları. Biz de bu talebi buradan gündeme getiriyoruz çünkü bu hasta, yaşlı ve psikolojik sıkıntılar yaşayan mahpus oldukça zor durumda.

“Birlik Yerel Sen olarak mağdur edilen birkaç memur ünvanı hakkında desteklerinizi bekliyoruz.” diyorlar. Bu kadrolar günümüz eğitim ve öğretim şartlarında çoğu memur lisans ve lisans üstü eğitimini bitirmesine rağmen hem emeklilik şartları 5’lik kadrodan yapılıyor hem de yeşil pasaport hakkı tanınmıyor.” yeşil pasaport alamıyorlarmış ve “bu sıkıntılar giderilsin.” diyorlar. Soru önergesiyle de bunu bakanlığa soruyoruz ve burada gündeme diyoruz.

Ahmet Göksu Aksaray T Tipi Cezaevi’nde 3 ay değerlendirme uzatılmış bırakmıyorlar.

Urfa Hacnebi köyü Birecik’e bağlı. Oradan bize bir başvuru var. “Fırat nehrinden sondaj ile su alıyoruz. Suda bir koku var 1 aydır boya kokuyor. İnsanlar zehirleniyor. Hiçbir yetkili de bununla ilgilenmiyor.” diyor.

Sevinç Çakır 1.5 yıldır Adalet Bakanlığı’nın önünde oğlu Murat Çakır için adalet istiyor. Kızı var, ağır engelli. Buna rağmen bu adalet nöbetini devam ettiriyor çünkü oğlu müebbet hapse mahkum edilmiş durumda çok ağır bir haksızlığa uğramış durumda ve Sevinç Anne adalet talep etmede son derece ısrarcı. Yalnız bırakılsa da, dışlansa da, her türlü baskıya maruz kalsa da Sevinç Anne bu nöbetinde ısrarcı ve biz de onun yanındayız. Defalarca mecliste gündeme getirdik, yanına gittik adalet nöbetine destek verdik ve vermeye devam edeceğiz. Her şekilde çünkü Sevinç Çakır haklı. Oğlu boş yere suçsuz günahsız yatıyor. Binlerce onun gibi mahpus suçsuz günahsız yatıyor. Darbeci olmadıkları halde darbeci ilan edilen binlerce suçsuz günahsız insan yatıyor. Sevinç Çakır diyor ki: “Darbe yapan cezalandırılsın. Benim oğlumun darbeyle bir alakası yok ki. Emirlere uydu. Tek bir kurşun sıkmadı ve ağır bir şekilde cezalandırıldı.” evet, çok haklı. Bu mağduriyetin bir an evvel giderilmesi gerekiyor. Sevinç Çakır uluslararası alanlara da başvuruyor. Yanındayız, destekliyoruz. Sevinç Çakır’ı ulusal alan duymuyorsa, uluslararası alan mutlaka duyacaktır.

Giresun Espiye L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda kalan Suphi Akbaş için ailesi bir başvuru yapmış. “En azından nakil için bir gayret sarf edilmeli.” diyor çünkü ailesi hem maddi açıdan sıkıntılı hem de uzak mesafeden dolayı yaşlı anne oğlunu görüşe gitti ve göstermediler. “Annem yaşlı olduğu için tekrar gidemedi.” düşünün yıllardır oğlunu göremeyen anneler var bu ülkede ve mahpuslar da annelerin yaşadığı ile nakledilmiyor. Bu zulümdür arkadaşlar. Bu. Ailenin halini de böyle gösterelim. Fotoğrafı da burada.

İsrail-İran savaşı şu an için bitti ama tekrar başlayabilir. Orada çeşitli okullarda okuyan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları var. Kimisi Tebriz Üniversitesi hukuk fakültesinde, kimisi tıp fakültelerinde okuyan öğrenciler var. Bu ortamdan Türkiye’ye gönderilmek üzere talepte bulunuyorlar. “Yabancı uyruklu öğrenciler ajan muamelesi görebiliyor. Bu durumda can güvenliği kaygımız var.” diyorlar. Dışişleri Bakanlığı İran’da zor durumdaki öğrenciler için ne yapıyor? Buradan soruyoruz. Bu başvuruları Dışişleri Bakanlığı’na da gönderiyoruz ve öğrencilerin bu sıkıntılı anları için Dışişleri Bakanlığı’nın onların yanında olmasını talep ediyoruz.

