2 Kasım 2024
Gergerlioğlu: “28 Kasım 2024, maalesef çok değerli bir insan hakları savunucusu olan Tahir Elçi’nin ölüm yıldönümü yine bugün.
Tahir Elçi, Diyarbakır Barosu eski başkanıydı ve insan hakları savuncusu bir avukattı, hukukçuydu ama hepsinden önemlisi son derece saygın, vicdanlı bir insandı ve bu özelliğiyle hukuk alanında önemli bir mücadele sergiliyordu.
Üstü kapatılmak istenen katliamlar, cinayetler ve haksızlıklara karşı destansı bir mücadele sergiliyordu ve onları uluslararası alana taşıyıp oralardan sonuç alabiliyordu. Tuttuğunu koparan bir insandı Tahir Elçi.
Gayretli, idealist mesleğine inanan hukukun üstünlüğüne önem veren bir insandı Tahir Elçi ve çatışmaların ortasında hayatını kaybetti. Dört ayaklı minarenin dibinde hayatını kaybetti. Korumaya çalıştığı Diyarbakır’ın değerleri ve Kürt sorunundaki çatışmasız, barışçıl tavrı nedeniyle çatışmaların arasında kaldı ve Tahir Elçi hayatını kaybetti.
Tahir Elçi vicdanlı bir insandı, cesur bir insandı ve sorunların çözümü için inisiyatif alan bir insandı. Bu özellikleriyle öne çıkıyordu. Korkan, sinen, geri çekilen, inisiyatif almayan bir insan değildi ve bütün bu değerli özelliklerinin bedelini ödedi ama belki bir şekilde vuruldu fakat unutulmadı. Bunu en başta söyleyelim.
Yıllar oldu fakat biz Tahir Elçi’yi unutmadık, unutmayacağız! Barış için çabalarını, insana verdiği değeri ve en önemlisi vicdanlı bir insan olmasını kesinlikle unutmayacağız! İnsana, tarihe, doğaya, canlıya, cansıza verdiği değeri kesinlikle unutmayacağız. Kalbimizde yeri var, silinmeyecek, kazınmayacak bizim ve tüm toplumun hafızasında silinmez bir yeri her zaman için olacak.
Bugünlerde büyük bir mali skandalı konuşuyoruz. Olacak bir hadise değil! Altın ve döviz işi yapan döviz büroları 50 dolar ve 100 dolar alımlarını durdurdu. Neden? Ülkeye 600 milyon dolarlık sahte dolar girişi olmuş. Korkunç bir olay! Büyük bir dolandırıcılık tezgahı ve piyasa büyük bir sallantıyla sarsılıyor. Şu an zaten bir ekonomik kriz var. Fakat bir de böyle sahte dolarların ortalıkta dolaştığı bir anı yaşıyoruz. Biz İçişleri Bakanlığı’na sormak isteriz, biz Maliye Bakanlığı’na sormak isteriz; bu nasıl bir skandaldır! Ayakta mı uyuyorsunuz? Ne yapıyorsunuz siz? Bu paralar nasıl üretiliyor ve piyasaya girebiliyor. Nasıl buna engel olamıyorsunuz? Yurt dışından gelmişse önlemleri alma noktasında ne yaptınız? Bu tür sahte para basımlarıyla ilgili kontrolleri, gereken işlemleri neden yapmadınız da şu anda piyasalarda büyük bir tedirginlik yaşanıyor. Bunu sormak istiyoruz!
ATM’lerin ve para sayma makinelerinin ayırt edemediği dolarlar bunlar ve o yüzden herkes ama herkes büyük bir tedirginlik yaşıyor. Biz, bizi yönetenlere güvenmek isteriz. Bu denli büyük yolsuzluklar dolandırıcılar tarafından rahatlıkla yapılırken birileri hala çok iyi bir yönetim sergilediklerini söyleyebiliyorlar inanılmaz bir şekilde. Her taraflarından tel tel dökülüyorlar aslında. İşte son skandalda ekonomi alanında! Bu denli büyük bir yolsuzluk ve dolandırıcılığın ortaya çıkması zaten iktidarın kendisi yolsuzluk usulsüzlükleriyle nam salmış bir iktidar. Onların döneminde de bu tür hadiselerin kolayca vuku bulduğunu görüyoruz.
