29 Ağustos 2024

Gergerlioğlu: “Bu Meclis’teyiz, bir milletvekili olarak hizmet veriyoruz milletimize ve bu meclisin bir Meclis Başkanı var, Numan Kurtulmuş. Kendisine Süleyman Soylu başvurdu; “Dokunulmazlığımı kaldırın.” dedi. O da: “Efendim işte hakkınızda bir fezleke yok ki, nasıl dokunulmazlığınızı kaldıralım.” diye dokunulmazlığını kaldırmadı. Yani maşallah diyoruz. Yani maşallah diyoruz. Hakkında binlerce kişinin şikayeti olduğu bir sürü mafya babasıyla, dolandırıcıyla fotoğrafları çıkan Süleyman Soylu güya aklınca meydan okuyor. “Dokunulmazlığımı kaldırın efendim yargılanayım.” diye sağa sola aklınca sitem ediyor. Birtakım hesaplar var. Durup dururken niye bu lafı söylesin? “Hakkınızda fezleke yok.” Deniliyor. Ülkede Süleyman Soylu hakkında yargılama yapılıyor da “Hakkınızda yargılama yok ne yapalım herhangi bir suç ithamı yok.” denilebilsin. Yargıyı elinde tutan bir İçişleri Bakanı vardı. Biz bunu biliyoruz. Savcılar onu ifadeye çağırabildi mi? “10 bin dolar alan siyasetçi biliyorum.” diyen kimdi arkadaşlar? Onu bir savcı çağırıp da sordu mu? Neden bahsediyorsunuz Sayın Numan Kurtulmuş? “Efendim hakkınızda fezleke yok ki yani dokunulmazlığınızı nasıl kaldıralım?” Ya bu adamı savcılar bile çağıramıyor. Nasıl bir iş? Bakın ikinci bir örnek. Kendimden vereyim. Süleyman Soylu biliyorsunuz her türlü çirkin kelimeyi söyleyen bir insandır. Bana da ağır hakaretler etti. Neden etmişti? Hatırlarsınız. Çıplak arama meselesini gündem etmiştim. Uşak Emniyet Müdürlüğü’nde çıplak arama var demiştim. Dönemin İçişleri Bakanı olarak aklınca Uşak Emniyet Müdürlüğü’nü korumak için bana olmadık hakaretler yağdırmıştı. “ Terörist şucu bucu” demediğini bırakmamıştı. Sonra ne oldu? Uşak Emniyet Müdürlüğü’nde çıplak arama olduğu ortaya çıktı. Bunu kim itiraf etti? Ceza Tevkifevleri Genel Müdür Yardımcısı Birleşmiş Milletler’de Cenevre’de şöyle dedi; “Efendim 2021’e kadar Türkiye’de çıplak arama vardı. Ben bu sözü ne zaman söylemiştim arkadaşlar? Vekilliğim düşürülmeden önce. 2020 Ağustos’ta demiştim. Uşak Emniyet Müdürlüğü’nde kız öğrencilere çıplak arama yapıldı demiştim. 30’a yakın öğrenci bize başvurmuştu. O zamanlar, “Efendim öyle bir şey yok. Vay terörist, Gergerlioğlu.” bütün AK Partili yetkililer, Süleyman Soylu bana demedikleri hakareti bırakmamıştı. Daha sonra dediğimizin doğru ortaya çıkmıştı, bize bir fatura ödetmeye çalışmışlardı ama biz alnımızın akıyla döndük bu mecliste, yine hakka hakikati söylemeye devam ediyoruz.

O zamanlar bize hakaret ettiği için biz 3 yılı geçti bakın. Süleyman Soylu hakkında bir hukuk davası açtık. Dikkatli dinleyin arkadaşlar. 3 yılı geçti ya şu memleketin haline bakın! Süleyman Soylu hakkında bir ceza veremiyor hakimler arkadaşlar duyun bunu! Neden veremiyor? Apaçık hakaret kelimeleri söylemiş bana. O cümlelerde herhangi bir hakaret olmadığına dair bir şüphe yok! Size de söylense o cümleler hakim der ki: “Hakarettir bu.” Fakat Süleyman Soylu’ya ceza verilemiyor! Niye verilemiyor biliyor musunuz? İşte benim Meclis’te cezamın okunması ile ilgili bir dava vardı biliyorsunuz. “Terör örgütü propagandası yapıyor. Bu Gergerlioğlu’na ceza veriyoruz, düşürdük onun vekilliğini attık cezaevine.” Diyorlardı. Sonrasında ne olduğunu biliyorsunuz? Anayasa Mahkemesi oy birliği ile 15’e 0 dedi ki: “Gergerlioğlu’nun ifade özgürlüğünü ve siyaset yapma hakkını gasp ettiniz adamın boş yere vekilliğini düşürdünüz boş yere zindana attınız.” Dedi ve ben meclise geri döndüm geldim. Ankara’daki mahkeme ne yapıyor biliyor musunuz? İşte böyle bir memleket burası. “Efendim Gergerlioğlu’na “terörist” demiş ama Süleyman Soylu. Ya Gergerlioğlu’nun da Kocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde bir dosyası var.” Tamam da o dosya hakkında Anayasa Mahkemesi ihlal kararı verdi. “Efendim o dosyada ihlal kararı verdi ama tekrar yargılama yapılacak. O yüzden Soylu’yu yargılayamıyoruz, onun yaptığı hakarete ceza veremiyoruz.” Diyor. Memleketin hali bu! Böyle bir memlekette Süleyman Soylu’nun da dokunulmazlığı kaldırılmıyor. Adamı yargılayamıyorsunuz, hiç yüzünüz kızarmıyor Sayın Adalet Bakanı. Bizim hakkımızda en ufak bir şey olduğu zaman en ağır cezalar ile bizi cezalandırıyorsunuz en sonunda haklılığımız ortaya çıkıyor, bize yapılan haksızlık ortaya çıkıyor ardından Süleyman Soylu’yu yargılamamak için 3.5 yıldır Ankara’da mahkemeler 40 takla atıyor. “Efendim hakaret etti ama bir bakalım, Gergerlioğlu hakkında da terör örgütü propaganda meselesi vardı, bakalım o mahkeme bir bitsin hele.” 10 yıl sonra belki o mahkeme bitecek çünkü benim şu an dokunulmazlığım var dosya askıda. Oradaki mesele de terör örgütü üyeliği değil propaganda zaten bu vasfa giren de bir şey değil. O konu ayrı bir şey. TMK’ya baktığınız zaman propaganda ile üyelik zaten ayrı ama dert bu değil arkadaşlar. Buradan Sayın Numan Kurtulmuş’a sesleniyorum; Kardeşim kaldırın şunun dokunulmazlığını! Bir yargılansın bakalım! 10 Bin Dolar alan siyasetçi için savcı kendisini davet edemedi. Kendisi hakkında hukuk davası açtık. Ankara Mahkemelerinde 3.5 yıldır dosya askıda bekletiliyor. Sonra da kalkıp diyorsunuz ki; “Ne yapalım Süleyman Soylu hakkında fezleke yok. Hakkında hiçbir suç ithamı yok efendim. Pirü pak bir insanmış. Hangi gerekçe ile dokunulmazlığını kaldıralım?” arkadaşlar 85 milyon elini vicdanına koysun! Bu sözü vicdanınız kabul ediyorsa ben Ömer Faruk Gergerlioğlu değilim arkadaşlar! Şunu çok açıkça söyleyeyim! Bir Allah’ın kulu Numan Kurtulmuş’un gerekçesine kalbi inanıyorsa, kalben mutmain oluyorsa ben de Ömer Faruk Gergerlioğlu değilim arkadaşlar! Siz de kendi isminiz değilsiniz. Böyle bir saçmalık olabilir mi! Memleketin haline bakın. Bir sürü mafya babası ile dolandırıcı ile fotoğrafları poz poz ortaya çıkan, Sedat Peker’in hakkında demediği laf bırakmadığı Süleyman Soylu için bir suç ithamı yokmuş! Maşallah, fezleke yokmuş ve şimdi o da kasılacak, dolaşacak “Efendim biz ne kadar temiz adamız. Bak dokunulmazlığımızın kaldırılmasına bile gerek yokmuş.” İşte 2024 yılında, Ağustos ayının sonlarında memleketin hali bu arkadaşlar! Tarihe de böyle bir not düşelim!

