21 Kasım 2024

Gergerlioğlu: “Size, 2024 yılından önemli bir istatistik sunacağım. İnsan hakları savunucusu bir siyasetçiyim ve cezaevlerindeki ağır hak ihlallerini, hasta mahpusların durumunu yakından takip ediyorum.

2024 yılı Cezaevinde veya gözaltında hasta mahpus ve şüpheli ölümler ile ilgili raporumuz var, yayınladık. 1 Ocak 2024 ve 13 Kasım 2024 arasındaki ölümler var burada. 50 vefat var. 49 erkek, 1 kadın ölümü var. Hasta mahpus sayısı 27, şüpheli ölüm sayısı 22, iş cinayeti sayısı 1 olarak görüyoruz.

Ayrıntılı bir şekilde hasta mahpus ve sonunda vefat eden mahpusların fotoğrafları, hangi cezaevlerinde vefat ettikleri ile ilgili bilgiler ile cezaevlerindeki bu üzücü durumları anlattık. Silme, %100 bir şekilde cezaevlerinde ağır sağlık hakkı ihlalleri var. Bu mahpusların çoğu ağır hasta hakkı ihlalleri, mahpus sağlık hakkı ihlalleri nedeniyle hayatını kaybetmiş. Dışarıda olsa veyahutta doğru düzgün takip edilse çok daha uzun yaşayabilecek kişiler psikolojik ve fizyolojik sorunların eklenmesiyle kısa sürede hayatlarını kaybetmişler ve gerçekten üzücü tablolar var. Çoğunu takip ettik ve oldukça sıkıntılı durumlar olduğunu gördük değerli arkadaşlar. İstatistiğimiz böyle, bunu da kamuoyuna buradan sunmuş olalım.

Yeni doğan çetesi komisyonuna katıldım gördüğünüz gibi dün ilk toplantısı yapıldı. Vekilimiz Ceylan Akça Cupolo ile beraber komisyona katıldık partimiz adına ve yeni doğan çetesi skandalıyla ilgili önemli bir takibat yürüteceğiz, kamuoyuna buradan sunmuş oluyoruz.

Yeni doğan çetesi hakkında Sağlık Bakanı’nın bakanlık son komisyon toplantısında yaptığı konuşmaları da oldukça yetersiz ve tutarsız olduğunu görüyorum çünkü biz kendisine “Neden Kamu Hastaneleri gereken yeni doğan yoğun bakım üniteleri kurmadı veya hasta yatakları oluşturmadı? Neden özel hastanelerdeki yataklar kamunun %80 oranında fazla?” diye sorduk.

İstanbul’da yeni yeni doğan yoğun bakım yataklarının %80’i özel hastanelerde ve %20’si kamuda bu da korkunç bir rant çarkının dönmesine yol açıyor ve sonunda da açgözlülük, hırs, tamah ve en sonunda da cinayetlere varan bir skandallar zinciri yeni doğan çetesi ortaya çıktı. Biz bununla ilgili; “Neden denetim yapılmadı?” diye sorduk. Denetimler yapılsaydı bunlar olmazdı. En az 20 yıldır çok vahim skandallar yaşanıyor.

Ben Sağlık Bakanlığı komisyonunda da söyledim iş geldi, geldi ve sonunda patladı. İşin doğrusu sonunda bir foseptik çukurunun patlaması gibi yeni doğan çetesi cinayetlerle patladı. Sağlık Bakanlığı zamanında gereken denetimleri yapsaydı böyle olmazdı fakat işini yapmadı, görevini yapmadı, göz yumuldu. 2016’da aynı şekilde şikayetler gelmiş, üstü kapatılmış. 2022’de de soru önergesiyle sorduk üstü kapatılmış, 2024’te skandal patlamış geçmiş olsun günaydın sayın Sağlık Bakanı günaydın.

Yıllar geçmiş onlarca bebek ölmüş milyonlarca lira devlet zarar etmiş, sonunda bir skandal olarak olay patlamış. Çok büyük bir gecikme var. En sonunda Sağlık Bakanı kalkıp bize bir hikaye anlatıyor; “Gereken denetimleri yaptık.” diyor, hayır efendim çok büyük ihmalleriniz var. Çok büyük hatalarınız var. Bunlar çok net bir şekilde ortada ve biz de Yeni Doğan Çetesi ile ilgili kurulan meclis komisyonunda görevimizi yaparak bu ve buna benzer skandalları anlamak, öğrenmek ve gidermek konusunda görevimizi yapacağız inşallah.

Türkiye, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi tarafından mahkum edildi. Mahkum edilmesinde ne kadar haklı olduğunun işaretleri yeniden ortaya çıkıyor. AKUT eski başkanı Nasuh Mahruki, 1-2 tweet atmış, eleştirmiş. Türkiye’de işte tweet atıp eleştirirsen başına gelecekler böyledir ve bu depremlerde koşturan ve çok büyük yararlılıklar gösteren kişi Nasuh Mahruki attığı 1-2 tweet yüzünden suçlanarak tutuklandı.