Bakın bu konuda da bir soru önergesi verdik. TRT, vatandaşın vergisiyle ayakta durur. Vergiler, elektrik faturaları, bandrol ücretleriyle hizmet verir ama son dönemlerde UEFA Şampiyonlar Ligi, UEFA Avrupa Ligi, UEFA Konferans Ligi ve UEFA Süper Kupa maçlarının yayın hakları, TRT1 ve Dijital Platformu Tabii üzerinden bazı içeriklerin ücretli sunulmasıyla ilgili olarak kamuoyunda eleştiri alıyor.
Hem vatandaştan vergi alıyorsun, ondan sonra da dijital platformda “Bazı maçları yayınlayacağım, ver bakalım parayı.” diyorsun. Bu nasıl bir iş? TRT, o zaman niye milletten para topluyorsun? Bu topladığın paralar nereye gidiyor? Niye vatandaştan bir daha para topluyorsun? Bunu biz bir soru önergesiyle sorduk ve TRT’den cevap bekliyoruz. Vatandaşı yolunacak kaz gibi gören bir anlayışla karşı karşıyayız. Nedir bu işler TRT? TRT’den sorumlu olanlar bir hesap versinler. Vatandaşı böyle yolunacak kaz gibi görerek habire para talep eden bir kurumla karşı karşıyayız.
Vatandaşlarımızın bize yönelik birçok müracaatı var ve onları da biz burada gündem ediyoruz. 2023 KPSS sınavında bir vatandaşımız Konya’da iyi bir derece yapmış. Mülakatta da fena bir puan almamış. Fakat Ankara, Erzurum, İzmir gibi illerde +5, +10 puanlar verildiği için kontenjan dışı kalmış ve atama hakkı elinden almış. “Bu il farklılığı neden oluyor?” diyor. Bu nasıl bir iştir? Hakikaten ilginç. Komisyonlar KPSS puanına yakın puanlar vermiş. Diğer iller çok yüksek puanlar vermiş. Bu yüzden iller arası bir adaletsizlik olduğu iddiası var. Konya’dan bir vatandaşımız tarafından bu konuda da bakanlık bir açıklama yapmalı.
Bir başka öğretmen; “Türkçe öğretmenliği alanında 460. oldum ancak Yusuf Tekin’in mülakat ısrarı yüzünden mülakatta elenip kontenjan dışında kaldım.” diyenler var.
Biyokimya bölümü öğrencileri bize başvurdular. Diğer pek çok tekniker gibi onlar da maalesef işsizler, atama bekliyorlar. Binlerce Biyokimya bölümü öğrencileri; “ KPSS’de aldığımız yüksek puanlarla ve iyi sıralamalarla her sene atamalarda sıfır çekmekteyiz.” diyor. “Üniversite araştırma istasyonu laboratuvarında ve kamu atamalarında ön lisans biyokimya bölümüne de yetki verilmesi ve atamalarda ön lisans biyokimyanın da Sağlık Bakanlığı alımlarına dahil edilmesini istiyoruz.” diyor.
Nargiza Sidamutova Arzu isimli bir kadın bize başvurmuş. Zamanında Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı bir kişiyle evlenmiş fakat ardından şahıstan boşanmış alkolik olması nedeniyle. “Doğduğum ülkeme gidip pasaportumu yenileme imkanım olmamasından kaynaklanan evrak süresi eksikliği oldu ve bana ikamet izni vermediler. Çocuğum 2 senedir lise eğitimine devam edememekte.” Bir aile krizi yaşanmakta. Anne ve kızı büyük bir sıkıntı yaşamakta. “İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü bana; “Git ikamet iznini al gel çocuğun eğitimi olsun.” diyor. Göç İdaresi ise; “İstanbul’u terk et başka bir ilde mülteci ol ya da Türkiye’yi terk et.