Böyle bir Meclis’te şu an başka ne oluyor! Sayın vekilimiz Ferit Şenyaşar’ın annesi Emine Şenyaşar Meclis Başkanlığı’nın önünde bekliyor. Annenin 2 oğlu ve eşi öldürülmüş, 1 oğlu zindanlarda tutuluyor yıllardır. “Adalet, adalet, adalet” diye aylarca Adalet Bakanlığı’nın önünde bekledi, yıllarca Urfa Adliyesi’nin önünde bekledi. Ona gelince adaletin zerresi yok ama Süleyman Soylu kendisi gidip diyor ki: “Dokunulmazlığımı kaldırın.” “Aman efendim, kaldırır mıyız!” o zaman git Ferit Şenyaşar’ın, Emine Şenyaşar’ın adalet isteğini duy bak senin kapının önünde bekliyorlar Sayın Numan Kurtulmuş! Adalet diye bekliyorlar neredesin? İşte ülkede adaletin hali bu arkadaşlar. Çarpıcı hal bu.

Hakkında bir sürü itham olan bir kişi aklınca pirüpak çıkıyor. Adaletsizlikten dolayı kaç yıldır ağlayan bir anne hala meclis başkanlığının kapısının önünde bekliyor. Sayın Numan Kurtulmuş size bir ibret tablosudur. Bu dünyada büyük makamlarınızla bu işlerden kurtulabilirsiniz. Ama ben inançlı insanım. Sanırım siz de inançlı bir insansınız. Bir de bu işin öte dünyası var. Hiç kaçışın olmayacağı bir yer var. Allah-u Teala’nın çok ağır bir şekilde en ince hesapla zerre miktar iyiliğin de kötülüğün de cezasını vereceği bir yer var. Oradan kurtulabilecek misiniz? Şu anda birtakım siyasi oyunlarla işler çevriliyor memlekette. Bakın görüyorsunuz. Siyasi oyunlarla işler çevriliyor ve kötüler iyi, iyiler kötü gösteriliyor. Ama işte biz bundan dolayı bu dünyaya itiraz ediyoruz. İtirazımız bunadır. Kendi nefsimiz için değil arkadaşlar. İtirazımız bu vicdansızlığadır. Vicdansızlığın hakim olduğu bu dünyaya vicdanı teklif ediyoruz. İşte bunun için varız.

Kocaeli 2 No’lu F Tipi Hapishanesi! Bu hapishane ile ilgili çok şikayetler alıyoruz ve başmemur Taner Şahin ile ilgili bir soruşturma açıldı mı açılmadı mı onu tekrar soruyoruz. Sayın Bakan Yılmaz Tunç bu konuda bana cevap vereceksiniz. İnsanlara affedersiniz “hayvan” muamelesi yapan bu başmemur kimdir? Bu kişi hakkında son yapılan işlemler nelerdir? Bu konu hakkında sizden bilgi istiyorum. Kocaeli 2 No’lu F Tipi Cezaevi’nde başka sorunlar da var. Bakın ne oluyor? Hasan Karapınar isimli lenfomalı bir hasta mahpusun yakınları bize başvurmuş ve orada rahatsızlanmış bu kişi. Şehir Hastanesi’ne götürülmüş. Sadece cezaevinde değil ki hastanelerde de mahpuslara çile çektiriliyor. Bir doktora götürülmüş. Hemotoloji doktoru Dr. Beytullah Altınkaynak, Hasann Karapınar’ın kelepçelerini açtırmamış. 3 ayda bir yapılması gereken kontrolleri 6 ayda bir yaptırmaya karar vermiş. Daha sonra Hasan Karapınar bir başka gün başka doktora gitmiş başka doktor demiş ki: “Olur mu efendim? Üç ayda bir senin kontrole gelmen gerekiyor. Peki burada şimdi Doktor Beytullah Altınkaynak siyasi bir karar vermiş mi vermemiş mi? Bunu Sağlık Bakanlığı’na soruyoruz. Bu hekim arkadaş Hipokrat yemini etmiş mi etmemiş mi? Bir kontrol ediniz lütfen. Karşındaki bir siyasi mahpus diye efendim kelepçesini açtırmayan, 3 ayda olması gereken kontrolü 6 aya atan bir doktorla karşı karşıyayız. Bu iddialar hakkında bir açıklama bekliyoruz. Evet iddialar budur. Biz yargısız infaz yapmıyoruz. Adalet Bakanlığı bir açıklama yapsın bu cezaevlerindeki olaylarla ilgili. Sağlık Bakanlığı’nı da burada açıklamaya davet ediyorum. Nedir bu haller? Ya hekim değil misiniz Kemal Bey? Sizin yüzünüze de söyledim. Biz hepimiz hekimler olarak hipokrat yemini ettik. Ayıp değil mi yani? Yani ben de bir hekimim. Hiçbir zaman bir hasta mahpusun kelepçesini açtırmadığım olmadı. Hiçbir sıkıntı da olmadı. Olur mu? İnsan ayrımı olur mu Allah aşkına? Hasta bir insan hasta bir kişidir ya Allah aşkına bunun siyasi bir yönü mü olur? Herkes doktora gider ve doktordan siyaset değil şifa bekler. Şifaya ulaştırması için gayret gayret etmesini bekler. Ayrıca bu doktorun PET de çektirmediğini görüyoruz. Daha sonra gittiği doktor kontrolleri 3 aya indirip PET de çektirmiş. Bizim için üzücü tablolar bunlar bir hekim olarak. Sağlık Bakanı’nı da göreve davet ediyorum.

Bir kişi başvurdu, kendisi Konya Halk Eğitim’de usta öğretici olarak İngilizce derslerine giriyormuş ve “Ödenek hazineden geliyor. Türkiye genelinde de birçok arkadaşımız ücretini alamadı. CİMER’e yazdım ama kimse vermiyor.” diyor. Yani ülke bu kadar mı düştü? Değerli arkadaşlar ilgili bakanlığa soruyorum. Nedir bu hal?