Muhammet Günday, İskenderun T Tipi Cezaevi’nde hem eşi. hem annesi bize yazmış. “Hiçbir şeyden haberimiz yokken bir emir alarak 15 Temmuz gecesi dışarı çıktık fakat neye uğradığımızı şaşırdık, herhangi bir darbe girişimine. Katılmadık, ateş etmedik, kimseye bir şey yapmadık. Klima teknikleri olarak çalışan bir sözleşmeli er.” Kardeşim darbeyi bunlar mı yaptı ? Gariban klima tamircisi olarak çalışan sözleşmeli erin üstüne yıktılar darbe işini, müebbet vermişler çocuğa. Annesi, eşi perişan. Ya bu iş böyle olur mu arkadaşlar ya? Bu işi kalkıp da düzeltecek birisi yok mudur? Herkes halinden memnun. Sayın Hulusi Akar, binlerce insan suçsuz günahsız cezaevlerinde. Senin vicdanın rahat mı diye ben buradan soruyorum! Bak, çok da iyi biliyorsun. Dediklerimin doğru olduğunu çok iyi biliyorsun Sayın Hulusi Akar! Bana cevap da veremiyorsun. Buyur. Sana Hodri Meydan diyorum ki; benim söylediklerime cevap ver! Eski Genelkurmay Başkanısın, Savunma Bakanısın, her şeysin ama kaç kez soruyorum sana bu darbe gecesi yaşananlardan dolayı suçsuz günahsız darbeci ilan edilenler için yüzüne de sordum bütçe görüşmelerinde bir şey söyle dedim. Bir açıklama yap Sayın Hulusi Akar dedim tek kelime etmiyor. 12 Eylül 1980 darbesinde kendisi üsteğmendi. Darbeye kendisi katılmıştı. Hiçbir şekilde cezalandırılmadı. Rütbeli olarak darbeye katılan bir üsttü açıkçası kendisi hiçbir şekilde ceza görmedi. Şu anda da gariban sözleşmeli erler darbeci olarak müebbet hapislere mahkum edilmiş Sayın Hulusi Akar’ın çıtı çıkmıyor. Bu ne iştir? Bu ne garabettir? Bir açıklama yapın Sayın Akar.

Milli Piyango İdaresi için başvurular var, şikayetler var. Diyorlar ki; “Özelleşerek kumar yuvasına, insanların yuvasını yıkan bir yasala, kumarhaneye döndü. İntihar vakalarının arttığı ilçemizde sanal oyun denilen hileye neredeyse her kesimden insan düştü. Yasa dışı bahis ve kumar siteleri bir virüs gibi her eve girmekte ve milli servetimizi, kanımızı emmekte.” bu konu ile ilgili çok başvurular var. Diyorlar ki; “Türkiye Varlık Fonu’na aittir bu lisans. Yüklenici firma tarafından oynatılan oyunlara ilişkin oyun planları da Türkiye Varlık Fonu tarafından onaylanmakta. “İdaremizin bu konuda yetkilisi bulunmamakta.” diye cevaplar var. Bu konu bir aydınlatılsın. Devlet eliyle vatandaşlar yasal kumarlara mı sevk ediliyor? Kardeşim bu iş nedir? Bu işlerden men etmesi gerekirken sevk mi ediyorsunuz?

Doğum izninin acilen uzatılmasıyla ilgili birçok başvuru alıyoruz. Aile yılı ve en az 3 çocuk politikaları devlet teşvikleriyle desteklenmelidir deniliyor.