Ne yapayım. Kızımla bir başıma kalmışım. Çok zor durumdayım.” diyor. Şimdi bu şekilde zor durumda olanların elinden tutmak gerekmiyor mu? Göç İdaresi Başkanlığı’na buradan sesleniyoruz. Nedir bu kadının durumu? “Göç İdaresi, İdare Mahkemelerinin itiraz yolları tamamen kapalı olarak vermiş oldukları nihai karara uymamaya devam etmekte. Benim suçum çocuk büyütmek mi? Beni anne olmakla ve müzisyen olmakla suçladılar. Kızım bana ;”Anne ben ötekileştirilmekten dışlanmaktan yoruldum. Nereye gitsek senin annen yabancı diyerek kapılar yüzümüze kapanıyor. Yaşamak istemiyorum. İtihar edeceğim.” diyor. Bir dram var. Anne ve kızı arasında Göç İdaresi Başkanlığı bu konuya bir çözüm bulmalı. Yani bu küçücük çocuk intihar mı etsin? Annesi çocuğuyla beraber büyük bir dram mı yaşasın? Bir çözüm bulun lütfen diyoruz. Bu yalnız kalmış kadın için ilgililere sesleniyorum buradan.
Esenyurt bölgesinde 25 yaşında bir kadın Erin Ahmed ve 7 yaşında bir çocuk durdurularak Arnavutköy bölgesinde mülteci geri gönderme merkezine gönderiliyor. Çocuk iki haftadır okuluna gidemiyor. Oldukça zor durumda. Kadının da mide rahatsızlığı var. Bu konuda da yine Göç İdaresi Başkanlığı’nın bir müdahalesini bekliyoruz. Serbest bırakılmalı. Kendisi Türk kimliğine sahip.
Habib Kanon da vicdani reddini ilan etmiş. Kendisi; “Kamu hizmeti alarak askerlik görevimi yerine getirmek istiyorum.” diyor. Tamamen bir şey yapmama demiyor ama “kamu hizmeti alarak bu askerlik hizmetini yapmak istiyorum.” diyor.
Kocaeli İzmit Kule erkek öğrenci yurdunda iki aydır tuvaletler arızalı arkadaşlar. Öğrenciler bize başvuruyor. Duvara akıntı veriyormuş ve öğrenciler tarafından ortak kullanılıyormuş. Hijyenik yönden bir salgın var. İki aydır arıza devam etmekte ve arıza giderilme, tamirat ve bakım onarım cihetine gidilmemektedir.
Erkan Alcı, Mersin Tarsus T Tipi Kapalı Cezaevi’nde kalıyor. Bu kişinin siyasi ve adli cezaları içtima edilmiş ve bu yüzden siyasi koğuşta adli cezasını çekmekte. Aslında ayrı ayrı bu hesapların yapılması lazım. İçtima edilince mahpuslar böyle haksızlığa uğruyorlar. Bu konunun da altını çizelim.
İbrahim Temel, İzmir Buca 2 No’lu F Tipi Cezaevi’nde. 15 yıldır cezaevinde 40 gündür beton zeminde tekli hücrede kalmış. 3 yıl önce açık cezaevine gitmesi gerekirken 9/3 tehlikeli mahpus diye cezalandırılmış ve Elazığ, Samsun, Bafra ve şimdi de İzmir Buca’da tüm eşyalar alınarak tecrit uygulanıyormuş.
Birçok vatandaş bizden GSM operatörlerinin fahiş fiyat tariflerinin meclis gündemine alınmasını istiyor. 2-3 kat ücret istiyorlar. 2025 yılında ve piyasadaki her şeye zam istiyorlar. Vatandaşın iletişim ve haberleşme hakkını engelliyorlar diye başvuru var. GSM operatörleri böyle kendilerini denetlemeyen olunca rahat rahat vatandaşı sömürmeye devam ediyor arkadaşlar. Hepimizin telefonu var ve aniden çok yüksek faturalarla, abuk sabuk gerekçelerle karşılaşabiliyoruz.
Remzi Kanmaz, 70 yaşında Kandıra F Tipi Kapalı Ceza Infaz Kurumu’nda 2.5 aydır tek kişilik hücrede birçok kez dilekçe yazmış, talep etmiş olduğu halde koğuşa alınmamış halen hücrede tutulmakta.
