1 Ağustos 2024

Gergerlioğlu: “Hayvan Hakları yasası geçti bizim büyük itirazlarımıza rağmen geçti ve büyük bir belirsizlik oluştu. Yasa geçti, yasa geçtikten sonraki safhayı konuşalım, işin doğrusu şu haliyle bile çok aksamalar olacak çünkü 2028’e kadar süre verildi barınak yapılsın hayvanlar toplansın diye. Bu arada belli ki belediyeler kısırlaştırma faaliyetine ara verecek ve köpekler daha da çok artacak, üreyecek. Bu, hayvanların katliamına yol açacak bir yasa çıkardılar. fakat sonuçta köpekler daha da çok üreyebilir. Bunu hiç kimsenin unutmaması lazım. Hayvan katliamı olma ihtimali yüksek. Neden? Çünkü bu yasanın çıkmasıyla yasa öncesi köpeklerin değeriyle yasa sonrası değeri arasında fark oluştu. Köpekler daha da değersizleşti ve onlara yapılan her türlü haksızlık ve suç meşru bir hale getirildi. Bu kabul edilecek bir durum değil. Dışlandılar ve ötekileştirildiler bu kabul edilecek bir durum değil.

Dün çok önemli bir haberle uyandık güne. Hamas lideri İsmail Haniye İsrail tarafından öldürüldü bir suikast sonucu. İsrail vahşi katliamlarına devam ediyor Filistin’de ve buna karşı çıkan herkesi de öldürmeye çalışıyor. Korkunç bir soykırım yapıyor ve insanoğlu buna aslında karşı çıkıyor. İsrail’den yana çıkarı olan devletler buna göz yumuyor, destek veriyor. Ne acı ki insanlık tarihine kara bir sayfa açıyorlar fakat vicdanlı insanlar buna karşı çıkıyor.

Ben burada Hamas’ı da çok eleştirdim. Hamas’ın 7 Ekim saldırılarının doğru olmadığını buna karşı çıktığımı defalarca söyledim. İsrail’in soykırımına karşı Hamas’ın yaptığının da doğru olmadığını sivil insanlara kim olursa olsun saldırının kabul edilemez olduğunu her zaman söyledik, kimlik ayırt etmeksizin söyledik. Buna rağmen İsrail’in bir başka cinayete imza atarak İsmail Haniye’yi öldürmesini lanetliyorum.

Hamas, evet yanlış işler de yapıyor ve İsrail soykırımı da devam ediyor. Arada bir sürü masum insan ölüyor ve sonuçta İsmail Haniye İran’da katledildi. Bu da bırakın İsrail-Filistin arasındaki bir çatışmayı, Orta Doğu’daki bir savaşı, Üçüncü Dünya Savaşı’nı bile tetikleyebilir. Son derece büyük bir tehlikeye imza attı İsrail. Çünkü İsrail’in gözü dönmüş ve İsmail Haniye’nin barış çabaları için gayret eden bir ekipte olduğunu ve böyle bir barış görüşmecisini İsrail’in öldürdüğünü de biliyoruz. Hamas içindeki radikalizmi de tetikleyecek son barış şanslarını da katleden bir anlayışla hareket etti İsrail. Hatasıyla, sevabıyla İsmail Haniye bu dünyadan ayrıldı. Allah rahmet eylesin ve bizim bütün bunlara rağmen hem eleştirilerimiz hem de İsrail ve Ortadoğu üzerine analizlerimiz ve olması gereken ile ilgili sözlerimiz devam ediyor. Olan masumlara oluyor ve savaş çatışma yoluyla da hiçbir şey çözülmüyor. Olması gereken Orta Doğu’da masada bir barış anlaşmasıyla meselelerin çözülmesidir. Karşılıklı insan öldürmekle de var olabilecek bir yer yoktur. Karşılıklı intikam yemlileriyle var olabilecek bir yer yoktur. Bunun da altını çizmiş olalım.

Aslında milletvekili olan fakat halen milletvekili yaptırılmayan vekilliği düşürülen Can Atalay hakkındaki son AYM kararı. AYM, Yargıtay’ın kararının yok hükmünde olduğunu söyledi ve bundan sonra artık tekrar Can Atalay’ın milletin verdiği yetkiyle, görevle, hakla Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne dönmesi gerekiyor.

AYM’nin bu kaçıncı kararıdır? Diğer mahkemelerin üstünde anayasal bir belirleyici makamda olan mahkemenin verdiği kararı, Yargıtay’ın anayasaya aykırı gerekçelerle bozması kabul edilemez. Benim başıma gelenin aynısı Can Atalay’a geliyor. Anayasa Mahkemesi milletvekilinin iade edilmesi gerektiğini söylüyor ve buna rağmen alt mahkemeler buna direniyor. İşin doğrusu hepimiz biliyoruz ki siyasi iktidar buna direniyor. AK Parti, MHP, Cumhur Zulüm İttifakı bu karara direniyor. Bu direnişi doğru bulmuyoruz. Mahkemeler siyasetin manivela aracı olmamalı.

Cezaevlerinden ve diğer birçok yerden bize hak ihlalleri geliyor. Onları size burada aktaralım. Samet İnkaya Sincan T Tipi Kapalı Cezaevi’nde kalıyor. Eşi bize ulaşmış. 2 Haziran 2023’te denetim serbestlik alması gerekiyor. Bakın 2 Haziran 2024’te koşullusu bile verilmemiş. 18 aydır yokuşa sürülerek abuk sabuk gerekçelerle iyi halden ödül görüşü olmasına rağmen 18 aydır bir mahpus içeride tutuluyor. Sorduğunuz zaman Tutuklu Hükümlü Komisyonu Başkanı Sayın İbrahim Yurdunuseven diyor ki: “İşte efendim çok iyi bir şekilde denetim serbestlik şartı tahliye veriliyor.” Sayın Yurdunuseven şu belgelere bakın ya. Allah aşkına! Size Ceza Tevkievleri Genel Müdürlüğü’nün elinize tutuşturduğu belgelere değil halkın sesine kulak verin. Bakın halk inim inim inliyor,mahpuslar inim inim inletiliyor. Sincan’da özellikle denetimli serbestlik, koşullu tahliye verilmiyor. Siz kalkmışsınız. Sizin elinize tutuşturulan sahte evraklar üzerinden konuşuyorsunuz. Ben size çok açık söyleyeyim. Sizi de yanıltmışlar Sayın Yurdunuseven. Siz gidip bir halka kulak verin. Sincan Cezavine gidin orada bir mahpus yakınlarını bir dinleyin. Bakın neymiş durum. Yani çok üzücüdür. Milletvekili hepimizin adı. Ben hiç kimseyi ayırt etmiyorum. Adınız milletvekili ise yürütmeden bir bürokratın elinize tutuşturduğu kağıt ile hareket etmeyin Sayın Yurdunuseven. Yapılması gereken gidip Ankara’daysanız veyahut da Afyon’daysanız gidin oradaki cezaevlerini ziyaret edin. Mahpus yakınlarını bir dinleyin. Yani oradaki bürokratlardan önce. Bakın ben size samimiyetle söylüyorum. Benim samimiyetimi de tüm meclis bilir. Cezaevlerini ne kadar yakından takip ettiğimi bilir. Çok iyi biliyorum, sizin elinize tutuşturulan belge doğru değil sayın Yurdunuseven.

Cihangir Çenteli Marmara Marmara 8 No’lu Cezaevi’nde kalmakta ve her türlü eşyasına el koymuşlar, özel eşyalarına. Anayasa 134’ü de ayaklar altına alarak bir arama yapılmış, bir sürü eşyaya el konulmuş. Daha sonra bununla yetinmeyerek ikinci bir arama daha yapılmış. Her şeye yine el konulmuş. BM Haksız Tutukluluk Çalışma Grubu’ndan olumlu ve güçlü bir karar almıştı. Bununla ilgili bir dosya hazırlamıştı. Bu evraklara da el koymuşlar. Özel mektuplara da el koymuşlar. Yani hem özel tüm evraklarına el koyuyorlar hem de önceden aldığı haksız tutukluluk kararına el koyuyorlar. Bunlar kabul edilecek şeyler değil. Cihan Çenteli ile Marmara 8 No’lu Cezaevi’nde bir görüşme yapacağız. Bu durumu ayrıntılı kendisinden öğreneceğiz, ziyaret edeceğiz.

