18 Aralık 2024

Gergerlioğlu: “İlk olarak önemli bir kaybı gündem etmek istiyorum. İnsan Hakları Derneği Eski Genel Başkanı Sevgili Hüsnü Öndül’ü kaybettik. 71 yaşında bu dünyaya veda etti. İnsan hakları haftasında hayatını kaybetti.

Yıllarca insan hakları alanında büyük gayretler, çabalar, uğraşlar, fedakarlıklar sergileyen idealist insan sevgili Hüsnü Öndül maalesef aramızdan ayrıldı. Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun. Çok değerli bir insandı. Yıllarca ortak platformlarda birlikte çalıştık. Yeri doldurulamaz, çok önemli bir kaybı yaşadı insan hakları savunucuları.

Değerli basın mensupları önemli bir başka haber de Gabon’lu Dina ile ilgili. Gabon’lu Dina’yı biliyorsunuz Meclis’te yaptığım haftalık basın toplantısında her seferinde andım. Gabon’lu Dina bir üniversite öğrencisiydi ve büyük ihtimal öldürüldü fakat sonunda dün yapılan mahkemesinde zanlı beraat etti ilginç bir şekilde ve Gabon’lu Dina’nın ölümü aydınlatılamadı. Ne olduğu belli olmadı ve maalesef bir belirsizlik içinde mahkeme bitti. Gabon’lu Dina için adalet istemeye devam edeceğiz değerli arkadaşlar.

Bir önemli konu da Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sayın Vedat Işıkhan’ın yaptığı bir açıklamayla ilgili diyor ki; “2025 yılında emekli olanlara en az %30 daha az maaş bağlanacak. O yüzden emekliye hak kazananlar 2024 yılında emekli olsun.” bu çok ciddi bir durum. Zaten emekli sefalet ücretiyle geçinmeye çalışıyor. Perişan durumda! Siz insanları biraz daha emekliliğe zorluyorsunuz ve “Bak emekli olmazsan 2025’te emekli olursun. %30 da daha az emekli maaş alırsın.” diyorsun bir kesimin bir eli yağda, bir eli balda zengin fakir arasındaki uçurum artıyor. Büyük bir ııı sosyal adaletsizlik var. Öte taraftan emekli çok büyük bir perişanlık yaşıyor. Gerçekten çok zor durumda. Temel gıda maddelerinden kısarak yaşamaya çalışıyor ve bu ülkenin çalışanlarını koruyacak olan koruması gereken Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı da çıkmış diyor ki; “Seneye emekli olmayın şimdiden emekli olun gidin ve seneye emekli olursanız daha da az maaş veririm.” bu kabul edilecek bir durum değil. Gerçekten bir hak gaspı. Bu kadar usulsüzlük, yolsuzluk, hukuksuzluk varken emekli ile uğraşmak, onun maaşını biraz daha azaltmaya çalışmak olacak bir iş değil arkadaşlar. Bunu da önemli bir konu olarak arz ediyorum. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı’nın bu tavrını da kabul etmiyorum, kınıyorum çünkü tüm ülkenin masrafını emekliden çıkarmaya çalışan bir anlayışla karşı karşıyayız.

Önemli çarpıcı bir haber. Kocaeli’nin Gebze ilçesinde 2022 Yılında Avukat Adem Karaca ve müvekkiline ters kelepçe takan iki polis ve iki bekçi yargılandıkları davada kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçundan ayrı ayrı 3 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırıldı. Ayda yılda bir böyle vatandaşa zulmeden muameleler ceza alıyor. Biz, polis olsun, bekçi olsun hiç kimsenin vatandaşın üstünde olamayacağını, vatandaşa doğru düzgün muamele yapmaları gerektiğini söylüyoruz. Elindeki gücü, yetkiyi kullanarak kimse vatandaşa zulmedemez. Vatandaşlar da bunu bilsin. Kendilerini haksızlık, hukuksuzluk yapanlar karşısında mücadelelerini sergilesinler. Belki binde bir de olsa bir gün geliyor ve insanlar hakkını alabiliyor değerli arkadaşlar.

