9 Mayıs 2024
Gergerlioğlu: “
1.5 yıla yakındır iddianamesi hazırlanmamış, savcıları sürekli değiştirilmiş Sinan Ateş cinayetinin sonunda iddianamesi hazırlandı ama şaibeler ile dolu çünkü bu iddianamede cinayetin gerçek nedenine dair bir araştırma ve bulma isteği yok! Tetikçinin bir başka eve nakledilmesinde görev alan Ülkü Ocakları Genel Merkez yöneticisi Tolgahan Demirbaş’ın Ankara Emniyeti’ndeki bir polis ile konuşması yansımış iddianameye. Sinan Ateş’in evinin adresini istiyor. O da “Ne için?” diye sorarken “Ocak onun kalemini kırmış.” Diyor! Böyle bir konuşma var ve sonunda herhangi bir şekilde neden bu cinayetin işlendiğine dair bir araştırmanın yapılmadığı bir iddianame ortada! İki özel harekat polisinin tanımadığı iki tetikçiyi İstanbul’dan Ankara’ya alıp götürdüğü ve ifadelerinde “Pavyona giderken iki tanımadığımız kişiyi de alıp götürdük.” Dediği, tetikçileri cinayet alanından uzaklaştıran Tolgahan Demirbaş’ın MHP eski Mersin Milletvekili Olcay Kılavuz’un evinde yakalandığı bu olay ile ilgili gerçekler araştırılmak istenmiyor! Katiller, azmettiriciler bulunmak istenmiyor. İşler 1-2 tetikçinin üstüne yıkılmak isteniyor ve böylece bu işten kurtulmaya çalışılıyor! 1.5 yılda hazırlanan iddianame fos çıktı ve şu anda gelinen noktada buna en başta Sinan Ateş’in eşi Ayşe Ateş itiraz ediyor! “Benim ifadelerim bile iddianamede yer almamış.” Diyor. Şu skandala bakın arkadaşlar! Maktulün eşinin çok fazla bilgiler içeren ifadesi iddianameye bile alınmamış! Neyi saklamaya çalışıyor bu AK Parti MHP Cumhur Zulüm Suç ve Çıkar İttifakı? Buradan sormak isterim; bu ittifak neyi saklamaya çalışıyor? Birçok MHP’li yönetici var bu ifadeler arasında ama MHP’ye yönelik bir araştırma ve bir şeyler bulma isteği yok! Ülkü Ocakları ile ilgili birçok kişinin ismi geçiyor bu cinayetin etrafında fakat bununla ilgili de Ülkü Ocakları’ndan kaynaklı bir emir mi bu cinayet? Bununla ilgili de bir araştırma yok iddianamede. Devlet Bahçeli diyor ki: “Kim ne biliyorsa söylesin, mahkemeden adalet çıksın.” Biz de söylüyoruz Devlet Bahçeli, kim ne biliyorsa diyorsa! Biz de araştırıyoruz 1.5 yıldır bunları söylüyoruz, iddianame çıktı, yine söylemeye devam ediyoruz. Bizim için hak, hakikat en üstün değerdir. Kim olursa olsun zalime karşı ve kim olursa olsun mazlumdan yana demek şiarımızdır ve bu cinayetin bu şekilde sümenaltı edilmek istenmesi de kabul edilemez bir durumdur.
Türkiye’de adil yargılama yok! Bakın size son çarpıcı örnek; aradan yıllar geçse bile işkenceye uğrayan bir kişi, bir hanımefendi işin peşini bırakmadı! Türkiye İnsan Hakları Vakfı’na gitti, işkence gördüğüne dair önemli bir rapor çıkarttı ve bunlar tekrar savcılığa gitti. Afyon Emniyeti’nde gördüğü işkencenin örtbas edilmek istenmesine karşı yıllardır mücadele veren bir hanımefendi Aysun Işınkaralar, kendisi Afyon Emniyeti’nde çok kötü bir muameleye ve işkenceye uğradı ve ardından birtakım Hipokrat yeminine ihanet eden doktorlar ve savcılar tarafından başvurularına takipsizlik verildi. Yılmadı, Türkiye İnsan Hakları Vakfı’na gitti, oradan bir rapor aldı yine başvurdu yine takipsizlik verildi! Peki o zaman bu takipsizlik verilen sümenaltı edilen suç duyurusunda neler yazıyordu merak ediyorsunuz değil mi? Neden birileri bir hanımefendinin uğradığı bir kötü muamele ve işkencenin üstünü örtmeye çalışmış? O halde buradan Meclis kürsüsünden bu suç duyurusunu okuyalım. Bakalım savcı değilseniz bile siz bu hale ne diyeceksiniz? “Müştekinin avukatı aracılığı ile vermiş olduğu dilekçesi ve Cumhuriyet Başsavcılığımızda