İzmir Çiğli Belediyesi’nde 10 Haziran 2024 tarihinde 147 kişi işten atıldı işçi işten atıldı. Kendileri şu anda CHP Genel Merkezi’nin önünde bekleşiyorlar gece gündüz haklarını talep ediyorlar. Bize başvurdular. Tabii biz iki tarafı da dinlemek durumundayız fakat bize başvurmuşlarsa vatandaş olarak onların seslerini duyururuz buradan. İçlerinde hamile bayanlar, doğum izninde olanlar, kanser hastası olanlar, engelli çocuğu olan anneler var. Diyorlar ki: “48 gündür burada direniyoruz. Ankara’da 13. günümüzdeyiz. Özgür Özel ile görüştük fakat bir netice alamadık, bir sonuç bekliyoruz.” diye bize başvurdular arkadaşlar. Bir insan hakları savunucusu olarak hiçbir ayrım yapmam. AK Partili belediye, CHP’li belediye, diğer belediyeler hiç fark etmez. Biz gerekeni yapmaya çalışırız. Buradan bu meseleye bir çözüm getirmesi konusunda İzmir, Çiğli Belediyesi’ne ve CHP Genel Merkezi’ne de bir çağrı yapıyorum. Neyse adalet onu uygulayın.

Ali Uzun Çorum, Sungurlu T Tipi Kapalı Cezaevi’nde kalıyor ve kendisine denetimli serbestlik verilmiyor. Bakın binlerce kişi bize başvuruyor. Sayın İbrahim Yurdunuseven siz bize bir kulak verin bürokratlara değil, millete ve milletvekiline kulak verin. İnsanlara haksız, hukuksuz denetimli serbestlik verilmiyor ve yokuşa sürülüyor. Gerçeklere kulak verin derim.

Selin Yağcı isimli bir kadın bize başvurdu. “29 yaşındayım 12 senedir mücadele veriyorum.” Dayısıyla bir problem yaşamış. Dayısı Bülent Tarlacı’nın kendisi elinden birtakım çekler alarak birtakım ticari işler yapması ve haksızlığa uğratması konusunda iddiaları var ve Bülent Tarlacı’nın araması olduğu halde yakalanmadığı, savcı ve emniyet müdürleriyle yakınlığı olduğunu söylüyor. Telefonda kendisini tehdit ediyorlarmış. “Savcının beni tehdit eden bir kişiyi dinlemesi çok zor değil. Artık bu Bülent Tarlacı yakalansın.” diyor. Önemli iddialar var. Herkesin temize çıkması, savcının, emniyet müdürünün hepsinin temize çıkması için yakalama kararı varsa resmi olarak bu kişinin yakalanması ve sorgulanması gerekiyor. Kimseyi yargısız, infaz ile suçlu ilan etmiyoruz fakat önemli iddialara açıklık getirilmesi gerektiğini söylüyoruz.

Vardiya sisteminde 8 saat çalışılmakta ve mesailer 8 saat üzerinden yapılmakta. 8+8 16 saat çalışma köleliktir deniliyor. Ayrıca olarak 16 saat çalışma yasa çıkartılarak yasaklanmalıdır diye işçiler bize başvuruyor. İşverenler fırsatını bulduğu zaman acımasız bir şekilde çalıştırıyor ve bu haksızlığın önüne geçmek gerekiyor.

Ulaş Doğan Kahramanmaraş Elbistan deprem bölgesinden yazıyor. Konteyner istiyormuş. Ve konteyner kendisine verilmiyor. Bir sürü mücadele veriyor. Yani Kahramanmaraş Valisi’ne buradan sesleniyorum. Elbistan kaymakamına sesleniyorum. Bir vatandaşımız uzun bir süredir mücadele veriyor, bize yazıyor, sağa sola koşturuyor. Kaymakamlığa gidiyor, AFAD’a gidiyor ve fakat bir cevap alamıyor ve meclise başvuruyor. Biz bu konuyu tekrar gündeme getirmeden Sayın Kahramanmaraş Valisi ve kaymakamımızın Elbistan’da bu konuyu çözmesi gerektiğini söylüyorum.

Emrah Boyalı Aydın E Tipi Kapalı Cezaevi’nde kalmakta. Cezası onanmış, hiçbir delil olmadığı halde adil bir şekilde yargılanmayıp cezasının onandığını söylüyor. Böyle adil olmayan yargılama iddiasının da burada gündeme getirmesini istiyor. Biz de soruyoruz, vatandaşın yargı kurumlarının adaletinden emin olduğu bir Türkiye olması lazım. Vatandaş, yargı kurumundaki adaletten memnun değil arkadaşlar. Yani anketlere sorun kimse yargının bağımsız olduğuna inanmıyor. Çok büyük oranda yargıya bir güvensizlik gittikçe tırmanıyor. Bu böyle olmaz. Ya parayla ya da mevki makam sahibi iktidar sahiplerinin irtibatıyla, iltimasıyla meselelerinin çözüleceğini düşünen çok insan var.

Bir Gün Gazetesi’nde yer almış önemli bir sorun, çevre sorunu, önemli bir iddia. Sivas Valiliği ve İl Özel İdaresi tarafından bakın Sezai Karakoç Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi arazilerine asfalt tesisi yapılmak isteniyor. 180 dönüm bir arazi var. Birinci sınıf tarım arazisine siz kalkıp asfalt tesisi yapmak istiyorsunuz. Bütün toprağı mahvedeceksiniz. Burada çok önemli sorun var. Bu asfalt tesisi yapılmamalı. Tarım mahvedilmemeli. Tarımı zaten mahvettiniz, perişan ettiniz. Bu asfalt tesisini Sivas’a yapmayın diyoruz. Sivaslıların isteği bu. Bunu da söylemiş olalım.

696 sayılı KHK 127. maddesi ile 2 Nisan 2018 tarihinde kamuda sürekli işçi kadrosuna alınanlar var. Fakat bu mesele zamanla birçok olumsuzluğa da yol açmıştır. Bu mevzuatın tekrar değerlendirilmesi gerektiğini tüm yetkililere hatırlatıyoruz. İlgili bakanlık bürokratlarına hatırlatıyoruz. Bu meselede önemli aksamlar olduğu yönünde iddiası var.

Hasan Akyıldız isimli kişinin eşi bize başvurmuş. Eşinin bir şekilde Irak’a Erbil’e çalışmaya gittiğini ve fakat sonra “İŞİD’e katıldı” diye birtakım yetkililerin kendilerinden dilekçe almak istediklerini beyan ediyor. Diyor ki: “Benim eşim çalışmaya gitti hiçbir örgüte katılma ile ilgili bir düşüncesi yoktu.” ve  bürokratların kendileriyle ilgilenmediği yönünde şikayetleri var. Eşinin hayatından endişe ediyor, ulaşamıyor. “Bir örgüte falan katılmadı, çalışmak için gitti. İftiraya uğradı. Bu iftiraya karşı mücadele ediyorum. Irak’taki cezaların şartları çok kötü. Eşime kefilim. Diyor ve Dışişleri Bakanlığı yetkililerinin kendisine yardımcı olmasını istiyor. Birçok yetkiliye gitmişler, cevap alamamışlar. Bana başvurmuşlar. Haksız yere orada zulüm altında da çok kötü şartlarda. Dışişleri Bakanlığı yetkililerine soruyoruz. Bu konuyu aydınlatın. Birilerini anında işte “Şu örgütçü, bu örgütçü” diye ilan etmek kolay iştir ama insanların meşru, legal yollarla geçişleri ortada. Evli çocukları olan bir kişinin durup dururken böyle bir şey yapmayacağı da ortada. Bir damgalama olayına karşı Dışişleri Bakanlığı yetkilerini uyarıyorum.

