16 Ocak 2025
Gergerlioğlu: “Öncelikle tüm dünyanın konuştuğu bir mesele. İsrail ve Hamas arasındaki ateşkes anlaşması Filistin’de sevinç gösterileriyle karşılanmıştı. Tüm dünya da bu anlaşmayı bekliyordu. Anlaşma sağlandı denildikten sonra bir sıkıntı oldu ve anlaşmanın bir müddet askıya alındığı şeklinde açıklamalar geldi ve bombalama hadiselerini duyuyoruz.
Uzun süredir Filistin meselesini takip ediyorum. Geçtiğimiz sene, ondan önceki sene en önemli konumuzdu. Filistin’de korkunç bir soykırım yaşandı. 50.000’den fazla insan hayatını kaybettik, korkunç bir soykırım yaşandı. Türkiye’yi gereğini yapmamakla suçladık, çok haklıydık ve Türkiye’deki protestolara iktidarın tavrını çok eleştirdik.
Pasif bir tavır sergileyen, daha çok vitrine hitap eden Türkiye iktidarının bu tavrından sonra biz en sonunda insanların ölmemesi için elimizden geleni yapmak ve bunu istemek noktasındaydık.
Ateşkesi olumlu karşılıyoruz ve devam etmesi gerektiğini düşünüyoruz. Umarız ki bu sıkıntılar biter. Kolay değildir tabii ki çok önemli bir soykırım sonrası bir anlaşmanın sağlanması, bu anlaşmanın sağlanması aynı zamanda Orta Doğu’da Filistin barışının sağlanması ve ardından tüm sorunların ortadan kalkması çok önemli.
Orta Doğu’da iki dev sorun var. Filistin meselesi, Kürt meselesi. Bunların hepsinin çözüme, barışa ulaşması temennimizdir diyoruz. Sorunların giderilmesi temennimizdir diyoruz.
Türkiye’de biliyorsunuz çok önemli sıkıntılar var. Artık uçurumlar oluştu zengin ile fakir arasında memur emeklisine %11 veren iktidar, dün de genel kurulda söyledik, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü ve 15 Temmuz köprüsüne %133 zam yapıyor. Aradaki uçurum korkunç bir şekilde arttı arkadaşlar. Kamuoyu iktidarın enflasyon rakamlarına inanmıyor. Ev sahibi kiracılar birbirine girmiş durumda. Asgari ücretli memur, emekli, işçi, engelli için 2025 çok kötü geçecek, 2024’e göre sinyaller çok çok kötü gerçekten ve bunun faturasını halktan çıkarmaya çalışan bir iktidar var ve ekonomi politikaları da iyiye gitmiyor.
Piyasa dönmüyor, soruyoruz esnafa, iş yapmaya çalışan insanlara. Piyasalar dönmüyor, faizler düşmüyor ve rant ekonomisi hakim şu anda halen bütün bunlardan zarar gören 85 milyon bu durumdan mutlu değil ve iktidar bu hali ne kadar devam ettirebilecek? Birtakım kendince çözümler arıyor.
Kürt meselesinde atılan adımları da desteklediğimizi söylüyoruz. İmralı sürecinin önemli olduğunu ve başarıya kavuşması gerektiğini söylüyoruz. Türkiye önemli bir fırsatı yakaladı. Bir süreç yürüyor evet, bu süreç sadece Türkiye’de Kürt sorununun çözülmesine yardım etmez. Orta Doğu’da Kürt meselesinin çözümüne yardımcı olur diye umut ediyoruz ve 3-5 tane oy kapayım diyerek aklınca hamaset üretip, bağırıp çağırıp slogan atanlara da şunu hatırlatıyoruz. İnsanı düşünün diyoruz. İnsanlar ölmesin diyoruz.