Cezaevlerinden önemli hak ihlalleri alıyoruz ve diğer pek çok vatandaşımızdan alıyoruz. Konya Ereğli T Tipi Cezaevi’nden Rojdan Tokçu’nun yakınları aramış bizi. “Tek başına bir hücrede ağır tecrit altındal.” diyor ve Hakkari Yüksekova’ya nakli için bir gayret gösterilmesi noktasında istekleri var. Mahpuslar çok zor durumda, ailelerinden uzak olması mahpus yakınlarını da cezalandırıyor. Bu yüzden Adalet Bakanı’nı göreve davet ediyorum. Özellikle yapılan bir politika, mahpusları ailelerinden en uzak cezaevlerine gönderme, bu politikadan vazgeçin, zalimce, vicdansızca bir politika bu.

İbrahim Güngör hasta bir mahpus, ağır bir durumda ve insanlar Türkiye’de ağır hasta olmasına rağmen cezaevlerine konuluyor. İzmir Buca Kırıklar Cezaevi’nde 18 Ocak 2019 tarihinde tutuklanıp 10 ay kalmış ama bu kişi hasta bir kişi 71 yaşında Alzheimer hastası, şeker, prostat var ve en sonunda 11 Aralık’ta geçtiğimiz hafta başında cezası onanmış ve Buca Kırıklar Cezaevi’ne tekrar konulmuş ama oldukça ağır hastalıkları var. Prostat, denge problemleri, yemek, tuvalet yapma konusunda sıkıntılar, Alzheimer. Bu kişinin cezaevi şartlarında yaşayabilmesi mümkün değil. Bir an evvel infaz erteleme işlemlerinin başlaması gerekiyor. Adalet Bakanlığı’nı uyarıyoruz.

Depremzedeler de bize başvuruyor. Zülküf Çok, Diyarbakır Orteks 3 apartmanı sakini. Orta hasarlı tespit edilmiş, bina boşaltılmış fakat alttaki iş yeri sahipleri itiraz etmiş ve bu itirazlarda da doğru beyanatlar yokmuş. Bina 30-35 yaş arası 7 kat 6 daireden oluşuyormuş. İtiraz edenler; “25-30 yaş 4 daireden oluşuyor.” Demişler. Kira yardımları kesilmiş ve bina sağlam gibi gösteriliyormuş sanırım. Gaziantep istinafta dava. 42 aile perişan durumdayız. Kira yardımları da kesilmiş. Bu konuda bir çözüm üretilmesi gerekiyor.

Mazlum Demiralp bize başvurmuş. Diyarbakır Turkcell Global Bilgi Çağrı’da çalışıyormuş. İşini doğru düzgün yapmaya çalışan bir kişi fakat Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’ni övücü veyahut siyasi birtakım görüşlerini yansıtan normal paylaşımlar yaptığı için işinden çıkarıldığını söylüyor. Bir mobbing’e uğradığını söylüyor. Turkcell yetkililerin bu konuda bir açıklama yapması gerekiyor. İnsanlar siyasi görüşlerini beyan edemeyecek mi? Böyle aniden pat diye işten bu tür bir nedenle nasıl oluyor da çıkarılıyor? Aslında işini doğru düzgün yapmaya çalışan bir personel olduğunu söylüyor. “Tüm emeklerim sırf siyasi görüşümden dolayı heba edilip içten çıkarıldım.” diyor bu kişi.

İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’yı uyarıyoruz; siz anayasanın hukukun üstünde olamazsınız. Anayasa Mahkemesi pasaport madde 22’yi iptal etti. Yüz binlerce kişi idari tahditlerin kaldırılmasını bekliyordu ama bu idari tahditler halen kaldırılmadı. Ya İçişleri Bakanı siz kim oluyorsunuz da Anayasa Mahkemesi’nin iptal ettiği bir yasa maddesini, uygulamadan kaldırılan bir maddeyi uygulamaya devam ediyorsunuz. Kafanızdan tahditler uyguluyorsunuz. Kafanızdan yaptığınız uygulamalarla Anayasayı ayaklar altına alıyorsunuz.

Sayın Ali Yerlikaya çıplak aramayı reddediyorsunuz, kötü muameleleri gözden ırak tutmaya çalışıyorsunuz, Anayasa Mahkemesi’nin kararlarını hiçe saymaya çalışıyorsunuz. Siz nasıl güvenlikten sorumlu bir bakansınız ya? İnsanlar nasıl güvenliğini size emanet etsin? Siz hukuk tanımıyorsunuz, anayasa tanımıyorsunuz. Her türlü zorbalığı örtbas etmeye çalışıyorsunuz. Hukuksuzluğu baş tacı ediyorsunuz.

