08.09.2026

ÖFG TV’den herkese merhaba. Her hafta Salı günü saat 21.00’da haftanın önemli insan hakları konuları ve konuklarıyla size sunduğumuz programımıza bu akşam da başlıyoruz.

Değerli izleyenler, hapishanelerde açlık grevi var. Açlık grevcileri seslerini duyurmaya çalışıyor. Haksızlıklara, baskılara karşı canlarından fedakarlık ederek açlık grevi yapıyorlar ve bir şekilde seslerini duyurmaya çalışıyorlar. Marmara 6 No’lu Cezaevi’nde de açlık grevine girenler var, tahliye olanlar var ve hala açlık grevine devam eden insanlar, mahpuslar var.

Uzun süredir bu açlık grevi devam ediyor ve maalesef gerek ceza idaresi gerek genel müdürlüğün bu konudaki umursamaz tavrını da görüyoruz. Biz konuyu bizzat bu açlık grevini yapan ve tahliye olan bir konukla konuşacağız. Hasan Basri Yıldız, açlık grevi direnişçisi kendisi, cezaevindeydi. Daha sonra cezaevinden tahliye oldu ve yaşananları bize anlatacak. Açlık grevleriyle ilgili kamuoyunu ilgilendirmenizi isteyeceğiz. Açlık grevleri neden yapılıyor? Çeşitli cezaevlerinde açlık grevleri yaşandı. Antalya S Tipi Cezaevinde Gürkan Türkoğlu açlık grevini bitirdi ama çok geç kalınmıştı ve hayatını kaybetti. Başka cezaevlerinde de açlık grevleri var. Kimisi bitiyor, kimisi başlıyor. Neler oluyor cezaevlerinde? Neden bu açlık grevlerine giriyor mahpuslar?