Oğuzhan Mahmutoğlu: “Kalecik Açık Cezaevi’nde maruz kaldığım fiziksel şiddet hakkında size başvuruyorumç.” diyor. 10 dakika süren bir şekilde başmemur tarafından saldırıya uğramış. Kaburgası tırnağı kırılmış. Şu işe bakın. Hani sistematik işkence yok diyor Adalet Bakanlığı. Kardeşim Kalecik Açık Cezaevi’nde böyle bir hadise yaşanmış. Bununla ilgili kovuşturmaya yer olmadığı şeklinde bir karar verilmiş ve Bakanlığı göreve davet ediyoruz.

Diyarbakır İl Sağlık Müdürlüğü 112 ambulans biriminde. Şoför olarak çalışan bir kişi bize başvurmuş ve “Çok mağdur oluyoruz. Bu çileyi bize neden çektiriyorlar? Artık 6 aydır sözleşme yapılmıyor. Yapılsın.” diyor.

Kayseri Bünyan Cezaevi’nde bir hasta mahpus. İleri derecede hasta mahpus. Cezaevi ile de görüştük. Son durum nedir merak ediyorum. Şuayip Ünal ağır bir şekilde yutma güçlüğü, genizden konuşma, yemek yutamama, solunum yollarına yemek kaçması, aspirasyon ciddi bir rahatsızlığı var belli ki fakat halen teşhis edilmiş değil.

Antalya Elmalı T Tipi Cezaevi’nden şikayetler alıyoruz. Su sıkıntısı var. Çok sıcak Antalya’da bir de cezaevinde su yok. Havalandırma yok görüş kabinlerinde. Avukat görüşü esnasında iki taraftan da kapı. Kapandığı için sıcaktan boğuluyor insanlar. Hal bu arkadaşlar.

Urfa 2 No’lu T TİPİ Hapishanesi’nde hükümlü bulunan mahpusların, ailelerin hapishane ziyaretlerinde maruz kaldığı kötü muamele ve onur kırıcı uygulamalar hakkında. ÖHD’nin bir raporu var. Bu raporda ziyaretçilerin ağır hak ihlallerine uğradığını görüyoruz. Burada çıplak aramalar var. Ağır hak ihlalleri var. Mahpus yakınlarının beden bütünlüğüne saygı gösterilmiyor. Sorduğunuz zaman çıplak arama yapılmıyor deniliyor idareye ama mahpus yakınlarına sorduğunuz zaman çıplak aramayı görüyorsunuz. Çocukların dahi bez değişimi isteniyor. Burada tacize varan uygulamalar var. Bunları araştıracağız. Bu konuda yerinde inceleme yapacağız arkadaşlar. Bu konuyu bir daha takibe aldık. Adalet Bakanlığı Urfa T Tipi Cezaevi’ndeki bu çıplak arama iddialarıyla ilgili açıklama yapmalı. Mahpus yakınları bundan oldukça şikayetçi ve ÖHD bununla ilgili de bir rapor tutmuş durumda. Raporu bakanlık gördü mü bilmiyorum. Mutlaka görmüştür. Niye açıklama yapmıyor? Böyle keyiflilik olur mu diye soruyoruz.

Kürtçenin gittikçe unutulmasıyla ilgili bir duyarlılık oluşturulmaya çalışılıyor. Kürtçe’nin varlığı ve derinliği için çok şey yapılmalı deniliyor ve bu konuda herkes göreve çağrılıyor. Yerel yönetimler Kürtçeyi özelde çocuklara ve gençlere teşvik etmeli deniliyor. Yerel yönetimler halkın değerleri olan inanç mabetleri, tarihi mekanları restorasyon yapmalı ve çeşitli sergiler düzenlemeli. Kürt Dili ve Edebiyatı yasal hale getirmeye yönelik özel politikalar üretilmeli. Aile ziyaretleri sık sık yapılıp yeni jenerasyon dil gelişimine katkı sağlanmalı. Köylerde yaşayan halkımız için dil gelişim programları oluşturulmalı deniliyor. Bu da önemli bir talep değerli arkadaşlar.

Birçok mektup alıyoruz cezaevlerinden. Onları okuyalım.