Kemal Keke’nin babası Mehmet Arifoğlu Kıbrıs Savaşı’nda Yunan vatandaşı olarak Türkiye tarafına geçmiş. Bu sefer Yunanistan onu vatandaşlıktan çıkarmış ve kendisi Yunanistan’a gidip geliyormuş, Babası vatandaşlıktan çıkarılmış olsa bile Yunanistan’da kalıcı olarak ikamet edemeyeceği söylenmiş vatandaşlıktan çıkarılmış. Türkiye’de oturum izniyle ikamet ediyor. “Türk vatandaşı ile evlendim. İstanbul doğumlu olmama, Türk soylu olmama ve eşimin Türk vatandaşı olmasına rağmen vatandaşlık başvurularım reddediliyor. Türkiye’de ikamet etmeme rağmen oturum izni almamı engelleniyor. Birçok bürokratik işlemde sorun yaşıyorum.” Diyor. Bir an evvel bu sorunun bitmesi için İçişleri Bakanlığı’ndan yardım bekliyor. Zamanında Yunanistan’ın mağdur ettiği bir kişinin oğlu olarak Türkiye İçişleri Bakanlığı’ndan yardım bekliyor. Tüm hikaye ortada ve sonuçta cezalandırılan vatandaşımız oluyor.

İsa Altun, Eskişehir H Tipi Kapalı Cezaevi’nde hükümlü, böbrek yetmezliği var. İki gün diyalize giriyor, böbrek nakli için annesinin böbreği uymuş. Fakat mesane torba bozuklukları var. Bir an evvel ameliyatı gerekli. Adalet Bakanlığı yetkililerini uyarıyoruz. Hasta bir mahpus. Böbrekle ilgili şikayeti daha da artabilir. O yüzden bu konuda acil adım atılması gerektiğini söylüyorum.

Kudret Berişpek Irak Bağdat Rusafa Cezaevi’nde çocuklar Konya’da dedesinin yanında büyük bir perişanlık yaşanıyor. Defalarca hatırlatıyoruz. Dışişleri Bakanlığı yetkilileri bu konuya bir çözüm bulsun. Yüzlerce çocuk annesinden ayrı çok büyük bir dram yaşıyor. Bağdat Rusafa Cezaevi dramı devam ediyor.

Cezaevlerini ziyaret ediyoruz veya cezaevlerinden bize mektuplar geliyor. Oldukça vahim hadiseler olduğunu gözlemliyoruz. Bakın bir mahpus Ümit Çobanoğlu, Döşemealtı Yüksek Güvenlikli hapishanesinden bize yazmış. Bir karikatür çizerek bir şey anlatmış. “2022 yılında Bozo Yılmaz isimli mahpusun ihmaller sonucu cezaevinde ölmesi üzerine çizdiğimiz karikatürün cezaevinden çıkışı defalarca engellenmişti. 1.5 yıl sonra cezaevinden bu karikatürün çıkışına karar verildi ve size gönderebiliyoruz.” Düşünün 1.5 yıl boyunca şu karikatür engellenmiş. Ne var? bakıyorsunuz karikatürde mahpus hasta, görevli görevli gelmiş diyor ki: “Zaten yakında tahliye olacaksın o güne kadar hapishanede bekleyebilirsin bence.” Bu hapishanede ölen mahpusu canlandırarak bu çizim yapılmış. Yani Bozo Yılmaz cezaevinde ölüyor ve o safahat içinde cezaevi idaresinin bu kişiye karşı davranışıyla ilgili bir karikatür çizilmiş. Adam ölüme doğru gidiyor. “Merak etme tahliye olursun” derken Allah bilir “Tabutta tahliye olursunu” kastediyor ve sonuçta da tabutta tahliye olmuş. İşte böyle bir olay ve bununla ilgili bu karikatür çizilmiş. Ne var bu karikatürde? Yani hiçbir hakaret suç yok. Sadece bir eleştiri var. Bu karikatür 1.5 yıl boyunca cezaevinden çıkamamış arkadaşlar. Bize gönderilememiş. “Şimdi size gönderebiliyoruz. Bize yapılanlara tamam fakat hasta mahpuslara yapılanlar ölümle sonuçlanıyor. Hasta mahpusların sesini daha çok duyurun. Mahpusların sesini duyurmaya çalışanlar da hapislere atılıyor. Açlık grevindekiler için herkes duyarlı olsun.” diyor. Düşünün şöyle bir karikatürün cezaevinden çıkışı bir buçuk yıl bekletiliyor geciktiriliyor, çıkartılmamaya çalışılıyor. Türkiye’deki ifade özgürlüğü konusunda bu çarpıcı örneği ulusal ve uluslararası tüm yetkililere bildiriyorum. Sayın Nacho Sanchez Amor da bunu görsün. “Türkiye ülkenin yarısının terörist ilan edildiği bir ülkedir.” diyor Sayın Amor. Biz bunu biliyoruz. Kendisi de görmüş, anlamış. Ve ülkenin hali uluslararası platformlarda işte böyle bu kadar üzücü bir halde.

Mehmet Emin Vural Adana F Tipi Cezaevi’nden bize yazmış. “8 yıldır cezaevlerinde sağlık hakkı ihlaline uğruyorum. Doğuştan %61 engelliyim. Kalça ameliyatı olmak için ameliyat sıramı beklerken cezaevine girdim. 8 yıl boyunca ihmal edildim. Savsaklandım ve sonunda ameliyat edilemez hale geldi. İnfaz erteleme de vermiyorlar. Yürüyemiyorum, oturamıyorum. Ağrılar çekiyorum. Cezaevinde yaşamamanın uygun olmadığını söyleyen doktorlar rapor da vermiyor. İyice kötüleşiyorum. Sesimi duyun.” diyor.

Bakın şu mesele çok sıkıntılı. Mehmet Beyret bununla ilgili çok önemli sıkıntılı. Mehmet Beyret hasta bir mahpus ve buna rağmen cezaevinde oldukça sıkıntılı günler yaşıyor ve ona karşı yapılanlar çığırından çıkmış durumda. Mahpuslara neler yapılmıyor ki? Çıplak arama yapılıyor ve geçtiğimiz günlerde bakın Ceza Tevkifevleri Genel Müdür Yardımcısı Fatih Güngör BM’de İşkenceyi Önleme Komitesi toplantısında Türkiye’de işkence olmadığı ile ilgili savunma yaparken bir itirafta bulundu. Dedi ki; “2021’de çıplak aramaya son verdik. 2021’e kadar yapıyorduk.” dedi. Biz 2021’de bu konuyu gündeme getirdiğimizde çıplak arama yok diye herkes kıyamet koparıp beni “terörist şu bu” ilan etmişti. Şimdi utanmadan gitmişler İsviçre’de, Cenevre’de “2021’e kadar çıplak arama vardı.” diyorlar. Yani bu itiraf ama sonrasını doğru söylemiyorlar. 2021’den sonra da var çıplak arama. Utanç verici çıplak arama Türkiye’de devam ediyor. Sayın Nacho Sanchez Amor ve BM İşkenceyi Önleme Komitesi yetkilileri de bunu bilsin. Ceza Tevkifevleri Genel Müdür Yardımcısı size hakikatin yarısını söylüyor. Diğer yarısını örtmeye çalışıyor. Bunu da buradan bakanlık ve Ceza Tevkifevleri Genel Müdürlüğü bilsin. Hepimizin bildiği bir husustur. Yakından takip ediyoruz. Güneş balçıkla sıvanmaz Sayın Adalet Bakanlığı yetkilileri.