Hasan Basri Yıldız: Öncelikle neden açlık grevleri oluyorun üzerinden birkaç cümle söylemek gerçekten çok önemli. Biliyoruz Türkiye’de bir hapishaneler sorunu çok uzun yıllardır sanırım kamuoyunun gündeminde. Bunu siz en yakından tanığı olarak biliyorsunuz. Hapishaneleri gezdiğinizi bildiğimiz için söylüyorum. Önce F tipleriyle açlık grevlerinin ölüm oruçlarının gündeme geldiği 2000’li yılların başlarında F tipleriyle gündeme geldi Açlık grevleri ya da ölüm oruçları daha önce de olmuştu. Türkiye’de ilk ölüm orucu 1982’de biliyoruz Diyarbakır’da oldu. Daha sonrası 84’te Metris’te 96’da Bayrampaşa’da başka hapishanelerde yine burada insanlar öldü, hayatlarını kaybetti. Nihayetinde tecrit anlamına gelen izolasyon  politik tutsakları dış dünyadan koparmak, onları düşüncelerinden koparmak, onları kendi değerlerinden aslında insanlık değerlerinden koparmak maksadıyla tecrit etmek. 3’er kişilik, tek kişilik hücrelere kapatmak maksadıyla gündeme tecrit ve açlık grevleri ölüm oruçları geldi. Nihayetinde 19 Aralık 2000 yılında yapılan bir operasyonla insanlar hapishanelerde katledildi. 6 tutsak Bayrampaşa Cezaevi’nde yakıldı. Binlercesi yaralandı, ve F Tipleri’ne atıldı. F Tiplerinde 2000 Yılında başlayan ölüm orucu direnişi kamuoyu sanırım bu meseleyi takip eden insanlar hatırlayacaktır. 2000’de başlayan ölüm orucu direnişi 120 insanın hayatını kaybetmesiyle 7 yıl sürdü. 45/1 genelgesiyle bu süreç artık cezaevleri, hapishaneleri, f tipleri istenileni vermiyor deyip  hapishanelerin  f tipleri tecrit politikası 45/1 genelgesi ile haftada on saat on kişinin sohbet hakkıyla sonlandırıldı. Pek çok başka  haklar da bu genelgeyle kazanıldı. Sonra tecrit hücrelerinde politik tutsakları F tiplerinde tecrit edemeyince çünkü orada söylediğim gibi 122 insanın kaybıyla kazanılan hakları yok edemeyince direnişler elbette F tiplerinde bitmedi ama bu genelgenin de kısmen uygulanılabiliyor olmasına rağmen F tiplerinde tecrid hücreleri paramparça yapıldı devrimci tutsaklar tarafından ve gelindi kuyu tiplerine. Kuyu tipleri, F tipi tecrit hücrelerinin tecrübesiyle AKP faşizmi tarafından, AKP iktidarı tarafından kuyu tipleri açıldı. Kuyu tipleri 2020 yılında açıldı. 2020 yılında ilk tutsak kuyu tiplerine götürüldü. 2020’nin sanırım Temmuzundaydı Şerif Turunç adında bir tutsak İzmir kuyu tiplerine götürüldü. 52 Gün yaptığı açlık greviyle o kuyu tiplerinden çıktı çünkü o zaman kuyu tiplerini  AKP faşizmi gizliyordu. Kuyu tiplerini  o zaman inşa ediyordu, gizliyordu ve kimsenin  bunlardan haberdar olmasını istemiyordu. Ben politik bir bilinç seviyesine birazcık sahip oldum ya da okuyup yazdığım ya da kamuoyunu takip ettiğim için bunları biliyorum. Bu nedenle de kuyu tipleri Türkiye’nin gündemine 2020’de Şerif Turunç’un açlık grevi ve 2022-2023 sezonunda da insanların artık oraya götürülmesi ve direnişe başlamalarıyla da duyulmaya başlandı. O günden bugüne ben bu süreci çok yakından takip ettim. Yaklaşık 4 yıla yakın İstanbul Çağlayan Adliyesi önünde bu konuyla ilgili her çarşamba açıklamalar yaptık ve nihayetinde kuyu tiplerine pek çok insan gelirdi. 41 insan götürüldü ve onlardan birisi de biraz önce sizin bahsettiğiniz Gürkan Türkoğlu’ydu. Nihayetinde Gürkan Türkoğlu, daha öncesindeki direnişlerin bir benzerini, açlık grevi direnişini kendisi sürdürdü. 260’lı günlerinde hastaneye katıldı, talebi kabul edildi ama Gürkan Türkoğlu kurtulamadı ve şu süreçte, uzunca bir süreçtir, Gürkan Türkoğlu ve arkadaşları yaklaşık birkaç yıl öncesine kadar 3 yıl oldu sanırım kuyu tiplerine götürüleli. Nihayetinde Gürkan Türkoğlu bu direnişte hayatını kaybetti. O süreden daha düne kadar kuyu tiplerine insanları götürememişlerdi çünkü direnişlerinde siz de yakından ismi ben söyleyince hatırlayacaksınız. Nurettin Kaya, Hüseyin Karaoğlan, Nedim Öztürk gibi arkadaşlarımız Cem Dursun, Oktay Kelebek 40’a yakın arkadaşımız bu kuyu tiplerinden 200’lü günleri bulan açlık grevleriyle çıkıp gelebildiler çünkü bu kuyu tiplerinin hepimiz biliyoruz ki insan yaşamına, sağlığına, ahlakına, onuruna, haysiyet ve şerefine aykırı mimarileri de taşıdıkları ölçüsünde aynı zamanda da insanlık dışı hapishaneler, kuyu tipi mezarlar, tabutluklar buralar. Buralarda bir yaşam sürdürülemez. Buralarda bir insan kendini zaten doğallığında oralara konulduğunda doğrudan özellikle de politik tutsaklar büyük bir hakarete, büyük bir onur zedelenmesine neden olduğunu hissediyor girer girmez çünkü söylediğim gibi yediğiniz yerde bulaşığınızı yıkamak durumunda kalıyorsunuz. Nihayetinde kuyu tiplerine uzun zamandır götürülemeyen insanlar bu sefer kuyu tipleri muamelesine, kuyu tipi keyfi uygulamalarına, haklarının gasplarına maruz bırakıldılar. Bu nedenle de biz Silivri 6 No’lu’da bu tür uygulamalara tabi tutulduk ve açlık grevi direnişimiz burada böyle başladı.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Marmara  6 No’lu Cezaevi’nde siz de kaldınız ve cezaevinde hala açlık grevi devam ediyor. Peki bu açlık grevi neden başladı? Bilmeyen kamuoyu için bilgilendirin. Ne oldu da Marmara 6 No’lu’da bu açlık grevi başladı ve halen bitirilmiyor?

