14 Kasım 2024

Gergerlioğlu: “Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi, Türkiye hakkında önemli bir rapor yayınladı 7 Kasım tarihinde. Son derece önemli bir rapor ve bu rapor Türkiye’nin uygulamalarına dair önemli eleştiriler getiriyor.

Biz, iktidarın uygulamalarını eleştirdiğimizde bize “Ya muhalefetsiniz işte bizi beğenmiyorsunuz o yüzden eleştiriyorsunuz fesatlık yapıyorsunuz.” deniliyor. Bağımsız tarafsız bir kuruluş olan Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi Türkiye ile ilgili ayrıntılı araştırmalar yaptı.

Sivil toplum kuruluşları, insan hakları kuruluşları çeşitli STK’lar Birleşmiş Milletler’e raporlar sundu ve 7 Kasım’da Birleşmiş Milletler Türkiye iktidarına; “Gel bakalım bu iddialar karşısında neler söyleyeceksin?” dedi ve Adalet Bakanlığı yetkilileri orada güya savunma yaptı. Savunma yaptıkları da nedir arkadaşlar? Ellerine bir kağıt tutuşturulmuş, Adalet Bakanlığı yetkilileri o kağıtları okudu. Başka bir şey yapmadılar. Ne yapabilirler ki? Ülkenin hali felaket ve Adalet Bakanlığı yetkilileri de orada kağıt okumakla meşgul oldular. Oldukça ağır eleştiriler geldi İnsan Hakları Komitesi tarafından Türkiye’ye.

Komite Türkiye’nin 27. maddeye koyduğu çekince ve komite tavsiyelerinin uygulanmasına yönelik tedbirlerin eksikliğine vurgu yaptı ve bundan endişe duyduğunu söyledi. Komite özellikle Ohal döneminde yürütmenin yasama ve yargı üzerindeki ağır baskısından endişe duyduğunu, onu boyunduruğu altına aldığını bahsetti ve bu konuda önemli eleştiriler yaptı. “Bu konuda mevzuatınızı gözden geçirin.” dedi.

“2017’de Ohal sırasında anayasada yapılan değişiklikler parlamento ve yargıyı çok güçsüz hale getirdi.” dedi. Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu diye. Devletin bir insan hakları kurumu var. Yürütme yetkilileri insan hakları ihlali yapsın, bir başka yürütme yetkilileri bu ihlalleri raporlasın. Olur mu böyle bir şey arkadaşlar? Tabi ki kendi safındakini kayıracak. Böyle de yapıyor.

TİHEK çok ağır hak ihlallerini görmüyor. Uyduruktan raporlar hazırlıyor ve Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi TİHEK’i de eleştirdi ve “Kurul üyelerinin çeşitlilik göstermediği yöndeki raporlardan endişe duyduğunu söyledi. Ulusal İnsan Hakları Kurumları Küresel İttifakı’nın tavsiyelerini derhal uygulamalıdır.” dedi. Demek ki TİHEK doğru düzgün bir işe yaramıyor. Ne yapıyorlar? Çay kahve içiyorlar sanırım çoğunlukla. Sanırım devlet kurumları arasındaki en rahat memurluğu yapıyorlar çünkü doğru düzgün bir iş yaptıkları yok. İnsan hakları ihlallerini sümenaltı etmekle meşguller. Olay bu. Birleşmiş Milletler’de bunu yakalamış ve eleştirmiş.

LGBT+, bireyler, engelliler, Kürt toplumu azınlıklar başta olmak üzere sözleşme kapsamındaki tüm ayrımcılıklara karşı önemli eleştiriler getirmiş “Ayrımcılık yapmayın.” demiş Türkiye’ye. Kürt toplumuna yönelik ayrımcı ve ırkçı saikli şiddet raporlarından endişe duyuyoruz demiş.

Ohal sırasındaki ihlallere değinmiş. Önemli bir rapor bu Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi’nin raporları önemli raporlar ayrıntılı bir şekilde inceliyoruz, bilimsel raporlar yıllar içinde hazırlanmış raporlar bunlar. “Sözleşmenin 4. maddesinde belirtilen hususlara uymuyorsunuz, uyun.” diyor. Ceza hukukunda kanunilik ilkesi gibi askıya alınamayacak sözleşme hakları iptal edildi diyor. Bakın kanunilik ilkesini çiğnediniz diyor Birleşmiş Milletler.

“Terörle mücadele tedbirlerinin uygulanabililirliğini belirlemek için yeterli kriterler adil yargılama güvencelerinin eksikliğinden rahatsız olmaktadır. Adil yargılamıyorsunuz insanları.” Diyor. Bir terör örgütüyle bağlantıyı neyin oluşturduğunun net bir şekilde tanımlanmadığı bakımından ceza hukukunda kanunilik ilkesini askıya aldınız.” diyor. Olağanüstü hal bağlamında insan haklarını kısıtlayan her türlü tedbirinin istisnai, geçici, ayrımcı olmayan, ayrıntılı ve kesinlikle gerekli olmasını ve bağımsız yargı denetimine tabi olmasını garanti altına alın.” diyor. Hak ihlalleri iddialarının derhal bağımsız tarafsız etkili bir şekilde soruşturulmasını, sorumluların usulüne uygun olarak yargılanmasını, cezalandırılmasını ve mağdurların tam tazminat almasını sağlayın.” diyor. Demek ki bunların hiçbiri yok arkadaşlar. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi Türkiye ile ilgili çok ağır bir rapor hazırladı. Bakalım ne yapacak Türkiye iktidarı. “Dış güçler bizi sevmiyorlar.” gibi laflara mı sığınacak! Her şeyiniz ortada kardeşim bağımsız hukukçuların uzmanların hazırladığı raporlar bunlar ve Birleşmiş Milletlerin bu ağır insan hakları raporu karşısında Türkiye iktidarının diyebileceği bir şey yok.

İnsanların çok kolayca terör örgütü üyesi ve terörist olarak nitelendirildiğini söylüyor. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi. Sözleşme ile uyumlu olmamasından duyduğu endişeyi yineliyor. “Sizin ülkede insanlar çok kolay terörist ilan ediliyor kardeşim.” Diyor. özetle bunu söylüyor.