İfade özgürlüğünün durumu bu! Boşuna mı Birleşmiş Milletler insan hakları komitesi Türkiye iktidarını yerden yere vuruyor! Boşuna mı bunlar oluyor diye soruyoruz! Evet, Türkiye işte böyle bir yer ve sonuçta da yaşananlar bunlar ifade özgürlüğünün dibe vurduğu bir ülkedeyiz, işin doğrusu değerli arkadaşlar.

Hapishanelerin durumuyla ilgili sağlık haklarıyla ilgili bir vurgu yaptım fakat bir de hep eleştirdiğimiz bir husus var. Cezaevi Gözlem Kurulları! İnsanları kıyma makinesine koyup kıyıyor, kesip biçiyor inanılmaz bir şekilde acımasız kararlar veriyor. Kimdir bu gözlem kurulları? Gözlem kurulları kendilerine tanınan geniş yetkilerle acımasız vicdansız işler yapıyorlar.

Bir idari kurul olduğu halde yani içinde düşünün sıradan memurların olduğu bir komisyon bu komisyon bir mahkeme gibi çalışıyor, arkadaşlar olacak bir iş değil. Bakın Sincan Cezaevleri gözlem kurullarında neler sorulduğuyla ilgili bir bilgi aldım. Bunu ayrıntılı bir şekilde açıklayacağım size bu da skandal bir durumdur.

Neden cezaevlerinde insanlar ölüyor? Kahrettiriyorsunuz insanları! İnsanlar kahrından ölüyor ya hani yatarı bitmiş çıkması gerekiyor denetimi serbestlik şartlı tahliye verilmiyor. Adam kanser oluyor ve kısa sürede ölüyor. Türkiye cezaevleri hasta mahpusların cezaevlerinde ölmesiyle rekorlar kırıyor dünyada en ön sırada gelen ülkelerden birisi şu anda Türkiye ve çok ağır hak ihlalleri var.

Bakın gözlem kurullarında neler soruluyor! Mesela girmiş mahpus; “Hemen neyle suçlanıyorsun?” “Terör örgütü üyesi olmakla” “Örgüt üyesi misin?” diye soruluyor. “Terör örgütü üyesi olduğunu itiraf ettin.” deniliyor. Hayır, derseniz, “Suç algısı değişmemiş, tahliye edilmesin.” deniliyor. “Terör örgütü üyesi değilim.” Diyor! Ya size adil olmayan bir yargılamayla terör örgütü üyesi denilmiş, kabul etmemişsiniz ama ceza verilmiş gözlem kuruluna çıkıyorsunuz orası bir mahkemede değil. “Terör örgütü üyesi misin kardeşim?” “Hayır değilim.” Diyorsun. Değilim dediğin zaman yandın bir daha denetimli serbestlik verilmiyor! Memleketin hali bu devam ediyoruz.

“Seni ilk kim zehirledi? Bu örgüt ile nasıl tanıştın? Örgüt içindeki konumun neydi? Hangi faaliyetlere katıldın? Seninle birlikte kimler vardı? Bu faaliyetleri yaparken kimlerle tanıştın? İddianamede neler var? Bu iddiaları kabul ediyor musun?” Hayır dersen tahliye olamıyorsun! Ya burası mahkeme mi arkadaşlar ya bunlar mahkemede sorulur. Bunları sor ama mahkemede sorulur bunlar gözlem kurulu nedir? İyi hali var mı, cezaevi kurallarına uymuş mu cezaevi ile ilgili hususlara bakman gerekir!

Kimisine “Bylock kullandın mı? İsim ver! Bylock şifreleri nedir? Bylock şifrelerini kırdın mı?” gibi sorular. “Devletteki konumun neydi? Bu görevlere örgüt marifetiyle mi geldi? Katalog evliliği mi yaptın? Nasıl evlendin? Üniversiteyi nerede okudun? Niçin etkin pişmanlıktan yararlanmadın? Neden mahkemede bunları anlatmadın? 17-25’te 09.26 beşte neden ayrılmadın? Mahrem imamlarla ilişkilerin nedir? Örgüt senden ne yapmanı istedi? Örgüte para verdin mi? Koğuşta örgüt propagandası yapılıyor mu? Detaylı isim ver.” deniliyor. “Hastane sevklerinde örgüt propagandası yapılıyor mu? Tanıklar senin hakkında ne diyor? İnfaz sürecinde bir üniversite bitirdin mi? Benim üniversitede aktif öğrenci misin?” üniversite bitirme ile ilgili sorular “ÖSYM sınavına katıldın mı? Pişman mısın? Pişmanlığının göstergesi nedir? Niçin daha önce pişman olmadın, ne zaman tarafsız koğuşa geçtin? Çıkınca devlete yardım eder misin? Devlet için çalışır mısın? İtham edildiğin örgüt bir terör örgütü müdür? Bir istihbarat örgütü müdür? Fişleme yaptın mı? Astarını, sicilini bozdun mu?” gibi bunlar mahkemede sorulacak sorular. Sıradan idari memurların olduğu bir gözlem kurulunda insanlar yargılanıyorlar. Bu bir kere usule aykırı bir durum. Orası bir mahkeme değil.

