22 Ağustos 2024
Gergerlioğlu: “Dediklerimiz gerçek çıktı. Defalarca açıklama yaptık. Kocaeli’de MESEM yolsuzluğuna karışan derneklerin, şirketlerin isimleri yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı. Yapılan usulsüz işlemler sonucu bu derneklerden, iş yerlerinden paralar geri istenmeye başlandı. Büyük bir yolsuzluk ve hortumlama vakasıyla karşı karşıya olduğumuzu söylemiştik. Uzun bir süredir açıklama yapılmıyordu Kocaeli’de MESEM rezaleti tüm boyutlarıyla ortaya çıkmaya başladı.
Kocaeli Barış Gazetesi’ndeki habere göre; Kocaeli’nin çok ünlü isimleri bu yolsuzluğa karışmış, çok kişi var. Bir kısmının ismini görebiliyoruz. Hepsinin ismi verilmemiş tüm para cezası alanlar “Paraları geri verin.” denenler ortaya çıkmalıdır. Hiç kimse gizlenmemelidir. Haberlerde birtakım isimler görüyoruz. Fakat bu yetmez. Bu yolsuzluğa imza atanlardan devlet hesap sormayacak mıdır? Adli bir soruşturma yapılmayacak mıdır? Bir milyar liraya yakın eski parayla bir katrilyon para iç edilmiş görünüyor ve şu anda “İşte efendim biz bunların bir kısmını geri alıyoruz.” deniliyor. Kardeşim neredeydiniz? Milli Eğitim Bakanlığı neredeydiniz? Kocaeli Valiliği neredeydiniz? Milletin parası oluk oluk hortumlanırken neredeydiniz? Bakın neler dönmüş neler.
“Tanınan isimler listede” diyor gazete. Kent Konseyi Genel Sekreteri Sedat Köse’nin başkanlığını yaptığı Kocaeli Gelişim ve Kalkınma Derneği varmış ve buraya mesleki Eğitim + diploma programı (MESEM) usulsüz öğrenci kaydından kaynaklı aktarılan 1 Milyon 881 bin 379 lira 5 kuruş para tespit edilmiş ve bu para geri istenmiş. Başka? Bir meslek okulunun müdürü Rümeysa Şen’in kurucuları ve yönetiminde olduğu Kocaeli Güçlü Kadınlar Derneği’nin 1 milyon 719 bin 602 lira 88 kuruş kullandığı görülmüş. Bu paranın da devlet tarafından geri istenildiği görülüyormuş. Gazete bu isimleri vermiş ama belli ki yüzlerce isim var buralarda. Bu isimler nerede? Bu isimler neden açıklanmıyor? Milli Eğitim Bakanlığı! Bir gazete, bir şekilde bu isimlerin bir kısmına ulaşıp bir kısmını yayınlıyor. Kamuoyu bunu bilmek durumunda. Bu isimlerin hepsi açıklanmalıdır. Bu isimler hakkında hangi adli işlemler yapılmaktadır? Milletin parası hortumlansın bir şekilde ortaya çıksın. “E canım işte işi kapatıyoruz. Evet yolsuzluk varmış. Paraları da geri istiyoruz.” diyor. Var mı öyle bir şey ya? Ya ortaya çıkmasaydı? Milletin cebinden paralar oluk oluk birtakım şirketlere, danışman şirketlerine, okullardaki müdürlere, derneklerdeki başkanlara hortumlanmış. Görünen bu. Kimse de bunu inkar etmiyor. MESEM projesi aylar öncesinden durduruldu ve şu anda da bu cezalar kesilmeye başlandı idari olarak. Peki adli olarak durum nedir? Peki diğer bütün isimler niye açıklanmıyor? Hatırlı isimler olduğu için mi açıklanmıyor acaba? Önceki aylarda gazeteler bazı danışman şirketleri milletvekillerinin elinde. Onların kurucuları milletvekilleri diyordu. Acaba bunların içinde kaç tane AK Partili ve MHP’li vekil var mesela? Bir açıklayın bakalım şu isimleri’ Hangi danışman şirketleri, hangi şirketler, hangi iktidara yakın isimlerin isimleri karıştı bu işe? Bir öğrenelim hele ya. Hele bir açıklayın ya. Milli Eğitim Bakanı ne yapıyorsun? Ne iş görüyorsun ya? Kocaeli’de Sayın Valimiz, Sayın Milli Eğitim Müdürümüz, bu ne rezalettir? Bu konuda doğru düzgün bir açıklama yapacak bir yetkili yok mu Kocaeli’de? Ben Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden sesleniyorum. Nedir bu rezalet? Kocaeli halkının parası oluk oluk hortumlanırken ne yapıyordu bu yetkililer? Yani kazara bu yolsuzluk ortaya çıkmasa daha ne kadar para hortumlanacaktı? Allah aşkına arkadaşlar ya şu memleketin haline bakın ya. Bakın işte gazete haberi olsa da daha açıklamayan isimler var. Dernekler var. Şirketler var. Memleketin hali bu işte. Adamlar iktidarı ele geçirmiş. Oluk oluk hortumlamalar maşallah yapılıyor yani. Kazara bu iş ortaya çıkmasa Allah bilir daha kaç kat trilyonlar hortumlanacaktı. Şu işe bakın. Alan razı veren razı çünkü arkadaşlar. Yani gidip işte sahte öğrenci kaydı yapılıyor. O öğrenci kaydından devletten para alıyor. Bu parayla belli ki üleşiyorlar. İşte danışman şirket, şirketler, dernekler, o müdürler, bilmem neler böyle bir üleşme hali olduğu çok kuvvetli bir şekilde iddia edilmişti ve şimdi de bu geri ödemeler mevzu bahis. İşte memleketin son hali bu arkadaşlar. Ama biz bu işin peşini bırakmayacağız. Tüyü bitmemiş yetimin hakkını aramaya devam edeceğiz. Böyle rezalet olmaz. İktidar artık iyice yağma, talan düzeni kurmuş durumda ve bu artık bir çöp fabrikasından yükselen kokular gibi. İktidarın ana ve Türkiye’nin, tüm il ve ilçelerindeki merkezlerinden havalara yükseliyor bu pis kokular. Olay ortada.
