22 Mayıs 2024
Gergerlioğlu: “
Kobani Kumpas Davası’nda ceza yağdı! Haksız, hukuksuz cezalar ile siyaset cezalandırılmaya çalışılıyor. Kürt meselesi çözümsüz bırakılmaya çalışılıyor! Böyle cezalar ile kimsenin varabileceği bir yer yok. “Onlarca insanı öldürdünüz” dediler ve bütün bu ölümlerden sorumlu tutamadılar! İfade özgürlüğü ile ilgili hususlardan abartılı cezalar verdiler! “Devletin birliği ve bütünlüğünü bozma” nedenli cezalar verdiler fakat ortada sorumlu tuttukları herhangi bir şiddet olayı yok, ölüm yok! Buna rağmen ağır cezalar verdiler! Bu cezalar verilirken öte taraftan Ankara’da başka olaylar yaşanıyor ve inanılmaz sümenaltılar yapılıyor.
Kobani Kumpas Davası’nda bir taraftan ceza yağdırıyorsunuz, öte taraftan Sinan Ateş iddianamesi fos çıkıyor ve gerçekler sümenaltı edilmeye çalışılıyor! Gerçek katiller gözden ırak tutulmaya çalışılıyor! MHP ve Ülkü Ocakları’nın isminin geçmemesine dikkat ediliyor iddianamede. Apaçık tetikçiyi İstanbul’dan Ankara’ya getirenler, Ankara’dan İstanbul’a götürenler göz ardı edilmeye çalışılıyor! Apaçık görüntüler var, “Onun ipini çekmişler, kalemini kırmışlar” lafları var ama bütün bunlar iddianamelere giremiyor ve nazar-ı dikkate alınmıyor!
Ayhan Bora Kaplan ile ilgili dava devam ediyor. Orada da bakıyorsunuz, mafya polise operasyon çekiyor, Ayhan Bora Kaplan isimli mafya lideri gayet rahatlamış durumda görünüyor! Geçtiğimiz hafta Devlet Bahçeli, bu operasyon ile ilgili darbe yapıldığını söylemişti, sonrasında işin rengi değişti ve Ayhan Bora Kaplan ve arkadaşları gayet rahat bir şekilde ifadeler veriyorlar ve müştekiler Ayhan Bora Kaplan hakkındaki ifadelerini geri çekiyor. İşte Türkiye’de bu işler dönüyor! Cinayet işleyen insanlar korunuyor, iktidarı, devleti eleştirenler ise ağır cezalara çarptırılıyorlar! İşin özeti bu! Biz bunu kabul etmiyoruz, itiraz ediyoruz. Bu çifte standardı kabul etmediğimizi buradan ifade ediyoruz.
Bakanlıklara birçok soru önergesi vererek durumu soruyoruz. Ne oluyor? Ne bitiyor? Diye soruyoruz ve bazen bakanlıklara soru önergelerimizin gidişi bile engelleniyor. Mesela “TOGG aracı niye Cumhurbaşkanlığı konvoyunda yok?” diye sorduk ve biz bu noktada soru önergemizin Ticaret Bakanlığı’na iletilmediğini gördük çünkü Sayın Numan Kurtulmuş Meclis Başkanı olarak “Efendim istişare mahiyetinde soru sorulmuş bunu göndermem.” Diyor! Biz istişare mahiyetinde bir soru sormadık, biz TOGG aracı büyük bir gösteriş ile tanıtılmıştı madem öyle “Niye Cumhurbaşkanlığı konvoyunda yok?” diye sormuştuk sadece ve bundan birileri rahatsız olmuşlar. Biz yine de cevabı bekliyoruz, kamuoyuna da buradan deklare ediyoruz. Meclis Başkanlığı’nda önü kesilen soru önergemizin cevabını bekliyoruz, kamuoyuna da duyuruyoruz ve Ticaret Bakanlığı’nın bir açıklama yapması gerektiğini söylüyoruz.