İkinci kez bir yargılama oluyor ve bu yüzden insanlar yoğun bir şekilde cezaevlerinde tutulmaya devam ediliyor. İtham edildiği örgüt ile ilgili yoğun bir şekilde sorular soruluyor, isimler isteniyor. “İsim vermedin seni burada tutmaya devam edeceğiz.” deniliyor bunu da Avrupa Parlamentosu Raportörü,Sayın Nacho Sanchez Amor duysun, biz cezaevi gözlem kurullarında neler sorulduğunu burada açıklıyoruz. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi de duysun. İkinci bir mahkeme yapıldığına dair net deliller bunlar olacak iş değil.

Türkiye Cumhuriyeti’nin mahkemeleri vardır. Evet sorar sonuna kadar bu ve benzeri soruları sorabilir ama burası bir idari gözlem kurulu. Bu nedir ya Allah aşkına yargılıyorsun ve adamın hayatıyla oynuyorsun. Daha sonra da cezaevinde hayatını kaybediyor kişiler. Bunun büyük vebali var çünkü sağlığa erişim hakkı noktasında büyük sıkıntılar yaşıyor bu insanlar.

Mahkemelerde adil kararlar alınmaması ile ilgili çok önemli bir karar var elimde Anayasa Mahkemesi’nin bir kararı var. Kaan Bozgül ve Mehmet Velat İnci başvurusu 18 Temmuz 2024’te verilen bir karar var. 2 öğrenci Boğaziçi Üniversitesi’ndeki bu kayyım rektör meselesine karşı itiraz etmiş fizik öğrencileri bunlar başarılı öğrenciler ve mağdur edilip yurt dışına çıkışları engellenmiş. Bunun üzerine Anayasa Mahkemesi de eğitim hakkı ihlal edildi diyerek bir hak ihlali kararı vermiş ve bu kişileri tazminat ödenmesine karar vermiş.

“Hakkında uygulanan adli kontrol tedbiri nedeniyle yüksek lisans eğitimine bir dönem gidememiş ve bu haliyle yüksek lisans eğitiminde dönem kaybetmiş, diğeri de hakkında uygulanan adli kontrol tedbiri nedeniyle staja gidemediği için bu hakkını kaybetmiştir.” diyor. Sulh ceza hakimi ve diğer mahkemelerin genel geçer ifadelerle maddi gerçeği ve hukuka aykırı karar verdiği yönünde bir başvuru var ve Anayasa Mahkemesi kişilerin mağdur edildiğine dair bir karar vermiş.

İstanbul 22. Asliye Ceza Mahkemesi’nin kararları var ve sonuçta kişilerin Anayasa Mahkemesi’ne bir başvuruları ve Anayasa Mahkemesi’nin bu adli kontrol kararı için verdiği bir ihlal kararı var. Diyor ki; “Suç şüphesinin varlığını gösteren somut deliller ve bir tutuklama nedeninin bulunması gerekir. Bunların hiçbiri yok.” Diyor. Dışarıda bu kişiler dünyanın en ünlü biliyorsunuz Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi veya diğer adıyla Cern’de fizik laboratuvarında çalışacak kişiler.

Türkiye’deki otoriter yönetim nelere yol açıyor arkadaşlar? Dünya çapındaki bir fizik laboratuvarına gidebilecek öğrenciler yargıdaki uyduruk kararlar nedeniyle oralara gidemiyorlar ve anayasal eğitim hakları gasp ediliyor. Sulh Ceza Hakimliği ve diğer mahkemeler tarafından yurtdışında bulunmalarının kesin gerektiği konusundaki durum tartışılmamıştır diyor ve eğitim hakkının gasp edildiği ne karar veriyor. Önemli bir karar değerli arkadaşlar. Bu da Türkiye iktidarının içinde bulunduğu hali gösteriyor.

İktidarın hali bu arkadaşlar. Bu belgeyi geçen gün, İçişleri Bakanı’nın bize dağıttığı kitapçıkta gördük; “İşte şu kadar terörist yakaladık. Şu kadar mala mülke paraya el koyduk.” şeklinde bir açıklama yapmışlar. Kişiler hakkında kesin kararlar verilmediği halde ağır tutuklamalar var. Az evvel bakın Anayasa Mahkemesi’nin kişiler hakkındaki yurt dışına çıkış yasağının anayasaya uygun olmadığına dair bir kararı okudum. İçişleri Bakanlığı da verdiği fazla miktardaki tutuklama, gözaltı kararlarıyla övünüyor ve mala mülke paralara konduğu ile ilgili övünüyor.

Bakın bize dün bir belge dağıttılar burada ben size o övündükleri belgelerin aslında eleştirilmeleri gereken belgeler olduğunu buradan söylüyorum. Hakkında kesin hüküm olmadan insanları hemen gözaltına alıp tutuklamak, malına mülküne parasına el koymayı bir marifet gibi söylüyorlar. Kendisini överken kendi kusurunu söylüyor arkadaşlar bu insanlar. İşte halleri bu ve onları ifşa ediyoruz burada. Anayasa Mahkemesi bu ve benzeri halleri sürekli ihlal gerekçesi olarak görüyor ve uluslararası mahkemeler de bu konuda ağır kararlar veriyor değerli arkadaşlar bunları kabul etmiyoruz, kabul etmemek gerektiğini düşünüyoruz.