İşte bu durumlar varken cezaevlerinde ne oluyor? Hani kendisinden olmadığı için cezaevlerine attığı insanların başına neler geliyor? Mesela Samsun İlkadım Cezaevi’nde bir mahpus var Gökhan Saral. Yakınları bize ulaştı. Diyor ki; “Eşimin ileri derecede karaciğer rahatsızlığı var. Genetik bir rahatsızlıkmış. Cezaevinde 20 kilo vermiş. Üçüncü evreye geçmiş. Dördüncü evreye geçmek üzere primer biliyer siroz diyoruz. Bu varmış ve cezaevine konulduğu sırada düşük olan GGT enzimi en yüksek 55 olması gerekirken 650’yi bulmuş. Hanımefendi bize bir mektup göndermiş ve orada ayrıntılı bir şekilde anlatmış. Tahlillerini göndermiş. Şurada bakın tahliller, yükselen düzeyler. Bütün bunlar ortada. Ölüme doğru giden bir insan. Düşünün, korkunç oranda bu değerler yükselmiş durumda. Peki cezaevinden bu insan tahliye ediliyor mu? İnfaz erteleme ile ilgili bir işlem yapılıyor mu? Fakat hala Samsun Araştırma Hastanesi’nde bir heyete girdiği ve sonuç alınmadığı yönünde bilgiler var. Yani düşünün adam karaciğer patlaması yüzünden ölecek neredeyse hala cezaevinde tutulmaya dsevam ediliyor. Dördüncü evreye geçiyor. “Kal kal cezaevinde kal bir şey olmaz bir şey olmaz.” deniliyor. Bakın bir tarafta oluk oluk hortumlamalar yapılıyor. Bir tarafta cezaevinde insanlar inim inim inletiliyor. Memleketin hali bu işte.
Seyithan Yaman, annesi onu ziyaret etmek için Elazığ Cezaevi’ne gitmişti, dönüşte trafik kazasında hayatını kaybetmişti annesi. Dedik ki; “Yakınlarının olduğu bir cezaevine nakledin bu kişiyi. Bakın yıllardır söylüyoruz yapmıyorsunuz. Sonunda annesi uzak bir yerden geldi ve dönüş yolunda kaza geçirdi. En azından bu kişiye bir iyilik yapın. Bu kötülüklerinize son verin. Bakın anne hayatını kaybetmiş. Yazıktır, günahtır.” dedik. Yapmadılar. Ne yaptılar biliyor musunuz? Seyithan Yaman’ı daha da uzak bir cezaevine göndermişler. Erzincan Cezaevi’ne göndermişler. Yani zalimlik bu boyutlarda arkadaşlar. Bir başka yakını daha cezaevi ziyaret yolunda trafik kazası geçirsin istiyorlar anlaşılan. Yani bunun başka bir izahı olabilir mi? Bu kadar özel bir durum. Çocuğunu ziyaretten dönen bir anne trafik kazası geçiriyor ve bu noktadaki özel talepler var. Fakat daha olumsuzunu yapıyorlar.
Abdullah Daharoğlu, Samsun, Bafra Cezaevi’nde. 3 gün önce düşmüş spor yaparken koğuşta sanırım. Diz kapağı parçalanmış. Perişan durumda. Menisküs, bağlar, çapraz bağlar yırtılmış. Perişan bir durumda. Peki hastaneye gidebiliyor mu? Acile gitmiş, demişler ki: “Acilen ortopediye gitmen lazım. Acilde ameliyat mı olur? Acilen ortopediye git kardeşim, senin ameliyat olman lazım.” demişler. Adam hala cezaevinde bekliyor. Memleketin hali bu arkadaşlar.
Adalet Bakanı Sayın Yılmaz Tunç duyuyor musunuz bizi? Şu vahim hadiseleri anlatıyorum. Bir araştırma ihtiyacı hissediyor musunuz? Şunlar nedir ya? Bir mahpus karaciğer enzim yüksekliğinden ölecek. Öbür mahpusun dizi parçalanmış ortopediye hala götürülmüyor. Öbürü yakınlarından daha da uzak cezaevine gönderiliyor. Bu nasıl bir şeydir? Haberiniz mi yok? Size rağmen mi yapılıyor bunlar? Yoksa siz mi böyle talimat veriyorsunuz? Sayın Yılmaz Tunç bunun cevabını verin. Bakın size net bir soru sordum. Geçen hafta da Kandıra F-2 Cezaevi’ndeki rezaletleri anlatmıştım. Yani siz mi talimat veriyorsunuz, size rağmen mi yapılıyor? Bakın çok net bir soru soruyorum Sayın Yılmaz Tunç. Bu cevabı bekliyorum.
Ömer Faruk Çaylak, 16 yaşında bir öğrenci ve İzmit Bağlıca’da bir fındıklıkta harçlığını çıkarmak için yevmiyeyle çalışırken bir kişinin darbına uğramı ve bu konuda “ben gariban bir fındık işçisiyim. Güçlü birisi geldi beni dövdü.” Nerede adalet diye haykırırken bize başvurmuş. Biz de bu sesi buradan adalete iletiyoruz. Bakalım bu garibanın hakkını arayacaklar mı?
Deniz Köylü Muş Bulanık ilçesinde doğmuş ve ağır ayrımcılık ve insan hakları ihlallerinden dolayı vicdani ret hakkını kullanmış ve Fransa’ya gitmek zorunda kalmış. “Kimliğime yönelik bu ağır ihlaller sonucu askerlik yapmak istemiyorum.” diyor. Vicdani ret hakkı biliyorsunuz çok önemli bir hak.
İBB meclisi Temmuz ayı 3. oturumda alınan karar ile 30 yaşından gün almış öğrencilerin İstanbul karttaki indirim oranları %10’a düşürülmüş. Bu da eleştirilecek bir husus. Yani geç öğrencilik yapıyorsanız cezalandırılıyorsunuz. Yazık değil mi kardeşim? Adam 30 yaşını geçse de öğrencilik yapmaya çalışıyor. Bunu teşvik edeceğine daha da zorlaştırıyorsun öğrenciliğini.