Bakın Anayasa Mahkemesi iptal etmesine rağmen, Resmi Gazete’de de yayınlanmasına rağmen. Yurt dışı yasağı bulunmuyor kişilerin ama idari tahdit konulduğu için yurt dışına çıkamıyor. Mustafa Çulha bize başvurmuş; “Hala pasaport tahdidim kaldırılmadı.” diyor. Böyle yüz binlerce kişi var. Ayıptır, yazıktır, günahtır, utanın bu yaptıklarınızdan. Biz bunu görmüyor değiliz. Biz bunu sadece Türkiye’de değil uluslararası planda da anıyoruz. Sayın Nacho Sanchez Amor da duysun. Ülke o kadar hukuksuz ki zaten siz Türk parlamenterleri utançtan yüzü kıpkırmızı hale getiriyorsunuz. Diyorsunuz ki; “Sizin ülkenizde hukukun zerresi yok. Ne konuşuyorsunuz karşımda.” diyorsunuz. Sayın Amor bilin ki işte bu ülkede son Anayasa Mahkemesi kararı da uygulanmıyor. Bizi umursamamaya çalışıyorlar. “Her şey elimizde.” diyorlar ama biz sesimizi uluslararası alana da duyuruyoruz.

Sayın Sanchez Amor, siz Türkiye hakkında AB raporu hazırlıyorsunuz. Bilin ki bir başka büyük ihlal var şu anda yüz binlerce kişiyi meşgul eden bir karar, idari tahdit kararı ve İçişleri Bakanlığı bu zorba kararını da dayatıyor, anayasaya çiğniyor.

Kamuda kariyer mesleklere giriş üst yaş sınırı 35 fakat biliyorsunuz artık insanlar hayata daha geç başlıyor. Bu yüzden 35 üst yaş sınırının az kaldığını söyleyerek bunun arttırılması gerektiğini söylüyor ve istiyor birçok vatandaşımız. Biz de bunu burada gündem ediyoruz değerli arkadaşlar.

Cezaevlerinde hukuksuzluk, ihlaller o boyuta vardı ki insanlar uyuz oluyor artık. Antalya Döşemealtı L Tipi Cezaevi’nden çok başvuru var arkadaşlar. Cezaevindeki hastalıklardan dolayı içeride uyuz vakaları artmış durumda. Düşünün o kadar korkunç bir ortam var. Mikrobiyal enfeksiyonlarda bir artış var maalesef.

Engelli vatandaşlarımız da bize başvuruyor. Erdem Akkurt; “Engelli bir vatandaş olarak engeller üzerindeki 25 Kasım 2024 tarihli kanun teklifinin olumsuz etkilerini anlatmak istiyorum. Süresiz vergi indirimi hakkı kazanmış engelli bireylerin yıllarca mücadele edip kazandıkları bu hakların yok sayılması adaletli bir yaklaşım değildir. SGK Sağlık Kurulu’nun katı uygulamaları engellilerin emekli olmasını daha da imkansız hale getirecektir. Engellerin iş gücü kaybı, sağlık sorunları ve ekonomik zorluklar göz önünde bulundurulduğunda bu düzenlemenin birçok engelli için felaket niteliğinde olacağı aşikardır.” demiş.

Anestezi teknikerleri birçok sağlık teknikleri bize başvuruyor. Onlar da diyorlar ki; “Yaşadığımız sorunlara dikkat çekmek istiyoruz. Entübasyon ve parenteral işlem yetkilerimizin geri verilmesini ve atama sayılarının arttırılmasını istiyoruz. Bunu Sağlık Bakanı duysun sesimizi duysun.” diyorlar değerli arkadaşlar.

Değerli arkadaşlar, şimdi de hak ihlallerine geçeceğiz. Cezaevlerinden bize gelen çok mektup var. Ağır hak ihlalleri var. Onları gündem edeceğiz. Cezaevlerinde öyle bir durum var ki düşünün 8,5 yıl hapishanede yatıyorsunuz. Ağır bir şekilde binlerce yıl ceza isteniyor hakkınızda. Yaşadığınız haksızlıklar, ihlallerden dolayı içeride mide kanseri oluyorsunuz ve ardından en sonunda Yargıtay sizin 8,5 yıldır haksız, hukuksuz bir şekilde yargılandığınızı söylüyor ve cezanızı bozuyor.