Bakın sadece Konya değil. Vekili olduğum il Kocaeli’de de; “İzmit’te halk eğitim bünyesinde saatlik ücretle çalışmaktayım.” diyor. Bir arkadaşımız. “Resim bölümü yüksek lisans mezunuyum. Resmi tatillerde ücretimiz kesiliyor. Çoğu aylar asgari ücretten de daha az alıyoruz. Temmuz ayından itibaren maaşlarımız verilmiyor. Hiçbir muhatabımız yok. Lütfen sesimizi duyurabilir misiniz?” diyor Buradan biz duyuruyoruz. Muhataplar duyuyor mu? İlgili bakanlık, genel müdürlük, halk eğitim merkezleriyle ilgili olan kişiler nedir bu ücretli öğretmenlerin durumu ya? Adamlar zaten ücretli öğretmen yani. Yazık günah zaten üç kuruş para alıyor bir de onu da vermiyorsunuz. Bu nasıl rezalettir ya? Yani üç kuruş para zaten alıyorlar, sersefil bir durumdalar. Olacak iş mi bu?

Rezan Gözen’in babası Çerkez Gözen bizi aradı. Dedi ki; “Kızım 10 senedir İzmit Kandıra Cezaevi’nde. Yedi aydan fazladır tek kişilik hücreli koğuşta kalmakta, açlık grevinde, dört kez Adalet Bakanlığı’na dilekçe yazdı, hiçbir sonuç almış değil. Babası olarak sağlık durumum iyi değil. Koah hastasıyım. Bu durum beni daha çok etkilemekte. Diyarbakır veya Mardin, Elazığ şehirlerine sevkin olması halinde çok memnun kalırım. Sevk masraflarını kendim karşılamak istiyorum. Kızımın akıbetinden şüpheliyim. Duygusal açıdan çok perişan durumdayız. Kendisi de bundan çok etkilendi.” diyor. ve açlık grevindeki bu kişinin sevkinin yapılması gerektiğini Adalet Bakanlığı’na iletmiş olalım.

Çerkez Gözen diyor ki: “Bir de bir başka kızım var.” Diğer kızı da tutukluymuş. Nezan Gözen Diyarbakır Cezaevi’nde 2 ve 6 yaşlarında iki yaşındaki kızıyla beraber cezaevinde kalmaktaymış. Düşünün iki çocuğuyla bu kadın cezaevinde terör örgütü üyesi olmamak kaydıyla terör örgütü adına suç işlemiştir suçlaması. Biliyorsunuz Anayasa Mahkemesi’nin hep iptal ettiği bir yasa. Bundan dolayı tutuklu yargılanıyor. Çoğu arkadaşı tutuksuz yargılanıyormuş ama bu kişi hala tutuklu yargılanıyor. 2 çocuğuyla. Ya bari tutuksuz yargılayın Allah aşkına yani iki çocuk düşünün 2, 6 yaşındaki iki çocuk en azından yurt dışı yasağı ile tutuksuz yargılanabilir diye buradan çağrı yapıyoruz.

Çetin Demir Gaziantep’te 2012 yılında evinde aile ve misafiri ile oturuyormuş ve işte hasımları mı düşmanları mı gelip babasını dövmüş. Bu da kapıya çıkıp kendini koruma refleksiyle kimseye değil havaya ateş açmış. Kimse yaralanmamış. Polisler gelip götürmüşler. Babasının ağzı burnu kan içindeymiş. Babasını darp raporuna götürmemişler. Olayda ölen yaralanan yok. Aynı cezayı abisine de vermişler. “Şu anda hapisteyim. Abimin de bu olayla hiçbir alakası yok. Ona da ceza verdiler.” yani olay bu. Türkiye’deki adaletin durumu ile ilgili yine önemli bir iddia karşımızda.

Türkiye’de adaletin durumu 1 Eylül’de adli yıl açılışı yapılacak. Bunu çok konuşacağız. Türkiye’de adli yıl açılırken adaletin hali nedir? Hukukçularla bunu da konuşacağız. Bir vakıf kurdum, Vicdan Vakfı. Bu vakıf olarak çeşitli çalışmalar yapıyoruz. Vicdan Vakfı olarak mor oda çalışmaları, sosyal medya çalışmaları ve diğer pek çok çalışmayla Türkiye’de adaletin halini Sayın Mustafa Yeneroğlu, Sayın Sezgin Tanrıkulu ile Pazar akşamı 1 Eylül akşamı saat 21.00’da Vicdan Vakfı mor odasında konuşacağız. Ayrıntılı bir şekilde burada tabii çok ayrıntılara giremiyoruz. Yargının hali felaket, adaletin hali çok felaket. Sayın Avukat Çiğdem Koç modere edecek ve Türkiye’de topyekun yargının halini, adaletin son durumunu konuşmuş olacağız. Son derece önemli bunlar. Dikkatinizi çekmek isterim. Uzun uzun buralarda konuşuruz.

Aysu Baykal, Kayseri Kadın Kapalı Cezaevi’nde yatmakta. Tek böbrekli. Girdiğinde % 90 çalışan böbreği % 30’a düşmüş. Kayseri Şehir Hastanesi’nde 15 Nisan 2024’te nefroloji polikliniğine gitmiş. Muayene olmadığı halde, bakın önemli bir iddia var burada. Başhekim Yardımcısı Doktor Yasemin Doğan, savcılığa demiş ki; “Muayene oldu.” Kişi diyor ki: “Ben muayene olmadım nefroloji polikliniğinde.” Hadi bakalım. Çık işin içinden. Kendisi de yazmış “Ben muayene olmadım.” “Efendim muayene oldu.” Ya oldu mu olmadı mı arkadaşlar. Hasta mahkumların tedavilerinin yapılması, doktora gittiklerinde muayene esnasında kelepçelerin çıkması, hasta mahkumların sağlık sorunlarından dolayı tahliye olmaları ve içeride yatan hasta insanların ilaçlarının verilmelerini istiyorum.” demiş.

Bir başvuruda; “Ablam Hivda Çelebi Bayburt cezaevinde kalıyor. Ablam dün tahliye edilmesi gerekirken altı ay daha uzatıldı. Siyasi tutuklu ve bu yüzden bir garaz var. Hak ihlali var.” diyor.

Kadir Azma, Şırnak T Tipi Kapalı Cezaevi’nde kalıyor. Şırnak T Tipi Kapalı Ceza ve İnfaz Kurumu’nda açık görüşte ailesi, çocukları bu kişiyi ziyaret ediyor. Ya açık görüş olmasına rağmen sarılamıyorlar bile. Düşünün gitmişsiniz. Kaç aydır görmediniz babanızı görmeye. Sarılamıyorlar bile. Biz Şırnak T Tipi Cezaevini de arayacağız. Bu ne iştir ya? Allah aşkına hangi devirde yaşıyoruz ya? O zaman kapalı görüş yaptır. Açık görüş hakkı var. “Ben yine de mahpus ve yakınlarının birbirleriyle sarılmalarını engelleyeceğim.” İddia diyor ki; “Yeni gelen müdürün yeni kanunuymuş.” Maşallah! Adalet Bakanı Yılmaz Tunç sizin denetiminiz dışında cezaevlerinde yeni kanunlar mı konuluyor? Sorarım size. Bakın iddia böyle. Yani ben görmedim ama iddia böyle. Bakın böyle diyorlar. Yani eğer böyle bir durum varsa o zaman Şırnak Cezaevi’ni o zaman bakanlığınızdan çıkarın, müdür bey yönetsin. Yani bu insanlar da sosyal hizmetlerden destek alan fakir fukara bir aile.