Değerli arkadaşlar bize farklı her kesimden birçok başvuru geliyor ve hiçbir ayrım yapmadan burada onları anıyoruz. KHK ile ihraç edilen insanlar bir sivil soykırımı sosyal soykırıma uğruyorlar. Acımasızca manen öldürülmeye çalışılıyorlar. Mesela bir başvuru; “686 sayılı KHK ile Milli Eğitim Bakanlığı’ndan ihraç edildim. Milli Eğitim Bakanlığı’nın hayat boyu öğrenme kapsamında açtığı Halk Eğitim kurslarına online başvuru yapmak istediğimde kısıtlamayla karşılaştım. KHK’lı olduğum için Halk Eğitim kursuna online başvuru yapamadım.” diyor. Evet. KHK’lılar buna benzer birçok kursa gidemediler, bu kabul edilecek bir durum değil.

Düşünün işinizden atılmışsınız. Bir Halk Eğitim kursuna gitmek istiyorsunuz. Sana diyorlar ki; “Seni işinden atmışlar, seni kursa almayız.” kardeşim bu kursları niye açtınız? İnsanlar meslek öğrensin çalışsın karnını doyursun evine ekmek götürsün diye bu nasıl bir damgalamadır etiketlemedir! Nasıl bir sosyal soykırımdır ya olacak bir iş mi bu!

Cezaevlerinde neden ölümler oluyor işte bundan dolayı oluyor! Bakın bir başvuru Bolvadin T Tipi Kapalı ve Açık Ceza İnfaz Kurumu’nda Celal Döner; bu kişinin ailesi 29 Ekim tarihinde kişiye açık görüşe giderken ailesi ile bir kaza yapmışlar. Bu tür kazalar son yıllarda Cumhuriyet tarihinin en yüksek oranlarında yapıldı. Celal Döner’in annesi vefat etmiş. Daha sonra da kanserden babası vefat etmiş düşünün yatarı bittiği halde denetimli serbestlik verilmediği için bu kişi annesi ve babasına kavuşamıyor ve bu arada art arda bu insanlar ölüyorlar. Kimisi cezaevi yolunda, kimisi de kahrından kanser olarak hayatını kaybediyor. “Babamın çıkışına izin verilseydi en azından babasının son zamanlarında yanında olabilirdi. Ancak cezaevi, babam ve babam gibi olan kişilerin hala ve hala çıkış tarihi gelmesine rağmen çıkmasına izin vermiyor Babam zaten şeker hastası 4 duvar arasında bir yıl içerisinde hem annesini hem de babasını kaybetti. Şu an kaldıkları koğuşta 25 kişilermiş, 4 kişi yerde yatıyormuş dönüşümlü olarak sesimizi duyurmak istiyoruz.” Diyor. Şu hale bakın! Yatarı bittiği halde çıkarmıyorsunuz, insanlar sere serpe yerlerde yatıyor. Annesi, babası ölüyor ve bu insanlar kanser olmasın! Bu insanlar hasta mahpus olup ölmesin mümkün mü! İşte bir Türkiye tablosu Adalet Bakanı Sayın Yılmaz Tunç utanç verici binlerce tablodan birisini daha size sundum. Yazık yazık diyorum yani. gerçekten yazık diyorum.

İçişleri Bakanı Aile Yerlikaya’ya söylüyoruz; Baraa Kabakıbçı Gaziantep’te yaşıyor. Eşine kimlik alabilmek için göç idaresine gitmiş ancak kapıdan kovmuşlar. Böyle 3. sınıf insan, hatta insan değil muamelesi yapıyorlar sığınmacılara kabul etmiyoruz. Biz insan hakları savunucuyuz.

Ortopedi teknikerleri bize çok miktarda başvuruyor. Ortopedi teknik kadrosu atamaları son derece yetersiz diyorlar ve bu konuda gayret istiyorlar.

Fizik tedavi teknikerleri bize başvurmuş; “50 bini aşkın mezun var.” Diyor. Sağlık sektöründe önemli bir yer tutan fizik tedavi teknikeri branşlarımız var. Son 10 yılda yalnızca 1.000 kadro açılmış ama 50.000 kişiye açıkta düşünün. Ne kadar büyük zorluk içindeler. Fizik tedavi teknikerlerine de kadro açılsın diyoruz.

Hatice Canyavuz Kocaeli Derince Fatih Mahallesi’nde oturuyormuş ve kocası mahkum, denetimli serbestlikte; “Maddi durumumuz yok. Kaynanamın gözü görmüyor. Ameliyatta para istiyorlar. Çocuğum okula gidemiyor. Derince sosyal hizmetlere başvurduk, hep ret geliyor.” Diyor. Daha geçenlerde arkadaşlar geçenlerde eşi cezaevinde olan bir kadının 5 tane çocuğu yangında öldü. Bakın eşi cezaevinde diye kadınları yalnız mı bırakacaksınız? Aile Bakanlığı bu ne hâldir? Bakın Hatice Canyavuz, Kocaeli Derince Fatih Mahallesi’nde bize başvurmuş; “Daha öncesinde yardım geliyordu. Onunla geçimimizi yapıyorduk. Ben çoluk çocuğumla ve kayınvalidemle çok zor durumda bir kadınım.. Çok zor durumdayız. Valiliği de başvurduk. Valilik tamam diyor ama oradaki çalışanlara engelliyor.” diye bize başvurmuş. Bu kadının da Allah korusun bir yangında çocukları ölsün. Ondan sonra sizler ya işte biz her şeyi yaptık mı diyeceksiniz? Öncesi ve sonrası hiç bir şey yapmıyorsunuz, doğru düzgün ve bu tür ihlaller bundan dolayı oluşuyor diyorum.