Düşünün 8,5 yıl haksızca özgürlüğünüz elinizden alınmış, sağlığınız elinizden alınmış, haklarınız elinizden alınmış, her türlü zorbalığa uğramışsınız, 8,5 yıl sonunda size “pardon” diyorlar. İşte Türkiye’de adaletin durumu bu arkadaşlar. Çok vahim hadiseler, tarihi hadiseler bunlar. Belki çok kişi bilmiyor ama biz biliyoruz. İnanılmaz acılar yaşatıyorlar insanlara, inanılmaz haksızlıklar yaşatıyorlar. Geçtiğimiz günlerde Yargıtay’ın verdiği bir karar çerçevesinde bunu söyledim.

Bize cezaevlerinden birçok mektup geliyor ve biz de onları özetleyerek size sunmaya çalışıyoruz ve böylece hak ihlallerini duyuruyoruz. Kırşehir S Tipi Kapalı Cezaevi’nden Mehmet Erden; “Cemil İvrendi, 30 yılını doldurmasına rağmen şartlı tahliyesi verilmeyen hasta ve yaşlı bir mahpus, cezasını bitirmesine rağmen neden bırakılmaz? Bu durum vicdanları sızlatıyor. Burada ölsün mü?” diye soruyor.

Nazlı Soglin, Kayseri Bünyan Kadın Cezaevi’nden yazmış; “Kadın hastalıkları açısından sorunlarım var. Şehir hastanesi doktorları bir şey yapamamakta. Zamana yayılıp kanser olmam mı bekleniyor? Acil ameliyat olup bu hastalıktan kurtulmak istiyorum. Iğdır ve çevresine nakil isteklerim reddediliyor. Zaten cezalarımla ilgili müddetname de haksızlık var.” diyor.

Yücel Balyeci, Antalya S Tipi Kapalı Cezaevi’nden yazmış. “Sağlığa erişim hakkımız kısıtlanıyor. Mahkemenin yasak kararı olmamasına rağmen birçok kitap bize verilmiyor. Kürtçe alerjisi var burada. Hak ihlalleri var. İyi halli olanların bile tahliyesi engelleniyor. Sosyal çalışmacı psikolojik basınç uyguluyor. Tek sosyal aktivitemiz spor 45 dakikaya indirildi. Yemekler kalitesiz.” diyor.

Antalya S Tipi Cezaevi’nden çok başvuru alıyoruz arkadaşlar. Çok ağır ihlaller var. Sayın Bakan Yılmaz Tunç, her hafta bunları söylemek zorunda mıyız? Şu Antalya S Tipi Cezaevi’ne bir dönüp bakın. “Ben orayı yönetemiyorum, birileri derebeylik yönetiyor.” diyorsanız ayrı bir konu ama bu Antalya S Tipi Döşemealtı Cezaevi’nden çok şikayet alıyoruz. Sayın Bakan Yılmaz Tunç ilgilenecekseniz bir lütfedip ilgilenin yani ama “Ben bu işe karışamıyorum orada derebeylik var.” diyorsanız da onu da açıkça söyleyin lütfen.

Umut Yoloğlu yazmış; “Bağırsak sorunlarından dolayı kolonoskopi randevusu verildi. Tam o sırada sürgün sevk ile Marmara, L 1 No’lu Cezaevi’ne gönderildim. Burada da dilekçelerim yok oluyor. Şikayetlerim ilerliyor. Aylardır kolonoskopi olamıyorum. Tedavi hakkım çiğneniyor. Bakanlık bunu duysun.” diyor.

Tuğba Öztunç, Bünyan Kadın Cezaevi’nden yazmış bize. “Ailem maddi ve manevi açıdan çok zor durumda. Buna rağmen Kayseri’den Mersin ve civarına nakil isteklerim reddediliyor. 6 yıldır çok zor durumdayız. Kaç defa başvurduysak hep reddedildi. Kamu Denetçiliği Kurumu da Adalet Bakanlığı tarafından önemsenmiyor sanırım.” diyor.