Bakın şu görüntüler. Belki size tanıdık gelebilir çünkü çok konuşuldu medyada. Şimdi bakın bize başvurdular. Bu motosikletteki çocuğun adı Batın Barlasçeki, Dedesi Ahmet Barlasçeki bize başvurmuş. Diyor ki; “Eski Kızılay Başkanı Kerem Kınık’ın kızı Zehra arabayla torunuma çarptı. Ondan sonra kaçtı. Polis tarafından yakalandı. Serbest bırakıldı. 1 hafta içinde dosya savcısı üç kez değişti. Ne oluyor, ne bitiyor? Eski Kızılay Başkanı diye mi bu işler oluyor! Sonuçta ölüm var. Kaza yapan tutuksuz yargılanıyor. “17 yaşında bir çocuğun ölümü bu kadar basit olmamalıydı. Sürecin takipçisiyiz. Son nefesime kadar bu olayın peşini bırakmayacağım.” diyor Dede Ahmet Barlasçeki. Diyor ki; “Hangi gerekçeyle hangi delille dayanarak serbest bıraktı savcı bunu anlamış değilim.” Bunu da söylemiş olalım yargıda adalet istiyoruz arkadaşlar. Yargı dediğiniz şey insanlarda karşılıklı yani itham eden ve edilen de adalet duygusu oluşturmalı. Bakın öbür türlü olmaz.

“Cezaevleri dolu durumda. İnsanlar tuvalet önlerinde yatıyor. Saçma sapan cezalardan gençleri yıllara bağladılar. İnfaz düzenlemesi, indirim ve af istiyoruz.” diyor mahpus yakınları arkadaşlar. Binlerce mahpus yakını umut içindeler. Şu anda bu iktidarın haline baktığımızda umut etmek için çok bir neden yok ama mahpus yakınları bu konuda çok büyük bir üzüntü yaşıyorlar çünkü 9. yargı paketinden bir şey çıkmadı. Fakat yeni yargı paketlerini bekliyorlar veyahut da 9. Yargı paketi genel kurul görüşmelerini bekliyorlar.

Yahya Öztürk. Kim bu kişi? KHK ile ihraç edilmiş bir kişi. İhraç edilmekle kalınmıyor. Adeta vatandaşlıktan da ihraç ediliyor insanlar. Başına ne gelmiş? Ankara’da polis müzesini ziyarete gitmiş. Bilgisayar ekranında KHK’lı olduğu yazdığı için polis memuru telaşlanmış ve müzeye girişine izin vermemiş. Düşünün bir idari kararla ihraç ediliyorsunuz. Yasama kararı mı? İdari karar mı? Ne olduğu da belli olmayan absürt bir karar! Bakanlar dedi ki; “Kağıtların altına imza attık üstüne listeleri yazdılar.” Sayın Ali Babacan böyle demişti. İşte böyle bir kararla ihraç ediliyorsunuz. Daha sonra bir müzeye gidiyorsunuz. “Efendim senin müzeye girme hakkın yok.” “Niye yok?” “SSenin hakkında bir ihraç kararı olmuşmuş.” Yani şu ülkenin hukuktan ne kadar uzaklaştığına nasıl bir gayri insani hukuk dışı, insanlık dışı muameleler yapıldığını görün. Bunlar kime yapılıyordu? Yahudilere yapılıyordu ve hatta şu anda Filistinlilere yapılıyor. Bunun benzeri işler şu anda da KHK’lılara yapılıyor arkadaşlar. Boşuna mı soykırım diyoruz? Bir müzeye girmeniz bile engelleniyor yani. Şu hale bakın.

Diş Protez Teknolojisi öğrencileri ve mezunları başvuru yapıyorlar. “Taşeron işçileri, madem kamuda bu kadar taşeron var neden KPSS sınavı düzenlenir? Aylarca yıllarca emek verip bir sınava giriyoruz. Maalesef o kadar az alım var ki taşeron işçiler yüzünden. Bundan dolayı taşeron işçileri farklı bir şekilde değerlendirmek ve aile diş hekimliği politikasının acil bir şekilde yürürlüğe girmesi ve alımların artması gerekiyor.” Diyor. Bu arkadaşlarımızın isteğini de buradan belirtiyor ve Sağlık Bakanlığı’na da buradan iletiyoruz. Ayrıca soru önergesiyle de ileteceğiz. Diş protez teknolojisi öğrencisi arkadaşlarımıza da buradan söylemiş olalım.

Elazığ 1 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde kalan Yasin Yılmaz’ın yakınları bize başvurmuş. 15 Temmuz akşamı adamın tek suçu nöbetçi subayı olmak. Yani 16 Temmuz akşamı nöbetçi subayı olsa darbeci ilan edilmeyecek. Ama 15 Temmuz akşamı kazara orada bulunduğu için 8 senedir zindanlarda suçsuz yere müebbet ceza almış. 8 senesi, evliliği ve gençliği bitmiş. Şu hale bakın. Hangi vicdan bunlara susabilir arkadaşlar? Binlerce kişiye bunlar yapıldı. Erine de, komutanına da bunlar yapıldı. Bir sürü insan çok ağır bir şekilde suçlandı ve iktidarın da umurunda değil. Umurunda değil. “Attık, Sildik onları ezdik geçtik.” Kardeşim adam darbeci değil ya. Hiçbir şekilde ispatlayamıyorsun. Darbeci diye damga vurup insanları darbeci ilan etmek olur mu ya? Böyle bir şey var mı yani? Elinde hiçbir delil yok. “Öyle tahmin ediyorum.” deyip insanlara darbeci damgası vurup vurup geçtiler.

Abdülkadir Bozkurt bu kişi Tekirdağ 2 No’lu F Tipi Cezaevi’nde son dönemlerde sistematik bir şekilde işkenceye maruz kaldığı iddia ediliyor. Telefon görüşmesi var ve gardiyan tarafından dün saat 10.55 ile 11.45 saatleri arasında iki defa darp edilmiş. El parmağında kırık var. Omzundan darp edilmiş. Hastaneye sevk etmemişler. Darp izlerinin geçmesini bekliyorlar. Cezaevi müdürüyle görüşmek istenmiş, görüşmemiş. İkinci müdür reddetmiş. Bakın sanki hiçbir şey yok ortalıkta. Adam darp edilmiş, doktor raporuna gönderilmiyor, sanki hiçbir şey yok. Darp edilmemiş ama “Revire götürdük.” denilmiş. Morluklar varmış kişinin vücudunda. Sol kolunda morluklar var. Parmaklarında yara izleri var. Başında bir iki gardiyan sürekli bekliyor. “2 yıl önce darp edilen Yasin Eneç ile ilgili kardeşime bu olayla ilgili yalan şahitlik yapılmasını istemişler ama kardeşim reddetmiş. 2 yıldan beri sürekli psikolojik şiddet görüyor. Yanında Sedat Karadağ isimli mahpus olaya şahittir.” Bakın, Sayın Adalet Bakanı, cezaevlerindeki olaylarla ilgili size soru soruyoruz. Bize diyorsunuz ki; “İşte cezaevi müdürüne sorduk. Hiçbir sıkıntı yok. Dört dörtlük bir yermiş cezaevi.” Öyle mi? Tabi müdüre memura sorarsan öyle diyecek. Git bir kendin bir mahpusla bir görüş bakalım sen Yılmaz Tunç. Ya Allah aşkına bir kez de gidin bir mahpusla görüşün ya. 350 bin mahpus var cezaevlerinde bir tekiyle görüşmüyorsunuz Sayın Yılmaz Tunç. Hani bir spor olsun gidin bir görüşün ya. Ya Allah aşkına bir tanesiyle görüştüğünüzü duymadık. “Efendim ben müdürle görüştüm.” Bakın biz gidip mahpuslarla da görüşüyoruz, müdürlerle de görüşüyoruz. Yani adaletsizlik etmiyoruz. İki tarafla da görüşüyoruz.