Malatya T Tipi Kapalı Cezaevi; bakın şu hali anlatacağım size. Kendinizi o tablo içinde bir düşünün. Malatya çok serin bir yer değil arkadaşlar. Yazın şu günlerde oldukça sıcak. Yani şu anda Ankara bile sıcak. Düşünün Malatya nedir artık? Malatya T Tipi Ceza Evi’nde 30 kişilik olan koğuşlara yeni eklemeler yapılmış. Millet yerlerde yatıyor. Sere serpe düşünün. Ortalık yer döşekleriyle dolu, dolap olmadığı için kıyafetlerini kitapları dışarıda tutuyorlar. Yani salkım saçak bir hal var arkadaşlar ve 30 dereceyi aşkın bir sıcak var. Cezaevi dört duvar demir parmaklıklar hava da almıyor. Düşünün yani. Nasıl bir ortam? Her gün kan ter içindesiniz. Efendim yerlerde yatıyorsunuz. “33 kişilik koğuşlarda yaşamak mümkün mü?” diye soruyor. Su kesintileri de var bu arada. Hani düşünün bu kadar sıcak, bu kadar olumsuzluk bir de su da yok. Yani vallahi Ortaçağ zindanlarından daha beter bir halde. Herhalde Ortaçağda bu kadar da değildi yani. Sonra salgın hastalık riski çok fazla. “Biz burada salgından öleceğiz. Kalabalıktan değil salgından öleceğiz.” diyor mahkumlar.
Bir başka başvuruda da kimliğinden dolayı bir aileye yapılan hakaret ve baskı gündem ediliyor. Zelal Tuncel 14 Ağustos akşamı saat 20.00’da merdivenlerden inerken “çantan çarptı” denilerek üst katlarında oturan, komşuluk ilişkileri olmayan Makbule Yiğiter ve Emine Yiğiter’in tacizine uğruyor. Ve bir kavga çıkıyor. Sinem Tuncel, Fethiye Tuncel’e de saldırıyorlar. “Siz Ermenisiniz, teröristsiniz, biz Türk’üz, burası Türkiye.” gibi nefret sözleri havalarda uçuşuyor. Sonra hastaneye gidiyorlar. Orada kardeşi de hastanede bu kişilerin yine saldırısına uğruyor Baran Tuncel. “Hastaneden sonra emniyete geçin, şikayetçi olun.” diyor. Saldırılan ve saldıranlar emniyette karşılaşıyorlar. Küfürler ediliyor yine. “Ayıp teyze bu nedir bu pis küfürler?” falan demesine rağmen bu işler devam ediyor. “Pis Aleviler, Ermeni dölleri, bir pompalıya bakarsınız, polis bizim devlette bizim.” gibi laflar. Ondan sonra aslında 1 yıl önce bu kişilerle ilgili bir tedbir kararı varmış ama bu kaldırılmış. Ondan sonra böyle bu saldırı tekrar etmiş. İddianame hazırlanmamış yaralanan kişiyle ilgili bir iddianame olması gerekirken bu da yok. Yani öldürmesi bekleniyor herhalde. Arkadaşlar memlekette şu hale bakın yani. Nereye güveneceksiniz? Size bir saldırı oluyor, emniyete gidiyorsunuz. Yaralısınız, hastaneye gidiyorsunuz, orada daha emniyetsiz ortamlar görüyorsunuz. Mahkemelere gidiyorsunuz, şikayetinizle ilgili dosyalar hazırlanmıyor. Adam saldırıyor, dövüyor, hakaret, küfür. Memleketin hali bu işte. Neden? Çünkü birisi böyle devlet adına size saldırıyor ve size ötekileştirme yapılıyor. “En aşağılıksınız.” denilmeye çalışılıyor. Bunu da buradan tüm yetkililer duysunlar. Bu rezaletler de Türkiye’de yaşanıyor.
Bir başka cezaevi rezaleti! Öldüğü zaman mı duyacaksınız bu olayları? Şehriban Mimkara gırtlak kanseri, genç bir hasta. Gereken tedaviyi alamıyor, 4 ay önce ameliyat olmuş, doktora doğru düzgün gidemiyor. Sesini kaybetme durumu var ve Hilvan Cezaevi’ni aradık bilgi aldık.
Geçen hafta biz Kandıra F2 Cezaevi derebeylik diye mi sorduk? Başka cezaevlerinde de var anlaşılan. Cezaevi yönetimleri sizde değil mi? Başka birisinin elinde mi? Derin devletlerin elinde mi? İsteyenin girip çıktığı, geçen sene bu sırlarda yaşanan Elazığ Cezaevi’nde olduğu gibi iki mahpusun eline kesici aletler alarak diğer mahpusları bıçakladığı, öldürmeye çalıştığı bir yer mi? Bu rezaletlerden sonra bir açıklama bile yapmadınız. Soru önergelerimizin cevabı bile yok. Şu hale bakın. Soru önergesinin cevabı da zaten “Bütün işler yolundadır efendim. Hiçbir haksızlık, usulsüzlük yoktur. Her şey dört dörtlük yolundadır.” Allah Allah. Yani bize başvuran herkes demek yalan atıyor öyle mi? “Ortalık güllük gülistanlık cennette yaşıyoruz. Yani arkadaşlar bakın cennette yaşıyoruz. Çok güzel bir ortağım. Hiçbir haksızlık yok.” Bakanlığın bize cevapları hep böyle arkadaşlar. Ama ben okuyorum bakın vatandaşın sesini ki biz milletvekiliyiz. O vatandaşın sesini burada gündem etmeye çalışıyoruz. Boşuna mı var bu Büyük Millet Meclisi ya? Yürütmenin tüm üstünü örtmelerine, yargının tüm hukuksuzluklarına rağmen Türkiye Büyük Millet Meclisi bunun için var işte. Milletvekilleri bunun için var. 600 milletvekili bunun için var. Vatandaşın kısılan sesinin tercümanı olmak için var burada. Ama yürütmeye dönüp bakıyorsun. “Efendim her şey yolunda. Hiçbir usulsüzlük yok. Dört dörtlük bakanlığımız zaten öyle şeyi yapar mı? Olur mu efendim? Olur mu öyle şey?” gibi cevaplar. Biz vatandaşın hakkını, hukukunu korumaya devam edeceğiz arkadaşlar. Bütün bunları biz yıllardır görüyoruz. Bir insan hakları savunucusu olarak hep yani bildiğimiz vakalar bize garip, yabancı değil. Hiç böyle işte her şey örtbas edilmeye çalışılır şu ülkede.