Biz çok samimi bir şekilde insanlar ölmesin diyoruz. İnsanları öldürerek bir yere varamazsınız. 3 kuruşluk menfaat için, 5 tane oy için bu süreci ifsad etmeyin diyoruz ve biz elimizden geleni yapıyoruz değerli arkadaşlar görüyorsunuz Kürt meselesinin çözümünün bu ülkenin en önemli meselesi olduğunu ve her şeyden önce bunun düşünmesi gerektiğini söyleyen bizler böylesine önemli bir tarihi durumu değerlendirmek gerektiğini de biliyoruz ve o yüzden bu gelişmeleri de koruma durumundayız. Herkese de tavsiyemiz bu yönde bağırıp, çağırıp, hakaret eden, küfreden kesimlere de bunu hatırlatmak zorundayız ve dün bunu yapanların bugün akl-ı selime ulaştığını, kavuştuğunu ve bunun da insani, vicdani açıdan herkese örnek olması gerektiğini de buradan söylemiş olalım.
Değerli arkadaşlar önümüzde görüyorsunuz çok dosyalar var, çok başvurular var, çok konularımız var. Hızlıca onları size anlatmak isteriz. Ülkede dertler bitmiyor. Her kesimden insanlar bize başvuruyor. Biz gidiyoruz insanlara halini hatırını soruyoruz ve sorunları gidermeye çalışıyoruz çünkü milletvekiliyiz, halkın sorunlarının temsilcisiyiz ve gidermeye çalışıyoruz.
Bunun için en ağır insan hakları ihlallerinin olduğu yerlere gidiyoruz. Sadece vatandaş bize gelsin diye beklemiyoruz. Nereye gidiyoruz? En çok da cezaevlerine gidiyoruz. Cezaevindeki insanları dinliyoruz. Sadece onları dinlemekle kalmıyoruz. İdarecileri dinliyoruz. Adalet Bakanlığı yetkilileri ile konuşuyoruz. Sorunların çözümü için her yerle temas halindeyiz çünkü sadece mağdurlar değil, mağdur olmayanlar da bu sefer bu işlerden etkilenebiliyor. Kimsenin bunu unutmaması gerekiyor.
Bakırköy Kadın Cezaevini ziyaret ettik ve orada birçok mahpusla, idarecilerle görüştük. Şunu gördük; oraya giren kadın gazetecilerin çıplak aramaya uğradığı iddiası vardı. Gittim, onlarla da görüştüm. Evet, gerçekten çıplak aramaya uğramışlar ve uzun bir süre çıplak aramaya uğramamak için direnmişler. 1 saat kadar bir tartışma sonrası maalesef çıplak arama olayı yaşanmış ve bunu da kamuoyuna duyurmak istediklerini, buna boyun eğmeyeceklerini söylediler.
Önceki dönem Kocaeli HDP İl Eş Başkanımız Sayın Leyla Aygün’ü ziyaret ettik. Kendisi tüm bu yaşadıklarından dolayı meme kanseri hadisesi yaşamış bir hasta mahpus ve sevki için birtakım işlemler yapılmış. Kocaeli Kandıra’ya bir an evvel gecikmeden sevkinin gerçekleşmesi gerektiğinin altını çizelim. Leyla Aygün de Türkiye cezaevlerinde çıplak arama olayı olduğunun altını çizdi.
Biz biliyorsunuz ki çıplak arama mevzusuna hassasız ve birileri bunu görmezden gelse de önemsememeye çalışsa da cezaevine gittiğiniz zaman kadını ile erkeği ile insanları dinlediğiniz zaman bu konunun son derece önemli bir mesele olduğunu anlıyorsunuz.
Mahpus Avukat Dilek Ekmekçi ile görüştük. Biz görüştükten sonra bir duruşma yaşadı. Maalesef tahliye edilmedi. Ocak ayının sonunda bir duruşma yaşanacak ve umarım o zaman tahliye edilir çünkü bomboş bir dosyayla Sayın Dilek Ekmekçi tutuklu olarak tutuluyor. Hatta daha da zulmedilip Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’ne yatırılmaya çalışıldı ve bütün bunlara karşı direnen suç odaklarını ifşa ettiği için suçlanan ötekileştirilen köşeye sıkıştırılan bir kadın avukatı gittim dinledim. Söyledikleri çok önemliydi. Kamuoyuna söyleyeceği çok şey var. Bütün bunların değerlendirmesi gerektiğini düşünüyorum.