“Terörle mücadele yasalarının muhaliflere, aktivistlere, gazetecilere, insan hakları savunuculara, KHK’lılara, Kürtlere yönelik kullanıldığından bahsediyor ve revizyon yapın.” diyor. “Kararnameleri KHK’ları kötüye kullandınız. diyor. “İnsan hakları ihlalleri belgelenmiştir.” diyor. Komite olağanüstü hal bağlamlarında daha güçlü hukuki süreç ve hesap verebilirlik tedbirleri alınması çağrısında bulunuyor.

Kadına yönelik şiddetin önlenmesi ile ilgili tedbirlerinin yetersizliğinden şikayet ediyor. “Kapsamlı reformlar yapın, kardeşim mağdurlara destek verin, yetkililerin toplumsal cinsiyete duyarlı olmasını sağlayın.” diyor. Kadına yönelik şiddet her gün artıyor. Cinayetler her gün artıyor ve Birleşmiş Milletler bu konuda da Türkiye’yi uyarıyor.

Sivil toplum ve ifade özgürlükleriyle ilgili kısıtlamalardan bahsediyor. “Gözaltında insanlara kötü muamele ediyorsunuz. STK’lar bağımsız, rahat bir şekilde açıklama yapamıyor. Yolsuzlukla doğru dürüst mücadele yöntemleriniz yok.” diyor. Yolsuzluk iddialarının hızlı, kapsamlı, bağımsız ve tarafsız bir şekilde soruşturulması için çabalar arttırılmalı, failler kovuşturulmalı. Mağdurlar, masumlar cezaevinde, yolsuzluk yapanlar dışarıda dolaşıyor. Ülkenin özeti bu arkadaşlar. Yasadışı bahisler yapanlar, kumar oynatanlar ger türlü yolsuzluğu, usulsüzlüğü, hukuksuzluğu yapanlar bakıyorsunuz iktidardakilerle fotoğrafları çıktığı için beraat ediveriyor. Garibanlar, mazlumlar, mağdurlar cezaevlerinde inim inim inletiliyor Birleşmiş Milletler raporu bunu da tespit etmiş yolsuzluk konusunda ayrımcılık yapmayın adil yargılayın.” Diyor.

Zorla kaybetmeler ve kaçırılmalar konusunda MİT mensuplarının birtakım cezai işlemlerden muafiyet kazanmasını da eleştiriyor ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu’nun zorla kaybetme olaylarına karıştıkları iddia edilen ajanlarına cezai kavuşturmalardan tam dokunulmazlık sağlayan hükümlerinden endişe duyuyoruz.” diyor Birleşmiş Milletler. Ülkede arkadaşlar yüzlerce insan kaçırıldı. Aylarca bir yerlerde tutuldu. 6 ay, 9 ay, 1.5 sene sonra bir baktık aniden Ankara Emniyet Müdürlüklerinde ortaya çıktılar ve hatta kimisi orada bile değil aniden cezaevinde ortaya çıktı. Böyle yüzlerce vakadan bahsediyor Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi ve diyor ki; “MİT mensuplarına tanınan bu cezai kovuşturmalardan tam dokunulmazlık kaldırılsın. Böyle şey mi olur? Bundan endişe ediyoruz.” diyor. Bu ne demek? Bir sürü zorla kaybetme, kaçırılma yaşanıyor.

Yusuf Bilge Tunç 6 Ağustos 2019’da kaçırılmış düşünün yıllardır yok ortalıkta. Hiç kimse hesap vermiyor. Ayhan Oran zorla kaybedilmiş, kaçırılmış. Ne ölüsü ne dirisi var bu kişilerin. Sunay Elmas yine böyle kaçırılmış. Ne ölüsü ne dirisi var ortalıkta. Düşünün ya şu memleketin haline bakın. Memleket mi dağ başı mı? Anlamak mümkün değil. İnsanlar zorla kaybedilip, kaçırılıyor. Ne ölüsü bulunuyor ne dirisi? Hadi bakalım.

Yusuf Bilge Tunç, Ayhan Oran, Sunay Elmas’ın varlığı nerede arkadaşlar? Varlıkları yok olmuş. Ne ölüsü ne dirisi var bu insanların ortada. Bunu da Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi diyor ki; “Interpol kırmızı bültenleri ile vaşka ülkelerden insan kaçırıp ülkeye getirmek ve insanlara işkence yapmak zorla birtakım yerlerde tutmak olacak iş değil.” Diyor. “İşkence ve zalimane insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele ve cezaları yasaklayın.” Diyor. “İşkenceye karşı sıfır tolerans politikasına ilişkin güvencelerini ve bu tür ihlaller için zaman aşımını kaldırma yönündeki olumlu adımını not etmekle birlikte polis gözetiminde ve cezaevlerinde işkence ve kötü muamelelerin genelleştirilmiş bir şekilde gerçekleştiğine ve son yıllarda kullanımındaki artışa ilişkin endişelerini yineliyor. Sizin mevzuatınızda güya işkenceye karşıyız falan yazıyor da pratikte böyle bir şey görmüyoruz. Pratikte işkence artıyor.” diyor Birleşmiş Milletler.

Güvenli ve etkili bir şikayet mekanizması ve failler için suçun ağırlığıyla orantılı, tarafsız, bağımsız ve kapsamlı soruşturmalar, kovuşturmalar ve yaptırımların bulunmamasının fiili bir cezasızlık durumuna yol açtığı konusunda çok tedirginiz.” diyor Birleşmiş Milletler.

“Taraf devlet işkence ve kötü muameleyi ortadan kaldırmalıdır.” diyor. Bakın arkadaşlar yerden yere vuruyor Türkiye’yi, Türkiye iktidarını. “Minnesota protokolünü doğru düzgün uygulamıyorsunuz. Kötü muamele iddiaları ve gözaltında ölümler hakkında kapsamlı bağımsız ve tarafsız soruşturmalar yürütmüyorsunuz. Tam bir çözüm ve telafi sağlanmalı bu konuda. Aşağılayıcı muamele ve kötü muamele için gerekli tüm tedbirleri alın ve şikayetler içinde uygun özgür bir ortam yaratın.” Diyor.