Turan Canpolat bakın yıllardır tahliye edilmiyor bu kişi. Elazığ Cezaevi’nde bir avukat Malatya’da avukatlık yapıyordu ve her türlü zorbalıkla her türlü yokuşa sürmeyle tahliye edilmiyor. Denetimli serbestliği, şartlı tahliyesi verilmiyor. Bihakkın cezasını doldurana kadar cezaevinde tutulmaya çalışılıyor. Çok büyük bir intikam ve zorbalıkla bu kişinin özgürlük hakkı gasp ediliyor. Bunu da söylemeliyiz. “Adaletin olmadığı, hukuksuz yargılamaların olduğu, binlerce insanın adalet diye haykırdığı bir dönemden geçiyoruz. Durum bu.” Kızı Leyla Canpolat da bu konu için büyük bir uğraş veriyor yıllardır. Avukat Turan Canpolat bize bir mektup göndermiş. Bakın onu da okuyayım size. Diyor ki; “Pişman ve terörist olduğunu kabul edersen özgürlüğüne kavuşursun demek işkence suçunu oluşturur. Çünkü insan onuruyla bağdaşmayan eylemlerle kişinin acı çekmesine yol açmak Türk Ceza Kanunu madde 94 demektir. İşkence insanlığa karşı suçtur. Özgürlüğümün bedeli ve karşılığı bile olsa terörist ilan ettiğiniz milyonların masum ve mazlum olduğunu, pişman olmadığımı bir hukuk insanı olarak tüm dünyaya haykırarak ilan ediyorum.” Avukat Turan Canpolat Elazığ 2 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde kalıyor.

Bir başka mektup bize çok mektup geliyor. Özetleyerek size aktarıyoruz sayfalarca mektupları. Ünsal Canboğa, Bolu F tipi kapalı Cezaevi’nden; “15 Temmuz gecesi emredilene uyan, hiç kimseye ateş açmamış, binada beklemiş bir astsubaydım. Ancak müebbet hapse mahkum edildim. Ne darbeciyim ne de bir örgüde mensubum. Bu kadar hukuksuz, ağır bir cezaya niye ses çıkarmıyor kimse? İki çocuğum 8 yıl boyunca büyüdü ve biz bu cezaevinde adalet bulamadık. Normalleşme bizim için yok mu? Niye kimse sesimizi duymuyor? Amirlerimin dediğine uydum ve bir suç işlemedim. Bu mu? Hayatı mı karartacak iş?” diye soruyor. Çok haklı bir soru. Kimse buna cevap veremiyor. Sayın Hulusi Akar’a ben geçtiğimiz günlerde Akın Öztürk’le ilgili bir soru sordum. Hala cevap vermedi ve ben hala bekliyorum Sayın Hulusi Akar, Akın Öztürk’ün darbeci olmadığını sizde aslında biliyorsunuz ama tüm safahatı sizde biliyorsunuz tüm HTS ve kamera kayıtlarını görüyorsunuz biliyorsunuz ama bu kişiyi darbenin bir numara ilan etmesine sesinizi çıkarmıyorsunuz elinizi vicdanınıza koyun! Yanlış bir iş yapıyorsunuz bu dünyanın bir de öte dünyası var. Yanlış işlerinize bir yanlış imza daha atmayın. Darbenin bir numarası ilan edilen bir insanın darbeci bile olmadığı apaçık ortada, tüm safahatiyle ortada ve buna rağmen herhangi bir cevap da vermiyorsunuz. Ben size tekrar soruyorum Sayın Hulusi Akar. Niye cevap vermiyorsunuz? Niye çok önemli teknik bilgilerle dolu konuşmama cevap veremiyorsunuz, vermiyorsunuz? Bunu da size tekrar soruyorum.

Halil Yakut Kırşehir Yüksek Güvenlikli Cezaevi’ndeydi. Bize mektupları sürekli geliyordu. En sonunda uğradığı haksızlık bitti. Açlık grevindeydi. Ne oldu biliyor musunuz? Tutuklu bir insanı yüksek güvenlikli cezaevinde çok kötü ve hukuksuz şartlarda ağırlaştırılmış müebbet mahpusların konulduğu bir hücreye koymuşlardı, tutuklu yargılaması yapılmamış bir insana büyük bir zulüm yapıyorlardı. Ve en sonunda bu kişi beraat etti. Düşünün yani. Siz ağırlaştırılmış müebbet mahpus muamelesi yapıyorsunuz tutuklu bir kişiye. Mahkemeye çıkıyor hiçbir delil yok dosyada beraat ediyor. Ya bu adam kaç aydır tutuklu, kaç aydır açlık grevinde. Yazık günah değil mi? Bunun hesabını kim verecek Sayın Adalet Bakanlığı? Sayın Yılmaz Tunç nedir bu skandal ya? Hiç elinizi vicdanınıza koymuyor musunuz? Bu büyük veballeri düşünmüyor musunuz? Yani bu insan aylarca adeta işkence çekti, aç suçsuz kaldı, yakınları perişan oldu, en sonunda “pardon” diyorsunuz. “Adam suçsuzmuş, beraat ettirdik.” O kadar özgürlüğünü kısıtla, açlık grevlerinde bir deri bir kemik kalsın. Olacak işler değil arkadaşlar.

Türkiye Uluslararası Adalet Divanı’na başvurmuyor ve mahkeme ile ilgili Türkiye’nin başvurusu 4 aydır hala gerçekleşemedi. Yani sizin bir bürokratınız yok mu kardeşim? Sayın Cüneyt Yüksel’e de soruyorum. Genel kurulda da sordum. Bu ne skandaldır? 4 aydır Mayıs’tan beri, bakın Ağustos’a geldik. Bir dosya hazırlayacağınızı söylüyorsunuz. Yani bir Türkiye Cumhuriyeti 4 aydır bir dosyaya müdahillik yani yeni bir dosyada hazırlamıyorsunuz. Bir dosyaya müdahillik yapıyorsunuz ve bunu beceremiyorsunuz. Ne var ne yok arkasında. Anlamak mümkün değil ve bir açıklama da yapılmıyor. Aslında 9-10 aydır bu başvurunun yapılması gerekiyordu. O zaten yapılmadı. En azından Güney Afrika’nın dosyasına destekçi olun dedik. Onu da yapamıyorlar. Yapmıyorlar mı? Anlamak mümkün değil. Sağda solda bol bol atıp tutmak kolay, atıp tutarsınız, yakıp yıkarsınız sözlerinizle. Ama fiili bir iş yapmazsınız. Biz bunu yıllardır biliyoruz. 2009’daki Gazze katliamından beri biliyoruz. Şu anda bile evrensel yargı ilkesine göre Netanyahu ve suç ortakları ile ilgili suç duyurularına Adalet Bakanlığı onay vermiyor ve halen Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne müdahillik başvurusu da yapılmıyor. Var mı cevabınız Sayın Cüneyt Yüksel? Buyurun cevabınızı alayım.

Kocaeli’de bitirilmeyen bir kent meydanı meselesi var arkadaşlar. Bu konuya tekrar dikkatinizi çekmek isterim. Bakın Kocaeli’de üstünden bir yıl geçti bitiş tarihi üzerinden ve hala bu konuda bir gelişme yok. Kent meydanı yapacaklardı Kocaeli’de, Perşembe pazarı mevkiine berbat edip bıraktılar, müteahhitler kaçtı. Yüzlerine gözlerine bulaştırdılar. Hala Kocaeli’de kent meydanı açılmış değil. Böyle bazen açılış yapıyorlar ala-i bala ile. Sanki büyük, müthiş bir açılış yapmışlar. Hepsinde de yaptıkları bu açılışlar 4-5 yıl gecikmiş açılışlar. Yani biz hallerini de biliyoruz. Allah’a şükür yakından takip edip halkı kandırmaların önüne geçiyoruz.

Geçtiğimiz gün Kocaeli Valiliği’nin önünde de açıklama yaptım. Meclis Genel Kurulu’nda da bu konuya değindim. Kocaeli’nde çok büyük bir yolsuzluk var. MESEM ve Ustalık Telafi Programı’nda 1 milyar liraya yakın bir yolsuzluk var. Zaten bunu idare de kabul etmiş durumda. İddialar çok ciddi ve proje durdurulmuş durumda. Fakat adli bir soruşturma yok. Valilik önünde açıklama yaptık ve valilikten açıklama bekliyoruz. Değerli arkadaşlar bunlar önemli hususlar. Biz kendi adımıza sormuyoruz, millet adına soruyoruz ve bu konuda bir açıklama bekliyoruz.