Hasan Basri Yıldız: Ben 26 Ocak’ta gözaltına alındım. 28’indede tutuklandım ve 28 Ocak’ta Silivri 6 No’ludaydım. 6 No’lu’da ortak alan L tipi buralar. Bir ortak alanın içinde dört tane hücre oluyor. O hücrelerin kendi  kapıları var ama o bir ortak alana  yemeğinizi yiyip arkadaşlarınızla oturup  sohbet edebileceğiniz aynı ortamda gün boyu kullanabileceğiniz bir havalandırması olan 7-8 metreye 3-5 metre bir havalandırması olan bir ortak alanı var. Orayı kullanıyorsunuz. Silivri 6 No’lu’da 4000 tutsağa yakın tutsak var. Hepsi kullanıyor. Şimdi oradaki 5 arkadaşımız sadece bu haklardan mahrum. Kamerayı peçete ile kapatıyorsunuz. Sabahtan gelip gardiyan sayıma geldiğinde açıyor. Size en fazla bir soruşturma açıp gidiyor, bu bir disiplin cezasını gerektirir, işte birtakım etkinliklerden men cezasını filan gerektirir. Bu böyledir, süreç böyle işler. Biz kamerayı kapattığımız için Mart’tan itibaren teker teker hücrelere alındık ve hücrelere kapatıldık. En son ben Mart’ın 9’da kamerayı kapatığımda hücreden zorla, işkenceyle kolum arkaya kıvrılarak, sürüklenerek götürüldüm ve o hücreye kapatıldım. Ben 7 ay Silivri 6 No’lu hapishanesindeyim. Mart’ın 9’undan beri hücrede yaşıyordum. Hücreyi de anlatmak istiyorum. Hücrede yaşıyordum ve %98 görme engelliyim. Bu 7 ayın, 5.5 ayını açlık grevleriyle geçirdim. Daha bugün ilk kahvaltımı, tabi sıvı şeyler, cumartesinden bugüne ayran gibi tuzsuz şeyler aldım ama ilk kahvaltımı ben bugün yapmış oldum. Bunun için dilimin arada dolaşması da bu nedenle açlık grevinden kaynaklanıyor. O nedenle de izleyicilerimiz kusurumuza bakmasın. Nihayetinde bu 8 metrekare küçücük bir hücrenin kapısı kapatıldığında nem, yiyeceğiniz yerseniz şayet, bulaşığınızı küçücük bir banyoda yıkıyorsunuz nemin olduğu bir ortam, hele de çamaşır yıkarsanız saatlerce o nemin kaybolmadığı, bir demir dolap, bir plastik masanın olduğu, iki sandalyenin olduğu, iki bir ranza iki kişinin kaldığı bir ortamda, iki kişinin ayakta duramayacağı, ikişer kişi hücrelere kapatıldık. O nedenle açlık grevleri Mayıs’ın 18’inde son açlık grevlerimiz daha öncesinde ben bir ay daha yapmıştım. Son açlık trevimiz Silivri 6 No’lu’da  böyle başladı çünkü siz o koşullarda yemek yeme pratiğini de zaten gerçekleştiremezsiniz. Tuvalete gittiğiniz bir ortamda yemek yiyemezsiniz. Yemek yediğiniz bir bulaşığı tuvalete gittiğiniz bir ortamda yıkayamazsınız. Hemen dışınızda bir ortak alan sizin için yapılmışken, hele de disiplin cezası almamışken, hele de bir ortak alanınıza gün boyu çıkma hakkınız gözünüzün önünde bir pencereden o havalandırmaya vuran güneşi görürken. Açlık grevleri böyle başladı.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Peki şu anda son durum nedir? Siz tahliye oldunuz devam edenler var. Son durum Marmara 6 No’lu’da kaç kişi açlık grevinde? Son durum nedir?