Türkiye’deki büyük suç çetelerini çözmeyenler, hatta yerine göre onlarla kol kola olanlar, yardımcı olanlar, Avukat Dilek Ekmekçi’nin içeri girmesine neden olanlardır diyorum. Ayhan Bora Kaplan Çetesi, Ankara’da emniyet ve yargının üstüne bir karanlık gibi çökenler, Avukat Dilek Ekmekçi’nin içeri girmesine neden olanlardır, bunu da söyleyelim.
İçeride mahpus gencecik öğrenciler var. 23 yaşında bir öğrenci Esengül Arslan, Cerrah Paşa hemşirelik okurken ailesi de bir depremzede olmasına rağmen, babası cezaevinde olan bir genç olmasına rağmen 3 kuruş para kazanmak için öğrencilere ders vermekten dolayı itham edilen, onların annesi babası KHK’lı diye kendisine terörist damgası vurulmaya çalışılan, okurken gece yarılarına kadar geçimini sağlamak için çalışan ve bütün bu tabloya rağmen depremzede olmasına rağmen çok büyük maddi sıkıntılar yaşamasına rağmen “terrorist” diye damgalanarak gözaltına alıp tutuklanan Mayıs ayından beri halen cezaevinde olan mazlum bir genç. Kendisiyle konuştum ve tüm Türkiye’deki gençler adına son derece büyük bir talihsizlik yaşadığını gördüm. Zulmen içerde tutulan bir genç Esengül Arslan, arkası olmadığı için, kimsesi olmadığı için mağdur olduğu için, fakir olduğu için o cezaevlerinden çıkamayan bir insan. Apaçık bu gerçek çok üzücü gerçekten.
Bir devlet böyle olmaz arkadaşlar. Gariban çocukları içeri atıp ondan sonra “bana ne” diyen, içeride kalmasına göz yuman bir devlet anlayışı olamaz. Böyle bir devlet hukuk devleti olamaz. Bunu da söylemiş olalım. Deprem Zede olduğu için kendisine üç kuruş para yatıran kişileri bile suçlayan, kendisini suçlayan, bir anlayışla mücadele eden ve tüm bunlara isyan eden, itiraz eden bir genç kadınla görüştüm.
“Recep Ayı hedeflerim.” diye yazmış defterine Esengül Arslan. “Neymiş bu hedefler?” diye suçlanmış. “Kendimi daha çok geliştireceğim, daha iyi insan olacağım.” diye yazdığı defterindeki ifadeleri “teröristlik” olarak gören veyahutta genç kadınlar ile yaptığı gezileri teröristlik olarak tanımlamaya çalışan bir anlayışla karşı karşıya. Pikniğe gittiği zaman uzaktan polis tarafından fotoğrafları çekilen abuk sabuk muamelelere maruz kalan bir genç öğrenciyi dinledim. Çok çok üzücü. İktidar, devlet gençlerine böyle muamele ederse gençler nasıl akın akın yurt dışına gitmez değerli arkadaşlar size sorarım buradan.
Bir başka kadın Aysu Öztaş Bayram 52 yaşında 5 çocuk annesi hasta bir kadının dramını dinledik. 5 çocuğu var. Karaciğer nakilli bir kadın düşünün. Yaşadıklarından dolayı Parkinson hastası olmuş. Uzun süre tedaviye erişememiş. Cezaevine girmiş Mayıs ayından beri evine yapılan bir polis operasyonunda 18 yaşından küçük çocukları gözaltına alınmış, her türlü stresi yaşamış bir kadın ile konuştuk.
Aysu Öztaş Bayram isimli mahpus kendisinden daha kötü durumda olan kadın mahpusların durumunu anlattı. Mesela Semiha Yüksel isimli bir kadının uzun süre tedaviye ulaşamadığını, sağlık hakkına ulaşamadığını ve ilerlemiş bir meme kanserinin çok çok sonraları teşhis edildiğini anlattı. Böyle hikayeleri çok dinliyorum cezaevinde.