Derince Liman Yolu projesini yerinde inceledik. Gördüğünüz gibi Derince Liman Uolu çok gecikiyor. Her gün trafik kazaları bu yüzden oluyor ve ihale iptal edilmiş. Ne yapacakları belli değil. Her şeyde olduğu gibi yine yüzüne gözüne bulaştırdı Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, Kocaeli Valiliği. Bütün bunlardan bir hesap verin diyoruz. Derince Liman yolu Projesi güzel bir proje olacaktı. Oradan TEM’e bağlantı olacaktı. Fakat gece kondu gibi bir görüntü var şu anda D-100’de. Çok kötü bir görüntü. Her an yeni trafik kazaları da olabilir fakat bu işi berbat edip bırakmış bir halde olduklarını görüyoruz.

Derince Tren İstasyonunun yenisi yapılacaktı. Neredeyse beş yıldır yapılamıyor. Bölgeye gittik bir açıklama yaptık. laştırma Bakanlığı ve Kocaeli Valiliğinden yine bir açıklama bekliyorum. Bu ne haldir? Yani şu hale bakın. Memleketin parası, malı, mülkü böyle yağma talan ediliyor. İşler yapılmıyor, bekletiliyor. Ben bir milletvekili olarak bölgeye gittim ve Derince Yeni Tren İstasyonu niye yapılmıyor? bu konuda bir açıklama yapılsın diye bekliyorum.

Bakırköy Kadın Cezaevi’ni ziyaret ettik ve oradaki ihlallerle ilgili bakanlığa birtakım bildirimlerde bulunduk. Bakırköy Kadın Cezaevi’nde gözlem kurulu, sağlık sorunları, açık görüşle ilgili sorunlar konusunda gelişme olması lazım. Açık görüşler 1,5 saatken 35 dakika uygulanıyor. 1400 kişilik çok kalabalık bir hapishanede kadın hapishanesi olmasına rağmen tek bir pratisyen doktor var. Revire başvurular ve sevkler çok gecikiyor ve gözlem kurulu da uyduruk hücre cezaları vererek insanların infazını yakıyor. Bunlar korkunç işler arkadaşlar. Kabul edilecek işler değil maalesef.

Hatice Kahraman; “Eşimin cezası onandı ben ne yapacağım?” diye düşünürken beyin kanaması geçirmiş. KHK mağduru karı koca bir kişiymiş. “Benim de cezam onanırsa ne yaparım!” kaygısıyla maalesef o da hayatını kaybetmiş. Her gün her gün bu olaylar yaşanıyor.

Bilmediği bir işi yaparken hayatını kaybeden bir kişi Osmaniye’de polis memuruyken KHK ile ihraç edilip yabancı olduğu bir işte çalışmak zorunda kalan Harun Ak ekmek fırınında yük asansörüne sıkışmış. Allah rahmet eylesin diyoruz. Bu kırım, bu soykırım devam ediyor ve insanlar perişan bir halde değerli arkadaşlar.

Sayın Ümit Özlale bir tweet atmış. Çok vicdanlı bir tweet bu. Nedir mesele? Bakın hayvan katliamı yasası konuşulurken biz bir konuşma yaptık. O konuşmada ben barınaklarda bir hayvanın nasıl öldürüldüğünü bir barınak görevlisinin dilinden okudum orada genel kurulda kürsüde. Herkesin vicdanı sızladı. Kimisi ağlayarak dinledi bu konuşmayı milletvekilleri çok üzüldüler. Vicdanlı insanlar üzülür tabii ki ve fakat AK Parti sıralarında bakın çok üzücü görüntüler oldu. Biz bu denli dramatik bir hadiseyi anlatırken AK Partili vekiller gülüyorlardı. Yazıklar olsun onlara. Hasan Çilez isimli vekil ve diğer orada yanında bulunan vekiller kahkahalarla gülüyorlardı. Yazıklar olsun diyorum. Hayvanların hapsedilmesi ve katledilmesine yol açacak bir yasa da barınakta bir hayvana nasıl ötenazi yapılıp öldürüldüğünü o okurken gülebilen insanlara çok üzülüyorum gerçekten insani açıdan çok üzücü bir durum bu. Buna da Sayın Ümit Özlale çok net bir şekilde eleştirmiş. Bu durumun kabul edilemez olduğunu söylemiş sağ olsun.

Atakan Fahrettinoğlu Sincan 2 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden bize yazmış. Diyor ki: “Bana yapılan adaletsizliğe karşı eyleme başladım. Engelliyim ama ilaçlarımı da kullanmıyorum. Sevklere gitmiyorum. Telefona çıkmıyorum. Ailemle görüşmüyorum. Ziyarete çıkmıyorum. Bunlardan sesimi duymayan herkes sorumludur. Tek talebim adalettir”

Döşemealtı S Tipi Kapalı Cezaevi’nden Enez Adlım yazmış. “30 yılı aşkındır cezaevinde yatan mahpuslar tahliye edilmek istenmiyor. Kurul süresi 6 aya atılıyor. “Pişman olmamışsın. Çıkınca katılacaksın. Toplumla uyuşmaya hazır değilsin.” gibi. Gerekçelerle tahliyeler verilmiyor. Sohbet, kurs, atölye, sinema, kütüphane etkinlikleri verilmiyor. Açık görüşlerimizin süresi kısılıyor. Provokatif yaklaşımlar var ve hastane sevklerimiz engelleniyor. 9 aydır diş tedavisine gidemiyorum.” Bakın hal bu ve biz milletvekiliyiz. Mahpusların iddiaları vardır onları gündem ederiz. Doğrudur yanlıştır. Ayrı konu. Fakat önemli oranda doğru olduğu da ortaya çıkıyor. Bunu bürokratların, bakanlığın dinlemesi ve çözüm bulması lazım. Biz bir taraf değiliz her kesimden her suç ithamı grubundan insan bize başvurur ve onların burada iddia ettikleri mağduriyetlerini gündeme getiririz.

Patnos L Tipi Kapalı Cezaevi’nden Adem Er bize mektup göndermiş. “14 yıldır cezaevindeyim. 4’te 3’ü infaz edildi. Tahliyem önünde bir yasal engel yok. Fakat 3 aylık sürelerle 3 defadır erteleniyor. Gerekçeler hukuksuz. Tekrar yargılama yapılıyor. Baskı yapmazsak bizi daha çok burada tutacaklar.” diyor.

Ali Alnabhan, Kayseri 2 Nolu Kapalı Cezaevi’nden bize yazmış; “Adil yargılanmadım. Beraat beklerken ağırlaştırılmış müebbet aldım. Haksızlığa uğradım. Tekrar yargılanma talebim reddedildi. Açlık grevindeyim.” diyor.

Aytaç Ünsal Edirne F Tipi Cezaevi’nden yazmış; “Her katliamın üzerine Filistin halkının ağzından aynı cümleler dökülüyor. Hasbunallahu ve ni’mel vekil. Bu sadece bir dini inanç değil. Bu halkın var olanı kabul edişi ve olması gerekeni değiştirme iradesidir. “Biz buradayız. Bu gerçekliği kabul ediyoruz. İnsanlarımız ve topraklarımız için bu acıları yaşamaktan da onur duyuyoruz.” diyorlar. Avukat Ebru Timtik’in doğum günü aynı zamanda adil yargılanma hakkı olan 14 Haziran’a geldiğimizde Filistin halkını çok iyi anlıyoruz. Onların dediklerini biz de buradan tekrar ediyoruz. Onlar ölümü arzulayan insanları ne durdurabilir.” diyor.