“Kişi özgürlüğü ve güvenliği noktasında da çok sıkıntı var. İnsanlar uzun süreli yargılama öncesi tutukluktan endişe duyuyoruz.” diyor Birleşmiş Milletler. İnsanları böyle aylarca yıllarca düşünün arkadaşlar cezaevlerinde şu anda tutuklu olup ağırlaştırılmış müebbet mahkum statüsüne verilen hücrelerde kalan insanlar var. Tutuklu, daha cezasında bir kesinleşme yok ama en ağır hücrelerde yaşatılıyorlar. Siz bunu yapıyorsunuz da Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi bunu görmeyecek mi sanıyorsunuz? Adalet Bakanı Yılmaz Tunç! Sen bunlar yanına kalacak Birleşmiş Milletler bunları görmeyecek mi sanıyorsun? Öyle de bir görüyorlar ki. Hal bu.

“Hapishane koşulları ve tutuklara yönelik muameleler çok kötü. Cezaevlerinde Aşırı kalabalık var. Yetersiz sağlık hizmetleri ve kötü koşullar var. Özellikle siyasi mahkumlar için devam etmekte.” diyor. Komite yargılama öncesi tutukluluğun azaltılmasını, cezaevi koşullarını iyileştirmesini ve hücre hapsinin sınırlandırılmasını istiyor.

“İnsan ticareti ve mağdurların korunması konusunda gereken önlemleri almadınız bunu alın.” diyor. Din özgürlüğü yönünde gayrimüslimlere yönelik ayrımcılıklar kaldırılmalı ve vicdani ret tanınmalıdır bu noktada da adım atmıyorsunuz. Farklı dinden olanlar ve vicdani ret içinde olanlar kendilerini emin hissetmiyor sizin ülkenizde.” diyor.

İstihbarat kurumlarına tanınan geniş yetkiler, mahremiyet hakları ve verilerin korunmasına ilişkin endişeler artmaktadır. Komite yargı denetimini sağlamak ve gözetim uygulamalarının kötüye kullanılmasını önlemek için yasal reformlar yapılması çağrısında bulunuyor.” diyor.

Halkın temsilcisi olan milletvekillerinin dokunulmazlıklarına getirilen kısıtlamalar, cezai hüküm giymiş kişilerin haklarından mahrum bırakılması ve serbest seçimlerin önündeki engeller siyasi katılımı engellemektedir. Milletvekilini abuk sabuk gerekçelerle burada ben dahil biliyorsunuz uyduruk yargı kararlarıyla apar topar meclisten alıp götüren iktidara karşı Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi ağır bir eleştiri yapıyor. Ben dahil birçok siyasetçinin haksız hukuksuz yargılamalarla mahkum edilip bu meclisten çıkartılması, dokunulmazlığının uyduruk şekillerde kasten siyasi bir şekilde kaldırılmasını da eleştiriyor arkadaşlar. Bakın 63. maddede de bunu eleştiriyor.

Adalete erişim adil yargılanma hakkı ve yargının bağımsız olması gerektiğini söylüyor ve daha pek çok şey söylüyor saymakla bitmez arkadaşlar. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi Türkiye iktidarını ağır bir şekilde eleştiriyor. Hadi bakalım İçişleri Bakanlığı, hadi bakalım Adalet Bakanlığı bu konuda bir cevap verin bakalım. Biz söyleyince; “Efendim siz muhalefetsiniz bizi beğenmiyorsunuz haksızlık ediyorsun.” diyorsunuz bağımsız tarafsız bir kuruluş seni yerden yere vurmuş daha ne konuşuyorsun ya İçişleri Bakanı Adalet Bakanı Türkiye iktidarı Recep Tayyip Erdoğan daha ne diyorsunuz ya bu kadar bakın ağır bir rapor var Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi tarafından bakalım buna ne diyeceksiniz! Diyebileceğiniz tek bir kelam yok arkadaşlar. Seçimlerde şeffaflık çoğulculuk ve seçim anlaşmazlıkları için yargıya itiraz süreçlerinin işletilmesi çağrısında bulunuyor.

Hak ihlalleri bitmiyor arkadaşlar. Bakın bize birçok hak ihlali geliyor. Ayrım yapmaksızın Türkiye’nin dört bir tarafından gelen hak ihlallerini de burada gündem etmek istiyorum. Güney Cengiz, 2024 Temmuz ayında Manisa Ruh Sağlığı Hastanesi’ne gönderilmiş. “Atipik psikolojik hastasıyım. Cezaevinde defalarca intihara teşebbüs ettim. Duvarlar korkunç bir şekilde üzerime üzerime geliyor. Dayanamıyorum.” diyor ve bu kişiye cezaevinde kalabilirsin diyorlar. “Bu halde cezaevindeyim vekilim.” Diyor ve bize başvurmuş. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi tabi eleştirir.

Zindanlarda insanlar inim inim inletiliyor. 60-70 bin fazlalık var. İnsanlar yerlerde yatıyor. Tuvalet önünde yerde yatan insanlar var. Gidiyoruz cezaevlerini görüyoruz arkadaşlar. Bu halde bile denetimli serbestlik ve şartlı tahliyeleri vermemek için 40 takla atan cezaevi müdürleri gözlem kurulları var. Yazıklar olsun diyorum onlara! Yazıklar olsun ya!