Yakup Akkan, Elazığ 2 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde kalmakta ve kalp rahatsızlığı var. Koğuşta hasta oluyor. İlaçlar verilirken reçetesiz içeriği olmadan veriliyor ve bununla ilgili rahatsızlıklar yaşıyor. Bir gün pat diye hayatını kaybettiği zaman da takdiri ilahi demesin kimse.

Marmara Cezaevi’nde hükümlü olan birisi diyor ki; “Ehliyetlerin değiştirilmesi noktasında büyük sıkıntı yaşıyoruz. Tarih uzatıldı Temmuz 2025’e uzatıldı. Umarım en azından Temmuz 2025’e kadar bu konu hallolur.” diyorum.

Umut Çamlıbel, Kandıra 1 No’lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde 15 yıldır cezaevinde. 6 ay ıslah edilmediği gerekçesiyle cezaevi komisyonu tarafından tahliye edilmemiş. Bakın bu da 15 yıldır, düşün cezaevindesiniz, 2 defa üst üste 6’şar ay ıslah olmadın diye bu tür gözlem kurullarında bize isim vermedin gibi gerekçelerle boş yere insanlar tut tutuluyor. Sere serpe insanlar yatıyor, koğuşlarda yerlerde yatıyor, tuvalet önlerinde ve denetim serbestlikleri verilmemekte ısrar ediliyor.

Aysun Işınkaralar daha önce Afyon Emniyeti’nde korkunç işkenceler yapılan bir kadın şimdi de bize başvurdu. Kendisine Eskişehir’de birtakım istihbaratçı olduğunu söyleyen kişiler yaklaşmışlar ve “Bize isim ver, bizimle çalış.” şeklinde birtakım tekliflerde bulunmuşlar. “Kabul etmedim.” diyor ve onu rahatsız etmeye devam etmişler. Diyor ki; “15 Temmuz’dan sonra polisin işkencesine uğradım. 56 ay hapis yattım, polis paramı çaldı. Zar zor 5 sene sonra alabildim.” diyor. Bakın, gözaltındayken parası kaybolmuş. 5 sene sonra alabilmiş mahkemelere vermiş ve polis denetimindeyken bu paranın kaybedildiği ve daha sonra kendisine iade edildiği ortaya çıkmış. “İş arıyorum. Kimse vermiyor. Onca suç kaydı olan insanlar var. Bunlar polisi katlediyor ama ben bir iş bulamıyorum ve bana bu tür bir teklif geliyor isim ver bizimle çalış şeklinde teklifler bunları da kabul etmiyorum. Çok yoruldum ve tutunacak dalım kalmadı artık.” diyor.

Şırnak T Tipi Kapalı Cezaevi; daha öncesinde de gündeme getirmiştik. Açık görüşler kapalı görüş gibi yapılıyor ve insanlar yan yana oturamıyor ve bir kapalı görüş gibi seyrediyor, mesele olacak iş değil Adalet Bakanlığı’nı buradan yine uyarıyoruz.

Yaşlı Bakım Teknikerleri Dayanışma Derneği bize başvurdu ve isimlerinin değiştirilmesi gerektiğini söylüyorlar. Yaşlı sağlığı teknikeri olarak güncelleyin diyorlar. “Bakım kelimesi girince bize bakıcı gibi bakıyorlar, hizmetçi gibi bakıyorlar. Biz bir teknik elemanız aslında ve görev başında karşılaştığımız aşırı iş yükü size sunuyoruz.” dediler. Çok aşırı bir iş yükü sürüyor. “Aslında az yatağa bakmamız lazım çünkü yaşlı, hasta kişilere iyi bir bakım gerekiyor. Personel dağıtım cetvelinde yer almıyor olmamız yatmakta yaşadığımız sorunların çoğunda. Palyatif servis evde sağlık hizmetleri sağlıklı yaşlanma merkezleri, yara bakım üniteleri ve yoğun bakım alanlarında görev yapabilecek donanıma sahibiz ve ismimizden dolayı ihlaller yaşıyoruz. Adımız yaşlı sağlık teknikeri olsun ve bakacağımız yatak sayısı azaltılsın lütfen.” diyor. Biz de onları destekliyoruz. “En fazla 5 olarak belirlensin. Yoğun bakımlardaki yatak sayımız.” diyorlar.

Celal Karaman, Kocaeli Gebze ilçesinden bize aldığı bir dairedeki yaşadığı sorunlar ile ilgili başvurmuş, biz de bu konu ayrıntılı, detaylı bir konu. Konuyla ilgili kendisini mağdur eden kişiler hakkında. Başvuru yaptık ve diyor ki; “İkiz tapularda sahtekarlığı vurgulamak istiyorum. Hakkımı aramak için savcılıklara konuyu intikal ettirdim ancak kaymakamlık soruşturmaya izin vermedi. Evimizi boşaltmak istemiyoruz. Çok ağır bir şekilde mağdur edildik ve bu konuda size başvurdum.” diyor. Biz de bakanlığa o konuyla ilgili bir başvuru yaparak vatandaşın mağduriyetinin giderilmesine çalışacağız.