İbrahim Yozgat, Kırşehir Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden yazmış; “Esire, yoksula, yetime yardım İnsan suresi 5. Ayette övülür. Koğuş komşum bir Suriyeli, çok zor durumda. Halit Hamza Ayed üstünde kışlık elbisesi bile olmayan biri. Ona yardım edilmesi gerekiyor. Kalın bir elbisesi olmadığı için bu soğukta havalandırmaya bile çıkamayan biri. Şampuan bile alamayan bir kişi. Durumunu size iletmek istedim. Allah kimseyi adaletsiz bir ülkede hapislere düşürmesin.” diyor. Bu kişi kendi mağduriyeti için için değil, sesini duyuramayan yan koğuştaki bir başka kişi için bunu bize yazmış. Biz de buradan Adalet Bakanlığı’na bildirelim. Cezaevlerinde bu kadar mı kötü durum Sayın Bakan Yılmaz Tunç? İnsanlar bu kadar mı perişan? Size arz edelim vebal bizden gitsin.

Sincan Cezaevi’nde denetimli serbestlik ve şartlı tahliyelerin verilmemesiyle ilgili şikayetler ayyuka çıkmış durumda arkadaşlar. Bu konuda birçok başvuru alıyoruz.

Aytaç Ünsal, kendisi mahpus ve hukukçu, Edirne F Tipi Cezaevi’nde bir karikatürle cezaevilerinin durumunu anlatmaya çalışmış. Diyor ki; “ Refah Sınır Kapısı’ndan nasıl yiyecekler giremiyorsa cezaevlerinin kapısından da kitaplar giremiyor. Nevzat Özer’in Kandıra 1 Nolu F’de Nebiha Aracı’ya yolladığı mektup kabul edilmeyip iade edildi. Bir zarfa 3 mektup koymuştuk aslında bu yasaldır fakat Ceza Tevkifevleri Genel Müdürlüğü kararnameleriyle yasaklanmıştır. O nedenle biz mahkemeye gittiğimizde biz haklı çıkıyoruz. Ülkede yasayı çiğneyip idari kararnamelerle iş yürütüyorlar.” diyor. Evet ülkedeki durum bu. Mahpuslar artık içeride bu işin karikatürünü çiziyorlar ve İsrailli yetkililerle bir benzer olduğunu söylüyorlar cezaevleri yöneticilerinin.

Aynı zamanda Edirne F Tipi Hapishane İdaresi; Sinan Kazım Özüdoğru’yu anlatan “Devrimciler Ölmez” kitabını “Yayının hükümlüye teslimiyle slogan atma eylemine devam edileceği öngörüldüğünden.” diyerek yasaklamış. Bir kitap mahpusa verilecekmiş bandrollu bir kitap fakat bu kitap mahpusa verilirse slogan atmaya devam eder denilerek kitabın verilmesi engellenmiş. Türkiye cezaevlerinde böyle dünya tarihine geçecek trajikomik olaylar da yaşanıyor arkadaşlar.

Ünsal Canboğa, Bolu F Tipi Kapalı Cezaevi bize yazmış; “Adaletsizlik çok, suçsuzluğumu ortaya koydum ancak hala sesimi duyan yok. İnsan cezaevinde kimseye, hiçbir gruba ön yargılı olmamayı öğreniyor, kişilere yalnızca insan oldukları için saygı duymayı öğreniyor.” diyor.

Enes Kaya, Elmalı T Tipi Cezaevi’nden bize yazmış; ”Diyarbakırlıyım, annem hasta, eşim ve yakınlarımın maddi durumu yok. Çok seyrek geliyorlar yanıma ve ben Diyarbakır veya çevreye illere sevk edilmek istiyorum. Defalarca dilekçeler yazdım, umurlarında değil. Bu konuda bana yardımcı olun. Ayrıca bulunduğum cezaevinde ağırlaştırılmış müebbet hükümlüsü şartlarında yatırılıyorum. Aslında ben üyelikten tutukluyum. Bu da bir hak ihlali.” diyor. İşte bunlar maalesef cezaevindeki zorbalıklar ama biz bunları duyurmaya devam edeceğiz arkadaşlar.

Hüsnü Aşkan Bafra T Tipi Cezaevi’nden bize yazmış; “Ailem Hakkari’de ben Bafra’dayım. Bin kilometre yol var. Hasta bir annem vardı onun için yıllarca Hakkari’ye yakın bir cezaevine nakil talebimi söyledim fakat kabul edilmedi. Annemi ağır hastalıklar olmasına rağmen göremeden kaybettim sonunda. Bunca acıyı, ızdırabı, mağduriyeti neyle izah edeyim? İnanın bilemiyorum böyle bir işkence var mıdır? Son isteği evladını görmekte çok görüldü.”. diyor Hüsnü Aşkan.