Emine Uysal, Tarsus Kadın Cezaevi’nde. 55 yaşında bir kadın. Bakın bir sürü rahatsızlığı var. Peki doktor görüyor mu? Hayır. Sağ beyin, sağ göz, sağ azı dişinde ciddi sağlık problemleri var. Beyinde bir felç olma durumu var. 3 aydır bilinmeyen sebeplerden dolayı doktora gidemiyor. Herhalde felç olup yatalak olması ve ölmesi bekleniyor. Öyle mi Sayın Yılmaz Tunç? Şu hastadan haberiniz yok mu mesela? Üç aydır niye cezaevinden hastaneye gidemiyor? 3 aydır ya! Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu size de soruyoruz. Bunlar ne işlerdir ya? Tarsus Devlet Hastanesi’nde doktor mu yok? Yani ben de hekimlik yaptım. Cezaevinden gelen mahpus için sıra alınmaz. Diğer hastaların önüne geçirilerek o alınır içeri. Böyle olduğu için de ben görev yaptığım zaman hızlı bir şekilde mahpus hastalara bakardım. Sonuçlandırırdık işi ama burada ne oluyor, ne bitiyor? Yani sıra almaya da gerek yok ki kardeşim. Sırasız giriyor zaten mahpus hasta işi biliyorum ben yani. Bana hikayeyi anlatamazsınız. İşi bilen hekimim ben. Yani neden 3 aydır gidemiyor ya? Zulmetmek için mi? “Dersini al bakalım. Aklın başına gelsin!” için mi?
İstanbul Gaziosman Paşa ilçesinden de bize başvurular var. Yıldıztabya mahallesinde toprak kayması sonucu mahalle mağdur olmuş. Dört aydır mağdurlar. Ne kaymakam duyuyor ne belediye başkanı. Bakın. Memleketin haline bakın. Evlerini vermemişler. Yayın yasağı koymuşlar. “Sesimizi duyurmuyorlar. Ne belediye başkanı ne de kaymakamlık hiçbir yardım yapmıyor. Dört aydır mağduruz. Hala evlerimizi vermediler. Paylaşmanızı istiyorum. Mahallede 46 haneyiz.” demiş. Buradan duyuruyoruz. Gaziosman Paşa kaymakamlığı bir açıklama yaparsa da onu da buradan duyururuz değerli arkadaşlar. Biz bize başvuruları buradan iddia olarak duyururuz. Fakat kaymakamlık belediye başkanlığı da bir açıklama yapıyorsa buradan onları da duyururuz değerli arkadaşlar.
Süleyman Ertürk, Denizli Kocabaş T Kapalı Cezaevi’nde kalmakta ve bu kişi de adil yargılanmadığıyla ilgili önemli şikayetleri var. Aynı davadan yargılananlar beraat etmişken bu kişinin neden beraat etmediği sorgulanıyor. Komutanları; “Ben verdim emri.” demesine rağmen bu kişiler hala ağır bir şekilde ithamla yargılanıyor. Yani bu çocuklara çok yazık ediliyor. Onu söyleyelim. Darbeci olmadığı halde darbeci ilan edilen kişiler bunlar.
Şimdi Kocaeli’de nedir bu ulaşımla ilgili sorunlar? Sayın yetkililere soruyoruz. Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Tahir Büyükakın beye soruyoruz. Nedir yani bu kadar taşımacıların kollanması ne demektir? Ne oluyor? Ne bitiyor? Hiç kontrol etmiyor musunuz? Ya bu sıcaklarda adamlar klima açmıyorlar. Neden? Vatandaş pişerek gidiyor. Neden açmıyor? “İşte masraf olmasın, cebimize giren para azalmasın.” Mesela Gebze Darıca özel otobüsleri yıllardır yaz aylarında klimasız yolcu taşıyor. Ya dün bugün değil yani. Yıllardır böyle taşıyor. Kocaeli Büyükşehir güya bu işleri denetliyor. Yani denetliyor mu? Denetlemiyor mu? Bilmiyoruz. Hiçbir şey yok. Vatandaş perişan. Ücretler maşallah çok güzel artıyor. Vatandaş pişerek kan ter içinde varacağı yere ulaşıyor. O otobüslerin içinde. Ondan sonra ne oluyor? Kafalarına göre zamlar yapılıyor. “Kardeşim klimayı açın burada pişiyoruz.” denildiğinde “İn kardeşim git taksiye bin.” gibi laflar duyuyorlar. Kaba saba konuşmalar. Bu nedir ya? Bu nedir yani? Sayın Tahir Bey. Ne oluyor? Farklı durumlar mı var? Kocaeli’de bir MESEM yolsuzluğu yaşandı. Ne oluyor? Ne bitiyor? Bu işin altından da farklı kokular mı yükseliyor? Yani meseleyi denetliyorsunuz. Kocaeli Valiliği’ne soruyorum. Kim denetleyecekse? Kardeşim bu ne iştir? Gidin denetleyin. Vatandaş bu halk otobüslerinden mağdur. Şikayetçi, işini doğru düzgün yapan halk otobüsünü biz eleştirmeyiz. Bravo deriz adam işini yapıyor. Ama böyle yoğun şikayetler alıyoruz. Bunlar nedir ya? Denetleyen yok mudur bu?
Bakır Öztürk 14 senedir Tekirdağ 2 No’lu F-tipi cezaevinde. Ailesi Antep’te. Senede bir görüşüne gidiyorlarmış. Perişan durumda bir aile cezaevine atmışsınız, mahpus yakınlarını da cezalandırıyorsunuz. Mahpus yakınlarından en uzak cezaevine göndermişsiniz ve daha da uzaklarına göndermeye çalışıyorsunuz Sayın Yılmaz Tunç.
Nuh Duran, İSKİ Feriköy Şube, İSKİ Genel Müdürlüğü ve Beyoğlu Belediyesi hakkında birtakım şikayetleri var. Uzun şikayetler bunları bize yazılı iletmiş ve biz de bunu buradan gündem ediyoruz. Aynı zamanda yazılı soru önergesiyle de soracağız. Bir usulsüzlük var mı? Vatandaşın böyle önemli şikayetleri var.