SEGBİS vasıtasıyla alınan ifadesinde, “07/05/2018 tarihinde” tam 6 yıl önceki bir işkence olayından bahsediliyor ve yılmamış, işkence mağduru bu konuyu takip etmiş. “07/05/2018 tarihinde Afyonkarahisar’da Fetö terör örgütü suçlamasıyla gözaltına alındım. Olay günü Hatice Beyza Süzer isimli kadını aramak için evime gelmişlerdi. Polislere o kadının ben olmadığımı söylememe rağmen beni “Kim olursan ol bizim götürme yetkimiz var.” deyip il emniyet müdürlüğü terör şube müdürlüğüne götürdüler, sonra da Kocatepe karakoluna götürüldük. Benim yanımda Elif Çolak isimli misafirim de vardı. 5-6 kadın 18/05/2018 tarihine kadar orada pislik içinde, farelerle kötü koşullarda kaldık. Ertesi gün beni, Elif’i ve bir öğrenci kızı sarışın renkli gözlü bir erkek polis Afyon il emniyet müdürlüğüne götürdü. Terör şubeye gittik. Orada çay ocağında bir süre bekletildik. Benim ismimi çağırdıklarında ayağa kalkıp yanlarına doğru gittim, daha kapıdan içeri girer gitmez kafama çuval geçirdiler. Yanımdan “ah” diye bir ses geldi. Kafamı eğdiler, her tarafımda polisler vardı. Beni hızlı bir şekilde koşturup karakoldaki boş odaya fırlattılar. İçeri girer girmez kilolu toplu 170-180 cm boylarında erkek polis boğazımı sıkmaya başladı. “Bylock’u kim yükledi, imam mısın imame misin?” dedi. Diğer polisler de beni ortalarına aldılar. Arada nefessiz kalınca beni bırakıyorlardı. Sonra tekrar boğazımı sıkıyorlardı. Ayak bileklerimden elektrik vermeye başladılar. Bana sürekli “Hatice Beyza nerede saklanıyor?” diye sordular, Elif’i sordular. Arkadaşım olduğunu söyledim. Önce sağımdan, sonra solumdan sonra iki tarafıma da aynı anda elektrik vermeye başladılar. “Biz devletiz.” diyorlardı. Tem Şube müdürlüğünde Aydın polis olarak bildiğim kişi (eve geldiğimde bana kimliğini tanıttı için biliyorum) de vardı. Ben her seferinde bağırıyordum. Bağırmazsam bana kötülük yaparlarsa “Neden bağırmadın?” demesinler diye düşündüm. Çuval halen başımdaydı. İçlerinden biri “Bunu soyun.” dedi. “Bana bunu yapamazsınız.” dedim. Dışarıdan bir adam geldi. Onlarla konuştu. Bana “Aysun biraz daha az bağırabilir mısın?” dediler. Bende “Neden böyle yapayım?” dedim. Bana “neden sürekli Allah diye bağırıyorsun, bizim Müslümanlığımıza mı laf ediyorsun?” dediler. Sonra çapraz odaya götürüp kafamdan çuvalı çektiler. Melisa isimli kadın bir polis benimle konuştu. Bana silah doğrultup tetiği çekip çekip bıraktı. Sonra bana bir fotoğraf gösterdiler bu sen misin dediler, bendim ama korkumdan ben değilim dedim. Bu fotoğraf adliye önünde Zaman gazetesi ile ilgili basın açıklaması sırasında çekilmişti. Şişman bir polis beni odadan çıkardı. Beni başka bir yere götürmeye başladılar. Bana tecavüz edeceklerini sandım. O polis benim gözlerime bakıp “Seni tekrar getireceğim.” dedi. “Beni nereye götüreceksiniz?” dedim. “Geldiğin yere götüreceğiz.” dediler. Ramazan isimli başka bir şüpheli ile tekrar karakola götürdüler. Ayaklarım uyuşmuş ve şişmişti, yaralar oluşmuştu. Çünkü elektrik ayak bileklerimden vermişlerdi. Naylon çorabım ise tenime yapışmıştı. Orada bir kadın şüpheli gördüm ve bana işkence yaptılar dedim. Ertesi gün avukatım geldi. Adı Emin Çelik’ti. Bana işkence yaptıklarını söyleyip ayaklarımı gösterdim. Savcılığa suç duyurusunda bulunacağını söyledi, fakat bende kendimi düşünmek zorundayım diyerek bulunmadı. Polisler diğer şüphelileri ifade almaya götürdüklerinde bana tehdit içerikli sözlerle mesaj gönderiyorlardı. 