Suriyeli akademisyenler bize başvurmuşlar; “Biz başarılı akademisyenleriz ancak Türkiye üniversitelerinde görev almamız engelleniyor.” derler. Neden? “Yabancı olduğumuz için Türk üniversitelerinde iş bulmak konusunda birçok zorlukla karşılaşıyoruz.” diyor. Zorluklar çıkarılıyormuş. “Biz niye bu ülkeye geldik? Ülke kültürümüze ve düşünce tarzımıza en yakın olan ülke olduğu için geldik.” diyor. Bunu da söylemiş oluyor.

Bakın size bir fotoğraf göstereceğim. Kocaeli’den bir fotoğraf. Liman fotoğrafları bunlar. Diyorsunuz ki niye bu fotoğrafı gösteriyorsun? Niye biliyor musunuz arkadaşlar? Asgari ücretlinin, emeklinin açlıktan ağzının koktuğu bugünlerde bu durduğu yerde para basan bu limanlar yıllardır vergi ödemiyormuş. Bu çıktı ortaya. Neymiş? Dubai Port World Limanı 2023 yılında vergi ödememiş. Safi Port Derince Limanı ise son 3 yılda hiç vergi ödememiş. Maşallah. Para basıyor adamlar. Kocaeli trafiğini altüst ediyorlar. Bölgede yaşam altüst oluyor. Trafik kazaları gırla, liman işletmeleri vergi bile vermiyor. Bu düzen böyle bir düzen arkadaşlar. Görün, herkes görsün bunu! Her şey ortada arkadaşlar yalan dolan yok. Bakın tüm evraklar ortada. Bu nasıl bir iştir? Nasıl dolaplar dönüyordur? Anlamak mümkün değil arkadaşlar. Biz bu konuyu yakından takip edeceğiz. Safiport körfezi kirletiyor. Safiport genişledikçe genişliyor. Neredeyse Gölcük’e varacak. Safiport arkadaşlar. Öyle bir durum var ki. Yani adam limanı genişlettikçe genişletiyor. Kimyasal tanklar geliyor. Çevreciler isyan ediyor. Kimsenin umurunda değil. Şu hale bakın. Ardından da 3 yıldır vergi bile ödemiyormuş. Dubai Port World Limanı ise bakın çalışanlara verilen performans ücretini yarıya düşürmüş. İşçilere her yılbaşında verilen çerez parası dahi verilmemiş. Vergi vermiyorsun. Bir de yetmiyor işçinin de hakkından kesiyorsun. Olacak işler değil arkadaşlar ama bunlar nasıl oluyor biliyor musunuz? Sırtınızı iktidara dayadığınız anda bunlar oluyor işte. Boşuna mı yani? Bir sürü müteahhit, patron, ağa, bu iktidara sırtını dayıyor. İşte böyle bir düzendeyiz.

Gebze Teknik Üniversitesi. Niye bu fotoğrafı gösteriyorum? Buradan çok şikayet aldık. Genel Müdür Yusuf Çalık’tan çok şikayet var. Neden? Çünkü öğrenciler hayvanları korumaya çalışıyormuş. Genel müdür gelmiş öğrencilere müdahale etmiş, demiş ki: “Buraya mafya gibi çöktünüz, çekin gidin, çık git buradan, burası senin mi, burası benim arazim.” Demiş, Genel Müdür söylüyor. Çocuklar ne yapıyor? Orada gariban hayvanları barınaklarda besliyor yani. Güzel bir iş yapıyorlar. Canlılara karşı merhamet, vicdan dolu olmayı senin öğretmen gerekir. Güzel bir üniversite gittim gördüm. Çok güzel bir üniversite. Yemyeşil her taraf, bir Amerikan Üniversitesi gibi gerçekten gurur verici bir görüntü var. İyi bir eğitim olduğu söyleniyor. Arazisi iyi teknik imkanları, iyi Gebze Teknik Üniversitesi’nin. Ya bırakın da öğrenciler bahçede 3-5 hayvan beslesin. Ne var bunda? Öğrencilerde onlara bir diploma verip göndermek mi önemli yoksa aynı zamanda onları merhamet, vicdan, empati duygularıyla doldurup göndermek mi önemli? Hem diplomasını alsın teknik bir insan olsun hem de merhamet, vicdan dolu insan olsun. Sayın Genel Müdür’ün yaptıkları hakkında Rektörünüzün bir açıklaması var mıdır? Sayın Rektörü bir açıklamaya davet ediyorum. Bu ne haldir? Anlaşılan Müdür Yusuf Çalık Rektörlüğü bile takmıyor! Öğrencilere dediği laflardan oldukça rahat birisi olduğu da görülüyor. Sayın Rektör’den ben bu konuda bir açıklama bekliyorum. Öğrenciler üniversiteye kazandırılacak insanlardır. Soğutulacak insanlar değil. Nedir bu konu? Lütfen bu konu hakkında bir açıklama yapsın. Biz bunu bir soru önergesiyle de soracağız. Öğrencilere yönelik bu muameleleri de kabul etmiyoruz. Üzücü kelimeleri kabul etmiyoruz. Hayvanların katline karar verilen yasaların çıktığı günlerdeyiz. 3-5 hayvanı koruyana da yapılan bu arkadaşlar.