O kadar abuk sabuk gerekçelerle şartlı tahliyeler, denetimli serbestlikler verilmiyor. Geçen gün cezaevinde ziyaret ettim. Turgay Doğan, Sincan, T Tipi Kapalı Cezaevi’nde. Testis kanseri, uzun süredir çok zayıflamış, bitkin, halsiz bir insan. Aşırı kalabalık bir koğuşta kalıyor. 8 kişilik koğuşta 18 kişi kalıyor. Bir kanser hastası düşünün. “Hasta olmadığım gün yok Ömer Bey.” Dedi. “Hasta olmadığım gün yok.” Hakikaten herpes enfeksiyonu vardı dudaklarında gördüm ve pankreatit geçirmiş bunun üzerine. Ağır, yoğun, stresli bir hayat dolayısıyla pankreas enzimleri ağır bir şekilde yükselmiş. Kişi oldukça kötüleşmiş. Hastaneye kaldırılmış, getirilmiş. Şu anda bakın bu halde olduğu halde denetimli serbestliği gelmiş ve denetimli serbestliği 7 aydır verilmiyor. Ya siz adamı öldürmeye mi çalışıyorsunuz Sayın Yılmaz Tunç? Turgay Doğan’ı Sincan T Tipi Cezaevi’nde herhalde öldürmeye çalışıyorsunuz. Ben bunu anladım bir hekim olarak. Adamın testis kanseri var, ağır bir pankreatit geçirmiş. Adamı cezaevinden, tüm iyi hali olmasına, tüm şartları uygun olmasına, ne istense yapmasına rağmen çıkarmamak için kırk takla atan bir Sincan T Tipi Cezaevi gözlem kurulu var. Sincan Cezaevi savcısını nereden buldunuz ya? Böyle bir savcıyı nereden buldunuz? Bu kadar vicdansızca işler yapan bir savcıyı nereden buldunuz ya? İnsanları oralardan, o karanlık hücrelerden çıkarmamak için ne yapacağını bilemeyen bir cezaevi savcısı ve gözlem kurulları var bu Sincan Cezaevi İnfaz Kurumları’nda. Gittik görüyoruz arkadaşlar ya. Bu ne rezalettir ya? Allah aşkına ya!

Sizin hiç Allah korkunuz, vicdan sızınız yok mu ya? Nasıl insanlarsınız? Anlamak mümkün değil arkadaşlar. Gidip görmesek tamam, anlarız yani. Bize uydurduğunuz yalanlara inanırız ama gidip görüyoruz biz. Cezaevlerini ziyaret ediyoruz. Vekilliğimizin hakkını yerine getirmeye çalışıyoruz. Saatlerce o mahpusları görüp dinliyoruz. Bununla birlikte cezaevi müdürlerini de dinliyoruz. Bize verebilecekleri bir cevapları olmadığını da görüyoruz. Bütün bunlara rağmen cezaevlerinde insan kıyımı devam ediyor.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi de tabi ki bu raporları yayınlayacak arkadaş. Cezaevleri ile ilgili ağır eleştirileri var işte ve buna da nasıl bir cevap vereceksiniz? Haliniz ortada ve ağır bir şekilde hukuksuzluk yaptığınız ayan beyan ortada.

İnsanlar akın akın yurt dışına kaçıyor. Ömer Çağlı, MuşBulanıklıymış. “Ben memleketimde gördüğüm ağır muamelelerden dolayı ülkeyi terk ettim. Ben insan öldürmek istemiyorum. Emir almak, emir vermek bana göre değil. Elime silah alıp kimseyi öldüremiyorum. Vicdani reddimi ilan ediyorum.” Buradan bunu ilan edelim.

Harun Oktan Erzurum E Tipi Kapalı Cezaevi’nde kalmakta. Kardeşi diyor ki; “Görüşlerine gidiyorum. Cezaevinde sorun yaşanmakta. Akli dengesi yerinde olmayan bir başka mahkum kardeşimi devamlı darp etmekte. Kıyafetleri çöpe atılıyor. Küfür, hakaret, küçük düşürücü sözlere maruz kalıyor. Cezaevinden hastaneye gitti diyorlar fakat kardeşim hastaneye gitmediğini söylüyor. Kardeşimin psikolojisi kötü.” Düşünün akli dengesi yerinde olmayan kişilerle ufacık odada birliktesiniz. Her türlü kötü, ağır durumu yaşıyorsunuz ve Cezaevi İdaresi de bunların üstünü örtmekle meşgul. İnsan Hakları Komitesi raporu işte bu ve benzeri vakalardan dolayı ağır bir şekilde Türkiye’yi eleştiriyor.

Seyit Ahmet Kasap diyor ki; “2017’de Diş Hekimliği Fakültesi 5. sınıf öğrencisiydim. Sabah 05.00’da evim basıldı. Aniden bana terörist denildi. 7 yıl 6 ay hapis cezasına mahkum edildim. Daha sonra çıktım. Hükümlü oldum. Tahliye oldum. Gidip okulumu bitireyim dedim. Okulumu bitirdim. Öğrenci affından faydalandım fakat Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarzı İcrasına dair.” Bakın taa 1928’lerdeki bir yasa bu. “Bundan dolayı diş hekimliğimi yapamıyorum.” diyor Arkadaşlar şu hale bakın ya. İnsanlar o kadar zordalar ve gitmiş muayenehane açmaya çalışmış, uğraşmış. Uyduruk bir şekilde yargılanıp terörist denmeye görün. Hayat size zehir edilir arkadaşlar. Hayatta bütün okuduğunuz okullar iptal edilir, aldığınız diplomalar iptal edilir ve bir diş hekimi düşünün. Hayata tutunmaya çalışmış, gencecik bir insan gitmiş Bingöl’de muayenehane açmaya çalışmış, kapattırmışlar, yapmadıklarını bırakmamışlar. Bu insan ne yesin, ne içsin ya? Sorarım size. Ondan sonra bizi Birleşmiş Milletler niye eleştirmiş? İnsanlara böcek muamelesi yapıyorsunuz siz ya. Allah aşkına böyle bir yasa olabilir mi ya? “Sen bir ceza almışsın. Senin tüm tıp diplomalarını iptal ettim, çöpe attım. Sen ne yaparsan yap kardeşim. Geber git sen.” diyen bir devlet var. Sen burada bunu yaparsın da Birleşmiş Milletler affeder mi bunu? Ağır bir rapor işte bak bunlardan dolayı veriliyor.