9’undan 14’üne kadar hastaneye götürmediler. Ayın 14’ünde Afyonkarahisar Devlet Hastanesi’ne götürdüler. Hepimizi Ali Konu isimli doktor muayene etti. Doktora işkence yapıldığını söyledim. Bana rapor yazacağını söyledi. Aydın adlı polis doktorun bana verdiği raporu elimden aldı ve bunu dosyaya biz koyacağız dedi. 1-2 gün sonra da karakolda ifadem alındı. Kafamdaki çuvalı orada çıkardılar. İşkenceye uğradığımı söyledim. Bana polisler bunu savcılığa söyleyeceksin dediler. 18/05/2018 tarihinde savcılığa götürüldük. Sonra da mahkemeye götürüldük, Sorguda avukatıma “İşkenceden bahsedeyim mi?” dedim. “Ben söylerim sen bana güven.” dedi ama söylemedi. O gün tutuklanıp Afyon Kapalı Cezaevi’ne götürüldük. 3 gün sonra pazartesi günü muayeneye götürüldük. Doktora işkenceyi söyledik. Suç duyurusunda bulunmak istediğimi söyledim. 21/05/2018 tarihinde cezaevinden gönderdiğim dilekçe ile Afyonkarahisar savcılığına suç duyurusunda bulundum. 1 ay sonra takipsizlik yazıldığını öğrendim. Karara itiraz ettim. Mahkemeden ret geldi. Afyonkarahisar Devlet Hastanesi’nden raporlarımı istedim. Muhammet Turan isimli doktor “darp cebir izi yoktur” diye rapor vermiş. Ben o doktoru da şikayet etim. Tekrar soruşturma açılması için şu anda sizin dosyanız kapsamında avukatım aracılığıyla başvurdum. Elimde iki yeni delilim var. Birincisi Muhammet Turan isimli doktorun verdiği darp cebir izi yoktur raporu, bu sahte bir rapordur. İkinci delilim ise ben hapisten çıktıktan sonra Türkiye İnsan Hakları Vakfı’na başvurdum. Bir sene beni takip edip psikolojik tedavimi yaptılar. İşkenceye uğradığıma dair bir rapor aldım bu vakıftan. Bu raporumu da dosyaya avukatım sundu.” Demiş! Bütün bunları sunmuş ve sonunda yine bu suç duyurusuna da takipsizlik verilmiş! Şu hale bakın. Türkiye’de adil yargılama var mı arkadaşlar? Apaçık bir işkence var, yıllar sonra bunun peşine düşen bir kadın var ve en sonunda yine takipsizlik veriliyor ve biz Sinan Ateş cinayeti karartılmak istendi dediğimiz zaman garipsiyorlar. Sadece şimdi mi? 6 yıldır neler neler yaptılar! Yıllardır neler neler yapıldı! Birçok insan hakları sorunu vardı adil olmayan yargılamalar ile tüm bunlar artırıldı. Bakın Aysun Işınkaralar diyor ki: “Bize İş kurun dahi iş vermediğinden ve başvuru yapmama rağmen yurt dışı yasağımın sakıncalı görülüp kaldırılmadığını da söyleyin. Bizi her konuda yokluğa, açlığa, susuzluğa mahkum ediyorlar.” Diyor, son derece önemli olaylar bunlar değerli arkadaşlar. Kabul edilecek bir durum değil bu durum!
100 bine yakın öğretmen ataması olması gerekiyordu. En sonunda 20 bin atama çıktı! Öğretmenler zor durumda, öğrenciler maalesef öğretmen öldürüyor! Geçtiğimiz günler İstanbul’da disiplin suçu nedeniyle okuldan uzaklaştırılan bir öğrenci elini kolunu sallayarak okula geldi ve müdürü katletti! Zaten öğretmenlik kolay bir iş değil, zor bir meslek ve şu anda öğrenciler ile uğraşmak, eğitim vermek, öğretim yapabilmek son derece zorlaştı ve öğretmen olmak istemelerine rağmen en fazla 20 bin atama yapılıyor. Bu 20 bin atama yapıldığında da bu insanlar öğretmen olabilecek mi? Hayır! Mülakata girecekler, torpilliler öğretmen olacak iktidarın yol verdikleri öğretmen olacak hoşuna gitmedikleri öğretmen olamayacak! Türkiye böyle bir rezaleti ve skandalı yaşıyor. İnsanlar zaten iflas etmiş Milli Eğitim camiasına girebilmek için yıllardır bekliyor, en sonunda bekleyen yüz bin öğretmenin ancak 1/5’i atanıyor ve en sonunda da bunların arasında mülakat seçimi yapılıyor. Bunlar haksız ve hukuksuz uygulamalar.
Hak ihlalleri çok yoğun bir şekilde bize geliyor. Her kesimden ve bunları hep gündeme getiriyoruz ve gündeme getirmeye devam edeceğiz.