Ayten Öztürk, Kandıra 1 No’lu F Tipi Cezaevinden yazmış bize; “2018’de gizli bir işkence merkezinde 6 ay işkenceye uğradım. Bunun hesabı ortaya çıkmadan bir komplo ile tutuklandım ve hapse atıldım. Oysa evimde elektronik kelepçe ile tutuluyordum ve yüksek güvenlikle izleniyordum. Benim bu saldırıyla ne alakam olabilir? Hiçbir delil yok fakat bizi hapse attılar. Boyun eğmeyeceğim.” diyor.

Cemil Çetin, Kırıkkale F Tipi Cezaevi’nden bize yazmış; “Depremzedeyim, iki çocuk babasıyım, Kırıkkale’deyim fakat depremzede ailem Hatay’da ve 6 Şubat depreminden bu yana altı 16 ayda sadece bir defa çocuklarımı görebildim. Anneleri de mahpus, çocuklara kayınvaliden bakıyor, çok zor durumdayız.” düşünün bir kez görmüş çocuklarını. “Annem de iki hafta önce vefat etti. Annesiz babası olan evlatlarımı görmeyi çok istiyorum. Sevk talebimi bakanlık karşılamalı çok zor durumdayım.” diyor. Adalet Bakanlığı’na da buradan bu çok insani dramı iletiyoruz.

Deniz Aldemir Van Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden bize yazmış; “Hiçbir şeyin HAKK’ın hakkından âli olmadığını bilerek, kadere saygı ve rıza ile zulmü satırlara döküp kayda geçirmek. Elleriyle yaptıkları zulmün hasadını kaldıranların, hasat mevsiminin yaz sonu olduğunu bildiklerini ümit ederek. Dünyanın her yerinde güz çok çabuk geçer, kış çok tez gelir, biliyoruz değil mi?” Ne yaparsan yap pişman olacağın işi yapma…” diye bize cümlelerle mektup yazmış.

Dorşin Gök 2.5 yıldan fazladır hapiste ve haksız hukuksuz hapiste, “İnsan öldürdün” diye hapiste ama tek bir delil yok. Yine de hapiste. Tutuksuz da yargılanmıyor ve tutuklu yargılanıyor. Hakkı hukuku çok ağır bir şekilde çiğneniyor. Dorşin Gök Bünyan Kadın Cezaevi’nden bize yazmış; “Benimle hiç ilgisi olmayan delillerin benimle alakası olmadığı netleşmiş bir davada iki yıldır içerideyim ve iki kez ağırlaştırılmış ceza söz konusu. Cinayet ile hiç alakam yok, hiçbir delil yok fakat mahkeme acımasızca ceza istiyor. Büyük adaletsizlik içerisindeyim sesimi duyun.” diyor.

Elif Ersoy Manavgat S Tipi Kapalı Hapishanesi’nden yazmış. Diyor ki; “10 dakikalık telefon konuşması yapacaktık. Sürekli hat düştü. 2 dakika görüşebildim. 8 dakikalık hakkım varken telefon görüş yasağı geldi ve tamamen yakınlarımla iletişimsiz hale düştüm. Açık görüş tarihini bile aileme veremedim. Boşu boşuna 4 aydır tutukluyuz. Bir de bunları yaşıyoruz. Tesadüf üzeri bulunduğumuz bir yerden dolayı tutuklandık. Her ihlali yaşıyoruz.” diyor.

Bakın 9. yargı paketi mecliste görüşülecekti ve çok büyük beklenti vardı. Fakat büyük bir hayal kırıklığı oluşturdu. İçinin bomboş olduğunu gördük. Bundan sonra Ekim’e ertelendi zaten bir anlamı da yok şimdi görüşülse Ekim’de de görüşülse ne anlamı var çünkü içi bomboş mahpuslara adalet yok ama bütün bu hayal kırıklıklarından sonra cezaevlerinde mahpus intiharlarında bir önemli artış var. Çok ciddi bir olay Sayın Bakan Yılmaz Tunç haberiniz var mı? Her gün mahpuslar intihar ediyor. Nerede? Bakın Çorum L ve Sincan Açık’ta iki mahpus intihar etti geçtiğimiz günlerde. Bugünlerde de Vezirköprü cezaevinden bir intihar haberi geliyor. Bu konuda bir açıklama yapmanızı bekliyoruz. Bakın hemen her gün intiharlar oluyor. Çok büyük sıkıntılar var. İnsanlar ya intihar ediyor ya firar ediyor. Bu olacak bir şey değil. Korkunç durumlar için bir açıklama yapmanızı istiyoruz.

KHK zulmü devam ediyor arkadaşlar. Bütün zorbalığıyla devam ediyor bu zulüm. Evrakları da var bizde. İrtibat, iltisak diyerek KHK’lıları bağımsız denetçi de yapmıyorlar. 15 Haziran 2024’te çıkanbir yönetmelik var keyfi kararlarla KHK soykırımına devam ediyorlar. İşte irtibat iltisak varsa diyor. Nedir bu irtibat iltisak? Uyduruktan birisine “Sen teröristsin sanırım.” diyorsunuz ve onun elindeki tüm yetkileri alıyorsunuz. Size de yapılır arkadaşlar. Yani başkasına yapılıyor bana ne demeyin. Yarın öbür gün size de yapılır. “Ya senin terörist olduğunu düşünüyorum.” Sonra? “Ya senin elindeki tüm yıllarca uğraşıp aldığın belgeleri diplomalara iptal ediyorum.” Düşünebiliyor musunuz? Size yapılsa bunu kabul eder misiniz? İnsanlara empati yapmalarını, vicdanlarını harekete geçirmeye zorlamalarını istiyorum.

İsrail gördüğünüz gibi korkunç katliamlarına devam ediyor. Hastane vuruyor, savaş suçu işliyor. Uluslararası Ceza Mahkemesi Netanyahu’nun tutuklanması gerektiğini söylüyor. Netanyahu bunu umursamayıp ABD’ye gidiyor ve kendisini kongre üyeleri 58 kez ayakta alkışlıyor. Yazıklar olsun onlara diyorum.

Bakın şu da önemli bir görüntü. İnsanlık tarihi adına burada anmam lazım. Marmaray Sirkeci durağında yere bebek kefenleri koyularak İsrail’in saldırdığı Gazze için farkındalık protestosu gerçekleştirilmiş. Bunu yapanların eline sağlık çünkü vahşi İsrail’i tüm medeni insanlar eleştirmeli, lanetlemeli. Bu da çok önemli bir husus değerli arkadaşlar.

Halen bize bir cevap gelmiyor. Bakın arkadaşlar bu Meclis’te büyük bir skandal yaşandı geçtiğimiz hafta. Ne oldu? Ben ve Deva Partisi vekilleri Sayın Burak Dalgın ve Mehmet Emin Ekmen Dışişleri Komisyonu’na gittik bir milletvekili olarak hakkımız. Hakan Fidan Dışişleri Bakanı olarak bir sunum yapacaktı. Biz de sunumu beklerken bize bir tebliğ yapıldı. “İşte kapalı oturum yapacağız. Kapalı oturumda da komisyon üyesi olmayanlar çıkmalı.” Bu olacak bir şey değil. Dışarıda açıklama da yaptık. Biz bir müddet içeride bunun bir hukuksuzluk olduğunu, milletin ve milletvekilinin hakkını çiğnemek olduğunu söyledik. Fakat Başkan Fuat Oktay direndi ve Meclis tarihine geçecek bu utanca imza attı. Yazıklar olsun diyorum. Yazıklar olsun. Siz bir Dışişleri Komisyonu Başkanı olacaksınız ve milletvekilinin hakkını korumak yerine çiğneyeceksiniz. Milletin hakkını çiğneyeceksiniz. Bu meclisin duvarlarında “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” diyor ama siz milletin temsilcisini bir komisyondan uyduruk gerekçelerle güya işte İÇ Tüzük madde 32 diyerek ki orada da inisiyatif kullanarak milletvekillerini içeride tutabilirsiniz. Bürokratları içeride tutmak, milletvekillerini dışarı davet etmek suretiyle Meclis tarihinin en utanç verici işlerinden birine imza attınız. Sayın Numan Kurtulmuş. Neredesin? Kaç gündür senden açıklama bekliyoruz bu rezalet için. Mensubu bulunduğun partinin vekili Fuat Oktay’ın Başkanı olduğu Dışişleri Komisyonu’nda yaşanan bu skandal için bir açıklama yapmayacak mısın Sayın Numan Kurtulmuş? Sayın Genel Sekreteri de arıyorum. Talip Bey’i de arıyorum. “Sayın Numan Kurtulmuş bir açıklama yapacak.” diyor. Kaç gündür diyor. Siz işi beklemeye alarak unutturmaya mı çalışıyorsunuz? Size buradan soruyorum Sayın Numan Kurtulmuş. Milletvekilinin hakkının çiğnenmesi ayaklar altına alınması, milletin hakkının çiğnenmesi sizi hiç ilgilendirmiyor mu Sayın Numan Kurtulmuş? Yani Fuat Oktay büyük bir hataya usulsüzlüğe imza attı. Siz de mi buna susacaksınız? Onay vereceksiniz. Komisyon başkanlarını denetleyen siz değil misiniz Sayın Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş? Bu nasıl bir skandaldır? Ben sizden cevap bekliyorum. Bu cevabı alana kadar da bu soruyu sormaya devam edeceğim. Bakın “Cevap vermeyelim Gergerlioğlu unutsun.” Diyemezsiniz demeyin. Zarara çıkarsınız. Ben size söyleyeyim sayın Numan Kurtuluş.