Birçok bakanlık; Ulaştırma, Ticaret Bakanlıklarına sorduk! Tüv Türk Muayene İstasyonlarında hepiniz araçlarını muayene yaptırıyorsunuz, muayene ücretini kredi kartından çektirdiğiniz zaman Tüv Türk ek ücret alıyor herkes isyan ediyor ama sonra unutabiliyor. Biz unutmadık bakanlıklara sorduk ve bakanlıklar bize tatminkar bir cevap veremedi! Resmen vatandaş soyuluyor! Nakit değil kredi kartı ile ödeme yaptığınızda Tüv Türk sizden ek bir haraç daha alıyor! Bu yasaya uymaz! Bunu sorduk nedir? Nereye uyuyor? Yasada yönetmelikte yeri var mı? Diye sorduk bakanlıklar bize her cevabı veriyor ama bu cevabı veremiyor! Tüv Türk nasıl bu işi yapıyor? Buna hakkı var mı? Diye soruyoruz başka cevaplar veriyor. Benim sorduğum soruya cevap ver! İlginç bir garabet var! Bakanlıkların izni dışında veyahut bakanlığın temas etmeye korkacağı durumlar mı var? Ben tekrar Bakanlara soruyorum, soru önergeleri cevapları da biz de kamuoyuna da yansıtacağız olacak bir şey değil! Milyonlarca insan soyuluyor, Tüv Türk kredi kartı ödemesi yapılınca ek ücretler alıyor! Bunlar yasa dışı işler ama gayet rahatlar ve bakanlıkta bu konuda eksi artı hiçbir şey diyemiyor. Bu olacak bir iş değil değerli arkadaşlar. Biz kabul etmiyoruz. Milletvekili olarak milletimizin haklarını hukukunu savunuyoruz. Bu yüzden soruyoruz!
Önümüzde önemli hak ihlalleri var. Talip Alan 15 ayı geçti Hatay Cezaevi’nde kurşunlanarak öldürüldü. Yakınları bize sık sık başvuruyor. Defalarca konuştuk ve soru önergesi verdik. Adalet Bakanlığı cevaplamıyor. Cezaevinde ihmaller sonucu bir isyan çıkıyor ve bu kişi kurşunlanarak öldürülüyor. Peki bu ölüm ile ilgili bir soruşturma var mı adli idari? Bu konuda da hiçbir açıklama yapılmıyor! Bunu kabul etmiyoruz ve Adalet Bakanlığı’ndan cevap bekliyoruz!
Sürgün mahiyetinde nakiller insanlara zulüm olsun diye yapılıyor cezaevlerinde! Ebubekir Çoban Kandıra F2 No’lu Cezaevi’ndeydi ve sürgün mahiyetinde Çorlu Karatepe Cezaevi’ne nakledildi. Öncesinde çıplak aramaya uğradığını söylemişti ve sonrasında da bu oldu! Düşünün, ihlale uğruyorsunuz, ihlale uğradığınızı söylediğiniz zaman da cezaevi idaresi o kadar keyfi ki sizi başka bir yere sürebiliyor. Biz bunu kabul etmiyoruz, her yerde olduğu gibi hukuksuzluk, yasasızlık ve keyfilik hakim cezaevlerinde hele ki Kandıra F2 Cezaevi’nde, bunlar ile mücadele etmeye devam edeceğiz değerli arkadaşlar. Geçit vermeyeceğiz!
Yozgat T Tipi Cezaevi’nde Selim Acar sağlık açısından zor durumda. 28 yıldır mahpus ve oldukça önemli şikayetleri var. Adalet Bakanlığı’nı da bu konuyu incelemeye davet ediyoruz.
Eyüp Şeker, ilk önce Silivri Cezaevi’nde yatmış daha sonra Maltepe Cezaevi’nde. Keyfi uygulamalarla halen bırakılmıyor ve tecrit devam ediyor.
Bir vatandaş bize başvurmuş. Eşi Gine vatandaşı olan Dr. Sekouba Conde ile evliymiş ve evine polis baskın yapmış. İşkence izleri görünmesin diye eşi de gözaltına alınmış. Kendisi hapishanede kalmış. “Eşimi de geri gönderme merkezlerine göndermişler.” Eş kontenjanından Gine vatandaşı Sekouba Conde mağdur edilmiş, terörist ilan edilmiş. Mahkemeye ikamet için başvurmuş. “5 yıl kaçak yaşamışsın.” Denilmiş aslında öyle bir durum yokmuş ve ardından Tuzla Geri Gönderme Merkezi’ne göndermişler oturma izni vermeden. Aile ikametine başvurmuşlar onu da reddetmişler. Yine bütün belgeleri teslim etmişler ve ardından karakola teslim edilmiş, sınır dışı kararı alınmış. Dr. Sekouba Conde Göçmen Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’nin başkanı olduğu için bu zulümlere uğruyor? Bunu da anlamak mümkün değil ve diyor ki: “ Hristiyan olan eşimi İşid’ciler ile aynı odaya koydular. Can güvenliğinden de endişe ediyorum.”