Bakın arkadaşlar memleketin bir başka yerine gidelim. Şurası neresi biliyor musunuz? Belki çok yakından tahmin edemeyeceksiniz. Çünkü suların çok çekildiği bir göl burası. Çok güzel bir göldü fakat şu anda neredeyse göl kalmayacak. Isparta Eğirdir Gölü. Gidenler görmüştür muhteşem manzarasıyla çok güzel bir göl ama son yıllarda çok kirlenmeye başladı. Biz de gittik. Gakikaten her taraf sinek dolu. Bir sürü sıkıntı var. Göl çekiliyor. Gereken temizlik yapılmamış. Göl kirlilik içinde bırakılmış. Sahipsiz bir şekilde bırakılmış. Gölün suları çekiliyor. Gölü öldüren bitkiler var. Birtakım balıklar atılmış orada göle zarar veren balıklar konulmuş göle bunlar zarar veriyor. Göl kirlilik içinde, müsilaj içinde sular çekiliyor. Bakın esnaf perişan, aynı zamanda çünkü Eğirdir’in bir de turistik yönü var. En başta Eğirdir Gölü ölüyor. Şimdi bize bir başvurucu nereden başvurmuş? “Eğirdir ilçesine bağlı Barla Köyü’ndeyim. Yaklaşık altı aydır buradayım. Eğirdir Gölü kuruyor. Yağmur yağmadığı için tonlarca tarlalara oradan su çekiliyor, parayla satılıyor ve tedbir alınmıyor.” Düşünün, gölün hem suyu çekiliyor bir de oradan su çekip tarlalara parayla satıyorlarmış. Bakın gölün hali de böyle işte görüyorsunuz ve tedbir alınmıyor. Göl son iki senede oldukça çekmiş ve göle giren kimse kalmamış. Şimdi esnaf da perişan. Turistlerle ayakta kalıyor diyor. Kan ağlıyor diyor esnaf. Çevre Bakanı bir açıklama yapmış. Şunu yapacağız bunu yapacağız demiş. “Efendim tüm adımları atacağız sucul bitkileri toplayacakmış, özel araçlar alınacakmış, oksijen seviyesi arttırılacakmış, dip çamuru temizliği yapılacakmış, su takviyesi yapılacakmış, komisyon kurulmuş, ön raporlar, ekosistem, etki raporu, kıyıda temizlik başladı.” dedi. Peki Sayın Bakan, göl ölmeden önce neredeydiniz? Peki bunları yapmayı şimdi biliyorsunuz da, iş işten çoktan geçti. Göl neredeyse öldü, bitti. Neredeydiniz? Kaç yıldır göl kirlilik içinde? Kaç yıldır gölün suyu çekiliyor? Neredeydiniz Çevre Bakanı? Yani göl öldükten sonra “Tamam gerekenleri yapacağız, ekipmanları yolluyoruz.” iş işten geçti, göl gitti. Eylem planları falan çıkarmışlar, beş adımda Eğirdir Gölü’ne can suyu! Can suyu yani göl ölmüş suni teneffüs yaptırmaya çalışıyorlar. Yani gölü öldürmüşsünüz. Kaç yıldır doğru düzgün bir iş yapmamışsınız. Türkiye’de bu işler böyle. Çevre Bakanı da sanki büyük iş yapmış gibi; “Büyük eylem yapıyoruz.” ya hasta ölmüş. Sen eylem yapsan ne olur? Göl ölmüş.

Şurası da benim de yıllarca çalıştığım Kocaeli İzmit SEKA Devlet Hastanesi. Şimdi SEKA Devlet Hastanesi’nde önemli sorunlar var. Bu sorunlar sendika temsilcisi tarafından Genç Sağlık Sendikası Kocaeli Şubesi Başkanı Yetiş Kurtuluş Yağdıran tarafından gündem ediliyor. Deniliyor ki; “Biz personel dinlenme alanlarının yetersiz hijyen koşullarını uygunsuz buluyoruz. Acil serviste bir hekim ile birlikte iki hemşire çalışması gerekirken sayı bunun altında kalıyor. Personel yemeklerinin içerisinden yabancı maddeler çıkıyor. Yemeklerle beraber gönderilen ekmekler küflü yenilemez halde yemeklerle beraber gönderilen meyveler çürük gönderiliyor.” Personel canla başla çalışıyor, yemeğe çıkıyor düşünün çürük ekmekler, çürük meyveler. Dinlenmeye gidiyor havasız, kötü, pis, hijyensiz odalar. Ya bunlar başhekime sunuluyor, dinliyor fakat hiçbir çözüm bulmuyor. Sendika başkanıyla da görüştüm. Bu çözümsüzlüğü kabul etmiyoruz. Sağlık Bakanı’na konuyu iletiyorum buradan yazılı olarak da iletiyoruz. Nedir bu sorumsuzluk? Böyle şey mi olur? Yani canla başla çalışan doktor ve hemşire arkadaşlarımıza yapılacak iş midir bu? Ben de oralarda çalıştım gerçekten önemli bir performansla çalışır doktorlar, hemşireler, hastalara karşı özveriyle çalışır. Mutlaka da yorulur. Yorulduğu zaman dinlenmesi gerekir. O kadar yorgun argın insanın önüne çürük ekmek, sebze meyve mi koyuyorsunuz? Allah aşkına bu ne iştir? Sağlık Bakanı duymuyor mu bunu? Biz buradan sendikanın bu şikayetlerini iletiyoruz. Sağlık Bakanı cevap versin. Başhekim Bey Sendika Başkanı’nı artık kabul etmiyormuş, randevu vermiyormuş. O zaman Sağlık Bakanı bu konuya bir çözüm bulsun. Biz soruyoruz, soru önergesi ile de soruyoruz. Meslektaşlarımızın yaşadığı hale duyarsız kalamam bir hekim olarak, Meclis Sağlık Komisyonu üyesi olarak bu durumu yakından takip edeceğim. Tüm İzmit SEKA Devlet Hastanesi personeli de bunu bilsin. Yıllarca birlikte çalıştık. Meslektaşlarımızın, arkadaşlarımızın durumunu hiçbir zaman unutmayız. Her zaman yanlarındayız. Hepsi her zaman bize başvurabilirler.

“Yıldız Sunta’nın saldığı tozdan şikayet var” diyor. Şimdi ilginç bir durum tespit ettik arkadaşlar. İlimizin gazetesi Özgür Kocaeli böyle bir haber yaptı. İlimizin çevresini acayip kirleten Yıldız Entegre ile ilgili bir haber yaptı. Bakın Yıldız Sunta’nın saldığı tozdan şikayet var diye bir haber yaptı. Sonra bir baktık bir saat sonra haber silindi. Haber yok şu anda. Ya Özgür Kocaeli Gazetesi yetkilileri haberi niye sildiniz? Soru bu. Özgür Kocaeli gazetesi yetkilileri haberi niye sildiniz? Soru bu. Siz de biliyorsunuz ki Yıldız Entegre bu şehri mahveden bir sürü pislik, kir saçan bir fabrika. Peki niye sildiniz bu haberi? Ben soruyorum. Ben haberi bulamadım. İlk önce gazetenizi de her gün tetkik ederim. Değerlendiririm. Ama sonra baktık bizim ilgilendiğimiz önemli bir alan. Çevreyle ilgili bu haberiniz ki bunu değerlendirmeye aldım ben bu haberi. Arkadaşlarımız bu konuyu takip ediyorlar. Fakat gazetenizde aniden haber silindi. Yani açıklama yapın lütfen. Bir telefon mu geldi fabrikadan? Veyahut da AK Parti il başkanlığından. Fabrikadan mı bir haber geldi? Veyahut başka bir teknik sorun mu oldu? Tabi ben yargısız infaz yapmam ama bu da hoş olmayan bir görüntü. Fehmi Bey’in sahibi olduğu bu fabrikayla ilgili haber yapmak acaba engelleniyor mu Kocaeli’de diye bir soru akla geliyor. Bu konuda da bir cevaplamanızı istiyoruz.