Ayhan Osmanoğlu; “SGK kurumu KHK’lı olmam nedeniyle emekli ikramiyemi hizmet birleşimi gerekçesiyle vermemekte ve konuyu sürüncemede bırakmaktadır.” SGK’ya soruyoruz. Nedir bu iş? KHK ile ihraç diye vatandaşın emekli ikramiye hakkını vermemek için bu gayretiniz neden? Yani bu yaptıklarınızdan dolayı yargılanmayacağınızı düşünüyorsunuz. Bakın yarın öbür gün iktidarlar değişir. Bu yokuşa sürmelerinizden dolayı bu ihlallerinizden dolayı yargılanırsınız hukuk önünde. Nedir yani bu? Binlerce KHK’lı vatandaşa bunu yaptınız. Ben de aynısını yaşadım. KHK ile ihraç edildiğim için emekli ikramiyemi alamadım. Daha sonra mahkeme yoluyla aldık. “Hele bir vermeyelim. Mahkemeye başvursun. Sonuna kadar diretelim.” Bakın SGK’nın mantığı bu arkadaşlar. Buradan da tüm kamuoyuna söyleyeyim. “Hele sonuna kadar süründürelim vermeyelim.” vatandaş hak ediyor, direniyorlar. Nedir bu intikam duyguları ya? SGK genel müdürüne soruyorum buradan nedir bu hal? Bakın Ayhan Osmanoğlu: “Kasıtlı olarak idare mahkeme kararlarını uygulamamakta.” diyor SGK. Yani biz SGK’yı buradan eğer ki bunları yapıyorsa uyarıyoruz. Bir sürü mahkeme belgesi göndermiş bize. Ayhan Osmanoğlu bakın buralarda var ve vahim durumlar var. “SGK kurumunun hesabına SGK isteğiyle iki kez yatırdım. Fakat SGK bu mahkeme kararını bir türlü işleme koymayıp mahkeme kararını sürüncemede bırakmakta.” Vatandaşla didişiyor, dalaşıyor bir devlet kurumu. Şu hale bakın. Yani vermemek için kırk takla atıyor. Belgeler buralarda bakın. Bir sürü belge. Neymiş efendim? “İhraç etmişiz ona bir de emekli ikramiyesi mi vereceğiz?” Biliyoruz yani. Bu kafayı biz biliyoruz arkadaşlar. Bilmiyor değiliz. En başta kendim yaşadım diyorum. Binlerce insana bunu yaşattılar. Yani bu rezaletleri biz bilmiyor muyuz? Daha sonra bir yasa çıkardılar. “Efendim, SGK yetkililerinin KHK’lılarla ilgili yaptığı işlemlerle ilgili yasal bir korunması olacak.” diye bir yasa çıkardılar. Biz o zaman dedik ki; ya hem insanların hakkını hukukunu çiğniyorsunuz hem de ardından şikayet edilince de kendinizi yasal korumaya alıyorsunuz. Yasal bir zırh. “SGK yetkilileri yargılanamaz” diye bir yasa çıkarttılar. Yanlış duymuyorsunuz böyle bir yasa çıkartıldı bu mecliste. Anayasa Mahkemesi iptal etti. Biz dedik ki; ya böyle yasa mı olur ya? Adam haksızlık yapmışsa yargı önünde yargılanın! “Hayır efendim işte biz böyle OHAL dönemindeki işlemlerden dolayı SGK yetkilerini korumaya alacağız.” denildi. Neden korumaya alıyor? İşte bundan korumaya alıyor. Hani oradaki SGK’daki memur diyor ki; “Rfendim biz işi yokuşa sürüyoruz ama bizi de koruyacak bir yasa çıkarın.” diyorlar, koşturuyorlar, yasa hazırlıyorlar. Sonra Anayasa Mahkemesi iptal ediyor. Ya böyle rezalet yasa mı olur diyor. Ondan sonra ne oluyor? “Anayasa mahkemesi kapatılsın efendim.” diyorlar. Yani bakın işte memleketin özeti bu arkadaşlar. Böyle bir memlekette itiraz etmemek mümkün mü ya? Şu hale bakın sayfalarca mahkeme dosyaları ama ortada adalet yok. Rezalet bu boyutta.
Mahkum yakınları bize başvurdu ve derler ki; “Eylül ayı da geliyor, bir af infaz indirimi yok, 9. yargı paketi fos çıktı ama tekrar görüşülecek, bir umut var mı?” diyerek bize başvurdular. Biz de buradan onların sesini duyuruyoruz, her zaman duyuruyorum. Hiçbir ayrım yapmadan, adli siyasi hiçbir ayrım yapmadan, hiçbir suç ayrımı yapmadan biz bunları duyuruyoruz. Çünkü bir şekilde ceza alıp cezaevine girebilirsiniz. Ama orada insan hakları ihlallerine uğrama durumunda değilsiniz ve eğer ki bu cezalar çok abartılıysa bir af, infaz indirimiyle bir çözüm bulunmalı. Artık öyle de bir yere geldik. Size okudum. Sere serpe, salkım saçak insanlar hapishanelerde yerlerde yatıyor. Sıcaklık 40 derecenin üstünde. Bu halde insanları orada tutmaya çalışıyorsunuz. Okullar açılıyor. Çocuklar annesiz babasız. O mahkumlara değil mahkum yakınlarına da zulmetmeye, o çocuklara da zulmetmeye devam etmeyin diye buradan tekrar uyarıyoruz.
Cezaevleri’nden bize birçok mektup geliyor ve onları burada gündem etmemiz gerekiyor. Sayfalarca gelen mektupları biz burada çarşaf çarşaf okuyacak değiliz ama bize sayfalarca gelen mektupların kısa özetlerini size sunmak zorundayım. Bu milletvekili olarak benim bir sorumluluğumdur çünkü o kuyuların dibindeki sesler duyulmak istiyor ve bize mektuplar gönderiyorlar buradan meclis kürsünden o kuyuların dibine atılmış o kişilerin sesini duyuruyoruz.
Yüksel Doğan, Sincan 2 No’lu Yüksek Güvenlikli Hapishanesi’nden yazmış. Diyor ki; “burada Kemal Gün gibi 80 yaşında insanlar var. Hasta mahpuslar var. Hastane sevklerinde tek kişilik tavuk kümesi gibi ringlerde götürülmek istenmiyoruz. Bizler de insanlık onurumuz için bu ringlere binmiyoruz. Sonuç olarak hastanelere gitmiyoruz. Sağlık hakkımız da elimizden alınıyor. Gidemiyoruz zaten hukuksuz gerekçelerle 4 aydır ağırlaştırılmış müebbet mahpusların bulunduğu hücrelerdeyiz. Kuyulardayız.” diyor. Düşün yani. Memlekette öyle hapishaneler yapmışlar ki. Kuyu dibi gibi ya. Ben de gördüm oraları. Hakikaten kuyunun dibi gibi arkadaşlar kuyunun apağından açık bakarsınız dibi karanlık değil mi? İşte öyle yerler. Hakikaten öyle yerler. Doğru düzgün güneş bile görünmüyor. Oralardan bir ses işte. Bu bizim sorumluluğumuzdu ilettik size gerekeni yapın ye ey yetkililer ve tüm toplum gereken duyarlılığı oluşturun.