Optisyenler bize başvuruyor. “Bakanlıktan atama istiyoruz. Özel sektörün eline bakmak zorunda bırakılmaktayız. Bakanlık ne yapıyor.” diyorlar.
Taner Kavas Maraş Türkoğlu Cezaevi’nden 6 Şubat depremi sonrası 10 Şubat’ta oldukça ağır bir kötü muamele görerek nakledildiklerini ve kimsenin bunun hesabını sormadığını söylüyor. “Hiçbir eşyamızı yanımıza alamadık. Gözlüklerimiz dahil her şey çöpe atıldı. Nakil araçlarına bindirilirken tekme tokat yumruklar yedik. Ne yemek ne su verildi. OHAL olduğunu bize öldürebileceklerini söylediler ve yolda giderken tuvalet ihtiyacı için bile durmadılar. Bulduğumuz pet şişelere ihtiyacımızı giderdik. Bu kadar ağır, insanlık dışı muamele görecek ne vardı? Nasıl böyle bir şey olabilir? Suç duyurusuna bulunduk ancak sonuç alamadık.” diyor. Vatandaş bu kadar ağır muamele görüyor. Suç duyurusunda bulunuyor. Birileri bunun üstünü kapatıyor. Biz de buradan meclisten sesleniyoruz. Kim olursa olsun mahpus herkes olabilir. Yarın öbür gün siz de mahpus olabilirsiniz. Mahpus olunca 5. sınıf insan o görülmemelisiniz. Bu çok ağır bir durum, insan haklarına aykırı bir durum ve biz de buradan gündeme diyoruz.
Çok önemli bir başvuru aldık, bir ihbar aldık. Yenidoğan Çetesi’ni biliyorsunuz ve bu çete Türkiye’de büyük bir infiale neden oldu. Ben de Yenidoğan Çetesi nedeniyle kurulan, Bazı Özel Sağlık Kuruluşlarında Yaşanan Bebek Ölümlerinin Tüm Yönleriyle Araştırılması, Özel Sağlık Kuruluşlarının Yenidoğan, Çocuk, Engelli ve Yaşlılarla İlgili Bakım Servislerindeki Uygulamalarının ve Mevzuatın İncelenerek Alınması Gereken Tedbirlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu’na partim adına bir üyeyim. O komisyonun ikinci toplantısı da dün yapıldı ve biz konunun sadece yargıya bırakılmaması ve şu anda ve sonrasında devam eden yolsuzluklar, usulsüzlüklerin incelenmesi gerektiğini, bunun büyük bir vebal olduğunu, suçluların suçsuz, suçsuzların suçlu ilan edilmesinin doğru olmayacağını, haksızlık olduğunu söyleyerek dile getirdik çünkü sadece bu hastanelerde yolsuzluk olmayabilir. Başka hastanelerde, başka kurumlarda da olabilir. O yüzden bir komisyon kuruldu ama biz yargı mevkiinde değiliz. Göstermelik iş yapalım demeyelim.
Şu anda da devam eden yolsuzluklara karşı şu anda da devam eden bebek ölümlerine karşı bu komisyon olarak bir şey yapabiliriz. Ben bunu komisyonda da söyledim şimdi de söylüyorum ve etkin bir araştırma ile daha sonradan da istismar edilecek durumları önleyebiliriz. Bebek ölümlerini, yaşlı, engelli, çocuk ölümlerini engelleyebiliriz. Bunu söyledim. Sanki Yenidoğan çetesi bir yerde bir faaliyet yaptı oldu bitti işte biz de bir göstermelik araştırma yapalım da şöyle bir poz verelim! Böyle bir şey olamaz arkadaşlar.