Suphi Serdar Togay Edirne L Tipi Cezaevi’nde kalmakta. “Eşim Adnan Oktar davasında adil yargılanmadı ve iktidara yakın kişiler müşteki olduğu için istinaf heyeti değiştirildi. Yargıtay 2 saatte bütün cezaları onadı. Aslında eşim de etkin pişmandır fakat arkasına iktidarı alanlar, “Arkamızda reis var adam öldürsek içeri girmeyiz.” diyerek eşim ve 4-5 arkadaşına iftiralar atıp tecavüz suçu yüklediler. Adil yargılanmadık.” diyorlar. Kim olursa olsun arkadaşlar ne ile itham edilirse edilsin biz herkesin adil yargılanmasını isteriz. Adil yargılansın suçlu bulunsun cezalandırılsın ona kimse bir şey demiyor ama adil olmayan yargılamalar. Bakın Birleşmiş Milletler raporu bunu söylüyor. Diyor ki; “Yürütme, yasama ve yargı üzerinde baskıcı. boyunduruğu altına almış.” diyor. Biz de bunları anlatıyoruz işte. Sadece ben söylemiyorum ki.

Paramedikler bize başvurdu; “13.000 mezun veriyoruz yılda ve işsiziz. Doğru düzgün atanamıyoruz. Görev başındaki sağlık personeline aşırı nöbet yükü bindiriyorlar ki biz işe alınmayalım, atanmayalım. 30 yaşlarına kadar KPSS’ye çalışarak hayatlarımızı ertelemek zorunda kalıyoruz. Hem belirsizlik hem maddi manevi anlamda etkileniyoruz. Sesimizi duyurun ve hak ettikleri çalışma şartlarına ulaşsın. Atamalar gerçekleşsin. Çok zor durumdayız.” diyor paramedik arkadaşlarımız. Ben de bir hekim vekil olarak onların yanındayım ve paramediklerin özellikle artması gerektiğini biliyoruz ve acil durumlarda çok önemli olduklarını da yakinen biliyoruz.

Davut Erçelik, Erzurum Tekman Akdağ 4 Nisan 2004 doğumlu. “Fransa’ya kaçak çıkmak zorunda kaldım. Bu ülkede yaşanacak gibi değil. Vicdani reddimi ilan ediyorum.” diyor. Giden giden arkadaşlar Cumhuriyet tarihinin en büyük göçü yaşanıyor Türkiye’den. Bakın Cumhuriyet tarihinin en büyük göçü. Bilim insanları, öğrenciler, insan hakları ihlallerine uğrayanlar Türkiye’den akın akın kaçıyor. Türkiye’nin birikimi batıya akıyor arkadaşlar. Böyle bir şey olmaz ya. Bu nasıl haldir?

3. dünya ülkelerinin durumuna düştük. Darbe sonrası ülkeler gibi ağır OHAL Dönemini yaşayan ülkeler durumundayız ki zaten biz de bitmeyen bir OHAL içindeyiz bundan dolayı insanlar kaçıyor bu ülkeden. İşte siz insanlara bu denli dayatmalar yaparsanız ülkede insan kalmaz. Doktor, mühendis, avukat tüm teknik insanlar, akademisyenler dahil insanlar akın akın yurt dışına gider.

Ersin Özcelepi, Dalaman Açık Cezaevi’nde kalıyor. Senede bir sevk hakkı olduğu için sevk istemiş fakat 6 Kasım’da dilekçe vermiş İstanbul’daki açık cezaevine gitmek istiyor. Hala sevki yapılmamış.

Durdu Hakkı Gökdemir, Balıkesir Kepsut L Tipi Cezaevi’nde. Ağır bir ceza almış, yargıtay bozmuş. Yerel mahkeme 8,5 yerine 7,5 yıl ceza vermiş. Yargıtay yine cezayı yüksek bulmuş. Ya ne kadar meraklısınız yerel mahkemelerdeki hakimler. Yargıtay bakıyor ki bomboş dosyaya ceza verilmiş, bozuyor. tekrar ceza veriyor gönderiyor. Yargıtay tekrar bozuyor memleketin hali bu. Boşuna mı Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi; “İnsanları adil yargılamıyorsunuz.” diyor. Boşuna mı? Şu hallere bakın ya.

Denetimli serbestliği verilmiyor insanların. Bakın şu durumdaki insan Durdu Hakkı Gökdemir iki kez Yargıtay cezayı bozmuş, artık o kadar yatmış ki içeride. Yatar süresi bitmiş kişinin. Denetimli serbestliği gelmiş, bir ay geçmiş, adamı hala içeride tutuyorlar. “İnsan Hakları Komitesi niye bizi eleştiriyor?” diyorlar. Ya az bile diyor ya. İnsan Hakları Komitesi az bile diyor bu iktidara arkadaşlar.

Türkiye Veteriner Hekimler Mesleki Ve Özlük Haklar Topluluğu bize başvurmuş. Geçtiğimiz gün Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’a da söyledim bunları. “Efendim diş hekimlerine ve tabiplerine iki kez emekli maaşı artırımı getirildi yıllar içinde. 2018’lerde 2020’li yıllarda fakat bize hiçbir şey getirilmedi. Üvey evlat muamelesine tabi tutulduk ve emekli maaşımız diş tabipleri ve hekimlere göre yüzde 43 azaldı. Bunu giderin. Nedir bu hal?” diyor. Sayın Bakan’a da bunu söyledim. Nedir bu hal Allah aşkına ya? Neden bu üvey evlat muamelesi anlamak mümkün değil. Ülkede neden tarım ve hayvancılık geriliyor, ziraat geriliyor? İşte bunun nedenleri böyle. Sen veteriner hekime muamelen buysa, ona verdiğin değer buysa ülkede hayvancılık, ziraat, tarım geriler kardeşim. Bu iş böyledir. Bir kanun değişikliği yapılması lazım. Biz bu konuda bir kanun teklifi vereceğiz. Bu başvuruya uygun. Bu kanuna göre tabip diş tabibi ve veteriner hekim kadro ve pozisyonları esas alınarak emekli adi malullük veya vazife malullüğü aylığı bağlanmış olan tabip, diş tabibi ve veteriner hekimlerinden” ifadesi şeklinde değişiklik yapılması ile emekli veteriner hekimlerin mağduriyeti kısmen giderileceğiz. Babası da veteriner hekim olan bir vekil olarak veteriner hekimlerin yaşadıkları zorlukları çok iyi bilen bir hekim vekil olarak arkadaşlarımızın yanındayım.