Antalya S Tipi Cezaevi’nde çok ihlaller var, çok başvuru geliyor bize Mehmet Şeran telefon görüşmelerinde cezaevinde çeşitli hak ihlallerinden bahsediyor. Atölye, havalandırma hastane sevki gibi ihtiyaçlara ulaşmalarının cezaevi idaresi tarafından engellendiğini, sosyal faaliyetlere katılmama gibi gerekçelerle tahliyelerin ertelendiğini ve disiplin cezalarına maruz bırakıldıklarını aktarıyorlar. Fiziksel şiddet, kişisel eşyalara el konulması, hapishane idaresinin tutsakları pişmanlık dayattığını, “Örgütü devletin gözüyle görene kadar buradan çıkamayacaksınız.” denildiğini, işte gözlem kurullarında ikinci mahkemeler kuruluyor ve “Bizim istediğimiz koğuşlara geçeceksiniz.” gibi dayatmalarda bulunulduğunu aktarıyorlar. Antalya S Tipi Cezaevi’nde ağır hak ihlalleri oluyor. Haberiniz var mı? Sayın Yılmaz Tunç yoksa oradaki müdür ikinci bir bakan olarak bir derebeyi müdürü olarak mı çalışıyor sizlere buradan sormak istiyorum, nedir bu hal denetiminizde olmayan cezaevleri mi var Sayın Bakan? Birçok cezaevi için böyle olduğunu görüyoruz. Size ihlaller hakkında uyduruk cevaplar veriyorlar, sizi çocuk gibi kandırdıklarını sanıyorlar bakın biz sizin de hakkınızı koruyoruz Sayın Yılmaz Tunç,  biz binlerce ihlalleri gündeme getiriyoruz. Birtakım müdürler çocuk kandırır gibi size cevaplar yazıyorlar, ayıptır, yazıktır, utanmaları gerekir. Bütün bunları denetleyecek bir müfettişiniz yok mudur? Ben size soruyorum, sizin hakkınızı biz arıyoruz bakın Sayın Yılmaz Tunç nedir bu hal?

Apaçık binlerce ihlal varken bize böyle kopyala yapıştır müdürlerin cevaplarını gönderiyorsunuz. İhlal yapan adam tabii ki ihlal yapmadım diyecek. El insaf diyorum ya bu kadar komik, trajik, cevaplar bize yollamayın diyorum Sayın Bakan Yılmaz Tunç.

Sağlık yönetimi mezunları binlerce mezun bize başvurdu ve gereken kadroların açılmadığını söylüyorlar. Sağlık yönetimi, lisans bölümü sayısı 109, sağlık kurumları işletmeciliği ön lisans program sayısı 93’e çıkmış bölümler her yıl 7-8.000 lisans 3-4.000 ön lisans öğrencisi kabul etmekte. Mezun sayısı 100 bin, sağlık kurumları işletmeciliği mezun sayısı 50 bini geçmiştir ve bu kişiler hep farklı alanlarda çalışıyor. Neden sağlık sistemi çökmüş? İşte bundan dolayı! Sağlık yönetimi mezunu oluyor, gidip inşaat işçiliği yapıyor. Tarım hayvancılık tarlada çalışıyor arkadaşlar. O zaman bu öğrenciler neden okudular? Okutmasaydınız! Düşünün az sayılar değil on binlerce öğrenci açıkta bekliyor iş iyice patlamış durumda işin doğrusu. Her sene böyle işte göz boyayacak şekilde sus payı olarak 300-400 kişi alıyorlar ama en az 5.000 kişi almaları gerektiği de apaçık ortada.

Kayyum zulmü devam ediyor, bitmiyor ve yeni kayyımlar atamaya çalışıyorlar. Dersim Belediye Eş Başkanı Cevdet Konak’a 6 yıl 3 ay hapis cezası verildi ve Ovacık Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül’e yine 6 yıl 3 ay hapis cezası verildi. Uyduruk gerekçelerle insanlara hemen “terörist oldun” cezası vermeye çalışıyorlar.

Kayseri T Tipi Cezaevi’nde kendisini de ziyaret etmiştim. Eli kopuk, bacakları olmayan bir mahpus Şaban Kaygusuz’u gördüm. Çok zor durumda olan bir kişi zaten bu zorluklarla Diyarbakır’a uzak bir cezaevinde kalıyor. Kayseri’ye oraya sürgün edilmişti ve bu kişi Diyarbakır’a nakledilmiyor yıllardır. Zaten son derece zor koşullarda yaşıyor cezaevinde çünkü engelli bir kişi buna rağmen bu halde ve geçtiğimiz günlerde annesiyle Kürtçe konuşurken telefonu kesilmiş, “Niye Kürtçe konuştun?” diye zulüm üstüne zulüm arkadaşlar zulüm üstüne zulüm. Neden Kürt meselesi var, neden Kürt sorunu var diye sormayın. Engelli bir Kürt mahpusu cezaevinde, evinden çok uzaklarda bir yerde tutmayı marifet sanıyorsunuz. Annesiyle Kürtçe konuştuğu zaman telefonunu kesiyorsunuz. Ondan sonra da utanmadan neden Kürt sorunu var diye soruyorsunuz işte. Bütün bunlardan dolayı var. Kürt sorununu Kürtler çıkarmadı, zalim iktidarlar çıkardı ve onlar yüzünden devam ediyor.