Mustafa Albayrak, Samsun T Tipi Kapalı Cezaevi’nden yazmış, bunlar uzun mektuplar ama biz kısaltarak alıyoruz. “Hasta mahpustum. Sağlık kurulu doğru düzgün görmeden cezaevinde kalabileceğime karar verdi. Heyet doktorları cezaevinde kalmayı hastanın hastane odasında kalması gibi algılıyor anlaşılan. Önerim şudur, heyetteki doktorlar cezaevi koğuşlarını görmeli, bilmeli. Heyette emekli infaz koruma memurları cezaevi psikologları, hemşireleri de bulunmalı. Başka gözler de bu raporları gözden geçirmeli.”

Hacer Hanife Turmak, Erzincan Kadın Cezaevi’nden yazmış; “Oğlu küçük bir anne olarak gurbet mahkumu olmak en büyük işkencelerden biri. Bari aynı ilde olsaydık fakat nakil taleplerimiz de kabul edilmiyor. Oğlumun büyüdüğüne daha çok şahitlik edebilirdim, anlatamıyorum ki derdimi. Yıllardır bu böyle. Eşim ve çocuğum Urfa’dan Erzincan’a çok zorluklarla gelip gidiyor. İki gün yollarda perişan oluyorlar.”

Sema Şener, Gebze Kadın Cezaevi’nden; “ Toplum tarafından muhatap alınmadığımı düşünüdüğüm bir zamanda sizin ilginiz pek kıymetli ve moral vericiydi teşekkür ederim. Sırrı Süreyya Önder’e taziyelerimizi bildiriyoruz. Toplumun her kesiminin iyi düşündüğü bir insan olmak çok önemli. Tarihte kendisini hayırla yad eder barışa katkılarından dolayı.” Diyor.

Remzi Uçucu İzmir 1 No’lu F Tipi Cezaevi’nden yazmış; “İktidar Filistin dostuyum diyor. Fakat Filistin mücadelesini yansıtan resimlerimizin çıkışına izin vçermiyor. İsrail’e dost, Filistin’e düşman durumdalar. Müdür ve idarenin bu uygulamalarını size bildiriyoruz. Kabul etmiyoruz.”

Adem Akpınar, Samsun T Tipi Kapalı Cezaevi’nden yazmış; “Verilen hapis cezasının yatar süresinin infazını bitirmiş olduğum halde yargıtay tarafından bir karar verilmediğinden fazladan 16 aydır tutuklu bulunuyorum, telafisi mümkün olmayan mağduriyetleri yaşatıyorlar. 13 yaşındaki kızımın yıllardır baba hasretini hissettirmemeye çalışan eşimin yaşadıkları sıkıntıların son bulması adına dosyamın yargıtay tarafından bir an önce karara bağlanmasını istiyorum.”

Çağla Çağlın Kış Ağrı Cezaevi’nden yazmış; “3 çocuklu annemizin büyük kızı Sümeyra’nın vefatını mektubunuzda öğrendim. Çok üzgünüm. Allah rahmet eylesin. Acının dili olsa da konuşsa kim bilir Sümeyra ne ağır acılar, yalnızlıklar, korkular, travmalar yaşadı. Bu süreçte verilen cezalardan en çok çocuklar yara aldı. Bu yaraların ağırlığı altında bedenler veda ettiler.”

Serkan Ak, Afyonkarahisar 1 No’lu T Tipi Cezaevi’nden yazmış; “Adil yargılanmadım. Düşman hukuku uygulandı. Müştekinin iddia ettiği yer ve zamanda yurt dışındaydım. Çıkış kayıtlarım dikkate alınmadı. Müştekiler zorla müşteki yapıldı. Zorla etkin pişman olduğunu açıklayanlar tutuklandı. Beraat veren hakimler hakkında soruşturma açıldı. Yüzlerce yıl verenler terfi etti. Oktar davası böyle bir şey işte. Bize ceza verenler hep terfi etti. Adalet isteyen yargı görevlileri ise hep sürüldü.”