Aktekin Gültekin: “11 yıldır mağdurum.” diyor. “Beraat aldım buna rağmen Danıştay bile geri dönüşüme ret verdi, Anayasa Mahkemesi’ne gittik, 3 yıldır bekliyoruz. KHK ile meslekten atılmadım ve bir kumpas sonucu meslekten atıldım. Evraklarıma imza atan herkes ihraç oldu ve ben hala iade edilmedim.” Diyor. Burada da önemli bir husus var. Beraat etmesine rağmen iade edilmeyen bir kişinin feryadını duymalılar.
Necdet Bozdağ diyor ki: “ Küçük bir esnafım, Kosgeb Kredisi aldım” ve kredi ödemelerini yapmaya başlamış. Aniden ödemelerde 2300 TL’lik artış görmüş. Her yeri aramış, bağlı bulunduğu odayı aramış, doğru düzgün bir açıklama yapılmamış. Kendisine “Faizler arttı %7.5’dan %17 oldu ondan dolayı ekstra faiz eklendi.” Denilmiş. Detaylı bilgi alamamış. “Önceki faiz ile ödeme yapıyorduk bundan dolayı mağduruz.” Diye bize başvurusu var. Bunu da Hazine ve Maliye Bakanlığı’na ilettik.
Kanun Hükmü belgeseli, İşçi Filmleri Festivali’nde gösterilmedi. Biz Meclis’te bir imza kampanyası düzenledik, tüm milletvekillerine bu imza kampanyasını mail ile gönderdik fakat 69 milletvekilinden destek alabildik. DEM Parti, DBP, Emek Partisi tam kadro destek verdi ve diğer partilerden az destek geldi. Biz tüm vekillerin buna destek vermesi gerektiğini düşünüyoruz çünkü sanata yönelik bir sansür var. KHK ile ihraç edilenlerin yaşadıklarını anlatan bir belgesel filmin gösterilmesi zorbalık ile hile ile engellendi. Buna karşı idare mahkemesine de başvuruldu fakat konu Meclis’in gündemine getirildi. Biz de soru önergesi verdik. Bu hukuksuzluğa karşı ve milletvekillerinden de destek istedik. Destek veren milletvekillerine teşekkür ederim ama destek vermeyen milletvekillerine de buradan hem kendim hem tüm KHK’lılar adına da sitem ediyorum çünkü bu kadar net bir şekilde bir sanat eseri sansürüne sessiz kalmamalıydılar. Hele ki bu sanat eseri; yargısız infaz ile ihraç edilen yüz binlerce kişinin dramını anlatan bir belgesel filmse. Bu noktada milleti temsil eden milletvekillerini Boğaziçi’ndeki öğretim görevlisi Can Candan hocamız da eleştirmiş ve 69 sayıyı, 69’dan geri kalan imza atmayan milletvekillerini; “Geri kalan milletvekilleri, siz belgesel sinemanın sansürlenmesini onaylıyor musunuz?” sorusu ile sitemini iletmiş.
Hasta mahpus 28 Şubat davasından cezaevinde olan generaller, orgenerallerin tahliyesini ben her zaman için istedim ve şu anda da doğru buluyorum fakat yaşlılık, kocama, sürekli hastalık hali nedeniyle bu kişiler Cumhurbaşkanlığı affına uğradı fakat aynı şekilde Cumhurbaşkanlığı önünde af için bekleyen böyle hasta mahpuslar da var. Bu kadıncağızın eksiği ne? %89 engelli ve ağır hastalıkları olan, MS, epilepsi ve depresyon hastalığı olan ağır bir hasta. Adli tıp kurumundan rapor almış ve Cumhurbaşkanı’nın önünde fakat halen kendisine af verilmiyor bu da olacak bir iş değil. Bu çifte standardı kabul etmiyoruz.