Tokat Ceza Infaz Kurumu’nda halen tutuklu bulunan mahpuslara denetimli serbestlik verilmiyor. Bu da yoğun bir başvuru nedeni bize.

Suriyeli insanlar da başvuruyor. Afganistanlılar da bize başvuruyor. Diyorlar ki; “Afganistan’daki Türkmenler ve diğer Afganistanlılar 250-300 bin T.C. vatandaşımız var. 150-200 bin civarında oturma izni bulunan vatandaşımız ve 300-400 bin arasında kayıtsız göçmen ya da belgesiz vatandaşımız bulunuyor ama Türkiye’de ırkçı olaylar, nefret söylemleri çok endişe vericidir.” diyor. Afganistan Dernekler Federasyonu; “Üye olan kurumlarımıza son iki ay içinde çok başvuru yapıldı. Taliban rejimi nedeniyle insanlar Afganistan’dan kaçıyor.” diyor. Bakın bizim gibi ülkesinden kaçan insanların olduğu bir başka ülkede Afganistan. “Akın akın bizim ülkeden insanlar kaçıyor.” Türkmenler geliyor Özbekler gleiyor, buradan çoğunlukla batıya gitmek istiyorlar. Türkiye’de çok matah bir yer değil ama geri gönderiliyorlar ve tehlikeler yaşanıyor. “Dost ve kardeş Türkiye halkıyla bağlar kurmuş insanlar bizim insanlarımız. 103 yıl önce Kurtuluş Savaşı’nda omuz omuza savaşarak Türk kardeşlerin yanında oldu Afganistanlılar. Bize kötü muamele yapılmasın. 50 bin Afganistanlı yatırım ve istisnai imkanları kullanarak Türk vatandaşı oldu.” diyor.

Mesela bazı örnekler var; Sayed Monawar Shah Sadat
Emlak yatırımı yaparak Türkiye’de olan bir Afganistanlık 2 ay önce oturma izni olmasına rağmen polis ekiplerince tutuklanarak geri gönderme merkezine sevk edilmiş, hasta bir kişi ve bu kişinin İran’da tedavi görmesi gerekiyor, oturma izni geri verilsin. diyor

Sirajddin Özbek bu kişi de vatandaşlığa başvurmuş reddedilmiş.

Sayed Aqa Hashımı oturma izni iptal edilmiş.

Timoor Nusrat  oturma izni ile yaşamakta fakat izni iptal edilmiş.

Mohammad Gul Qurbani; “İnsani ikamet izni verilmesini talep ediyoruz Taliban rejiminine dönerse hayati tehlikesi var.” diyor.
Yunus Sayed Ali oturma izni iptal edilmiş.
Mustafa Naseri Madina Naseri Abdul Rahman Naseri Afganistan’a gönderilmek isteniyor fakat ölüm tehlikesi var, Taliban öldürebilir, hiç acımaz.” Diyor.

Nurullah Shahik; gönderilme tehdidi var.

Mohammad Zarif Sadat oturma izni iptal olmuş.

 Mohammad Arif Ahmadi; oturma izini iptal olmuş okuluna devam etmek istiyor destelerinize ihtiyacı var.” diyor Afganistan Dernekler Federasyonu Başkanı bize bunları söylüyor.

Vekili olduğum il Kocaeli, Gebze’de, Tavşanlı Köyü’nde vatandaşlar bize başvurdu. Özçakarlar hazır beton, Darıca Belediyesi’ne beton satıyormuş. Peki böyle bir yerin, çevreyi kirleten bir yerin ruhsatı var mı? “Ruhsatı yok.” diyor köylüler. Hale bakın arkadaşlar. Ülkede elini kolunu sallayarak istediği işi yapıyor ondan sonra niye iş kazaları oluyor, niye şu oluyor, bu oluyor diye sormayın. Kaçak olarak hizmet veriyormuş, “Çevreye zarar veriyor.” diyor. İddiaları bunlar ve araştırılması gerekiyor.

Yüksel Yıldırım; “Kocaeli Gebze Tavşanlı Köyü’nde 3000 metrekarelik bir yerimiz var ve çevrede yapılması gereken yıkım 3 dönemdir yapılmadı, mağduruz.” diyor.

Diş protez teknikerleri bize başvurmuş; “Atamalarımız yapılmıyor. 10 diş hastanesinin 9’unda ciddi anlamda ihtiyaç var. Atamamız yapılmıyor.” Ne olacak? Devletin parası iktidar eliyle yandaşlara gidiyor arkadaşlar. O yüzden gariban gençler atanamıyor. İşte ülkenin hali bu. Binlerce genç, anası babası zor bela temizlik yapmış, hizmetçilik yapmış, çöp toplamış, çocuğu okusun diye ona para göndermiş, mezun olmuş çocuk şu anda da ataması yapılmıyor, iş bulamıyor. Olay bu.

Bize öncesinde de çok şikayetler geldi. Nedir bu hal kardeşim? Nedir bu hal? İktidar saray neden bu ihlas kurumunu koruyor? Bunu soruyoruz! Kuzuluk kaplıcalarına gitmişsinizdir belki İhlas orada bir tesis kurmuş şifalı sular var bir tesis kurulmuş evet insanlar devre mülkler almış ne olmuş? “32500 devre mülk sahibinin mülküne çöken İhlas’ı neden koruyorsunuz?” diye soruyor. Kim soruyor? Bahri Odabaş, Kuzuluk Kaplıca Evleri Devre Mülkzedeler Dayanışma Derneği Başkanı ve seçilen site yöneticisi. Site yöneticisi seçilmiş ve kişiyi İhlas tanımıyor. Site genel kurulunda içeriye almamışlar insanları. Siteye sokulmamışlar. Sitedeki devre mülk sahipleri düşünün site genel kurulunda siteye sokulmuyor. Bunlar da dışarıda seçim yapmış tüm devre mülkzedeler. Yöneticilerini seçmişler. Sonra ne olmuş? Siyasi baskılarla şu insanlar mağdur edilmiş. Kuzuluk önünde gösteri yapıyor amcalar teyzeler mağdur edilmiş bu insanlar. Sonra neden mağdur edildiğine dair bir örnek mi istiyorsunuz arkadaşlar? Ahmet Mücahit Ören Saray’da Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmede. Bu görüşmelerden sonra devre mülkzedeler herhangi bir hak bulabilir mi arkadaşlar? Yukarıdan işler bağlanıyor. Maşallah diyoruz maşallah işler yukarıdan bağlanıyor. Böyle vatandaşlar mağdur edilsin. Kolluk kuvvetleri mağdurun yanında değil zulmedenin yanında olsun. Ondan sonra da ülkede adalet olsun. Öyle mi? Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi niye eleştiriyor diye yine soracak mısınız? Arkadaşlar ülkenin her tarafından adaletsizlik fışkırıyor. Daha ne olsun yani? Ne diyelim şu ülkeye?