Ümit Kuzu bize başvurmuş. Deprem sonrası farklı birçok cezaevine nakledilmiş. Ankara Sincan’a, Tarsus’a, Bolvadin’e ve bütün buralarda dolaşmış, ailesi İskenderun’da ve İskenderun T Tipi Cezaevi’ne gelmesini istiyorlar fakat gelmiyor. Çocukları 1 senedir babalarını ziyarete gidememişler. Düşünün çocuklar 1 yıldır ziyarete gidemiyor. Basit bir nakil işlemi yapacaksınız, depremzede bu insanlar fakat bu da yapılmıyor!
İsmail Can isimli bir kişi bize başvurmuş. Polisin bir olay nedeniyle kendisine haksız, kötü muamele ve darp yaptığını söylüyor. Bu konuyu da yazılı soru önergesi ile soracağız.
Oktay Kelebek 6 Şubat günü gözaltına alınmış ve ardından İzmir Buca Yüksek Güvenlikli Cezaevi’ne götürülmüş. Orada Cem Dursun ve 78 yaşındaki hasta Wernicke Korsakoff ve prostat kanseri %80 engelli Mehmet Güvel ile tutuluyorlarmış. Tekli hücrelere konulan Oktay Kelebek ve Cem Dursun o günden itibaren açlık grevindeler. S, R ve Y cezaevi dışında bir hapishaneye götürülmek istiyorlar fakat götürülmüyor. Mehmet Güvel’e yanındakiler bakıyor çünkü 78 yaşında kanser hastası bir mahpus ve o haliyle cezaevinde tutuluyor. En temel ihtiyaçlarını karşılayamıyor. Banyosunu bile yanındaki insanlar yaptırıyor. İaşe bedeli istemişler, onlar doğru düzgün verilmemiş ve açlık grevi ile ilgili prosedürler yerine getirilmemiş. Bu konuda şikayetçi oluyorlar. Savcı ile görüşmüşler, savcı bunun bakanlık talimatı olduğunu, kendisinin bir şey yapamayacağını söylemiş. Bunları biliyoruz zaten! 50’ye yakın kişi tutuklandı ve farklı cezaevlerine sürüldü. 73 gündür bu kişiler Oktay Kelebek, Cem Dursun açlık grevinde! 15 kilo kaybetmişler. Tutuklu oldukları halde S ve Y tipi cezaevlerindeler. Yüksek güvenlikli cezaevindeler. Ağırlaştırılmış müebbet mahpusun konulacağı bir hücreye tutuklu ve hakkında iddianame bile hazırlanmayan insanlar konuluyor. Bu ülkede adalet var mı arkadaşlar? Masumiyet karinesi denilen bir şey vardır! İnsanları direkt katil ilan ediyorsunuz, direkt suçlu ilan ediyorsunuz ve en ağır şartlardaki hapishanelere koyuyorsunuz. Hakkında bir ceza iddianame bile yok! Olacak bir iş değil! “Diri diri betondan mezarlara bizi koydular.” Diyorlar, hakikaten bu yüksek güvenlikli cezaevlerinin hali son derece kötü.
Mehmet Şanverdi, Manavgat S Tipi Cezaevi’nde çok kötü şartlarda kalıyor. 6 kişi 45 m2’lik bir yerde kalıyor. Çok kötü, gayri insani şartlarda! Mehmet Şanverdi’nin eşi diyor ki: “Ben böbrek kanseriyim, çocuklarım 9 yıldır babalarından ayrı, 9 yıldır tutuklu. Doğru düzgün babalarını görmeden büyüdüler ve 45 kişilik yerde 6 kişi kalıyor. Yerlere yatak seriliyor, tuvalet sıraları, banyo sıraları oluyor. Tuvalet kuyruğu oluyor. Yemekler yeterli değil, çok kötü şartlarda ve en azından Manavgat’tan İskenderun’a nakledilsin. Çocuklarım eşimi görsün. Bu mağduriyetimiz birazcık azaltılsın fakat yıllardır bu da yapılmıyor.” Diyor. Biz bunu da soru önergelerimiz ile gündem ediyoruz. Buradan Sn. Bakan Yılmaz Tunç’a tekrar söylüyoruz!