Ali Alarslan Samsun Kavak S Tipi cezaevinden göndermiş. Diyor ki; “Kalp hastasıyım. Kan sulandırıcı ve kalp ilaçlarım verilmedi. İtiraz edince infaz koruma memurları darp etti. Baş memur Murat Gülşen tarafından şiddete maruz kaldım. Darp raporu için hastaneye sevk etmediler, kamera kayıtları her şeyi doğrular. Volkan Müdürün baskı ve tehditlerinden dolayı açlık grevine girdim. Telefon görüşleri yapmayacağım. Kalbimde iki stent var. Yani kalp krizinden ölsün gitsin mi bu kişi sayın Bakan? Size soruyoruz.
Yusuf Kenan Dinçer Van Yüksek Güvenlikli Ccezaevi’nden yazmış; “Size Bertolt Brecht’ten birkaç dize göndereyim; “Bize öyle geliyor ki, karşı çıkmak en iyisi ve en küçük bir sevinçten bile vazgeçmemek ve kovmak yeryüzünden acıyı yaratanları ve sonunda yaşanır hale getirmek dünyayı.” Filistin halkını katletmeye devam ediyorlar. Öyle ki insana dair neresi varsa bombalıyorlar. Hastaneler bombalanıyor, insanlar katlediliyor. Ne yaparlarsa yapsınlar Filistin halkı kazanacak. Selamlar, saygılar.” Diyor.
Zilan Demir Antalya S Tipi Cezaevi’nden yazmış; “İşkence gördüğüme dair haberleri ailem görünce çok üzülmüş. Bir şey yapamadılar. Ailemle görüşüm de kısıtlandı. Hakkımda kesinleşmiş bir mahkumiyet olmamasına rağmen tek tutuluyorum. Adalet Bakanlığı’nın kararı olduğu söyleniyor. Ancak bakanlık hiçbir cevap vermiyor. Hakkımdaki mahkumiyet onaylanmadan beni nasıl olur da tek tutarlar. Gözaltı ve cezaevine atıldığımda hep işkence gördüm.” diyor.
Kayseri 1 No’lu T tipi cezaevinden yazmış, Abdullah Burak Yükselen; “Vicdan Zorbalığa Karşı’ kitabında Stefan Zweig şunları söyler; ‘Zorbalık her toplumun altını oyar, çözer. Bitiren bir hastalık gibi ruhları kemirir ve çok geçmeden toplumsal korkaklık onun yardımcısı olur. Herkes kendini zanlı hissettiği için diğerini suçlar. Elbette ki sansür her zaman, her diktatörlüğün doğuştan kardeşidir.’ Eğer biz putperestlerden daha bilgeysek o zaman onlardan daha iyi, yürekli ve merhametli olmalıyız. Kaderin hükmüyle şimdilik memleket zindanlarını yurt belirledik. Allah büyüktür, yarınların nelere gebe olduğunu Allah bilir. Şimdi buradaki vaktimi değerlendiriyorum. Okuyorum, yazıyorum. Hz. Yusuf zindan duvarına ‘Burası zindan, diriler kabri, düşman sevindiren, dostlar imtihanı…’ yazmış. Evet öyle… Hayata tutunmaya çalışıyoruz…” demiş bu mahpus da.
Ahmet Güven, Kocaeli 1 No’lu F Tipi Cezaevi’nden şu mektubu yazmış, özetle. “İlik nakli ihtiyacı olan çocuklar için donör olmak istedim.” Adam çocuklara kan vereyim demiş düşünün cezaevinde yardımseverlik duygularıyla. Bakın sonra ne olmuş? Cezaevi idaresi başvuruma sözlü olarak; “Mevzuat gereği birinci derece akrabaların için donör olabilirsin. Akraban olmayan çocuklar için donör olamazsın.” cevabı vermiş. Bu eğer doğruysa yaşam hakkı kutsaldır, hükmünün ihlalidir. Gayri vicdanidir. Bütün çocuklar benim akrabamdır. Nasıl olur da böyle bir yasak olabilir? Ya Sayın Bakan nasıl olur böyle bir yasak olur? Ya kan verecek kişi bulunmuyor. Adam demiş ki; “Kan vereyim bir çocuk kurtarayım.” “Yok efendim. Ancak yakının, birinci derece yakının olursa verebilirsin.” cevabı almış. İddia bu. Sizin vereceğiniz bir cevap var mı? Belki bu kişinin kanını vermesiyle kurtulacak bir çocuk vardı öldü. Kim hesap verecek? Bakın ya böyle skandal olaylar. Biz eğer ki cevabı verirseniz buradan okuruz. Veyahut da olumlu gelişme olursa da buradan söyleriz.
“Kobaneli’yim, adım Ayşe Mahmut fakat yakalandığımda polisler adımı akıllarınca değiştirip, Dicle Bozan yaptılar. Aslında ceza yok hükmünde çünkü Dicle Bozan diye birisi yok. Aynı zamanda ailemle de görüşemiyorum ismim yanlış kaydedildiği için.” arkadaşlar bu Aziz Nesin kitabından bir alıntı değil. Bakın Aziz Nesin kitabından alıntı değil. Bunlar Türkiye cezaevlerinde yaşanıyor. Sayın Adalet Bakanı duyuyor musun? Yani sen mi bu talimatı verdin yoksa sana rağmen mi yapıyorlar? Şu rezalete bakın ya. Türkiye vatandaşı olmayan birisi Türkiye cezaevine giriyor adı başka. Sana bakıyor böyle polis; “Sana şu ismi layık bulduk. Senin ismin bundan sonra Dicle Bozan. Ayşe Mahmut değil.” “Ya benim ismim o değil, Allah aşkına ceza vermişsiniz de ismini ne değiştiriyorsunuz?” diyor. İsmi değiştiği için akrabalar gelip onu göremiyor. Ya arkadaşlar gerçekten Aziz Nesin kitabında böyle şeyler olamaz sanırım. Aziz Nesin bile yani bunları düşünememiştir sanırım. Ama oluyor işte. Sayın Bakan cevap verin. Bir araştırın bakın ya. Bu skandallar Türkiye’de yaşanıyor. Neredeymiş? Kayseri Kadın Cezaevi. “Devlet yetkilileri de alenen bu suça susuyor.” diyor mahpus. Ya ceza evine attınız da kadının adını niye değiştiriyorsunuz ya? Allah aşkına kim yapmış bunu? Trajikomik işlerle uğraşıyoruz.