Geçtiğimiz günler önemli bir şey oldu. Ankara 7. Sulh Ceza Hakimliği tarafından verilen 22 Temmuz’lu bir kararla bizim bu kürsüde okuduğumuz bir metin hakkında eski Ankara Cumhuriyet Başsavcısı yeni Yargıtay üyesi Yüksel Kocaman bir erişim engeli getirmiş. Maşallah yani herkes kendisi hakkındaki bazı  ifadelere erişim engeli getirilmesini istiyor ama başaramıyor. Nedense Yüksel Kocaman takır takır böyle bunu başarıyor. Erişim engeli getiriyor her şeye. Biz bu erişim engeli getirilen metinleri bu sefer Genel Kurul’da okuduk ve dedik ki; “Hadi bakalım Yüksel Kocaman bunlara da erişim engeli getir.” Şimdi onun peşindedir Allah bilir. Fakat genel kurulda okundu bunlar ve meclis kayıtlarına, tutanaklarına da geçti. Şimdi bakın böyle gerçekleri örtbas etmeye çalışarak bir yere varamazsınız. Milletvekili bir konuyu gündeme getiriyorsa önemlidir. Şimdi bundan sonra bir önemli husus daha oldu. Bu konuda mağdur olduğunu söyleyen Muhammed Sağ isimli kişi bizi aradı ve şu gördüğünüz bakın birçok belgeyle kendisine haksızlık yapıldığı noktasında beyanda bulundu. Ben kişiyi tanımam bilmem ama kendisinin isminin anıldığı bir meseleden dolayı bizi aradı ve şunları söyledi. Burada bir sürü belge var bakın. Ayhan Bora Kaplan Çetesi’nin yaptıklarının görmezden gelindiğini, bu çetenin kendisini Antalya’da darp etmesi karşısında Kasım 2021’de verdiği dilekçenin örtbas edildiğini, savcıların böyle işler yaptığını beyan ediyor. Bütün belgeler burada. Ayhan Bora Kaplan’ın kendisini sürekli aradığıyla ilgili belgeler de burada. Yaptığı suç duyuruları burada fakat sonunda ne oluyor? Hiçbir savcı harekete geçmiyor ve en sonunda bakıyorsunuz kendisi gidiyor Ankara’da Emniyet Müdürlüğü’ne tekrar başvuru yapacak. Korkunç bir şey oluyor Emniyet Müdürlüğü’nde. Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde Ayhan Bora Kaplan ve adamları onu karşılıyor. Düşünün yani emniyetli, güvenli yer diye Ankara Emniyet Müdürlüğü’n gidiyorsunuz orada mafyacı diye bilinen bir adam ve adamları sizi karşılıyor, sizi darp ediyor, kaçırıyor. Emniyet Müdürlüğü’nün güvenlikli kapılarından rahatça geçip giderek sizi bir yerlere götürüyor. Korkunç bir şey bu ve siz bununla ilgili de suç duyurusunda bulunmak istiyorsunuz. Fakat sizi tehdit ediyor ve ardından kişi yurt dışına kaçıyor ve yurt dışındayken evine silahlı kişiler baskın yapıyor. Video görüntüleri de var bakın buralarda. İsteyene gösteririz ve “Eşine söyle sussun.” deniliyor. Muhammed Sağ’ın evinin kapısında video görüntüleri de var. Bununla tekrar savcılığa müracaat ediliyor. “Bizi böyle birileri tehdit ediyor.” diye. Savcı tekrar takipsizlik kararı veriyor. Maşallah yani neler neler oluyor savcılar takipsizlik kararı veriyor. Arkadaşlar şu memleketin haline bak. Şu dosyalar ile bize başvurmuş, bir sürü bilgi belgelerle bize başvurmuş bir kişi bunları anlatıyor. Bir sürü skandal hadise var ve kimse harekete geçmiyor. Bu harekete geçmeme ile ilgili sıkıntıları gündeme getiriyoruz.

Ayhan Bora Kaplan’ın Yüksel Kocaman’ın evini döşettiği, araba aldığı villasını döşettiği yönünde çok önemli iddiaları var. Bunlar tutanaklara geçmiş, mahkeme kayıtlarına geçmiş fakat bu kayıtlara geçmiş ifadeleri biz burada gündeme deyince anında erişim engeli getiriliyor. Evet bunlar çok önemli iddialar ve bu konunun araştırılması gerekiyor. Yargının bir sonuca varması lazım. Biz milletvekili olarak da söylenemeyenleri söyleme makamındayız. Bu yüzden bize dokunulmazlık verilmiş ve biz bunları bu yüzden söylemek zorundayız arkadaşlar. Birileri güçle bu dosyaları kapattırıyorsa erişim engeli getiriyorsa bunu millet adına kabul etmiyoruz.

Kaç gündür büyük bir sıkıntı var. Kürtçe’nin, Kürt halkı tarafından kullanılması, görülmesi trafik levhalarında kullanılması istenmiyor. Birçok ilimizde oldu. Belediye, insanlar trafik kurallarına daha iyi uysun diye Kürtçe yazıyla uyarıyı yapıyor. Valilik anında siliyor bunu. Büyükşehir tekrar yazıyor. Tekrar siliniyor. Böyle bir kısır döngü var. Yani ülkede bir sürü İngilizce levha var. Fakat bunlara kimse bir şey demiyor. Kürtçe bir yere bir yazı yazdığınızda kıyamet kopuyor. İşte neden Kürt sorunun ortaya çıktı o apaçık ortada! Kürtçe’ye yapılanlardan dolayı Kürt sorunu ortaya çıkmış durumda. Kürt halkı da bunu AK Partili’si, DEM Partili’si kabul etmiyor. Kürde ve Kürtçe’ye yapılan bu zulümler bitmeli. Bakın bununla ilgili çok başvuru alıyoruz. Çok üzücü görüntüler var. Milletiyle kavga eden bir devlet olamaz arkadaşlar. Belediye Kürtçe bir yazı yazmış. Polisin göz yummasıyla bir genç gelmiş. Ne yazmış? O Kürtçeyi silip “Türkiye Türktür Türk kalacak.” Ne kadar çocukça işler koca koca valilikler buna göz yumuyor. Veyahut da işte bakıyorsunuz yere yazılan Kürtçe uyarı yazısı siliniyor. Bütün vatandaşlar isyan ediyor. Poliste el mecbur amirleri emretti diye siliyor ve bu görüntüler tarihe geçiyor. Çok üzücü, utanç verici görüntüler. Yani bunlar kendi elleriyle oluşturdukları Kürt sorununu büyütmeye çalışıyorlar. Başka bir şey değil ve aynı zamanda halaydan da rahatsız oldukları ortaya çıkıyor. Aslında halay sırasında söylenen sözler mazeret gösteriliyor fakat bunların da ifade özgürlüğü olduğu apaçık ortada ve Kürtlerin kültürü örfü adeti olan halaylar engellenmeye çalışılıyor. Buna karşı insanlar halay çekiyor. Biz de halay çektik, çekeriz. Tüm Kürt halkı da halay çeker. Kimse engelleyemez. İnadına halay, inadına özgürlük diyoruz halayı engellemeye çalışanlara.