Ramazan Çambel Tekirdağ Çorlu Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde. Bir eski sözleşmeli er. Kandırılarak kışladan çıkarılıp götürülen bir insan terör saldırısı var denilerek. Sözleşmeli er darbe mi yapar Allah’tan korkun! Herkes askerlik yapmıştır, böyle bir şey olamayacağını bilir herkes! Darbeyi komutanlar yapar ama fatura gariban erlere kesilmiş durumda. Silahından bir el ateş bile çıkmamış ve 15 Eylül 2023 tarihinde yeniden görülen davasında müebbet almış bu gariban sözleşmeli erler. “Eşimin askerdeki görevi bulaşıkçıydı küçümsenen aşağılanan bir erdi. Komutanın emri üzerine gitmişti bu bölgeye. Üstlerimizin emirlerine uymayacak karşı çıkacak insanlar değiliz bölgede bir şeylerin ters gittiğini anladığı an eşim geri döndü silahını bile çıkarmadı ardından müebbet hapis yedi.” Şu hale bakın hiçbir olay yok, geri dönmüş ve tek bir kurşun bile sıkmamış ama müebbet verilmiş hale bakın! Daha sonra bebeğini kaybetmiş hanımefendi ve “Eşimin ve eşim gibi olan bütün erlerimizin davalarını sizin vicdanınız gibi doğru bir şekilde yargılanmasını istiyoruz adalet istiyoruz.” Demiş.
Bir başka sözleşmeli erin eşi de bana yazmış. Selim Demiray Çorum L Tipi Kapalı Cezaevi’nde kalıyor. “Terör saldırısı var diye Atatürk Havalimanı’na sözleşmeli er olan eşimi götürdüler ve kendisi şoför zaten, üzerinde silah da yoktu. Eşim ile erkenden evlenmiştik, 3 çocuğumuz vardı, annem yok engelli kardeşim var. 6 yaşında, 3 yaşında, 2 yaşında çocuklar vardı. 4 çocuk ile bir başıma kaldım.” Diyor ve eşi cezaevinde. “Annem ya da kayınvalidem olmadığı için çocukları bırakıp çalışamıyorum. Devletin tüm yardım kurumlarına başvurdum ne yazık ki eşim 15 temmuzdan dolayı içeride olduğu için kimse yardım yapmıyor! Ev sahibim çıkın dedi ama eşim cezaevinde olduğu için kimse eve vermiyor. Hem mağdur edip hem muhtaç ettiler. Yetim öksüzün vebali çok ağır olur. Ne olur içeride masum erlerin olduğunu duyurun. Herkese derdimi anlatmaktan çok yoruldum. Sadece eşimi, babamızı istiyoruz. Çocuklarımın yüzü gülsün istiyorum. Kimsemiz olmadığı için sesimizi duyuramıyoruz.” Diyor Selim Demiray’ın eşi bu feryadı duyuruyor.
Şemse Özbay Urfa’dan yazıyor ve Urfa’daki sağlık sisteminden şikayetçi. “35 gün ara ile 2 canımı, annemi ve abimi kaybettim. Büyük sağlık ihmallerinin sonucunda oldu. Covid sonrası sık sık CRP yükselmeye başlamış ve Balıklıgöl Devlet Hastanesi’ne götürülmüş. Neden olunuyor derken Şanmed Hastanesi’ne götürülmüş. En sonunda çeşitli tetkikler, Mehmet Akif İnan Eğitim Ve Araştırma Hastanesi’ne götürülmüş. Herkes reddetmesine rağmen dahiliye doktoru “Bu benim hastam olabilir.” hiper kalsemi diye almış yatırmış. 4. Evre akciğer kanseri çıkmış. Kısa sürede hayatını kaybetmiş annesi. Abisi Mahmut Özbay da yine buna benzer bir hikaye ile en sonunda 4. Evre akciğer kanseri çıkmış. Şanlıurfa’da sağlıkta çok ciddi sıkıntılar ihmaller yaşanıyor, yaşatılıyor. Birçok doktor görevden alındı, Covid’den sonra kanser vakaları da arttı. Bunlar tesadüf olabilir mi?” diyor.
Adana Kürkçüler F Tipi Hapishanesi’nde bulunan oğlu Fikret Kara için başvurmuş bir baba bize ve 16 Nisan 2024 günü arama için gelen bir grup infaz koruma personeli saatlerce içeride kalarak tüm eşyaları dağıtmış. Kaşeli, görüldü, mühürlü takvim, mektuplarına el konulmuş. Kullandıkları salça, reçeller çöplere atılmış. Duvarlara, fayanslara tokmaklar ile vurulmuş, sürekli mazgaldan içeriye gözetlenmekteymiş ve taciz edilmektelermiş ve bu kişiler aynı zamanda 3 yıldır hastaneye gitmek isterken ağız içi arama dayatması nedeniyle veya infaz koruma memurlarının mahpuslarının cebine elini sokma girişimi nedeniyle hastaneye de gidemiyormuş. 3 yıldır hasta olduğunuz halde hastaneye gidemiyorsunuz düşünün insan onuruna aykırı ağız içi aramalar, pantolon cebi aramaları yapıldığı için! “Zaten 24 saat idarenin gözetimindeki bu insanlara bunların yapılması kabul edilecek bir hadise değildir.” diyor mahpusun babası!