Aysu Öztaş Bayram isimli mahpusun bazı sağlık sorunlarından dolayı gerekli teçhizata, maske ve benzeri teçhizata ulaşamadığını, sağlıkla ilgili sevklerin ve diğer hizmetlerin cezaevindeki doktor yüzünden çok aksamalara uğradığını, sadece kendisi değil tüm mahpuslar bize etraflı bir şekilde anlattı arkadaşlar.
Ardından Kocaeli Kandıra Cezaevi’ni ziyaret ettik. Orada da Şevket Yirik isimli bir mahpus bize eşinin de bir müddet tutuklu olduğunu daha sonra onun çıktığını fakat kendisinin 10 yıl üstü ceza aldığı için denetimli serbestliğinin, şartlı taliyesinin verilmek istenmediğini söylüyor ve bu tür işlemlerde çok önemli sıkıntılar yaşadığını anlatıyor.
Düşünün hiçbir olumsuz haliniz yok, iyi haliniz var, puanlarınız yüksek ama “Efendim sen 10 yıl üstü ceza almışsın, sana işleri yokuşa süreceğiz.” diyen bir anlayış var. Adalet Bakanlığı’nın hali bu arkadaşlar. Cezaevlerinde keyfilik tam gaz gidiyor. “Canım istedi sana şu muameleyi yapıp seni serbest bırakmıyorum.” denilen bir ülkede maalesef insanlar tepe tepe yatıyorlar. Kendi koğuşları da oldukça kalabalık. 40’ın üstünde mahpus bir yerde kalıyormuş. Yerde yatan çok insan var. Cezaevinin 1700 kişilik kapasitesi var ama o arttırılmış kapasiteyle 1700. kişi. Cezaevinin normal kapasitesi 1000. 700 kişinin yerde yattığını düşünün. Böyle felaket bir yerde hala insanları tahliye etmemek için uğraşıyorlar.
Psikososyal merkezleri olumsuz puan vermeye çalışıyor ve AİHM kararlarıyla ilgili de başvuruları var Şevket Yirik isimli bir mahpusun. Kendisiyle ilgili olumlu AİHM kararını 14 Kasım 2023’teki hak ihlali kararını Antalya 8. Ağır Ceza Mahkemesi’ne yeniden yargılama talebinde bulunarak göndermiş. Karar, o kadar kötü bir karar ki, kişinin kendisiyle ilgili kararın başka bir kişiyle ilgili olduğunu söyleyerek verilen bir ret kararı. Bu kadar saçma sapan mahkemelerin olduğu bir ülkedeyiz değerli arkadaşlar.
Burak Başer, düşünün 6 Şubat saldırılarından sonra apar topar tutuklanan bir delil gerekçe olmadan tutuklanan ama 1 yıla yakındır cezaevinde olan genç bir öğrenci öncesinde de kaldığı yurdu protesto etmişti ve düşünün doğru düzgün bir gerekçe olmadan bir genci evinden alıyorsunuz, “Sen teröristsin” diyorsunuz. Sonrasında 1 yıla yakın içeride tutuyorsunuz. Ne zaman çıkacağı da belli değil. İşte Türkiye gençlerine bu muameleyi yapan bir ülke arkadaşlar.
Zeki Bayhan, 48 yaşında Hakkari’li bir mahpus. Kendisi, yazdığı kitapları cezaevine alamıyor. Kandıra F2 Cezaevi’nde bu durum yaşanıyor. Önceden de Mehmet Alçınkaya yaşamıştı. Kendi yazdığı kitabı başka cezaevlerine girdiği halde kendisine verilmiyor. Levent Kırca parodilerinde bile bunlar olmaz ama bunlar yaşanıyor maalesef. Kendisinin yaşadığı bu kitap problemi ve yaşadığı diş implant problemini tekrar gündem edeceğiz ve cezaevi yetkililerine soracağız. Adalet Bakanlığı yetkililerine bu konuyu tekrar bir sormuş olalım.