Gökhan Gündüz, İzmir 2 No’lu F Tipi Hapishanesi’nden yazmış; “Aynı kampüs içindeki F tipi hapishaneye sevk edilmek için 175 gündür açlık gravi yapan Mulla Zincir sonunda sevk edildi ve açlık grevini bıraktı. Düşünün, aynı kampüsteki başka bir cezaevine sevk için bile 175 gün açlık gravi yapmanız gerekiyor. İşte cezaevlerin hali bu.” diyor.

Çok cezaevinden mektup alıyoruz.

Adem Dizdaroğlu, Kocaeli F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden yazmış; “3-5 yıl indirim gibi yasalardan faydalanıp çıkanlar çoğunlukla suçu meslek edinenler olduğundan cezaevleri 2-3 ay içinde eskisinden dolu bir hale geldi. Cezaevlerinde doluluk nedeniyle koğuşlarda normal kapasitenin 3 katı kadar kişi kalmakta. Yoğunluk nedeniyle infaz koruma personeli sayısı yetersiz kaldığından çoğu faaliyetler gerçekleşememekte. Bu yüzden cezaların bir gününün 4 gün sayılması gerekir. Genel af olmalı.” der.

Halil İbrahim Çubuk, Kırıkkale Kapalı Cezaevi’nden yazmış; “Haksız yere hapsettiler. Ne feryadımı ne haykırışlarımı duyuyorlar. Ahirette yakalarından düşmeyeceğim. Bana ve benim gibi masumlara haksızlık yapanlara, dilsiz şeytanlara, zulme ortak olanlara soracağım. Anam perişan, babam perişan. Anamın dokuz yıldır yüreği yanıyor, gözünün yaşı akıyor, çırpınıyor, çabalıyor, gücü yetmiyor. Sırf ahiret günü geldiğinde ben bilmiyordum demesinler diye yazıyorum.” diyor. Bakın ne kadar ağır veballi durumlar var. İnsanları haksız, hukuksuz atmışlar ve bu adaletsizlikleri yapanlar ne beddualar alıyorlar.

İsmail Murat Tural Balıkesir Cezaevi’nden yazmış; “Bizler için verdiğiniz mücadelenin kıymetini unutmak asla mümkün değil. Yanınızda olup barış için verdiğiniz gurur verici mücadelenin bir parçası olabilmek için tüm inancım ile savaşırdım. Kıymetli halk kahramanı Sırrı Süreyya Önder’in acı kaybının üzüntüsünü paylaşıyorum.” demiş.

Uğur Seldüz, Çorum Kapalı Cezaevi’nden bize yazmış; “Sayın Vekilim, devletimiz sonunda PKK ile anlaşmaya vardı. Peki herhangi bir siyasi af olacak mı? Devlete karşı işlenen suçlarda bir iyileştirme olacak mı? Bizi suçsuz, günahsız, darbeci diye cezaevine atılan erler için bir şey çıkacak mı? Barışa, demokrasiye, adalete, adil bir yargıya, büyük. Bir kardeşliğe ihtiyaç var.” diyor.

Naim Türköz Erzincan Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden yazmış; “Umarım süreç iyi gider. Çok sorunlarımız var. Yönetim kötü niyetli ve baskıcı. Üst katlarda adli mahpuslar var ve bariz bir şekilde Kürt mahpuslara yönelik ayrımcılık var. Günde sadece bir saat havalandırma var. Oda pencereleri çok küçük ve havasız. Kurslar verilmiyor. Dilekçe verilse de çıkarılmıyoruz. Atölyeye resmi evrak götüremiyoruz. Resmi kurumdan gelen mektuplar açılıyor. Ziyaretçilerimiz için erken saat verilmesi yakınlarımızı çok yoruyor. Gözlem kurulu intikamcı davranıyor. Bakanlığa şikayetlerimizi ilettiğimiz mektuptan bile para alınıyor. Resmi makama giden mektup açılamaz ama onu da açıp iade ediyorlar. Sesimizi duyun.” diyor.