Ben Şerife Sulukan’ı Menemen R Cezaevi’nde gördüm bir hekimim aynı zamanda, kendisi ile konuştuğumuz zaman durumunu hiç iyi bulmadım. Sağlık açısından oldukça sıkıntılıydı fakat bu kişi halen bu hastalıklı haline rağmen cezaevinde tutuluyor. Bunlar kabul edebileceğimiz hadiseler değil.
Cezaevlerinden bize birçok mektup geliyor; çok hasta mahpus durumunu aktarıyor. Bakın onların mektuplarından kısa özetler sunuyorum size; Nebahat Öncü Tarsus Kadın Cezaevi: “ “Nadir görülen ve tedavisi çok ağır bir hastalığa sahibim.” Churg- Strauss hastalığı bu hastalığın adı. “Geride bıraktığım 5 ayım inanılmaz zor geçti. Geldiğimden beri yerde yatıyorum ve hijyenik değil. 19 kişinin nefes nefese yaşadığı bu dar alanda sık sık enfeksiyona yakalanıyorum. Tedavim enfeksiyon için çok tehlikeli. İnfaz erteleme raporu vermediler. Cezaevinde idare edebilirmişim! Hastanede verilmesi gereken tedavilerim sevklerin gecikmesi nedeniyle aksıyor. Hastalığımın ciddiyeti artabilir. Hastalığımın beni düşürdüğü acziyeti kimse anlamıyor! Stresim kaygım artıyor ve hastalık beni esir alıyor. Çok üzgünüm.” Diyor. Düşünün böyle ağır bir hastalığı var, bildiğimiz bir hastalık, nadir rastlanan milyonda bir rastlanan ama oldukça ağır ve direnci düşüren bir hastalığa sahip bir kişi çok olumsuz şartlarda yaşıyor. Başvuruyor ama o kişi çıkamıyor. Böyle bir infazda çifte standart ve adaletsizlik olmamalı değerli arkadaşlar.
Mehmet Güvel bize mektup ile başvuran hasta, yaşlı bir mahpus. Bakın onun durumunu da anlatayım size; Buca Cezaevi’nde 78 yaşında %80 engelli, Wernicke-Korsakoff hastası aynı zamanda prostat hastası ve prostat kanseri. “Hücrelerin camlarında demir parmaklıklar dışında ek olarak bir de tel örgüler var. Dışarıya bırakın elimizi parmağımızı bile çıkartamıyoruz. Tel örgülerden dolayı hücreye düzenli bir hava akışı dahi yok! Yani diri diri bir tabutun içine konulmuşuz…” diyor Kuyuların Dibinden Gelen Sesler’de Mehmet Güvel!
Yarın mahkemesi olacak İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nde saat 14.45’te Eren Odabaş bir hasta mahpus ve kanser hastası. Bakın üst üste hasta mahpusları size anlatıyorum. Düşünün bu insanlar da dışarıda olmalı! Ben diğerleri çıkmasın, sadece bunlar çıksın diyenlerden değilim! Benim kriterim siyasi değil insan hakları. Ağır hasta ise bir kişi cezaevinde durmamalı diyorum. Benim kriterim bu. O çıktı benim siyasi görüşümden olan niye çıkmadı demiyorum! Tüm hasta mahpusları aynı standart uygulansın diyorum. Bakın Eren Odabaş genç yaşında kanser hastası, desmoid tümör bir bağ dokusu tümörü ve oldukça tehlikeli bir boyuta gelmiş durumda. Ya ameliyat ya da oldukça ağır ve evde alması gereken bir kemoterapi gerekiyor fakat halen cezaevinde. Umarım Eren Odabaş özgürlüğüne kavuşur.