Remzi Kanmaz isimli eski Sultanbeyli HDP İlçe Eş Başkanımızı ziyaret ettik. Damla Bağcı eski Kocaeli Gebze İlçe Eş Başkanımızı ziyaret ettik. Sayın Figen Yüksekdağ’ı ziyaret ettik. Sayın Semra Güzel’i ziyaret ettik ve hepsi de Türkiye’de barışın çözümün sağlanması için yüreği yanan insanlar bunun için içeride kafa yoran, gayret eden insanlar bunları net bir şekilde gördük.
Yine bir mahpus Sevgi Saymaz’ı ziyaret ettiğimizde sağlık hakkı ihlallerinden kelepçeli muayene, çift kelepçe ile hastanelere götürülme muamelelerinde şikayet etti. “Bir karikatür dergisi çıkarıyoruz, Masala isminde. 60 sayfalık derginin 20 sayfası habire karalanıyor ve sohbet hakkımız engelleniyor. Birçok mahpus cezaevlerinde şu anda açlık grevlerinde bunlar da son derece sıkıntılı.” diyor.
Aynı zamanda Kandıra F1 Cezaevi’nin kantini ile ilgili önemli sıkıntılar var. Bu sıkıntıların giderilmesi, mahpusların bu sıkıntılardan kurtulması, kantinin doğru düzgün işletilmesi lazım.
Kandıra Cezaevi’nde bulunan bütün mahpusların şikayet ettiği diş hekimliği muayenelerinde kelepçeli muayenenin devam etmesi de son derece üzücü bir durum. Bunu da söylemiş olalım arkadaşlar.
Size birçok hak ihlali geldiğini söylemiştim. Hepsi ile ilgili de değinilerimiz olacak.
Kocaeli 1 No’lu F Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda hükümlü olarak kalan Ahmet Güven, kendisini cezaevinde de ziyaret etmiştik. Sağlık sorunları var. Akciğer’de bir kanser başlangıcı olduğu yönünde sıkıntılar var. Sol akciğerinde nodül tespit edilmiş, akciğer kanseri belirtileri var ve halen doğru düzgün bir tedavisi yapılamamış. Hastane süreci yavaş ilerlemekte. Bu konunun hızlandırılması gerekiyor.
Rezzan Şengül burada aylarca gündem etmiştik. 183 günlük açlık grevinden sonra Rezzan Şengül tahliye oldu, tekrar tutuklandı 40 gün sonra Marmara Kapalı Hapishanesi’ne konuldu. Televizyonda yaşadıklarını, gördüğü darpları anlattığı için kendisi tekrar tutuklandı. Bu sefer cezaevinden hastaneye giderken yine ters kelepçe yapılmış, kötü muamele yapılmış ve bu sırada bir Kürtçe şarkı mırıldanmaya çalışmış. Kürtçe şarkıyı dinleyen diğer mahpuslar bu şarkıya ilgi gösterince jandarmalar tarafından Rezzan Şengül darp edilmiş, hakarete uğramış ve ardından Rezzan Şengül ağır bir şekilde jandarmalar tarafından kamera önünde kameralar önemsenmeyerek, hatta jandarma kameraya el sallayarak yani “Hiç umurumuzda değil, biz istediğimizi yaparız.” denilerek darp etmeye devam edilmiş, doktora götürülmüş, doktor darp raporu vermemiş ve “Biz de darp raporu alacağız.” diye alay etmiş jandarmalar kendileri darp ettiği halde. Baba oğlunu ziyaret ettiğinde ağır bir şekilde darp edildiğini görmüş ve düşünün nezarette bir Kürtçe şarkı söylemenizin bedeli Türkiye’de bu oluyor arkadaşlar. Korkunç bir durum bu. İşte hepimiz bunu net bir şekilde görüyoruz.