Bakın başka bir ihbar daha aldım ben. Şimdi Urfa’da bir özel hastanede meydana gelen Yenidoğan çetesiyle ilişkilendirilebilecek bebek ölümleri var. Önemli bir hadise. Yenidoğan servisinin bakanlıkça kapatılmasına rağmen idare mahkemesinin yürütmeyi durdurma kararı verdiğini görüyoruz. Şimdi ben soruyorum; bakın İstanbul’da birtakım hastanelerde bu olaylar oldu. Şu anda da Şanlıurfa’da Özel Meydan Hastanesi’nde böyle bir durum var. Nedir durumun içeriği? Sağlık Bakanlığı gelip hastaneyi kapatıyor, idare mahkemesi yürütmeyi durduruyor. Neler olup bitiyor bunu sormak istiyoruz. Bakanlık yetkililerine de soruyoruz. Komisyon olarak da bu konuyu araştırmamız gerektiğini komisyon başkanlığına söylüyoruz.
Ben komisyonda şu anda da devam eden yolsuzluklar, usulsüzlükler ve bebek ölümlerinin önemli olduğunu söylemiştim ve şu anda bu aldığımız haber ne kadar doğru söylediğimizi gösteriyor. Yenidoğan çetesi İstanbul’da faaliyetlerini yaptı oldu bitti kapandı işte demeyelim. Şu anda devam eden büyük ihlaller olabilir. O yüzden komisyonun yapacağı çok önemli işler vardır. Kendilerini çok ayrıntılı bir araştırmaya, neonatoloji bölümü uzmanları, kurumlar, eski sağlık bakanı, Sağlık Bakanları, il müdürlükleri, kapatılan hastaneler, başhekimleri ve diğer pek çok yetkiliyi dinlemeye davet ediyorum. Ayrıntılı bir araştırma, kurum ziyaretlerinin habersiz yapılması çok önemli. Haber vererek bir kuruma giderseniz her şeyin üstü örtülür. O yüzden biz bu konuda ciddi bir araştırma yapmalıyız. Diğer türlü boş yere bir komisyon toplanmış olur.
Bir kişi oğlunun cinsel istismara uğradığını ve olayın kapatıldığını söylüyor. “Oğlum Kıvanç Tosun bir fabrikada çalışmaktaydı ve oradaki bir kişi fabrikadaki amirinin cinsel tacizine uğradı. Nöbetçi mahkemeye itiraz ettik ve bu olayın üstü kapatıldı. Bununla ilgili fabrika içinde hiç kamera yoktur diyorlar ama fabrikanın içinde her tarafta kamera var. Oğlum bu kameraların resimlerini video çekti bizde mevcut durum için mücadele ediyoruz. Bize destek olun.” diyor. Kapatılan üstü örtülen bir soruşturma mı var diye Adalet Bakanlığı’na soruyoruz. Nedir bu durum? Adil bir takip olması gerektiğini söylüyoruz buradan değerli arkadaşlar.
Adalet Bakanlığı’na da soracağız! Barış Terkoğlu’nun önemli bir yazısı var. Diyor ki; “Hakim ve savcılar hakkında açılıp bir kenarda tutulan soruşturmalar var. Yarın öbür gün iktidarın istemediği kararlar alırlarsa, “Bakın bu kişi FETÖ’cüymüş” diyerek sağ tarafta bekletilen dosyalar var. Bunlara karşı kamuoyunu uyarıyor yazar Barış Terkoğlu. Önemli bir iddia. Biz de bu konuyu takip edeceğiz.
Zulüm, haksızlık yıllar sonra bitebiliyor ve adalet yerine gelebiliyor ama insanlar çok büyük acılar çekebiliyor. Yazar, şair İlhan Çomak 30 yıllık tutukluluğun ardından tahliye edildi. Devlet ona pardon dedi. Düşünebiliyor musunuz? Pardon diyor. 30 yıl boş yere tutuklu yatmışsınız. Hakkınızda kesinleşmiş bir hüküm yok. İnanılmaz bir yargı skandalı sonrası yıllarca tutuklu kalıyorsunuz ve sonunda günün aydınlığına çıkıyorsunuz ve yetkililer size “Ne yapalım işte hata olmuş hadi güle güle.” diyor. İşte Türkiye’nin hali bu değerli arkadaşlar.