Bakın elimde Maliye Bakanlığı’nın cevabı var. Bir kişi Ziraat Bankası’ndan keyfi bir şekilde ihraç edilmiş mahkemeye gitmiş idare mahkemesi demiş ki; “Sen keyfi çıkarıldın işe İade ediyorum.” bankada göreve başlatmamışlar. Soruyoruz, Maliye Bakanı’na bize böyle mevzuat cevapları veriyor. Ya kardeşim biz sana neden işinizi yapmadınız? diye soruyoruz. “Evet işe iade davası sonucunda iş kanunun kapsamındaki tüm yükümlülükler yerine getirilmiştir.” Diyor. Gören de duyan da zannedecek ki “Gerekeni yaptı bankaya iadeyi gerçekleştirdi.” hayır öyle yapmıyor. Bakanlık inadına bu kişiyi iade etmemekte ısrar ediyor. Yargı karar vermiş zaten sizin elinizde o yargı ama o yargı bile kişinin mağdur edildiğine karar vermiş ve yine de inat edip işe başlatmıyorsun. Bize cevap verdiğinde de Sayın Mehmet Şimşek “Ya işte gereken mevzuat uygulanmıştır.” ya desene; “Biz zulmediyoruz adamı işe başlatmıyoruz.” niye bunu demiyorsun Sayın Şimşek?

İtfaiyeciler de bize başvuruyor ve diyorlar ki; “Destek olun, meslek olalım. Meslek sınıflarımız yok. Zehirli dumanlardan kanser oluyoruz. İş riski ve güçlü tazminatları bir plasiyer işletmeli kadrosununki kadar yok. Yıpranma haklarımız yok. Hayatımızı kaybettiğimizde şehit sayılmıyoruz ve o statüye alınmıyoruz. Fazla çalışmalarda da gereken ücretleri alamıyoruz, çok düşük veriliyor. Ortalama 10 iş gününe tekabül fazla çalışma süresi olan itfaiye personellerinin 10 güne tekabül eden emeklerinin nakdi karşılığı çoğu meslek grubunun bir günlük yevmiye karşılığına dahi tekabül etmemekte. Nerede emekçiye verilen değer?” diye soruyorlar ve daha pek çok şikayetleriyle itfaiyeciler haklarını arıyor ve biz de buradan onların hakları noktasında bir gündem ediyoruz değerli arkadaşlar.

Ben size bir fotoğraf sunacağım. Bakın 1985’te İzmit Körfezi ne haldeymiş? 2024’te ne halde! Körfez 2 yakalı sürekli daraltılıyor. Limanlar yapılıyor, İzmit’te zaten bir hava kirliliği var, deniz kirliliği var ve toprakta kirletiliyor, sular kirletiliyor ve Körfez neredeyse 2 yakadan limanlar yapıla yapıla birleşecek arkadaşlar! Yarın öbür gün şu gördüğünüz alanın artık kalmadığını 2 yakadan limanlar yapıla yapıla Körfez’in birleştiğini de görebileceksiniz. Olacak bir iş değil! Bakın bunlar doğaya aykırı, çevre haklarına aykırı işler ve her gün ama her gün uyduruk raporlarla Kocaeli’de fabrikalar nasıl olduğu anlaşılmayan bir şekilde ÇED raporlarında olumlu kararlar alıyorlar fabrikalarını genişletiyorlar ve büyük paralar kazanıyorlar ama Kocaeli’yi kansere ve hastalığa kronik bronşit olma nedenlerine boğuyorlar.

Kazım Güleçyüz Yeni Asya Gazetesi’nin 45 yıllık Genel Yayın Yönetmeni Kazım Güleçyüz, Dünya Basın Özgürlüğü gününde neden 154. olduğumuzun bir belgesi olarak cezaevinde! Neden? Bir taziye dilemiş. “Vay efendim, bizim sevmediğimiz bir kişiye sen nasıl taziye dilersin?” denilerek tutuklu. Olacak işler değil. Nedir bu Allah aşkına tutuksuz yargıla en fazla ama bir taziye dilemenin neresi suçtur? Bunu da anlamak da mümkün değil ama işte burası Türkiye boşuna mı uluslararası kuruluşlar Türkiye’yi yerden yere vuruyor.

İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’na birçok soru soruyoruz arkadaşlar ve bu sorulardan da hayal kırıklığı oluşturan cevaplar alıyoruz. Bize birçok mahpus başvuruyor ve bakın biz bunlarla ilgili sorular soruyoruz, İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Sayın Derya Yanık’a, Derya Yanık hanımefendi cezaevlerine sormadan bize mevzuat yazıp gönderiyor! Ya biz mahpustan mektup almışız sor bir cezaevine bu kişinin durumu nedir, neden alamıyor? O sana bir cevap versin ona göre bize dön. Hayır mevzuat yazıp geri dönüyor. Böyle bir şey olabilir mi? Sayın Bakan bunları yanlış mı imzaladığınız? Üstüne bakmadan mı imzaladınız bilmiyorum nasıl olmuş bu iş olacak bir iş değil. Sizinle de görüşeceğim ama böyle bir şey olmaz. Biz size mevzuat yazasınız diye dilekçe yazmıyoruz Sayın Derya Yanık biz size bu kişinin durumuyla ilgili araştırma yapın, İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu olarak adil bir karar verin, gerekenleri yapın diye başvuru yapıyoruz. Mevzuatı biz de biliyoruz şu bize yazdığınız mevzuatı biz de biliyoruz. O mevzuatı yazın diye biz size bu başvuruda bulunmuyoruz Sayın Başkan, lütfen bu konuyu düzeltin. Eğer sizden kaynaklanmıyor, personeliniz önünüze getirip altına üstüne bakmadan imza atıyorsanız bu da olacak bir iş değil.

Bir istatistik sunacağım size kadına yönelik şiddette Türkiye 1. sırada. Bakın ölümleri araştırmışlar, kadına yönelik şiddette Türkiye 32 ölümle 1. Sırada geçtiğimiz ay, Kolombiya 30 ölümle 2. Sırada, Amerika 26 ölümle 3. sırada. Yani nüfusumuza göre düşünün ABD’nin bile önündeyiz. Kanada’nın önündeyiz, birçok ülkenin önündeyiz. Kadına yönelik şiddet can almaya devam ediyor, şurada da gördüğünüz gibi ilk sıradaki ülke utanç verici bir şekilde Türkiye. Bakın koca bir sürü dünya ülkesi arasında birinci sıradayız, nedense hep kötü olma sırasında birinciyiz, iyi olma sırasında sonuncuyuz. Türkiye’nin hali de bu değerli arkadaşlar.

Son olarak size ağırlığı nedeniyle her hafta hatırlattığımız hak ihlallerini sunacağım. Cemal Kaşıkçı’yı çok kişi unuttu belki bizi unutmadık. Suudi Arabistan konsolosluğunda katledildi. Ne ölüsü ne dirisi bulundu skandal bir vakaydı ama üstünü örtüp geçip gittiler.

Osman Kavala, zulmen 7 yılı aşkın bir şekilde cezaevlerinde. Adaletin uygulanacağı ve toplumun onu unutmayacağı günleri bekliyor. Adalet bekliyor tek bir şey bekliyor, adalet yoksa kendisi siyasi bir kararla içeride olduğunu biliyor. Toplum da bunu çok iyi biliyor.

Bir başka çok vahim bir vaka Şerif Mesutoğlu, masum bir insan ama acımasızca kurban edilip ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum edilmiş, katil ilan edilmiş, katil falan değil, içeride kendini yaktı, açlık grevine girdi, her şeyiyle çırpındı ama maalesef Şerif Mesutoğlu halen cezaevlerinde bize de yazıyor. Biz de gidip kendisini görüyoruz.

Selçuk Kozağaçlı, Çağdaş Hukukçular Derneği Genel Başkanı çok iyi bir hukukçu, nitelikli bir insan, adil ve vicdanlı bir insan ve bütün bu özelliklerinden dolayı işin doğrusu cezaevinde acımasızca adil olmayan bir şekilde yargılandı ve cezalandırıldı.

Sevinç Çakır, Adalet Bakanlığı’nın önünde oğlu için adalet bekliyor. Tek başına bir anne, Murat Çakır’ın annesi Diyarbakır Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde oğlu ve suçsuz günahsız oğlu için Adalet Bakanlığı önünde adalet diye feryat eden bir anne. Her zaman yanındaydık, yanında olduk, oluyoruz ve olacağız. Hiç yanından ayrılmayacağız çünkü O çok haklı ve bu yüzden onun yanında olmak gerekir.

Gabonlu Dina acımasızca öldürüldü ve adil olmayan bir yargılama var. Şu anda halen adalet tecelli etmiş değil. Zor bela sanık tutuklandı. Uzun süre tutuklanmak istenmedi ve en sonunda tutuklandı.

Yusuf Bilge Tunç 6 Ağustos 2019 tarihinde kaybedildi. Korkunç bir olay ve bu kişi halen bulunabilmiş değil. Zorla kaybedilme ve kaçırılma vakaları Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi tarafından da Türkiye için ağır bir şekilde eleştiri mevzusu oldu ve buna rağmen halen yetkililer suskunlar.

Gökhan Türkmen ve Yasin Ugan da zorla kaybedilip kaçırılanlardan daha sonra aniden Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde ortaya çıktılar. Onlar da böyle bir ağır mağduriyet yaşadılar. Türkiye’de bu acı gerçekler yaşanıyor arkadaşlar.

Gülistan Doku, ailesinin hâlâ gözyaşları bitmedi. Kendisinin izine rastlanmıyor, Dersim’de kaybedildi, ne olduğu bulunmuyor. Gereken arama yapılmadı.

Hürmüz Diril’in hakkını sormaya devam edeceğiz. Eşinin de hakkını soruyoruz; Nerede? Nasıl katledildi? Ölüsü bulunsun en azından diyoruz. Belli ki katledilmiş en azından kendisinden bir iz bulunsun diyoruz.”

Yorumlar