Van F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’ndeki bir hasta mahpusun raporu. Siroz hastası Burhan Atsız. Cezaevi ile de görüştüm. İnfaz erteleme başvurusu var ama infaz erteleme başvurusu sonuçlanmadan bu hasta ölebilir. Bakın kanamayla hastaneye götürülmüş oldukça kötü durumda bir hasta hani şu anda yaşıyor olması başına başka bir sıkıntı gelmeyeceği anlamına gelmez. Her an son derece önemli kanamalar yaşayabilir çünkü bir siroz hastası var karşımızda. İnfaz ertelemenin gecikmemesi gerekiyor. Karaciğere bağlı karın şişkinliğinden dolayı karnında sıvı birikiyor. Bu sıvı çekiliyor ve problem tabii ki bitmiyor çünkü onlar geçici tedavilerdir işin doğrusu.
KPSS mağduru gençler bize çok başvuruyorlar. “En azından kendi branşlarımızın alım sayıları çok düşük olduğu için 4001 nitelik kodlu personel istihdamına fırsat versinler.” diyor. Böyle bir talep var. Düşünün yıllarca okumuşsunuz, mezun olup bir başvuru yapıyorsunuz fakat o alanda kimseyi almıyorlar. Başka bir alana gidiyorsunuz. Yani çekmediğiniz çile kalmıyor. Türkiye’de gençlerin yaşadığı bu arkadaşlar. Bunu da herkes iyi bilsin.
Evren Öztürk, Sincan 3 No’lu L Tipi Kapalı Cezaevi’nde E-11 koğuşunda günlerdir diş ağrısı çekmekte. Defalarca dilekçe yazmasına rağmen doktora hastaneye sevki yapılmıyor. Cezaevlerinde muayene bilhassa diş muayenesi çok büyük sıkıntı arkadaşlar. Bire bir biliyoruz. Bu durumun giderilmesi gerekiyor. Adalet Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı ile konuşması lazım.
Mimarlar bize başvurmuş. Mezun sayısı bayağı var. Her yıl 10 bin mezun var ama mimarlar iş bulamıyor arkadaşlar. Düşünün yani sıradan bir meslek değil. Mimarlar iş bulamıyorlar. Ne kamuda ne özelde. Bu da çok büyük bir sıkıntı olarak ortada. Bunu da söyleyelim. 90 üzeri puanlarla bile atamaları yapılmıyormuş.
Bir başvuru da Marmara 5 No’lu Cezaevi’nden Cengiz Sinan Çelik, 28 yıllık bir mahpus, kendisi yaşadığı olaylardan dolayı epilepsi nöbetleri geçiren hasta bir mahpus. Adli tıp Kurumu; “Cezaevinde tek başına kalamaz ve kontrol altında tutulması gerekiyor.” diye rapor vermiş. ATK’nın raporuna rağmen Metris Cezaevi’nde epilepsi hastalığının olmadığı yönünde rapor verilip mesane kanserin tedavisi için Metris R tipi Cezaevi’ne sevk edilmiş ve orada da adli mahpusların saldırısına uğramış, Silivri Cezaevi’ne sevk edilmiş ve orada da koğuş aramalarında her türlü haksızlığa, hukuksuzluğa, zulme uğrayan bir insan. Kendisine ağır suçlamalar yapılıyor ama hasta bir mahpus, kanser, epilepsi ve birçok sağlık sorunlarına rağmen koğuş aramasındaki zorbalıklara “itiraz ettin” diye 11 günlük hicre cezası verilmiş kendisine.
Uğur Dağ, Kandıra 1 No’lu T Tipi Cezaevi’nde kalmakta. Motosiklet kazasında 4 ay boyunca yoğun bakımda kalmış. Belden aşağısı tutmayan, parmakları yeni kıpırdamaya başlayan bir mahpus. Buna rağmen hala cezaevinde. Olacak iş değil, biz cezaevinde aradık. Müdüriyetle görüşemedik ama Adalet Bakanlığı’na buradan soruyoruz; Bu ne haldir? Böyle felç durumda yatan genç bir mahpusun işi ne arkadaşlar cezaevinde? Allah aşkına bunu sormamız lazım.