Alişan Gül 22.07.2022 tarihinde tutuklanmış Silivri 9 Nolu Cezaevi’nden sonra Erzurum Y Cezaevi’ne gönderilmiş babası Covid’den yeni ölmüş, annesi de üzüntüden gözünü kaybetmiş. Annesi 78 yaşında ve oradan Erzurum’a gitmesi çok zor. 8-9 Bin TL 2 kişinin gidiş dönüşü tutuyor. En azından İstanbul’a naklini istiyorlar nakledilmiyor. Zulmen Erzurum’a gönderilmiş ve orada tutuluyor. Şu an kaldıkları hapishanede günde 1 saat ancak güneş görebiliyorlar. Kuyuların dibinde bir hapishanede diyorlar. Hücrelerine güneş girmiyor, havalandırma giriş çıkışları eziyet haline getiriliyor. Alişan ve Cemil 11 Mart 2024 günü ailelerinin olduğu Marmara bölgesindeki bir hapishaneye sevk edilmek üzere kendilerine uygulanan bu ağır tecrit koşullarının son bulması için açlık grevine başladılar.” Diyor.
Abdullah Ateş Iğdır S Tipi Cezaevi’nde kalmakta, gördüğünüz yaşlı insan. “Babam 75 yaşında Iğdır’da husumetli aileleri barıştırdığı için ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Babamın kalp ve böbrek rahatsızlıkları var. Cezaevinde hayati tehlikesi var. Hücrede 3 kişi kalmaktadır. 2 yaşlı aynı hücre de kalıyorlar. İdare yanlarına refakatçi diye adli tutuklu veriyor. Bu yüzden sıkıntı yaşıyorlar.
Sincan T Tipi Cezaevi’nden çok şikayet geliyor, çok hukuksuzluk olduğu yönünden sürekli şikayet alıyoruz. “Yemek kısıtlı ve az veriliyor. Kantinde iç çamaşırı yok. Temin edilmiyor.”
Yozgat T Tipi Cezaevi ve Karabük Cezaevleri’nden de çok şikayetler var. Yozgat Cezaevi’nde Serkan isimli bir infaz koruma memurunun mahpusları tahrik ettiği ve infaz yakma durumları oluştuğu belirtiliyor.
68 yaşlarında, %87 engelli Mustafa Bilgili bize başvurmuş. Birtakım yollar ile kendisinin önceden gecekondu olan ve daha sonra imar aflarından faydalanıp imar barışından yararlanıp yapı kayıt belgesi aldığı arsasına birilerinin cebren ve hileli yolla mağdur ederek kendi mallarının alındığını söylüyor. Bu konuda şikayeti var!
Filistin İçin Bin Genç, mensupları Türkiye’nin İsrail ile yaptığı ticareti kınadıkları için, bunu protesto ettikleri için hapse atıldılar! Bu yalan mıydı? Doğruydu! Bu ticaret Ekim’den beri sürüyor muydu? Evet sürüyordu! Mayıs ayında ancak ticaretin tam olarak bitirildiği kararı Erdoğan tarafından açıklandı! O ana kadar demek ki ticaret sürüyordu. Bu gençler de bu ticareti protesto ediyordu ne var bunda! Kral çıplak dedikleri için şu anda cezaevine atıldılar. Bu gençler doğruyu söylediler ve Türkiye’nin İsrail ile yaptığı ticareti apaçık bir şekilde söylediler.
4. ölüm yıl dönümü maalesef Ahmet Burhan Ataç, 9 yaşında babasından ayrı kemik kanseri olmasına rağmen babasına infaz erteleme bile verilmeyen bir çocuk ve çocuk kahrından kemik kanserinden acılar içinde hayatını kaybetti. 4. Yılında Ahmet Burhan Ataç’ı rahmet dileyerek ve ailesine de başsağlığı dileklerimizi, sabırlar dilediğimizi söyleyerek anıyoruz.
Cezaevlerinden birçok mektup geliyor, onları özetleyerek size aktarmak isterim;
Recep Yel, Burdur Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde bize diyor ki: “Çeşitli hastalıklarım var ancak ağız içi arama dayatıldığı için hastaneye gidemiyorum bir sürü sorun yaşıyorum. Dişlerim de tedavi olmalı fakat ağız içi arama dayatmasından dolayı gidemiyorum. Çeşitli kuruluşlara bu durumu yazdım fakat bir gelişme olmadı.”
Bülent Kaya, Kandıra Cezaevi’nden bize yazmış; “Eğitim ve sağlık ile ilgili şikayetlerim var. Diş tedavisi hakkında suç duyurusunda bulundum. Kelepçeli muayene dayatıyorlar, her türlü mağduriyeti yaşıyoruz…” diyor.