Pasaport Kanunu Madde 22 iptal edildi Anayasa Mahkemesi tarafından. Bu çok önemli. Binlerce kişi mağdur edilmişti. Biz yıllarca burada bu durumu gündem etmiştik. Basın mensubu arkadaşlarımız bilirler. İçişleri Bakanlığı’nın idari tahditlerini eleştirmiştik burada. Binlerce kişi için bu eleştiriyi yapmıştık ve sonunda ne kadar haklı olduğumuzu Anayasa Mahkemesi tescilledi. İçişleri Bakanlığı’nın Pasaport Kanunu Madde 22’ye dayanarak verdiği idari tahdit kararlarının anayasaya aykırı olduğunu ve bu yasayı iptal etti ve tekrar yeni bir düzenleme istedi.
Anayasaya aykırı işlere bir nokta koydu. İnsanlar büyük mağduriyetler yaşadı ve bundan sonra biz yürütmenin de Anayasa Mahkemesi’nin bu kararına uyarak bu yaptığı saçma sapan hukuksuz idari tahdit kararlarını bitirmesini istiyoruz. Binlerce kişi için bunu gündeme ettik, soru önergeleri verdik, bize baştan savma cevaplar verdi İçişleri Bakanı Süleyman Soylu denen şahsiyet ve en sonunda Anayasa Mahkemesi çıktı “Ömer Faruk Gergerlioğlu ve diğer tüm mağdurlar haklıymışsınız. Bu dayatmalar anayasaya aykırıymış.” dedi. Allah’a şükür biz hukukun, insan haklarının peşinde iyi ki koşmuşuz. Yorulduk, uğraştık ama en sonunda bu kararla tüm yorgunluklarımızı unuttuk. Umarız ki bu adaletsizlikler biter. Bundan sonrasında dayatma yapılmaz.
Uluslararası Ceza Mahkemesi sonunda karar verdi. Netanyahu katili, Galland katili için ve Hamaslı bir yetkili için tutuklama kararı çıkardı. Evet, tutuklanmayı hak ediyorlar. Hamas’ın da yaptığının yanlış olduğunu burada defalarca söylemiştik ama bunu bahane ederek Batı’nın, Fransa’nın ve diğer bazı ülkelerin hala bu kararı görmezden gelmeye çalışmaları kabul edilemez.
Avrupa Birliği ülkeleri bu noktada çok büyük bir sınav veriyor ve sınavı kaybediyorlar. Filistin’de korkunç bir soykırım var. Defalarca burada eleştirdik, yerden yere vurduk. Katiller, caniler, barbarlar korkunç bir soykırım yaparken Avrupa, bunu 7 Ekim saldırılarını bahane ederek görmezden geliyor.
Evet biz 7 Ekim saldırısını yapan Hamas’ı da burada eleştirdik. Uluslararası Ceza Mahkemesi de Hamas yetkilisine tutuklama çıkardı. Bakın hukuk ayrımcılık yapmıyor. Kim yaparsa yapsın doğru karar vermeye çalışıyor ama Avrupa Birliği ülkelerinin çoğu maalesef bu noktada çok kötü bir sınav veriyorlar. Sınavı daha doğrusu kaybettiler. İnsanlık sınavını kaybettiler yazıklar olsun diyoruz onlara ama insanlık direniyor arkadaşlar. Bunu söyleyeyim. Mesela bakın direniş çadırı Bakü Tiflis Ceyhan boru hattından İsrail’e petrol sevkiyatının yapıldığı Botaş Ceyhan tesisleri önünde eylemler yapıyor. Haydar Aliyev Limanı’ndan petrol hala Katil İsrail’in uçaklarına ve tanklarına yakıt olarak ulaşıyor. “Katil İsrail işbirlikçi Aliyev.” diyorlar. Doğru, evet. Dost ve kardeş bildiğimiz Azerbaycan ülkesi cani barbarların devleti İsrail’in Başbakanı Katil Netanyahu ile anlaşmış. Ona petrol akıtıyor, büyük paralar kazanıyor ve hiç de yüzleri kızarmıyor. Bu satışta da petrol sevkiyatının komisyonunu da Türkiye alıyor Bakü Tiflis Ceyhan boru hattından varil başına 1 dolar 27 cent alıyor. Günde 700 bin varil gidiyor ve buradan büyük paralar kazanılıyor daha sonra sahnelere çıkıp ağlaşıyorlar timsah gözyaşları döküyorlar hiç utanmadan sıkılmadan değerli arkadaşlar. Bunu da buradan söylemiş olalım yazıklar olsun diyoruz.