Jahreyn lakaplı Ahmet Sonuç’a geçmiş olsun diyorum. Bir açtığımız davada ceza yedi. Tabi ceza yer. Ona buna hakaret ederse, ceza yersin. Yani bir daha böyle kelimeler kullanmaman konusunda yargı sana bir uyarıda bulunmuş. Bunu dinle ve böyle çirkin kelimeler kullanma bak cezalandırılıyorsun. Bir sürü para ödedin ödeyeceksin. Daha da ödeyeceksin. Halin bu. Bir insan bu tür çirkin kelimelerle cezalandırılıyorsa kendisi için büyük bir utançtır ama belli ki buna razı ve bunu talep ediyor.

Markao Kocaelispor’a gelmiş ünlü bir futbolcu. Kocaelispor adına da bunu sevinçle karşılıyoruz. Umarız Kocaelispor’un başarısı için bir önemli desteği olur.

TTB Aile Hekimliği üyeleri bizi ziyaret etti. Aile hekimlerinin sıkıntılarını gündeme getirdi. Hepsini not aldık ve bunları gündem edeceğiz değerli arkadaşlar.

KHK zulmü ile ilgili çok üzücü durumlar var. Bakın yine bir intihar. Ahmet Kılıçtaş, İzmir Ödemiş’te Başçavuş iken ihraç edilen KHK’lı bir kişi. Ekonomik sıkıntılar, işinden eşinden ayrılma ve büyük bir sıkıntı yaşaması sonucu maalesef intihar etti. Bir çocuğu da olan bir insan. KHK zulmü işte bu tür intiharlara, dramlara neden oluyor. Hala duymak bilmek istemiyorlar.

Bitmedi bakın bir polis memuru ihraç edildikten sonra bilmediği bir işi yaparken bir trafik kazası sonucu Hasan Özduran Adana’da hayatını kaybediyor. Beton mikseri kullanma konusunda çok usta olmadığı için bir kaza geçiriyor ve hayatını kaybediyor. Bitmiyor.

Her gün her gün bu kendi işi olmayan, işlerde çalışırken hayatını kaybeden insanların dramlarını görüyoruz. Kütahya’da. KHK’lı memur Ramazan Korkut İşkur’dan ihraç edilmiş. Hakkında takipsizlik kararı da var. Fakat sonra birçok gayret ediyor, döndürülmüyor. İhraçtan sonra inşaatta nöbet tutmuş, çocuk parkında çalışmış, dağda çapa yapmış. En son Kütahya’da ağır cam sanayinde çamurun içinde çalışıyormuş. Mesai çıkışı canından olmuş. Neden bekletiyorsunuz bu dosyaları diye soruyoruz arkadaşlar! Büyük vebaldir. Yani bu dünyada bu işin içinden kurtulabilirsin ama bir de işin öte dünyası var. Allah-u Teala’nın zerre miktarı kötülükten hesap soracağı bir gün var. Bunu da kimse unutmasın diyoruz değerli arkadaşlar.

Cemal Kaşıkçı çok önemli hak ihlali olduğu için her hafta bunları beyan ediyoruz. Suudi Arabistanlı bir gazeteci Suudi Arabistan İstanbul Konsolosluğu’nda yok edildi bakın. Dirisi ölüsü bulunmadı. Erdoğan demediği lafları bırakmadı. Sonuçta ne oldu? Bütün bu lafları yuttu. Dosyayı Suudi Arabistan’a verdi. Bu kabul edilecek bir durum değil değerli arkadaşlar.

Osman Kavala, büyük bir zulüm görüyor. Büyük bir haksızlık. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarına rağmen cezaevinde tutulmaya devam ediliyor. Bu zorbalığı, bu zulmü kabul etmiyoruz. Bir an evvel tahliyesini bekliyoruz.

Şerif Mesutoğlu işlemediği bir cinayetten ağırlaştırılmış müebbete çarptırıldı. Ülkedeki adaletin ne kadar adaletsiz olduğuna dair çarpıcı bir örnek kabul etmiyoruz. Bu gerçek, adalet önünde suçsuz olduğunun ortaya çıktığı güne kadar biz bu konuları gündem etmeye devam edeceğiz.

Selçuk Kozağaçlı çok değerli, nitelikli bir hukukçu. Bütün bunlara rağmen sahip çıktığı mağdurlar, mazlumlardan dolayı cezalandırıldı, zindanlara atıldı. Bunu çok iyi biliyoruz. Çağdaş Hukukçular Derneği Genel Başkanlığı yaptı, yapıyor şu anda da ve çok önemli bir sivil toplum aktivisti.

Emine Şenyaşar, Sevinç Çakır seslerini Adalet Bakanlığı’na, tüm kamuoyuna, yetkililere duyurmaya çalışan kişiler ve bu kişilerin seslerini biz daha yüksek bir şekilde duyurmaya devam edeceğiz.

Gabonlu Dina sesini duyurmaya devam edeceğiz çünkü zulmen öldü ve onunla ilgili şüpheliler çok gecikmeli tutuklandı. Belki deliller karartıldı ve bu yüzden bu davayı özel takip ediyoruz.

Yusuf Bilge Tunç, bakın Ağustos ayına geldik. 6 Ağustos 2019’da bu kişi kaçırıldı. Aradan 5 yıl geçmiş. Ne ölüsü var ne dirisi var. Bu kişiyi kaçırıp ne yaptılar, nasıl bir işkenceli sorguda sorguladılar bilmiyoruz ve bu kişi yok oldu yani. Ne ölüsü var ne dirisi var. Korkunç bir durum. 5 yıldır Türkiye Cumhuriyeti bir açıklama yapmıyor. Bir vatandaşı kaçırıldı ve yok edildi. Bununla ilgili tüm yetkililere soruyoruz. MİT’e soruyoruz, İçişleri Bakanlığı’na soruyoruz. Saraya, her yere soruyoruz. Kimse açıklama yapmıyor ama gerçeklerin apaçık ortaya çıkacağı günde bu cevap vermeyenler ne yapacak onu bilemiyoruz.

Böyle zorla kaçırılıp kaybedilen kişilerden iki kişi sonunda ortaya çıktı. Yasin Ugan ve Gökhan Türkmen de uzun süre, aylarca kaçırılmışlardı. Onlar en sonunda Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde ortaya çıktılar ve daha sonra Sincan Cezaevi’ne kondular ama Yusuf Bilge Tunç onlar kadar şanslı değildi.

Gülistan Doku Dersim’de büyük ihtimal bir şekilde öldü veya öldürüldü bilemiyoruz çünkü ne ölüsü ne dirisi bulundu. Onun da adalet mücadelesini ailesiyle birlikte biz de devam ettiriyoruz. Mecliste gündem ettim, ediyorum, edeceğim çünkü bu konudaki dosyanın kapatılması kabul edeceğimiz bir hadise değil.

Hürmüz Diril ve Şimoni Diril çiftinin dramını anlatıyorum. Kendileri zorla kaçırılıp kaybedildiler. Şimoni Diril’in cesedi bulundu. Hürmüz Diril ise hala ne ölüsünden ne dirisinden haber alınamayan bir insan. Davası da türlü şaibelerle devam ediyor. Bir an evvel tüm bu zorla kaçırılıp kaybedilenlerin akıbetinin ortaya çıkmasını Türkiye Cumhuriyeti’nden bekliyorum.”

Yorumlar