Değerli arkadaşlar, geçtiğimiz gün Meclis’te İçişleri Bakanlığı’nın, İstanbul Valiliği’nin yaptırdığı çıplak arama meselesini anlattık. Biz bunu anlattıktan sonra İçişleri Bakanı bir cevap veremedi ve onun altındaki İstanbul Valisi Davut Gül bize küfretmeyi, hakaret etmeyi tercih etti fakat çıplak arama ile ilgili hiçbir araştırma, soruşturma yok. Kardeşim işinizi doğru düzgün yapın.

Ona buna hakaret etmek, üstlerine yaranmaya çalışmak senin işin değil İstanbul Valisi Davut Gül. İşini yap ve mağdur vatandaşların hakkını, hukukunu sor! Vitrine oynama, tribünlere oynama, ona buna hakaret, küfür ederek bir yere varamazsın, vali olmuşsun ama hala hakkı hukuku aramayı öğrenememişsin, hala zorbalık yapıyorsun, hala çıplak aramanın üstünü örtüyorsun, vebal alıyorsun, günah kazanıyorsun, bu yaptıkların suçtur ve mutlaka bir gün hukuk geri gelecektir ve bu çıplak arama zulmü ortaya çıkacaktır. İstediğin kadar şimdi üstünü örtbas et. Biz milletin temsilcisi olarak milletin fertlerine yapılan bu zulümlerin peşindeyiz. İstediğiniz kadar güçlü olduğunuzu sanın biz hukuk peşinde koşanlar, hukukun üstünlüğünün en güçlü kriter olduğunu söylüyoruz. İstediğiniz kadar karartın, küfredin, hakaretler yağdırın boşunadır. Sonunda mazlumlar haklılıklarını apaçık ispat edecektir.

İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya da Adalet Bakanı Yılmaz Tunç da çıplak arama meselesini örtmek konusunda bir devlet kararı içinde! Onların altındaki bir vali ise sağa sola hakaret etmeye çalışmakla meşgul.

Harran Geçici Barınma Merkezi’nde ilaç verilmeyen göçmenler açlık grevinde, “İlaçsızlıktan ölmemiz mi bekleniyor?” diyorlar. İlaçsızlık, şiddet, kötü koşullar, göçmenler, isyanda arkadaşlar. Geri gönderme merkezindeki insanların durumu son derece zor oluyor maalesef. Bu sesi de duyurmuş olalım.

Değerli arkadaşlar geçen gün de yayınımızı aldık. Şu anda herkes sıcak yataklarında gece yatarken birileri gece yarıları evlerinden uzak yollarda betonlarda yatıyor. Kim bunlar biliyor musunuz? İstanbul’daki Polonez işçileri. Yabancı bir işletmecinin fabrikasında asgari ücretten bile az ücret alarak perişan bir durumda, zor koşullarda çalışan bu işçi kardeşlerimiz normal bir ücret alabilmek için, haklarına kavuşabilmek için 150 günü aşkın bir şekilde yollardalar, gayret ediyorlar.

Gariban, yoksul insanlar, kadınlar eşlerini, çocuklarını bırakmış, evlerini bırakmış yollardalar. Gece gündüz Ankara’ya doğru yürümeye çalışıyorlar. Biz onları Ankara’da bekliyoruz. Umarız ki Ankara’ya meclise kavuşurlar ve haklarını duyururlar. Onları bekliyoruz Ankara’da. Polonez işçilerinin direnişini kutluyoruz. Çok haklılar.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’a da buradan sesleniyoruz; bu ne rezalettir! Bu insanlar azıcık haklarını alabilmek için perperişan yollardalar. Kadınlar hasta eşlerini, okula giden çocuklarını bırakmış yollardalar. Hiç mi vicdanınız sızlamıyor?

Polonez işçilerinin yürüyüşlerine polis biber gazıyla cevap veriyor. Böyle vicdansızlık, böyle acımasızlık da görmedik değerli arkadaşlar. Gasp edilen haklarını aramak için yürüyenlere yapılan Türkiye’de bu, tüm dünya bunu görsün.