Yusuf Kenan Dinçer, Van Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden bize yazmış; “6 arkadaşımız 85 aydır tek kişilik hücrede hukuksuzca tutuluyor. 3 kişilik hücrelere alınmalı! Kitap yayın haklarımız gasp ediliyor. AYM kararlarına uyulmuyor. Toplatma kararı olmayan yayınlar verilmeli. Keyfi sayı sınırlaması kaldırılmalı. Sohbet hakkı kısıtlanıyor. Haber kanalları kısıtlanıyor. Keyfi disiplin cezaları veriliyor. Denetimli serbestlikler verilmiyor. Su kotası uygulanıyor. Sıcak su çok yetersiz. Bozulan demirbaşlar değiştirilmiyor. Sevke çıkan mahpuslar kelepçeli bekletiliyor. Semt polikliniğinde oturak özellikle bulundurulmuyor. Kelepçeli ve ayakta bekletiliyoruz.” Diyor. Sanki orta çağ zindanları arkadaşlar! Şu hale bakın! Demokratik standartlar dibe vurmuş durumda! Hal bu ve bu hali özellikle ısrarla da inatla da dayatarak devam ettiriyorlar Van Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde
İdris Caner, Bandırma 2 No’lu T Tipi Cezaevi’nden bize yazmış ;“En temel insani haklarımız elimizden alınmış durumda. Adli mahpuslarla aynı koridorda tutuluyoruz. Can güvenliğimiz yok. Yasaya aykırı işler yapılıyor. Ekrem Gün arkadaşımız tehdit ve hakarete maruz kaldı. Tüm kitaplarımız toplandı, kitap sınırlaması getirildi. Sosyal etkinliklerden yararlanamıyoruz. Aramalar güvenlik kaygısı ile değil psikolojik baskı için yapılıyor.” Diyor.
İkram İnce, Kırşehir S Tipi Cezaevi’nin durumunu bize anlatmış; “Süsleyerek sunmaya çalıştıkları toz pembe senaryoları olsa da asıl olanın gerçeklik olduğunu biliyoruz. Bunun için okuyoruz ama istediğimiz kitaplara ulaşamıyoruz.” Diyor.
Neslihan Albayrak, Bakırköy Kadın Cezaevi’nden bize yazmış; “Bir basın açıklamasında polis tarafından ağır bir şekilde darp edildim. Ters kelepçeliyken başıma yumruk, yüzüme tokat, ayak bileklerime basma gibi her şey yapıldı. Bunu teşhir edince hakkımda soruşturma açıldı fakat mahkemece cezalandırıldım. Aslında doktor raporunda her şey vardı. İstanbul 56. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından adaletsizce cezalandırıldım. Açlık grevine başladım. Talebim adil yargılanmak. Bir de üstüne disiplin cezaları verdiler, fazladan yatıyorum. İşkenceci polis ve sahte tutanak tutan müdür yargılansın!” diyor. İşte ülkenin hali bu!
Nurettin Kaya, Bolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nden yazıyor bize ve bu kişinin açlık grevi 220 günleri bulmuş durumda;” Açlık grevindeyim. Yakınlarımıza yakın bir yere nakil olmak için ve bu çok ağır gayri insani tecridin bitmesi için açlık grevindeyiz. Başka çare bulamıyoruz.” Diyor ve bu kişinin sesini duymanız için ölmesi mi gerekiyor diye soruyorum Sayın Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’a?
Semih Meriç, İzmir 4 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi’nden bize yazmış; “Hakkımızda olumlu karar veren mahkemelerin üyeleri sürülüyor. Olumsuz karar verenler ise ödüllendiriliyor. Hakkımızda olumsuz beyanlar verenler hemen tahliye, olumlu beyanlar verenler ise somut delil olmamasına rağmen tutuklanıyor. Bu denli hasmane bir tutumla devam eden davada adil yargılanmadık. Sanıkların serbest kalmalarının tek yolu işlemediği suçları kabul edip bir kurguyla anlatmak mıdır?” diyor.
Muhammed Enes Zeren Tekirdağ, 1 No’lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden bize yazmış;“Her yol ile uğradığımız ihlalleri gündeme getiriyorsunuz. Bizim için bu çok kıymetli. Bizim için küçük bir umut ışığı da sizler yakıyorsunuz. İnşallah bir gün bu küçük umutlar birikecek biz de aydınlığa kavuşacağız. Sizin gibi vatandaşın, halkın sorunları ile ilgilenen ve bunu korkmadan, çekinmeden savunan insanlar bizim devlete olan güvenimizi tazeliyor.” Demiş Muhammed Enes Zeren Tekirdağ 1 No’lu F Tipi Cezaevi’nden!