Bakın Bursa’da bir gösterici katil İsrail’i protesto ettiği için polis tarafından darp edildi mide kanaması şüphesiyle hastaneye kaldırıldı evet İsrail vahşet yapıyor ama Türkiye’de de bu vahşeti eleştirenler dayak yiyor tekmeleniyor ve hastanelere kaldırılıyor. İşte ülkenin hali bu arkadaşlar. İktidarın samimiyetsizliği bu işte.
Bakın Bitlis’ten Batman istikametine Buzlupınar tesislerinden sonra yol aydınlatması kötü değil tabiri caizse hiç yok. Bu güzergah çok işlek olup seyir halindeki araçlar her an kaza ve ölüm riskiyle burun buruna yolculuk yapıyorlar. Vatandaşlar bize bu fotoğrafı göndermişler. Göz gözü görmüyor. Hiçbir aydınlatma yok. Ondan sonra kaza olduğunda yetkililere soruyorsun; “Ya takdiri ilahi ne yapalım işte kaza olmuş.” diyor. Gereken önlemler alınmayıp, yolu aydınlatılmazsa, insanlar zifiri karanlıkta yolculuk yaparsa, işte olacağı budur. O yüzden bunu da buradan hatırlatmış olalım.
Bakın burası Gebze Meydanı. Bir sürü vakıf derneğe orada stant kurma, çadır kurma hakkı verilirken Gebze Eğitim Sen’lilerin kadın hakları ve hayvan hakları ile ilgili yaptığı çalışma engellendi. Çadır kurmaları engellendi. Bunu da buradan kınıyoruz. Gebze Kaymakamı ve Gebze Emniyeti ne yapmaya çalışıyor? Kocaeli Valiliği ne yapmaya çalışıyor? Kadın hakları, hayvan hakları diyenleri neden engelliyor? 25 Kasım’da kadınların haklarını aramaktan başka ne yapacaktı insanlar? Sivil inisiyatifin hakkını, hukukunu engelleyerek nereye varacaksınız diye soruyoruz.
Çayırova meydanında hala büyük skandal devam ediyor. Güya bir kent meydanı yapacaklardı. Onu da yapamadılar. Yüzlerine gözlerine bulaştırdılar. Esnaf büyük bir çaresizlik yaşıyor. Ani yağmur bastırıyor esnafın dükkanını su basıyor ve bu arada Çayırova Belediyesi de her türlü arsasını satıyor, sata sata bitiremiyor ama bir iş de beceremiyor. Çayırova Belediyesi’nin hali de bu arkadaşlar. Gittik, gördük, Çayırova Kent Meydanı rezalet bir durumda, etrafı çevrilmiş, yıllardır inşaat bitmemiş, yüzlerine gözlerine bulaştırmışlar. Kardeşim bu işi yapamayacaksan niye belediye başkanı oldun diye soruyorum Bünyamin Çiftçi nedir bu hal ya? Ayıp değil mi? Çayırova’yı niye bu hale soktun diye sana soruyorum. Çayırova’da nereye gitsek bitmemiş inşaatlar görüyoruz ve Çayırova halkı da iyi bir hizmet alamıyor. Bunu da net bir şekilde görüyoruz değerli arkadaşlar.
Basın toplantımızın bitiminde her zaman olduğu gibi önemine binaen söylediğimiz hak ihilalleri var. Geçtiğimiz günler Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın yüzüne de söyledim;
Cemal Kaşıkçı dosyasını niye kapattınız dedim. İsam Alibey dosyası hakkında neden bilgi vermiyorsunuz? Nedir bu skandallar? Suudi Arabistan ülkesinden mi korkuyorsunuz? Nedir bu haliniz diye sordum. Cevap alamadım arkadaşlar.
Osman Kavala zulmen yıllardır zindanlarda olan bir insan. Hakkını hukukunu sormaya devam edeceğiz.