Geçtiğimiz günlerde Meclis’te Kürtçe konuşmuştuk ve bu engellenmeye çalışılmıştı ama sonrasında da gerek Sayın Bekir Bozdağ, gerek Sayın Celal Adan’ın Kürtçe selamlamalar ve “hoş geldin” demelere müsaade ettiğini görüyoruz. Zaten Sayın Başkan Sırrı Süreyya Önder bu konuda oldukça hoşgörülüdür. Bu günümüze aykırı ilkel yasakların bitmesi gerektiğini, bu ülkede herkesin dilini rahatça konuşabilmesi ve bu tür güzel tatlı selamlamaları rahatça farklı dillerde yapabilmesini temenni ediyorum.

Cemal Kaşıkçı’yı yıllardır söylüyoruz ve onun hakkını arıyoruz. Öldü gitti, belki kemikleri çürüdü ama biz onun hakkını aramaya devam ediyoruz çünkü çok büyük bir hukuksuzluk var ortada. Cemal Kaşıkçı, Suudi Arabistan Konsolosluğu’nda yok edildi. Cesedi bile bulunamadı. Onunla ilgili dosyada daha sonra kredi alacakları Suudi Arabistan’a teslim edildi. Bu vicdanları sızlatan bir durum, kabul etmiyoruz ve bunu buradan ifşa ediyoruz.

Osman Kavala, 7 yıldır zulmen cezaevlerinde suçsuz, günahsız, ağır hapis cezalarına çarptırılmış durumda. İyiliksever olmak, insan hakları savunucularına yardımcı olmak bu ülkede suç maalesef arkadaşlar.

Şerif Mesutoğlu’nun açlık grevi devam ediyor. İşlemediği bir cinayetten dolayı ağırlaştırılmış müebbet mahpus ve kendini yakma, açlık grevi ve her türlü yola başvurarak uğradığı zulmü protesto eden bir insan hala Sincan Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde açlık grevinde Adalet Bakanı’na soruyoruz; bu insan öldüğü zaman mı duyacaksınız bu insanın sesini? Bu kadar zalimlik olmaz. İnsanlar yanıyor, bitiyor, kavruluyor cezaevlerinde kimsenin umurunda değil. Açlıktan bir deri bir kemik hale geliyorlar. Kimsenin umurunda değil. Adalet bu halde Türkiye’de.

Selçuk Kozaağaçlı, Çağdaş Hukukçular Derneği Genel Başkanı, o da tüm halk için yaptığı hukuk mücadelesinin maalesef ki zorbaca karşılığını gördü ve zindanlara atıldı. Biz onun yanındayız. Ne kadar değerli bir hukukçu ve idealist bir insan olduğunu biliyoruz. Yaşadıklarına karşıyız ve onu sürekli anıyoruz.

Adalet Bakanlığı önünde direnişini sürdüren bir anne Sevinç Çakır. Biz her zaman onun yanındaydık, yanında olmaya devam edeceğiz. Sevinç Çakır, oğlu Murat Çakır ve tüm özgürlüğü hakkı kısıtlanmış mahpuslar için adalet arıyor, aramaya devam edecek ve biz de onun yanında olmaya devam edeceğiz.

Gabonlu Dina’yı az evvel andım, mahkemesi sonuçlandı fakat adalet ortaya çıkmadı. Biz Gabonlu Dina’nın yanında olmaya devam edeceğiz arkadaşlar.

Yusuf Bilge Tunç, 6 Ağustos 2019’dan beri kaybedilen, yok edilen bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı. Kimsenin umurunda olmayabilir ama bizim için en önemli hak ihlallerinden birisi. Onun adını anmaya ve hakkını aramaya devam edeceğiz.

Gökhan Türkmen ve Yasin Ugan da zorla kaybedilip kaçırıldıktan aylar sonra birisi 9, diğeri 6 ay sonra ortaya çıkan insanlar ve şu anda cezaevindeler. Türkiye’de insanları bir şekilde yargılayıp cezaevine atabilirsiniz ama aylarca gizli merkezlerde tutmak ve işkence etmekte nedir? Bu anlaşılacak bir durum, kabul edilecek bir durum değil.

Gülistan Doku, neredeyse 3.5 yıl oluyor halen yok. 4. yıla geliyoruz ve maalesef hala Gülistan Doku’dan tek bir iz yok.

Hürmüz Diril’i hep anıyoruz. Eşi Şimoni Diril’in cesedi bulunduktan sonra kendisinden hiçbir haber alınamayan bir kişi. Öldü mü diri mi? Cesedi nerede? Öldüyse bütün bunlar cevaplanmaya muhtaç ve adil bir yargı bekliyoruz. biz ve tüm yakınları.”

Yorumlar