Şimdi Kocaeli ile ilgili sorunlar bitmiyor arkadaşlar. Bakın defalarca gündeme getirdim. Bin defa gündeme getirsek azdır. Şimdi bakın Derince Limanyolu projesi, TEM’e bağlantı yapılacaktı oradan. Ya neredeyse 20 yıldır oradan bir bağlantı yapılacaktı oradan 20 yıldır beceremiyorlar. Hani 2002 yılından beri iktidar AK Parti iktidarı 2024’e gelmişiz. Derince’de bir liman otoyol projesi hala yapılamamış. Utanç verici bir hal gerçekten. Şehrin içi tırlardan geçilmiyor. Arabanızı sürüyorsunuz sağda solda tır size vuruyor, çarpıyor, bir sürü kazalar oluyor. Yani şehir içinde tırlar cirit atıyor. Bu şehir içindeki bu tır artışı dursun diyoruz. Büyük bir tehlike arz ediyor koca tonajlı kamyonlar. Saniye başı birisi giriyor çıkıyor bu limanlara. Vergi de ödemiyor bu adamlar ve ihalelerde yolsuzluk, usulsüzlük döndüğünü Danıştay ispat ediyor, buluyor. İhaleyi iptal ediyor. İki yıldır güya oraya bir otoyol, bağlantı yolu, köprü, şu bu yapılacak. Bütün bunlar iptal ediliyor. Bakın sonuçta ne oluyor? 912 milyon liraya ihale edilen bir yer, şu an daha yeni ihalesi de yapılmamış. Allah bilir ihale yapıldığında 2 milyara, 3 milyara belki de çıkacak ihalesi! Hadi bakalım çık işin içinden! Yani halkın parasını böyle çarçur ediyorlar arkadaşlar. Sizin paranız bu ya 912 milyona yapılacak iş belki ki şu anda yapılamıyor da halk perişan. Yapıldığı zamanda 2-3 milyar liraya yapılacak belli ki. Korkunç paralar bunlar. Bunlar kimin cebinden çıkacak? Bu beceriksizlerin cebinden çıkmıyor. Halkın cebinden çıkıyor arkadaşlar. Üzücü olan nokta bu.

Gülden Aşık, Balıkesir Şehir Hastanesi’nde ameliyat olmuş. Bize yakınları başvurdu. Bandırma M Tipi Cezaevi’nde kalıyor. Kanser hastası ve maalesef hala cezaevinde kalıyor. Adli tıbbın değerlendirmesine gönderilmemiş şehir hastanesi raporuyla maalesef bir kanser hastası daha cezaevinde kalmaya devam ediyor. Gülden Aşık cezaevlerinde bebeğini düşüren bir kadındır, bir annedir. Ardından kanser oldu, çekmediği çile kalmadı ve halen de tahliye edilmiyor. O zindanlarda çile dolduruyor. Raporları burada, eşi gönderdi. Bütün bunları tetkik ediyoruz ve kanser hastası olduğu belli fakat hala tiroid papiller ca hastası olmasına rağmen halen cezaevlerinde tutulmaya devam ediyor.

Şu görüntü herhangi bir şehir içi salonundan alınmış bir görüntü değil. AK Parti bayrakları var görüyorsunuz. Nereden alınmış biliyor musunuz? Türkiye Parti Devleti’nde bunları da yaşıyor arkadaşlar. Burası Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi. Üniversitenin içinde AK Parti genişletilmiş İl Danışma Meclisi toplantısı yapılıyor. Memleketin haline bakın arkadaşlar. Bakın fotoğrafı da burada. Belgesi burada. Belgesiz konuşmuyoruz. Belgesi de burada, bu iktidar döneminde her şey nasıl partizanlaştırıldı? Hiç utanmadan üniversitenin salonunu bile parti faaliyeti için kullanıyorlar. Son durum bu arkadaşlar. Zaten bu üniversite yolsuzluklarıyla gündem olmuştu. Biz sorular sormuştuk. Tatminkar olmayan cevaplar gelmişti ve biz tekrar böyle bir görüntü görüyoruz. Bu nedir? YÖK Başkanı, Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi Rektörü, ilgili kim varsa. Nedir bu kardeşim? Bir açıklama yapacak birisi var mı? Şu hale bakın ya! Üniversiteler AK Parti’nin çiftliğine dönmüş.

Darıca’dan çok şikayet alıyoruz. Neden? Darıca ve birçok başka yerde Daltonlar çetesi var. İş yerlerini kurşunluyor, yağmalıyor, talan ediyor. Defalarca Darıca Kaymakamı’na, Darıca Emniyet Müdürü’ne bildirdik. Neden Daltonlar çetesine müdahale edilmiyor arkadaşım? Neden bu Daltonlar çetesi iş yerlerinden haraç alıyor, kurşunluyor? Ülkede polis yok mu? Emniyet yok mu? Kaymakamlık yok mu? Kocaeli valisi yok mu? Nedir bu Daltonlar çetesi? Göz mü yumuyorsunuz, baş mı edemiyorsunuz? Sormak isterim ne ise söyleyin. İçişleri Bakanı’na da iletelim bunu. İletiyoruz da zaten. Yine ileteceğiz. Darıca’da birçok esnaf bize başvuruyor. Diyor ki; “Nedir diyor bu hal. Allah aşkına.” diyor. “Haraç istiyorlar vermeyince dükkanımız kurşunlanıyor.” Bunları yakalayan var mı? Hiç yakalayan yok. Ellerini kollarını sallayarak geziyorlar.

Bir taraftan da ne oluyor? Cezaevlerinde cezalandırmak istedikleri mahpuslara ağır şartlar dayatılıyorlar. Hücrelere atılıyor, ağır insan hakları ihlalleri yapılıyor. Bunlara itiraz edince de “Sen itiraz ettin al sana disiplin cezası. Al sana 11 gün hücre cezası. Al sana tehlikeli mahpus cezası.” ve tekrar atıyorlar o hücrelere. Bakın mekanizma böyle arkadaşlar. Sayın Nacho Sanchez Amor da bunu duysun. Burada biz bakanlığa bunları bildiriyoruz. Baş edemiyoruz. 9/3 diyorlar. Önüne geleni tehlikeli mahpus ilan ediyor. Ya niye tehlikeli mahpus olsun? Adama haksızlık yapmışsın, itiraz etmişsin. Ardından disiplin cezası vermişsin. Bir de tehlikeli mahpus ilan etmişsin. Yani zulüm üstüne zulüm Allah aşkına.

Bakın bir üzücü haber duyduk. Bunu bugün de takip edeceğim. Yarın da takip edeceğim ama bir an evvel İçişleri Bakanlığı’ndan bir açıklama bekliyoruz. “Erdoğan soykırım vanalarını kapat dediği için Filistinli arkadaşımız geri gönderme merkezinde tutuluyor.” demişler ve bunun için gençler açıklamalar yapıyor. Değerli arkadaşlar bir ifade özgürlüğüdür bu cümle ve biz Türkiye ile İsrail arasında aylardır bir ticaret sürdüğünü söyledik. Hep inkar ettiler. En sonunda; “Ya artık tamam bitirdik.” dediler. Demek ki öncesinde varmış. Biz; “Ticaret var.” derken “Yoktur efendim yoktur.” diyorlardı. Sonunda dediler ki: “Tamam bitirdik.” Şu hale bakın ve şu anda bunu söyleyen gençleri de tutukluyorlar. Ülkenin hali bu arkadaşlar. Geri gönderme merkezlerine gönderiyorlar. Olacak bir iş değil. Biz bu Filistin asıllı gencin bir an evvel serbest bırakılmasını istiyoruz. İçişleri Bakanlığı, Göç İdaresi Genel Müdürlüğü. Konuyu biliyorsunuz. Nedir bu iş? “Filistin’de soykırım var, Mahmut Abbas’ı çağırdık, şudur budur.” diyorsunuz. Daha sonra bir Filistinli genci soykırıma karşı Türkiye’de mücadele eden bir genci cezalandırarak onu memleketine göndermeye çalışıyorsunuz. Bu nasıl bir ikiyüzlülük yani? Hiç utanmıyor musunuz? Yüzünüz kızarmıyor mu? Bu ne haldir? “Filistin, Gazze” denilince mangalda kül bırakmayanlar çok rahat bir şekilde Filistinli bir genci geri gönderme merkezinden memleketine gönderiyorlar. Yatacak yeriniz yok gerçekten.