Bu fotoğrafın videosunu da yayınladım. Başınıza bir iş gelir, Adliye’de nezarethaneye alınırsınız, istemeden kavgaya karışırsınız, kaza yaparsınız Ankara Sıhhiye Adliyesi’nde nezarethanesinin hali bu! Ankara Sıhhiye Adliyesi D Kapısı girişinde bulunan nezarethanenin hali! Onlarca kişi ufacık bir alanda tutuluyor. 12 m2’lik bir yerde 22 kişi var. İnsani ve İslami hiçbir uygulamaya da izin verilmiyor burada. Böyle olmaz! Bakın Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’a sesleniyorum; Ankara Adliyesi’ndeki bu nezarethanenin hali nedir? İnsanları üst üste dolduruyorsunuz. Her vatandaşın başına böyle bir şey gelebilir? Nezarethaneye alınabilir ama böyle bir muameleye mi uğrayacak? İnsan haklarına aykırı işleri bitirin diye buradan sesleniyoruz.
Şu kişi Amerikalı bir Yahudi bürokrat. Lily Greenberg Call, Filistinlilerin toplu bir şekilde İsrail’den sürüldüğü Nakba’nın 76. yıl dönümünde 15 Mayıs 2024’te Biden’in İsrail’e verdiği desteği protesto etmek amacıyla istifa etti. Bu Amerika’daki Yahudi bürokrat İsrail’den Amerika’ya gelmiş, önceleri Siyonist ırkçı bir kişiyken oradaki Filistinli arkadaşları ile tanışınca onlar ile konuşunca fikirleri değişmeye başlamış ve en sonunda böyle soykırıma karşı net bir tavır takınmış. Biz de onu çok değerli buluyoruz. Çok değerli örnek bir davranış sergilediğini de buradan söylüyorum ve tebrik ediyorum kendisini.
Netanyahu ve Hamas liderleri ile ilgili bir tutuklama müzekkeresi Uluslararası Ceza Mahkemesi Başsavcısı tarafından çıkartıldı. Bunu önemli buluyoruz. Bizim için katilin rengi, dili, dini fark etmez. İsrail de yapsa Hamas’ta yapsa eleştirdik eleştiriyoruz ve kimin ne suçu varsa yargılansın diyoruz. Netanyahu şu anda soykırıma devam ediyor korkunç bir soykırım yapıyor. Hamas’ın 7 Ekim saldırıları kabul edilemez saldırılardı ve Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin bu adımını da oldukça önemli bir karar olarak değerlendiriyorum. Güney Afrika’nın açtığı davaya Türkiye müdahil olacaktı fakat bunun ile ilgili bir adım görmüyoruz. Sayın Hakan Fidan’a buradan soruyorum; bu davaya müdahil olacağını açıkladınız fakat hiçbir fiiliniz yok. Biz konuyu yakından takip ediyoruz ve buradan soruyoruz sizden cevap bekliyoruz lütfen bu cevabı verin diyoruz!
Şu kişi bir depremzede ve depremzedenin sesini duymadılar! Orhan Erdoğan ağır hasarlı raporu verilen evinin ağır hasarlı olmadığını belediyeye de devlete de anlatamadı. Sesini duyuramayan ve yaşamına son veren Erdoğan’ın, mesajlarını da kimsenin umursamadığı anlaşıldı! Bir garip ölmüş diyeler 3 gün sonra duyalar şu garip insan sesini duyuramadığı için intihar etmiş. Arkadaşlar böyle bir devlet anlayışı olabilir mi ya? Garip gurebanın sesini devlete duyuramadığı bir yere hukuk devleti denir mi?
Hapishanelerde denetimli serbestlik ile ilgili zulüm devam ediyor. Mümkün olduğu kadar yokuşa sürüyorlar soyut gerekçelerle. “ Yok senin toplumda bulunman zararlı olacak seni burada tutalım.” Diyebiliyorlar vb. birçok gerekçe ileri sürerek mahpuslar içeride tutuluyor. En son bir avukat gözlem kurulu tarafından serbest bırakılıyor ama çıkıyor cezaevinden tahliye oluyor, infaz savcısı itiraz ediyor, çıktığı cezaevine geri giriyor. Bunlar gerçekten artık ne kadar işin abartıya döndüğünü gösteren olaylar değerli arkadaşlar.
Çap yayınları deneme sınavında Türkiyeli ifadesini kullanan yazarın işine son vermiş! Türkiyeli dediğiniz zaman gerek devlet nezdinde gerekse de birtakım kurumlar nezdinde özel de olabiliyor bunlar hemen şeytanlaştırılıyorsunuz. Aslında Türkiye’de sorunları bitirmenin yolu Türkiyeliliktir. İnsanları zorla Türkleştirmek değildir! Yıllardır anlattığımız budur. Bir geniş şemsiye altında, geniş bir çatı altında insanları eşit vatandaş statüsü haline getirecek uygulamalar oluşturduğunuz zaman mesele biter bu da Türkiyelilik ile sağlanır diyoruz yıllardır.