İbrahim Güngör Genel Kurul’da da gündem ettim. Arkadaşlar şu hale bakın! Alzheimer, parkinson hastası birçok şikayeti olan bir mahpus. Şu anda infaz erteleme alıp tahliye edilmesi gerekirken “Menemen R Tipi Cezaevi’nde yatabilirsin” denilmiş ve orada tutuluyor. Son derece zor durumda. Bir an evvel infaz erteleme kararının çıkması lazım. Hem bu kadar ağır hasta kızını bile tanıyamıyor ziyaretlerde. Kendi işini göremiyor ve tek başına tutuluyor. Sonra hasta mahpuslar vefat ettiğinde de bunu gizlemek için uğraşan bir Adalet Bakanlığı var. Avrupa’da 1. durumdasınız mahpus sayısında. Korkunç sayıda bir mahpus hasta mahpus sayısı var ve bakımsızlıkta da önemsememekte de 1. sıradasınız. Adalet Bakanlığı’na bunu söylüyoruz.
Barış Büyüksu meselesi uzun yıllardır bizim özellikle takip ettiğimiz bir mesele. Yakınları bize tekrar başvurdu. Türkiye bu konuda atıl vaziyetteydi. Bürokrasi, kırtasiye işleri çok yavaş işliyordu. Yunanistan makamlarına ittirip kaktırmamız sonucunda ancak iletildi durum ve Yunanistan’dan bir dönüş olup olmadığına dair bilgileri de net olarak alamıyoruz. Bu konuda da aile ve avukatlar net bir bilgi bekliyor. Yunanistan bu işi sümenaltı etmeden resmen Barış Büyüksu’yu öldürenler cezalandırılacak mı? Yargılanacak mı? Bunları bekliyoruz. Yunanistan Devleti’nin bu konuda bir açıklama yapması, Türk makamlarına gereken bilgileri vermesi lazım çünkü aile bu işin örtbas edilmesine razı değil. Örtbas da ettirmeyecek, biz de ettirmeyeceğiz.
“Edirne F Tipi Cezaevi’nde bulunan oğlum Ali Ülgü için size başvuruyorum.” diyor. Açlık grevinde, çok zor durumda ve “Tutuklu hükümlüleri biz ayrı ayrı koyarız.” demiş cezaevi fakat bu kişiler açlık grevi dolayısıyla sıkıntı yaşıyorlar ve diğer arkadaşları da destek amaçlı açlık grevlerine giriyor. Cezaevlerinde açlık grevleri mahpusun son çaresi çünkü her türlü baskı ve zorbalıktan sonra bunları aşamazsanız, dışarıya iletemezseniz, gerekeni yapamazsanız da kendi canınız ile ilgili bir eyleme girmek durumunda kalıyorsunuz. Biz tabii doğru bulmuyoruz ama bir insanın son çığlığı olarak da bakıp bunu önemsiyoruz.
Gülcan Cam, Sincan Kadın Cezaevi’nde eşi de mahpus. 1.5 yıldır tutuklu adaletli bir şekilde yargılanmıyor ve ağır tansiyon hastası şeker hastası cezaevinde böyle çok mahpus var değerli arkadaşlar.
Mervane Albayrak, bakın bu hikaye çok üzücü. Mervane Albayrak, 3,5 yaşında Duchenne musküler distrofi hastası çocuğu olan bir anne. Çocuğu için, bakın burada evrakları da var, Giresun’dan birçok yere başvurmuş, birçok hastaneye gitmiş. İzmir’e, Ankara’ya, şuraya buraya birçok hastaneye gitmiş. En sonunda “Edirne’de iyi bir doktor var oraya da gideyim.” diyor. Anne bu arada yargılanıp ceza almış. Dosyası Yargıtay’da. Dosyasına da baktık. Kanuni açıdan suç ve ceza teşkil etmeyecek suçlamalar. Bütün bunlardan dolayı ceza almış ve Yargıtay’da cezası bekliyor diye herhangi bir yakalama kararı olmamasına rağmen çocuğunu doktora götürmüş bir anne Edirne’de gözaltına alınıp tutuklandı. Şu anda Edirne Kadın Cezaevi’nde. Çok üzücü. Bunlar kabul edilecek bir durum değil. Oğlu Muaz Safa Albayrak çok sıkıntılar yaşıyor ve şu anda babası onu mecburen annesinden ayırmış almış. Düşünün hasta engelli bir çocuğu annesinden alıyorsunuz. O çocuk ne kadar annesini arar ama o çocuk cezaevinde de duracak halde değil. Böyle dramlar yaşanıyor arkadaşlar. Tüm ayrıntısıyla konuyu takip ediyoruz. Çok üzülüyoruz. Olacak bir hadise değil ve konunun bir an evvel annenin tahliyesi ile sonuçlanması gerektiğinin de altını çiziyoruz değerli arkadaşlar.