Aytaç Ünsal bize yazmış. Bakın cezaevlerinin hali bu arkadaşlar. Şu halleri resmediyor. Diyor ki; “Halka, sen ekmeğine bak. En önemli gündem ekmek deniyor. Oysa demokrasi mücadelesi ekmekten daha önemlidir. Kuyu dibi hapishanelerin NATO kararlarıyla açıldığının söylenmemesi gibi. Soygun ve sömürü paketleri de aynısıdır. Açlık grevlerinde mahpuslar eriyor. Kuyu tipi tecrit zulmü ölümler getirebilir. Tek kişilik hücrelerimiz Avrupa Birliği’ndekilerden 5 metrekare daha büyük diyor yetkililer deprem edeleri 1 metrekareyi hak görmeyenler bu hücrelerle övünüyor. O hücrelerin fotoğraflarını yayınlasınlar hadi bakalım.” diye meydan okuyor Aytaç Ünsal ve bakın şu karikatür ne anlatıyor? Bozo Yılmaz ağır hasta mahpusmuş. Hapishanede kalabilir raporu almış. Sonra 6 ay sonra Urfa T Tipi’nde ölmüş. Onun durumunu anlatıyor. Burada mahpus öksürüyor, kötü durumda ölmek üzere müdür gelmiş. Burada bir tabut da var. Üstünde CTE yazıyor. Diyor ki müdür bey; “Zaten yakında tahliye olacaksın. O güne kadar hapishanede bekleyebilirsin bence.” işte böyle sonunda da ölüyor yani. Bu karardan altı ay sonra Bozo Yılmaz ölmüş. Bununla ilgili bir karikatür.
Emir Kan Ciritoğlu Denizli T Tipi Kapalı Cezaevi’nden yazmış; “İnfaz sistemi adeta işlemiyor. Mahkumlar mağdur olduğu gibi yüz binlerce aileleri de mağdur. Dörtte dört ikinci mükerrerler bu haklardan faydalanamıyor .”
Harun Öden Manisa T Tipi Cezaevi’nden yazmış. Bakın dikkatle dinleyin; “Ben Harun Öden. 15 Temmuz mağduruyum. Çok kişi de olduğu gibi terör kalkışması var diye gönderildik. Darbe olduğunu anlayınca geri döndük. Ancak acımasızca müebbetle cezalandırıldık. Yargıtay cezamızı onamadığı için denetimli serbestliğe çıkamayacağız gibi dosyam hala arşivde sesimi duyurun.” diyor. Denetimli serbestlik zamanı gelmiş. “Bari Yargıtay dosyamı onayla.” diyor? Yargıtay’ın umurunda değil. Yattıkça yatsın insanlar değil mi?
Bakın Süleyman Soylu; “Dokunulmazlığımı kaldırın.” diye meydan okuyor. Kaldırsınlar hakikaten yargılansın. Madem kendisi istiyor. Hakkında fezleke falan yokmuş. Ya kardeşim Süleyman Soylu denilince herkesin aklına kimler geliyor? Kimlerle fotoğrafı varsa onlar geliyor. Mesela Sedat Peker geliyor. Mesela işte o fotoğraf çektirdiği ve daha sonra uyuşturucu baronu olduğu, yurt dışına kaçtığı söylenen insanlar akla geliyor. Başka kim geliyor? Adam bütün suç gruplarıyla fotoğraf çektirmiş. Yani nerede bir suçlu, Süleyman Soylu’yla fotoğrafı var. Şimdi kendisi güya meydan okuyor. “Dokunulmazlığımı kaldırın ben yargılanacağım.” Kaldırın kardeşim. Niye kaldırmıyorsunuz Sayın Numan Kurtuluş? Kaldırın adam yargılanmak istiyor buyursun. “Hakkınızda fezleke yok.” denilmiş sanırım. Maşallah yani “A” desen fezlekeyi yiyoruz biz. “B” desen fezlekeyi yiyoruz. Ondan sonra Süleyman Soylu hakkında hiçbir şey yokmuş. “Canım ne gerek var senin dokunulmazlığının kaldırılmasına.” diyor meclis başkanlığı böyle söylüyor. Peki o meclis başkanlığı ne yapıyor? Meclisteki diğer usulsüzlükler ile ilgili ne yapıyor? Bu mecliste mesela en basitten en ağırına kadar çok işler yaşanıyor. Mesela en ağırlarından birisi mecliste komisyon görüşmelerinde milletvekilleri komisyondan çıkarıldı. Meclisin 100 yıllık tarihinde olmayan işler yapıldı. Bu utançlar yaşatıldı Fuat Oktay tarafından milletvekillerine yaşatıldı. Fuat Oktay bunun açıklamasını yapabilecek mi? Ona hesap sormayan Sayın Numan Kurtulmuş yapabilecek mi? Bu utanç verici hadiseleri, bu millete hakaretleri. Millete hakaret ettiler. Hiç utanmadan gazi meclis diyorlar. Daha sonra komisyonda milletvekili dışarı çıkarıyor. Yani yüzlerinde de bir kızarma yok arkadaşlar. O zaman gazi meclis falan demeyin. Ne gazi meclisi ya? Bu mecliste birtakım milletvekillerine yumrukla saldırılıyor. Yani o milletvekili ne söz söylemişse söylemiş tamam ona uyarı, kınama cezası verirsin, yargılanacaksa yargılanır, şudur budur ayrı konu. Nedir bu yumrukla saldırılıyor? Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş. Maşallah ya! Meclis bu hale geldi arkadaşlar.
Bakın mecliste şu anda da başka bir olay var. Meclis tatilde ama şu anda Adalet Bakanlığı önünde aylardır yaptığı adalet nöbeti sonucunda bir adalet bulamayan Emine Şenyaşar anne meclis başkanlığı önünde oturmaya başladı. Emine Anneyi yine kimse duymamaya çalışıyor. Nereye gitsin Emine Anne? Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne gelecek yani sonuçta burası eğer ki milletin meclisiyse dertli bir ana varsa Adalet Bakanlığı bile ona bir adalet sunmuyorsa milletin meclisine sığınmış kadıncağız. Şu hale bak, Sayın Numan Kurtulmuş bunun için ne diyorsunuz? A’dan Z’ye hukuksuzlukların zirveye çıktığı bir meclis oldu ve en sonunda da bir anne mecliste direniyor.