Şu teyzeye bir bakın ya! 84 yaşında, bir sürü hastalığı var. Nerede bu teyze biliyor musunuz şu anda? %91 engeli var arkadaşlar bu teyzenin ismi Zülfü Aktaş, Kayseri Bünyan Kadın Cezaevi’nde. 4 sene 2 ay hapis cezası almış. Merhum eşine ait bir silah evde bulundu diye, Teyze de demiş; “Evet eşimin silahıdır.” “Vay öyle mi?” 4 sene 2 ay ceza. Bakın olay bu. “84 yaşlarında, yaşlı ve engelliyim, yürüyemiyorum, kalp hastalığım var, tansiyonum var, böbrek yetmezlik, %91 engelli raporum var.” infaz erteleme bir an evvel verilmesi lazım arkadaşlar. Ülkenin cezaevlerinde 78 yaşında, 84 yaşında insanlar yatıyor. Ondan sonra da diyorsunuz ki; “Neden bu ülke ağır bir şekilde eleştiriliyor?” Sormayın kardeşim, işte olay bu.

Bakın, cezaevlerinden bize birçok mektup geliyor. Onları özetleyerek size anlatayım. Onur Yılmaz, Buca Yüksek Güvenlikli Hapishanesi’nden bize yazmış; “Ağır ihlaller yaşadığım için açlık grevine başladım. Mektubumda ayrıntılı belirttim. Bunlar işkencedir. Burun ile ilgili sağlık sorunu yaşarken bir de havasız, nemli, küçücük hücreye aldılar ve nefes alamıyorum. Havalandırmada oturmak, çay içmek bile yasak. Atölye, kitap, televizyon her türlü engelleme ve kısıtlama var. Hastane sevkleri çok gecikiyor. Sayamayacağım ihlal var. Memurlar mobbing yapıyor, işkence yapıyor. Derya Yanık. İhlali yapana sorup bize cevap gönderiyor. Böyle olur mu? İhlali araştırsın, faili araştırsın. İdarenin cevabını kopyala yapıştırıp bize göndermesin. Nikel alerjim olduğu halde diş tedavim buna uygun yapılmıyor. Doktor raporu olduğu halde mağdur ediliyorum.” diyor.

Saliha Bilgeç Isparta E Tipi Kapalı Cezaevi’nden bize yazmış; “6-3 hükümözlüyüm, yatarımın bitmesine son 3 ay kaldı. Dosyam henüz karara bağlanmadı. Karar gecikirse fazladan cezaevinde kalacağım. Lütfen sesimi duyun.” diyor.

Semih Ağca Boğazlıyan T Tipi Cezaevi’nden yazmış; “Gözlem kurulunun istediği tüm şartları yerine getirmiştim. Samimiyet tasdik belgem vardı. Fakat kurul öncesi bana ikinci yargılama ikinci mahkeme yaptılar. Adeta müdür değil savcılar hepsi yaptılar. İnfazını çektiğim dosyamdan tekrar yargılandım ve 6 ay daha dediler beni cezalandırmak değil eşimi annemi babamı çıkacağım heyecanla bekleyen 6 yaşındaki oğlumu cezalandırdılar.” diyor. Bakın bu kadar zalimliğin yapıldığı bir ülke tabii ki eleştirirler arkadaşlar İnsan Hakları Komitesi tarafından. Siz ne zannediyorsunuz? Yanınıza kar mı kalacak?

Bakın Batman Belediyesi’ne kayyım atanmış şu insan ağır bir şekilde köpekli işkenceye maruz kalmış. Köpekler eve gelmiş %70 zihinsel engelli. Yatağında yatan bu kişinin üstüne köpekler saldırıyor ve ısırıyorlar. Görün, kanlar içinde bir insan ve bu şekilde hukuksuzluklar devam ediyor arkadaşlar.  Batman’da neler oluyor diye tekrar soruyoruz! Batman’dan çok hukuksuzluk kararı geliyor.

Bakın size bir başka yaşlı ve hasta mahpus Melek İpek, uyduruk bir şekilde, adil olmayan bir şekilde yargılanarak mahkum edildi ve zindanlara gönderildi. Zamanında herkesin yaptığı işleri yapan birisi sonradan terörist ilan edildi. AK Partili yetkililer de aynılarını yaptılar. Onlar şu anda koltuklarda oturuyor. Melek İpek “terrorist” oldu. 78 yaşında cezaevine atılıyor. Bunu vicdanınız kabul ediyorsa diyecek bir şey bulamıyorum arkadaşlar.

Selahattin Amca. 1 sene cezaevinde kalmış. 19 gün gözaltında. En sonunda demişler ki; “Pardon.” beraat etmiş işinin başına dönmüş. 85 yaşında bu amca! 1 sene boş yere yatırmışlar. En sonunda “Ya beraat ettin kardeşim tamam tamam.” deniliyor “pardon” deniliyor arkadaşlar ülkedeki hukuksuzluk almış başını gidiyor.