Cihan Ayaz, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı Romanya’da tutuklanmış. Romanya’da şu an tutuklu ve çok kötü muamele görüyor. Fiziki ve psikolojik işkencelere maruz kalıyor bu vatandaşımız. Cezaevinde ırkçı muamelelere maruz kalıyor. Türkiye Cumhuriyeti Dişişleri Bakanlığı’nı da uyarıyoruz bu vatandaşımızın itham edildiği suç nedir bilmiyoruz fakat Romanya’da kötü muamele gören bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının halini hatırını sormaları gerekiyor. Biz bunu bir soru önergesiyle de gündem ettik ve Türkiye’ye geri gönderilmesi için Dışişleri Bakanlığı’nın gayret etmesi lazım.
Türk Silahlı Kuvvetleri Vakıf Kuruluşu’ndan biri olan SSB’ye bağlı Kayseri’de faaliyet gösteren Aspilsan Enerji Şirketi’nde haksız yere 100’ün üzerinde personel işten çıkarıldıklarını ifade ederek bize başvurdular. Ağır iddiaları var. Birtakım tacizlere uğradıkları yönünde iddialar var. Konunun ayrıntısını bilmiyoruz ama bu ayrıntılar örtbas edilmemeli. Bu kişiler örtbas edildiğini söylüyor. Bu meselenin üzerine gitmek gerektiğini düşünüyoruz değerli arkadaşlar.
Muhammed Ali Karakaya, en son Ağrı Emniyet Müdürlüğü’nde vazifeliydi. Bu kişi KHK ile açığa alınmış ve daha sonra ülkede adalet olmadığı için yurt dışına çıkmak durumunda kalmış. İsviçre’ye gitmiş fakat orada da oturum almakta çok sıkıntı yaşıyor. Yaklaşık 18 ay olmasına rağmen İsviçre hükümeti oturum vermiyor. İnsanlar şaşırmış durumda. Şu ülkede mi yaşasın? Başka bir ülkeye mi gitsin? Ne yapacağını bilemiyor. Bu ülkeyi zaten anlatıyoruz; aylardır, yıllardır, her hafta anlatıyoruz. Ülkede adaletsizlik had safhada. İnsanlar akın akın yurt dışına kaçıyor. Yurt dışına gittiği zaman da oturum alamıyorlar ama İsviçre makamları da bilsin. Türkiye son derece adaletsiz bir ülke ve insanlar çaresiz. Ne yapsınlar? Uzaya mı gitsin yani bu insanlar? Ülkelerinde zulme uğruyorlar. İltica ettikleri ülkenin de onları kabul etmesi gerekiyor ama burada büyük zorluklar yaşıyorlar İsviçre’de. Türkiye’ye döndüğünde bu kişiler adaletsizliğe maruz kalacaklar. Haklarında yakalama kararları olabilir. Eşi, iki çocuğu Ağrı’da ikamet ediyor. Çok önemli maddi ve manevi sıkıntılar çekiyor. Bu konuda Türkiye iktidarının zalimliğini, vicdansızlığını anlatıyoruz ama İsviçre Devleti’nin bu konuda anlayışlı ve adil, vicdanlı olması gerektiğinin altını çizmiş olalım arkadaşlar.”
























Yorumlar