Türkiye’de çocuklar, bebekler zindanlarda. 520’yi aşkın çocuk bebek zindanlarda. Bakın geçtiğimiz gün bir bebek daha cezaevine girdi. Görüyorsunuz annesiyle beraber 1,5 yaşında Neva bebek, Hatice Kaya bebeğiyle beraber cezaevine girmiş bir Türkiye manzarası. Çocukların, bebeklerin zindanlarda olduğu bir Türkiye.

Cezaevlerinden mektuplar da çok geliyor bize. İrfan Kürek Kahramanmaraş 1 No’lu L Tipi Kapalı Cezaevi’nden bize yazmış; “Tarafı olmadığım bir uyuşturucu ticaretinden dolayı yargılandım. Mahkemede 15 yıl hapis cezası aldım. Dosyam hukuksuzlukla dolu olayda uyuşturucu maddeyi üzerinde taşıyan E.K. isimli kişinin maddenin kendisine ait olduğunu, benim ilgimin ve bilgimin olmadığını mahkemede beyan etmiş olmasına rağmen mahkeme ikimize aynı cezayı verdi. 5 çocuk babasının anneleri de yok. Yanlarında olmadığım için çalışmak zorunda kaldılar. Çocuklarım mağdur ve perişan oldular. Bu ceza hangi akla vicdana sığar?” diyor.

Mahir Can Ada, Giresun L Tipi Cezaevi’nden bize mektup yazmış. Özetle der ki, duy diyoruz Yılmaz Tunç; “ İstiklal mahkemelerinin uygulamalarını andıran bir durumu yaşamaktayım. Hak ettiğim halde koşullu tahliyem verilmemekte. Hatta disiplin cezam olmadığı halde disiplin cezan var denilerek maddi hatadan öte işler yapılmakta. Kararın başındaki olumlu ifade kararın sonunda tam tersine çevrilmekte. Örneğin, ‘hükümlünün kurum içerisinde personele karşı tavırlarının uyumlu olduğu’ denilirken, aynı bölümün sonlarında bunun tam tersi belirtiliyor. Bir yerde iyi halli bir iletişime açık derken, diğer yerinde toplumla bütünleşmede uyum sorunu yaşayacağı iddia ediliyor. Akıl ile izah edilemeyecek bir çelişki bu kararlarda var.” diyor.

Mahmut Kurt Sincan 2 No’lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden yazıyor bize ; “İşlemediğim bir suçun cezasını 7 yıldır çekiyorum. Bu zulümhanede. Cezanın tamamını çektiriyorlar. Allah’ın yardımı olmasa inanın dayanılacak çile değil. Allah sabrını verdi ve sabrettik. Beni evlatsız, evlatlarımı babasız bıraktılar.”

Melek Gelir, Sakarya 1 Nolu L Tipi Kapalı Cezaevi’nden yazıyor bize; ““Üç çocuk annesiyim. 6,10 ay ceza alan bir mahpusum… Eşim asgari ücretle çalışıyor. Çocuklarım yanıma gelmekte madden zorlanıyor, eşim çalıştığı için gelemiyor. Bolu T Tipi Cezaevine sevk istiyorum. Ailecek maddi manevi çok yıprandık. Çocuklarım daha çok küçük. Annelerine ihtiyaçları var. Sesimi duyurun.” Diyor buradan sesini duyuruyoruz 6 yıl 10 ay ceza almış düşünün bakın aile Bolu’da anne Sakarya Cezaevi’nde aile gelemiyor. Anne kopuk çocuklarından büyük bir sıkıntı yaşanıyor ama hala sevk etmiyorlar bu anneyi. Bütün bunları biz bakanlığa bildiriyoruz arkadaşlar.

Atipik Otizmli çocuğu olan, Kayseri Kadın hapishanesindeki Sibel Ünnü’nün hakkı olan infaz ertelemesi “güvenlik” gerekçesiyle reddedilmiş. Adli Tıp bile infaz erteleme veriyor ama güvenlik diye bir şey çıkmış. O zaman niye adli tıpa gönderiyorsun insanları?  Sen hekimden üstünsen hekimin kararını umursamıyorsan niye gönderiyorsun mahpusu adli tıpa? Allah aşkına bu dosyada; anne ve atipik otizmli çocuğu ayrı perişan bir aile tablosu ama çıkıyor bir tane mahkeme diyor ki; “Ben adli tıp kurumunun kararını tanımıyorum. Cezaevinde kalmalı.” Soruyorsunuz bunu soru önergesiyle bakanlık cezaevine de soruyor meseleyi ve bize cevap veriyor; “Kurumda işler mevzuata uygun yürüyor.” Standart cevaplar bunlar arkadaşlar. Yani vicdanın kabul etmediği işler oluyor. Soruyorsun; “İşler dört dörtlük, güllük, gülüstanlık, bütün mevzuat yerinde, her şey zamanında uygulanıyor.” gibi cevaplar alıyoruz.

Remzi Uçucu¸ İzmir 1 Nolu F Tipi Hapishanesi’nden yazmış; “ “Devletin iktidarın uygulamalarını eleştirdiği için kitapları dergileri vermiyorlar. Sohbet hakkı tam uygulanmıyor. Posta yoluyla gelen her türlü fotokopi engelleniyor. Bize gelen çiçek fotoğrafları, arkadaşlarımızın fotoğrafları bile engelleniyor. Ve mahkemelere itirazımız reddediliyor. En basit gerekçeli disiplin cezaları veriliyor. Ziyaret yasakları 100 ayı geçti. Hücre tipi ring ile hastaneye gitmediğimiz için sağlık hakkımız engelleniyor. Velhasıl kuyu tipi hapishanelerdeyiz.” diyor.

Yurdagül Gümüş, Marmara Kapalı Hapishanesi’nden yazmış; “ “Basına, aydınlara, milletvekillerine kime yazarsak yazalım… Sanki bu ülkede, bu yeni yüksek güvenlikli hapishaneler yokmuş, oradaki tutsaklar tüm bu koşulları yaşamıyormuş da, biz fantastik kurgu olarak yalan şeyler yazıyormuşuz gibi engelleniyor mektuplarımız…” diyor

Çok skandal bir durum var! Kocaeli’deki MESEM yolsuzluğuyla ilgili hala doğru dürüst bir açıklama yapılmıyor. Şirketlerden bir kısım paralar geri alınıyor ama adli soruşturma var mı yok mu? Kocaeli Gazetesi’nden bir haber; ““AKP’li Kent Konseyi Başkanları, devleti hülle yoluyla milyonlarca lira dolandırmış!” diye bir iddia var ortada. Nedir ne değildir bunların araştırılması lazım! Kimse korunmamalı diyorum!”

Yorumlar