Etki ajanı ile ilgili bir kavram önümüze düştü. Günlerdir bu konu konuşuluyor! Vakıflar, dernekler etki ajanı ilan edilebilecek, gazeteciler! Böyle bir yasa teklifi getiriyorlar. Bu kabul edilecek bir durum değil. Kendisine muhalif derneği, vakıfı düşünen insanı, yazarı, gazeteciyi etki ajanı ilan edebilecek bu yasa teklifi korkunç bir teklif. Bunu kabul etmiyoruz. Öte taraftan bakıyoruz araştırmalar yapılıyor, kendisine muhalif vakıf, dernekleri etki ajanı ilan edenler, vatan haini ilan edenler meğerse kendileri gidip Avrupa Birliği fonlarından fon alıyorlarmış, para alıyorlarmış. Düşünün böylesi de bir utanmazlık mevzu bahis şu anda.
Dilovası’nda bir hukuksuzluk vardı. Bu da belgesi. Dilovası’nda ana muhalefet partisi durumunda olan DEM Parti gerek ilçe protokolünden çıkarılmıştı gerekse de ilçe insan hakları kurulundan çıkarılmıştı. Biz buna itiraz ettik. Bu inanılmaz hukuksuzluğu düzelttiklerini görüyoruz. Bir daha da böyle şeylere Dilovası Kaymakamlığı tevessül etmesin. Buradan da bunu söylüyoruz. Dilovası’nın ana muhalefet partisini görmezden gelen, belediye meclis üyelerini görmezden gelen bu anlayışı kabul etmiyoruz. Bir daha da tekrar edilmesini diliyoruz.
Kroman Çelik Fabrikası Darıca’da bir tesis kurmak istiyor. ÇED toplantısı yapıldı. Bu raporun tartışılacağı toplantıya ben de katıldım. Bu fabrika işte bakın böylesine güzel, yemyeşil bir alana kurulacak bu tesis ve oraları mahvedecek. Dereleri, toprağı, suyu, havayı mahvedecek. Biz buna karşı bir mücadele sergileyeceğiz.
Kırım Tatarları ve Çerkez halklarının sürgünlerinin yıl dönümünde acıyı bugün hala içimizde hissediyoruz. Biz ayrımsız tüm dini, etnik, mezhebi, siyasi tüm farklı gruplar için hak, hukuk, adalet ve eşitlik istiyoruz arkadaşlar ve bu korkunç soykırımın unutulmaması gerektiğini söylüyoruz. Yıllar oldu ve bu soykırım hala insanlar için büyük bir hüzün meselesi.
Filistin’e Özgürlük Platformu üyeleri bizi ziyaret ettiler. Farklı kesimlerden buluşup bir platform oluşturan bu arkadaşlarımızın faaliyetleri son derece değerli. Filistin duyarlılığının maalesef azaldığı bugünlerde Türkiye’de bu konuda önemli bir duyarlılık oluşturmak, Türkiye Vicdan Mahkemesi’nin sonuçlarını gündem yapmak ve Mecliste tüm partilerin ortak bir iş birliğiyle Filistin konusunda siyaset üstü bir şekilde Filistin konusunu değerlendirmesini ve etkili ses çıkartmasını isteyen bu platformun çalışmalarını tasvip ediyorum, değerli buluyorum. Kendileri de ziyaret etti, yolları açık olsun diyorum.
Son olarak her hafta belirttiğimiz gibi öneminden ve hukuksuzluğundan dolayı her hafta altını çizdiğimiz hak ihlallerine geçiyoruz.
Cemal Kaşıkçı Türkiye’de Suudi Arabistan Başkonsolosluğu’nda yok edildi. Recep Tayyip Erdoğan demediğini bırakmadı. Her türlü ağır laflar edildi fakat sonra kendi eliyle dosyayı Suudi Arabistan yetkililerine teslim etti ve ardından bir kredi anlaşması imzalandı. Bu kişi de öldüğüyle kaldı.