Şerif Mesutoğlu günlerdir açlık grevinde. Neden? İşlemediği bir cinayetten dolayı ağırlaştırılmış müebbet mahpus ve yargı yolları kendisine kapatılmış durumda ve kendisi bir yol arıyor. Haksızlığa uğradığını ispat etmek için yol arayan bir insan o zindanlarda kuyuların dibinde ama biz de mecliste onun yanındayız ve uğradığı korkunç haksızlığı buradan dile getirmeye çalışıyoruz. Yargı kararı diye haksız hukuksuz kararları insanlara dayatıp da zindanların dibine atmak zulümdür, vicdansızlıktır. Bizim vicdanımız buna müsaade etmiyor arkadaşlar etmeyecek.
Selçuk Kozağaçlı kendisi Çağdaş Hukukçular Derneği Genel Başkanı ve mağdurun, mazlumun yanında olduğu için cezalandırıldı ve cezaevlerinde biz onu anmaktan da geri durmayacağız değerli arkadaşlar.
Sevinç Çakır halen Adalet Bakanlığı’nın önünde. Adalet Bakanlı’na da soracağız. Sevinç Çakır günlerdir, aylardır bakanlığınızın önünde tek bir açıklama yapmıyorsunuz, dönüp bakmıyorsunuz. Sayın Yılmaz Tunç nedir bu hal diyeceğiz! Bu anne tek başına oğlu Murat Çakır’ın zulmen atıldığı cezaevinden çıkması için bir mücadele veriyor. Bir anne olarak bu yaşında engelli bir çocuğu, serebral palsili bir çocuğu olmasına rağmen destansı bir mücadele veriyor ama kimse dönüp onun yüzüne bakmıyor. Bu annenin yanındayız arkadaşlar. Bu annenin hakkını, hukukunu korumaya devam edeceğiz.
Gabonlu Dina’nın duruşması bu hafta içinde yapılacak. Hakkı hukuku örtbas etmeye çalışılan genç bir kadındı, öldürüldü ve biz onun hakkını aylardır soruyoruz. Sormaya da devam edeceğiz çünkü zulmen öldürüldü.
Yusuf Bilge Tunç’u geçtiğimiz gün Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da yüzüne fotoğrafını göstererek sordum. 6 Ağustos 2019’dan beri kaçırılmış zorla kaybedilmiş bir kişi. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi raporuna da yansıdı. MİT, zorla kaybedilip kaçırılma suçlarına karışan MİT ajanlarının dokunulmazlığını sağlamış durumda. Bu tür suçlarla suçlanan MİT ajanlarının dokunulmazlığı var. Onlar herhangi bir yasal takibe, yargısal takibe uğramıyorlar ama işte durum bu. 6 Ağustos 2019’da kaybedilen kişi hala ortada yok. Ne ölüsü var, ne dirisi var. Bu konuda da Sayın Hakan Fidan halen bize bir cevap vermiş değil. Kendisinden cevap bekliyoruz. Nedir bu hal? Birleşmiş Milletler de eleştirdi. Zorla kaybedilip kaçırmaları biz de gündemde tutmaya devam edeceğiz.
Bir değil ki yüzlerce kişi Türkiye’de OHAL döneminde kaçırıldı. Onlardan ikisi de bakın daha burada. Gökhan Türkmen 9 ay boyunca kaçırılıp işkence edildi ve şu anda cezaevinde, Yasin Ugan da yine 6 ay boyunca kaçırılıp işkence edildiğini mahkemelerde söyledi. Türkiye’de böyle skandal olaylar yaşanmaya devam ediyor arkadaşlar.
Gülistan Doku 3 yılı aşkın hala tek bir iz yok. Ne oldu Gülistan’a? Ailesi ağlayarak hala yıllardır soruyor. Biz de bunun peşindeyiz.
Hürmüz Diril, eşi Şimoni Diril’in katledilip cesedi bulunmasından sonra hala izi bulunmayan bir insan hakkında yürütülen yargısal süreçte muğlak, karanlık adalet bekliyoruz Hürmüz Diril ve ailesi için.”
























Yorumlar