Bir başka mektupta; “Bir basın açıklamasına katıldığım için terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme maddesinden ceza aldım ve boş yere yıllardır yatıyorum. ‘Yediğimiz ekmekte yara gülüşümüzde yara her sözümüzde yara gözümüze batıp ağlatıyor dünya…’ diyen şairin dizeleri yüzümde acı bir tebessüm oluşturuyor. Çocuklarımızın güzel yüzlerinde çiçeklenecek bir gülümsemesi yok. Hepsine deva olacak olan adalet yok.”
Muhammed Mahmud Derviş, Kırşehir S Tipi Kapalı Cezaevi’nden yazmış bize ; “Suriye’nin Kamışlı bölgesindenim. ÖSO bana işkence yaptı, ayağım baltayla kesildi, diğer bacağıma kurşun sıkıldı, sol omuzumu bıçakladılar. Kimseye sesimi duyuramıyorum. Hatay’da iken deprem olduğunda Kırşehir’e gönderildim. Ayağımda protez var cezaevinde merdiven çıkmakta zorlanıyorum. Ailem Suriye’de onlarla 6 yıldır görüşemiyorum. Telefonla da konuşamıyorum, çok zor durumdayım. TİHEK’te mağduriyetim için bana yardımcı olmadı. Yardım bekliyorum…”
Refik Albayrak, Manisa T Tipi Cezaevi’nden bize yazmış; “Evimi aramaya gelen polisler alt ve üst dairede oturan babam ve abimin evlerini de arama kararı olmaksızın aradı. Evimdeki para da alındı. 9 yıl ceza verildi. Küçük kızım şu an yaşananlardan ötürü psikolojik tedavi oluyor. Polis görünce korkuyor, infaz koruma memurlarını görünce kaçıyor, ziyaretime bile bu sebepten gelmek istemiyor. Sesimi duyurun…”
Emin Gurban, Konya Ereğli Cezaevi’nden bize yazmış; “Tecrit altındayız, bunu biliyoruz fakat kötülüğün bu kadar inceltilerek uygulamalara yedirilmiş olması hayret vericidir. İnsanın insanlığını tüketen bir durum ile karşı karşıyayız. İnsanı zamandan gerçek dünyadan soyutlamayı gerçeklikten kopartmayı hedefleyen mekanlar buralar.” diyor.
Enver Baysal, Sincan 1 Nolu Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nden bize yazmış; “Bize yapılan bu insanlık ayıbı küfürleri teşhir etmek için, cezaevlerindeki genel sorunlara kadar yazdığımız mektupları ya yok ediyorlar ya da el koyup yargıya taşıyorlar. İnfaz hakimlikleri aylarca bu mektuplar için yaptığımız itirazları bekletiyor. Karara bağlamıyor. Karara bağladıklarını ise ağır ceza mahkemesine taşıyorlar ve orada da aylarca bekletiyorlar. Böylece aradan 1 yıl geçiyor. Süreç değişiyor ve kadük kalan mektup içerikleri basına da yansımamış oluyor. Yok etme yöntemleri kullanıyorlar!”
Halil Yakut, Kırşehir Cezaevi’nden bize yazmış; “Depremzedeyim, depreme gelenlerin bize yardım ettiği sırada çektiği 2 fotoğraf nedeniyle örgüt üyesi olarak 6 Şubat saldırıları sonrasında inanılmaz bir şekilde tutuklandım. Yetmedi Silivri Hapishanesi’nden Kırşehir’e sürgün gönderildim. Tutuklu olmama rağmen tekli hücrede tek başıma tutuluyorum. İnsan yüzü yok! İnsan sesi yok! Havalandırma yok! Kapılar otomatik açılıp kapanıyor! Hücreye konulan bir megafon ile iletişim kurabiliyorum! Geceleri ışığı açarak taciz ediyorlar. Depremde bizi betondan mezarlara gömenler şimdi de beni betondan bir mezara kapattılar.” diyor.
Songül Erden Şahin, Elazığ T Tipi Kapalı Cezaevi’nde; “Ben bir öğretmenim fakat daha önemlisi anneyim. Şu an 4 yaşında olan bir kızım var. Kızımı yanıma alamadım, cezaevi uygun değil… 2 yıldan fazladır kızımdan ayrıyım… Bu ayrılığın acısını anlatamam… Hiçbir kelime anlatamaz! Beni bırakın kızımın yaşadıkları anlatılamaz. Kızım şu an beni bir okulda çalışıyor sanıyor. “Anne ne zaman geleceksin? Neden okulun tatil olmuyor?” diye her görüşte ağlıyor… Büyüdükçe özlemi ve ihtiyacı da artıyor!” diyor.