Ramazan Fatih Doğan Manisa  T Tipi cezaevinden yazmış; “Denetimli serbestlik ile çıkmama 9 ay iyi hal indirimi ile çıkmama da 5 ayım kaldı, hala tutukluyum.  Hakkımda verilen haksız bir cezanın infazını bitirmek üzereyim. Benimle emsal farklı illerdeki dosyalar beraat alırken benim hala tutuklu ve cezayı bitirmek üzere olmam hak mıdır? Adalet midir? Geciken adalet, adalet midir?” diyor.

Sercan Ahmet Arslan, İzmir 1 No’lu, F Tipi Cezaevi’nden yazmış; “Vekillere, bakanlık yetkililerine sorun, canlar mı yoksa güneşi, havayı, insanı yasaklayan o kuyunun duvarları mı vicdanınızda daha ağır basıyor? Birçok yere mektup yazıyoruz ama dilekçelere bürokratik de olsa bir cevap vermiyorlar. Bu nedenle kınıyorum artık ne diyelim? Ya diğer muhalefet neden sessiz kalıyorlar? TTB ve TMMOB niye dilekçelerimize cevap vermiyor?” diyor.

Melek Gelir yazmış, şu kızına sarılan anne; “Ben ölünceye kadar yüreğimin yangını geçmeyecek biliyorum. Yavrumla bu dünyada kavuşmak nasip olmadı. Vuslatımız ahirete kaldı. Annelik doğurmak değildir yalnızca. Bir çocuğun yüreğinde büyüyebilmektir annelik. Yavruma hasret olduğum günlerde, kınalı kızımın yüreğinde. Yer edinmiş kıymetli kadınlara da minnettarım. Ben yavruma hasret kaldım, başka anneler hasret kalmasın. Pırlanta gibi bir çocuktu Sümeyram.” diyor. Bu kadının çocuğu, annesi hapisteyken bir epilepsi krizinde hayatını kaybetti. Annesi belki yanında olsa, onun bakımını üstlense, tedavisini takip etse bu hadise olmayacaktı. Yanan bir yürek var. o yanan yürekle bize yazdığı mektuptan bir alıntı okudum size.

Remzi Uçucu İzmir 1 No’lu Cezaevi’nden yazmış; “Kitap yayın yasakları, sohbet hakkının tam uygulanmaması, erişim hakkının yasaklanması, fotoğrafların engellenmesi, disiplin cezalarının keyfiliği devam ediyor. Biz de bunları not etmeye, raporlamaya ve gereken yerlere iletmeye devam ediyoruz.” diyor.

Turgut Koyuncu İzmir 1 No’lu Cezaevi’nden yazmış; “Hukuk neden siyasi tutsaklara işlemiyor? Siyasi tutsakların lehine olan 3713 sayılı yasa neden uygulanmıyor? Bırakın hukukun bize tanıdığı hakların uygulanmasını reva görülen hukuksuzluğa itiraz yapıp hukuki yoldan şikayet ettiğimiz için kurula bağlı çalışan birimler bizler hakkında olumsuz raporlar hazırlıyor.” diyorlar

5’i beşiz, 6 çocuğun annesi babası 1.5 yıldır cezaevinde. Abdülkadir ve Nurcan Arslan çiftini defalarca gündeme getirdik. En sonunda anne babanın cezası zaten uyduruk bir cezaydı. Yargıtay’da bozuldu ama 6 çocuğun mağduriyeti giderilmedi. Anne baba tahliye edilmedi. Çocuklar çok zor durumda. Zaten verilen cezanın hukuksuzluğu da ortaya çıkmış. 5’i beşiz 6 çocuk perişan bir şekilde dayılarının bakımında 1.5 yıldır anneleri babaları başlarında yok ve hasta çocuklar bunlar çünkü erken doğum yaşamışlar. Buna rağmen tahliye edilmiyor anne baba. Türkiye’de bu vicdansızlıklar yaşanıyor. Bir an evvel bu tahliyenin yapılması gerektiğini Adalet Bakanlığı’na hatırlatayım. Anne baba Elazığ Cezaevi’nde.

Yorumlar