Osman Kavala haksız, hukuksuz, zindanlarda tutulan bir başka insan hakları aktivisti, çok değerli bir insan. Bu toplum için çok iyi şeyler yapmaya çalıştığını yakinen bildiğimiz, binlerce insanın bun çok iyi bildiği bir insan Osman Kavala. Birisinin gadri yüzünden yıllardır zindanlarda tutuluyor, zulümdür, haksızlıktır, kabul etmiyoruz, itiraz ediyoruz.
Şerif Mesutoğlu işlemediği bir cinayetten dolayı ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi ona. Kaymakam Muhammed Fatih Safitürk cinayeti. Hiçbir doğru dürüst delil yokken ağır bir şekilde cezalandırıldı. Belli ki bir derin devlet cinayetiydi ve iş birisinin üstüne yıkıldı. Muhammed Fatih Safitürk cinayetini ne kadar kınadıysak, lanetlediysek Şerif Mesutoğlu’nun bu haksız hukuksuz bir şekilde zindanlarda tutulmasını da eleştiriyoruz.
Selçuk Kozağaçlı, Çağdaş Hukukçular Derneği Genel Başkanı, katliamların yıldönümleri geçiyor, o katliamların patronları bile dışarı çıkıyor ama hala o katliamların mağdurlarının yanında olan Selçuk Kozağaçlı cezaevinde. Yani bu cümlemizin üstüne daha fazla bir şey söylemeyelim. Türkiye’de adaletin, hukukun geldiği nokta bu maalesef idealist bir insan hakları hukukçusu, değerli, zeki, gayretli, çalışkan, üretken bir insan, Selçuk Kozağaçlı bu sistemin zulmünü yaşıyor.
Ferit Şenyaşar ve Emine Şenyaşar kendilerine yapılan büyük hukuksuzluğa karşı 6 yıldır Urfa’da direndikleri gibi şimdi de Ankara’da Adalet Bakanlığı önünde adalet istiyorlar ve yılmadan, bıkmadan, baş eğmeden adalet taleplerini hep gündem ediyorlar.
Gabonlu Dina’nın durumunu hep takip ettik. Bir kadın olarak cinsel saldırıya uğradıktan sonra hayatını kaybetti. Davayı takip ediyoruz ve adil bir yargılama olup olmadığı noktasında çok önemli soru işaretleri var ve bu konuda bir adalet bekliyoruz.
Yusuf Bilge Tunç, her hafta söylüyoruz, söylemeye devam edeceğiz. Korkunç bir olay 6 Ağustos 2019’da kaçırıldı. Normal bir mafya tarafından kaçırılsa anında kaçıran bulunurdu ama maalesef halen kendisi hakkında bir iz bulunamadı. Yakınları devlet görevlilerince kaçırıldığını, yok edildiğini iddia ediyor ve bu konuda da hiçbir gelişme olmuyor. 2019’dan beri yok edilmiş bir insan var karşımızda. Maalesef bu ülkemizin tarihinde binlerce faili meçhul ve yargısız infazların olduğunu çok iyi biliyoruz.
Gökhan Türkmen ve Yasin Ugan da 9 ay ve 6 ay kaybedildikten sonra ortaya aniden çıktılar Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde ve ardından cezaevine kondular. Mahkemede ağır işkencelere uğradıklarını kendisini birtakım devlet görevlisi olarak tanıtan kişilerce ağır işkencelere uğradıklarını beyan ettiler.
Gülistan Doku Dersim’de 3 yılı aştı halen bulunamıyor. Ailesiyle konuşuyoruz. Meclis’in gündeme almasını ve bir araştırma komisyonu kurulmasını istiyor ailesi. Biz de annesi, ablası, babası ve tüm yakınları adına onların sözcüsü, temsilcisi olarak bu vatandaşımızın hakkını, hukukunu mecliste tekrar soruyoruz. Çok önemli bu hususlar. O yüzden her hafta soruyoruz.
Şimoni Diril’in zorla kaçınıp kaybedilmesinden sonra yine zorla kaçınıp kaybedilen Hürmüz Diril’in cesedi hala bulunamadı ve mahkemesi adil mi değil mi o konuda da bir belirlilik yok. Adalet talep ediyoruz onlar adına.”
























Yorumlar