Zeki Temel, Ereğli Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden bize yazmış; “24 yıldır ailemden uzak cezaevlerindeyim. Yakınlarımı yitirdim, ailem ile paylaşamadım. Ablam ani bir beyin kanaması ile öldü. Cenazeye gitmek için evraklarımı verdim götürmediler. 3-4 gün sonra “güvenlik gerekçesi” dediler. Benim ile birlikte ailem de cezalandırılmasın!..” diyor.
İsrail’de Yahudi barış aktivistleri de Netanyahu’nun Refah’a girmemesi için gösteriler düzenliyor. İsrail’de olmasına rağmen ve aynı ırktaşı olan zalimlerin yaptıklarını eleştirmek için gösteri düzenleyen İsrail’li barış aktivistlerini tebrik ediyoruz!
Bernie Sanders ABD’li senatör önemli şeyler söylüyor; “Protestolar olmasaydı hâlâ siyahların ayrımcılığa uğradığı bir ülkede yaşıyor olurduk. Protestolar olmasaydı kadınlar hâlâ ikinci sınıf vatandaş olacaktı.” Peki Cumhuriyetimizin tarihine şöyle bir bakın! Ve düşünün! Sizce protestolar Türkiye’de neyi değiştirdi?” diye soruluyor! Barnie Sanders’ın söylediği çok önemli, Filistin konusundaki protestolarda ABD üniversitelerindeki bu protestolar da son derece önemli ve siyahilere, kadınlara yapılanlardan sonra Filistin’e yapılanları da durdurabilir!
Maskesi ve kefiyesi çıkartılırken gülümseyen bu ABD’deki öğrencinin duruşu son derece takdire değer! Yaptığınız işten eminseniz size yapılan kötü muameleler karşısında ağlamaz gülersiniz.
İsrail’in her an korkunç büyük bir soykırımı daha başlatacağından korkuluyor. 35 bine yakın insan öldürdü ve Refah’a karadan girmek üzere. Tüm insanlığı duyarlılığa davet ediyoruz değerli arkadaşlar.
İsrail’de Yahudi barış aktivistleri yerine göre ellerine Filistin bayrakları alarakta dolaşıp protestolar yapıyorlar. Gerek ABD’de Avrupa’da bu protestoları Yahudi barış aktivistlerinin yapması son derece önemli. Biz Hamas’ı da yaptıklarından dolayı eleştirdik ve herhangi bir tarafta tutmuyoruz! Burada insanlığa aykırı her türlü fiili yapanları eleştirdik. Hamas’ı da eleştirdik ama şu anda İsrail korkunç bir soykırım ile tüm dünyaya meydan okuyor ve dünya devletlerinin çoğu susuyor. Onların toplumları ise isyan ediyor. Amerika’da ve Avrupa’da toplumların kendi devletlerine olan itirazları yükseliyor.
KHK’lıların uğradığı zulüm bitmiyor! Fikri Akyüz yazmış; “3 yıllık zabıt kâtibiydi. 8 yıl önce KHK ile ihraç edildi. Ceza davası açıldı. Beraat etti. Kesinleşti. Beraat ne demek? “Senin hakkında şüpheler vardı. O yüzden dava açıldı. Pek çok yere müzekkere yazdık, cevaplar geldi, birkaç tanık dinlettik. Fakat belgelerden ve tanık anlatımından şunu gördük ki zerre kadar suçun yok. Beraatine…” denilmiş. Buna rağmen görevine dönemiyor. Hatta depresyonunu atlatabilmesi için Halk Eğitim Merkezine halk oyunları kursu için başvuruda bulunuyor. Fakat “Sen KHK’lıymışsın” denilerek başvurusu geri çevriliyor.” Düşünün beraat etmesine rağmen işine iade etmiyorsunuz, halk eğitim kursuna başvuruyor “Sen KHK’lıymışsın seni kursa bile almayız.” Deniliyor. “Bu husus olacak bir şey değil.” diyor Fikri Akyüz. Ne imanî duruşuma ne hukukî bakışıma uyuyor. Suçluların canı cehenneme… Fakat masum niye cezalandırılıyor? Aynı hukuksuz durum mesela Ergenekon davalarında Dursun Çiçek’e ceza verirken öğretmen eşi Ankara’da Dursun Çiçek’i cezaevinde sık sık ziyaret edemesin diye Ağrı’ya tayininin çıkarılmasında da vardı ve o gün de buna itiraz etmiştim.” Diyor. İlkeli duruş her zaman insana kazandırır bunu da unutmayalım arkadaşlar.”
























Yorumlar