İçişleri Bakanlığı’nda rezaletler bitmiyor arkadaşlar. İnanılmaz hadiseler yaşanıyor. Çok önemli bir iddia var. Şimdi bir il jandarma komutanı ile ilçe jandarma komutanı, ikisi de evli ama aralarında bir aşk ilişkisi yaşanmış. Hatta işte kadının dört aylık hamile olduğu söylentileri dolaşıyor. Bu kişiler hemen emekliye sevk edilmiş! Memlekette adalet diyenler zindanlara atılıyor. Bakın evli olduğu halde birtakım aşk ilişkileri, yasak ilişkileri, hamilelikler şunlar bunlar yaşayanlar ise gözlerden uzak tutuluyor. Yani birileri fark etmese işler ayyuka çıkmasa bu işlere devam edecekler. Devlet zırhıyla yapıyorlar bu işi. Nerede yapıyorlar? İçişleri Bakanlığı’nda. Şu rezaletlere bakın. Bu bakanlığın güya görevi emniyet yani. İnsanlara güven verecek. Bakanlığın görevlileri neler karıştırıyor? Şu hale bakın ya. Bakanlık ne yapıyor yani? “Aldık onları emekliye sevk ettik.” Bütün itibarı yerle bir eden işler oluyor. Böyle ancak birileri fark edince ortaya çıkıyor. Daha neler neler Allah bilir yaşanıyor ortaya çıkmayanlar.
Kocaelisporumuz iyi gidiyor. Bu sene inşallah şampiyon olacak. Deplasmanda Pendikspor’u 2-1 yendi. Tebrik ediyoruz. Şehrimizin takımı. Başarılarının devamını dinliyoruz. Markao ve arkadaşlarından da bol goller bekliyoruz.
Cemal Kaşıkçı Suudi Arabistan İstanbul Konsolosluğu’nda esrarengiz bir şekilde öldürüldü. Cesedi buharlaştırıldı. Korkunç bir şey. Cesedi yok ortalıkta. Bu korkunç olaydan sonra Tayyip Erdoğan bağırdı, çağırdı ama en sonunda Suudi Arabistan yetkilileriyle barıştı. Daha sonra da bir kredi aldıklarını duyduk. Şu hadiseden sonra biz bunu her hafta mecliste gündem ediyoruz. Cemal Kaşıkçı öldü gitti ama biz onun ardından adalet talep etmeye devam ediyoruz.
Sevgili Osman Kavala, kendisini cezaevinde de ziyaret ediyorum. Sessiz sakin bir şekilde adaletin bir gün Türkiye’ye gelmesini bekliyor. Yılları aştı, 7 yılı aştı. Acımasızca zalimce cezalandırıldı. Sırf iyi bir insan olduğu için, insanlara iyilik yaptığı için cezalandırıldı. Sivil toplumun bu önemli ismi ve acımasızca cezalandırılmaya devam ediliyor.
Sadece filmlerde olmaz. Suçunuz günahınız yoktur. Size ağır bir katil muamelesi yaparlar. İşte onlardan birisi Şerif Mesutoğlu. Kaymakam Muhammed Fatih Safitürk’ü öldürdüğü iddia edildi. Hiçbir delil yok. Adil bir yargılama yapılmadı. Ve ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum edildi. Cezaevinde olmasına rağmen onun için de adalet talep etmeye devam ediyoruz.
Selçuk Kozağaçlı Çağdaş Hukukçular Derneği Başkanı tüm mazlumların, mağdurların yanında yer aldı ve bunun karşılığında da zindanlara atıldı ama orada da hakkı, hukuku, adaleti savunmaya devam ediyor.
Sevinç Çakır, engelli çocuğu Merve ile birlikte meydanlarda aylardır. Kursiyer Teğmen oğlu Murat Çakır Diyarbakır zindanında. “Oğlum sus sus etmeyin eylemeyin. Müebbet hapse mahkum ettiniz ama ben bir anne olarak buna susamam deyip kendisini sokaklara attı ki yıllarca o engelli çocuğu ile meşgul olmuş büyük zorlukları yaşamış bir anne olmasına rağmen engelli çocuğuyla oğlu Murat Çakır için adalet haykırışında. Yanındayız, hep yanında olduk, olmaya devam edeceğiz. Çok onurlu bir anne, çok yüreği yanan bir anne. Umarım o ve tüm yüreği yanan annelerin o yürek ateşi söner ve adaletle serinlerler bir gün umarım.
Gabonlu Dina’yı hep takip ettik. Türk vatandaşı değil, Türk değil, bizim dinimizden değil birçok belki kimlik farklılıklarımız var ama o da adaletsizliğe ağır bir şekilde uğramış bir gariban öğrenci Gabonlu. Onun için de yoğun bir şekilde adalet istemeye devam ediyoruz.
6 Ağustos 2019’da kaçırılmıştı. Kamu görevlileri tarafından kaçırıldığı ilan edildi, HTS ve kamera kayıtları bir anda ortadan kaybedildi, ulaşılamadı ve hala ortada yok. Yusuf Bilge Tunç 6 Ağustos 2019’dan beri ortada yok. Ağustos 2024’e geldik, 5 yılı geçti ve bu kişi hala yok. Annesi babası hala kapı çalınca “Acaba Yusuf Bilge Tunç mu geldi?” diye bakıyorlar. Hala bir umutları var. Ama acımasız son maalesef gerçekleşti diye düşünüyorum ve bu kişinin en azından cesedi nerede diye soruyorum yetkililere. Cesedi nerede ya? Yusuf Bilge Tunç’un cesedi nerede? Başka da bir soru sormuyoruz artık. Yüzünüz kızarsın. Bu dünyada bu işi örtebilirsiniz. Bu işin öte dünyası var. Allah’tan da korkmuyor musunuz diyoruz. Hiçbir değeriniz kalmadı mı diyoruz! Bu cinayetin müsebbiblerinin ortaya çıkmayacağını mı düşünüyorsunuz diye soruyoruz.
Kaçırıldıktan sonra en azından cezaevinde ortaya çıkan iki kişinin fotoğrafı; Gökhan Türkmen, Yasin Ugan. Biri dokuz ay, biri altı ay kaçırıldı. En sonunda cezaevlerinde, emniyet müdürlüklerinde ortaya çıktılar. Allah’tan canları alınmadı.
Gülistan Doku 3yılı geçti. Halen yok, yok, yok! Dersimli bir öğrenci. Ailesi feryatlar içinde. Hala onu bekliyorlar. Onun izini bekliyorlar.
Hürmüz Diril eşi Şimoni Diril’in cesedi bulunduktan sonra hakkında hiçbir haber alınamayan bir kişi yargılaması adil sürmüyor ve onun için de adalet aramaya devam ediyoruz. Kimsesizlerin sesi olmaya devam edeceğiz. Mazlumun, mağdurun adalet arayan sesi olmaya devam edeceğiz.”
























Yorumlar