Bakın geçtiğimiz gün, milyonlar gözyaşı döktü vicdanları sızladı. İzmir, Selçuk’ta bir kadın eşi cezaevinde çocuklarını evde kilitli bırakarak çalışmaya gidiyor ve 5 çocuk çıkan yangında hayatını kaybediyor. Korkunç, acı bir olay. Biz Aile Bakanı’na sorarız burada! Tamam, fakirlik, fukaralık, yoksulluk zirvede fakat bu kadar fakir bir ailenin fertlerine sen dönüp bakmadın mı? Cezaevinde bir kişi var. cezaevinde kalması şart mı? Nedir durumu? Kadının durumu eşi cezaevinde eline 3 kuruş para geçiyor mu? Geçmiyor mu? Bunlara baktnm mı? Baktık diyorlar ama kadın diyor ki; “Hayır bana bu paralar verilmedi.” Yetkililerin söylediklerini yalanlıyor. Bu konuyu takip edeceğiz arkadaşlar.

Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nde büyük usulsüzlükler tespit edildi. Kim tespit etti bunu? Biz değil arkadaşlar bize hesaplarını açmıyorlar. Yalan dolan atıp duruyorlar ama Sayıştay’a hesaplarını göstermek zorunda. Sayıştay geldi inceledi ve önemli usulsüzlükler buldu. Taşınmaz hesaplarının mevcut durumu yansıtmadığı ortaya çıkmış. 6 mali 20 mali olmayan usule aykırı işlem tespit etmiş. Bütün bunlardan sonra sağda solda “İstifa etmeyen şerefsizdir.” gibi laflar eden Tahir Büyükakın’a soruyoruz; Sayıştay’ın raporları var kardeşim. “Ben şöyleyim istifa etmeyen şerefsizdir.” gibi laflar ediyorsun da Sayıştay’ın usulsüzlükleri ile ilgili tek bir kelam edemiyorsun ya. Buyur istifa et bakalım, hadi bakalım. Kimleri kayırdın böyle diye soruyoruz. Yandaşlar, ahbap çavuşlar, hemşeriler, Artvinliler! Kiracılardan fatura bedellerini tahsil edememiş. Bakın kiracısı var bedeli tahsil edememiş.

Biz bu yandaşlara, ortaklara yapılan kayırmaları hep görüyoruz. Ortakları var. Tramvay kafesi var Aydın Ünlü’nün. Genişledikçe genişliyor. Kira kontratnamesine uyulmuyor. Neler neler yapılıyor.

“SEDAŞ’a niye dokunmuyorsunuz?” diye soruyoruz. Dilovası’nda ve birçok ilçemizde elektrik kesintileri yaşanıyor. Bunlar devam ediyor arkadaşlar. Üzücü bir şekilde.

Evet biz işimizi yapmaya çalışıyoruz arkadaşlar. Geçtiğimiz günlerde Sincan Cezaevi’ni ziyaret ettik ve orada mahpusların durumu hakkında ayrıntılı, 10 mahpusu sabahtan akşama dinleyerek bilgi aldık.

Amedspor’un değişen yönetimini de tebrik ediyoruz. Yeni Başkan Burç Baysal’a başarılar diliyoruz.

Cemal Kaşıkçı Türkiye’de Suudi Arabistan konsolosluğunda öldürüldü ve cesedi bile bulunmadı. Dosyası da Suudi Arabistan’a iade edilip üstüne Arabistan’dan kredi alındı. Bunu nasıl affedebiliriz arkadaşlar anlamak mümkün değil. O yüzden biz burada bu konuyu sürekli anıyoruz.

Osman Kavala, Selahattin Demirtaş ve daha pek çok kişi adil olmayan bir şekilde yargılanıp zindanlarda tutuluyor. Osman Kavala, suçsuzdur ve bir sivil toplum aktivistidir. Onu burada hep anıyoruz, anacağız.

Şerif Mesutoğlu, işlemediği bir cinayetten ağırlaştırılmış müebbet mahpusu uğradığı zulmü burada hep andık, anıyoruz, anacağız. Bu zulüm bir gün bitmeli, adalet yerini bulmalı.

Selçuk Kozağaçlı Çağdaş Hukukçular Derneği Genel Başkanı koruduğu mağdur mazlumlar yüzünden zindanlara atıldı ağır ve adil olmayan yargılamalar yapıldı ve cezalandırıldı. Biz onun hukukçuluğunu biliyoruz. Nasıl kasten mahkum edildiğini de çok iyi biliyoruz.

Sevinç Çakır tek başına Adalet Bakanlığı’nın önünde direniyor. Kimi zaman da yanına Merve Çakır geliyor kızı engelli. Buna rağmen oğlu Murat Çakır için destansı bir mücadele sergiliyor. Ellerine, emeklerine, yüreğine sağlık Sevinç Anne.

Gabonlu Dina, ağır ve adil olmayan bir yargılama nedeniyle halen adaleti bulamadı. Evet bu dünyada değil artık ama onun hakkı için biz onu gündeme getirmeye devam ediyoruz.

Yusuf Bilge Tunç, 6 Ağustos 2019 sonrası bulunamadı, hiçbir yerlerde yok ve adil olmayan bir şekilde hakkında hiçbir karar verilmiyor. İşte Birleşmiş Milletler bu insanla da ilgili Ağır bir eleştiri yaptı Türkiye iktidarına. Sadece onunla ilgili değil zorla kaybedilip kaçırılan diğer kişiler içinde.

Türkiye’de siz bizi görmezden gelirsiniz biz her hafta basın toplantısında bu kişileri anarız görmezden gelirsiniz ama Birleşmiş Milletler bu tür vakaları görür arkadaşlar ve ağır bir şekilde eleştirir. Yasin Ugan ve Gökhan Türkmen de işte bunun gibi zorla kaybedilip kaçırılanlardan.

Gülistan Doku’yu hiçbir zaman unutmadık ve etkin bir arama çalışmasının tekrar başlatılmasını istiyoruz.

Eşi Şimoni Diril’in cesedi bulunduktan sonra Hürmiz Diril’in hala izine rastlanmaması kabul edilecek bir hadise değil. Hakkında bir an evvel etkin soruşturma başlatılmalı ve adil bir yargılama yürütülmeli. Şu anda yürüyen yargı adalet açısından tedirgin edici.”

Yorumlar