Hasan Basri Yıldız: Öncesinde bizleri havalandırmaya iki saat çıkarıyorlardı. Siz günün 22 saatini o 8 metrekare ayağa bile kalkamadığınız hücrede kalkıyorsunuz ki ben o hücrelere atıldığımdan beri yaklaşık 12 kez  kafamı bir yere çarpıp hafif de olsa  yaralanmışlığım kanamalı yaralarım  olmuştu. İki saat havalandırmaya çıkıyorsunuz. O havalandırmada iki saat kalıyorsunuz. İki saat sonra sizi iki kişi alıp hücrenize getiriyorlar, alıp diğer iki kişiyi götürüp havalandırmada havalandırma hakkından yararlanmasını sağlıyorlar. Bu yaklaşık 1.5 aydır değişti. Artık hepimizi, ben de oradayken hepimizi birden alıp havalandırmaya götürüp, gün boyu ara ara havalandırmayı kullanma hakkını yeniden elde etmiş olduk. Bugün durum şudur; Cem Dursun ve Tacettin Erol Şahin 133. gününde açlık grevleri sürmektedir. Cemil Kurt ve Emircan Yazı’nın 58. günleri  bugün itibariyle. Açlık grevi orada devam ediyor. Grup Yorum emekçileri  Cem Dursun, Taceddin Erol Şahin ve Cemil Kurt daha önce de açlık grevleri nedeniyle kuyu tiplerinden çıkıp geldiler. Mesela Cem Dursun 40’lardan 180’li günlerde. Rezzan Şengül’ü siz yakından tanırsınız. Bu konuyla ilgili ben sizi birkaç kez daha aramıştım. Kırşehir’den çıkıp gelen bir arkadaşımız Rezzan Şengül’ün açlık grevi bugün yapmıyor, evet ama Rezzan Şengül o açlık grevinden çıkmış olmasının verdiği vücuda tahripatlarla bugün sadece iki saat uyuyabiliyor. O hücreler içinde iki saat uyuyabiliyor olmanın fiziksel yorgunluğunu bir yana bunun psikolojik ağırlığını da kaldırmak durumunda. İnsanlığa yapılabilecek en büyük işkencelerden bir tanesi olduğunu açıkça söyleyebilirim. Ortaçağ zihniyetinden kalma kaplan kafeslerine insan kapatılmış gibi hissediyor kendisini. “Neden biz bu hücrelerdeyiz arkadaşlar? Ne oldu?” diye espriyle bazen camdan cama insanlar birbirlerine bunu soruyor. Nedeni onurlu bir yaşamı kendi ortak alanımızda sürdürmek, sağlamak istediğimizden. Mesele budur. Bu ülkede kuyu tipi hapishaneler, faşizmin, emperyalizmin uyguladığı politikalar nedeniyledir. Bunları göz ardı etmemek gerekir. Emperyalizm bu ülkede toplumsal muhalefeti işbirlikçileriyle susturabilmek için kuyu tipi, f tipi hapishaneleri inşa etti. Milyarlarca dolarlık kuyu tipi hapishanelere harcamalar yapılırken bu ülkede tek bir fabrika onlarca yıldır açılmamıştır. O nedenle kuyu tiplerinin muhtevası çok büyüktür. Elbette devrimciler direndiler, o kuyu tiplerinden çıkmayı bildiler, bedel ödemeyi bildiler ve Gürkan Türkoğlu’nu şehit verdiler. Fakat bunun bugün toplumsal muhalefetin, faşizmin bu kadar gemiyi azıya almasının nedeni bu ülkede kuyu tiplerinin toplum tarafından toplumun aydın kesimi tarafından halledilmeden bir kapatılmadan açık söylüyorum kuyu tipleri yaşanılacak yerler değildir. Ne suç işlemiş olursa olsun insanlar ne suç işlemiş olursa olsun çok açık söylüyorum bugün kuyu tipleri ne suç işlenmiş olursa olsun kapatılmadan bu ülkede hiçbir hak kazanımı elde edilemez çünkü bu toplum kuyu tiplerini atma riski tehdidi altında bulunduğu için sesini çıkarmıyor, çıkaramıyor. Nihayetinde aydın insanlar, milletvekilleri; “Bu ülkede politika yapıyoruz.” O bu ülkenin yoksul halkının  çebinden ödenen paralarla  maaşı ödenen milletvekilleri; “Muhalifiz, biz solcuyuz, biz sosyalistiz.” diyen muhalif milletvekilleri bugün kuyu tiplerine ilişkin tek bir cümle etmiyor.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Milletvekillerinin genel sessizliğini açlık grevlerine duyarsızlığına ne diyorsunuz? Biliyorsunuz ben çok sık gündeme getiriyorum ama bir genel sessizlik, görmezden gelme var.

Hasan Basri Yıldız: Arkadaşlarım adına, kendi adıma, Cem Dursun adına, avukatlarım adına çok teşekkür ediyorum. Halk adına teşekkür ediyorum çünkü gerçekten bizleri orada destekleyen halk sizlere büyük minnetlerini söylüyorlar, bizlere söylüyorlar. “Bu konuda  Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun gayretlerini lütfen göz ardı etmeyin.” diyorlar. Nasıl edebiliriz? Ailelerimiz o endişe içinde  bu işin sıkıntısını yaşarken, göz yaşı dökerken o o hapishane kapılarında  bizleri beklerken gerçekten sizlere teşekkürlerini, minnetlerini gösteriyorlar o yüzden gerçekten  size özellikle teşekkür ediyoruz fakat bu suskunluğunun nedeni o süreçlerden çok uzak duruyor olmaları. İkincisi onlar da bu düzenin sürmesini istiyorlar. Bu düzen de onlar kısmen bu koşulları iyileştirecekler ve o yaşamlarına devam edecekler. Emperyalistlere verdikleri sözleri tutmaya devam edecekler, eğer emperyalistlere, emperyalist işbirlikçilerine direnecek ya da zerrece karşı duracak olsalar bugün sizin göstermiş olduğunuz gayretin milyonda birini göstermiş olurlardı. Halkımıza buradan onları şikayet ediyorum. Onların emperyalistlere sözleri var. Bu nedenle kuyu tipi hapishanelerine, F tipi hapishanelerine, tecrit hücrelerine karşı çıkamıyorlar. Onların karşısına çıkan bu milletvekillerine başka gerekçelerle onlardan destek isteyen bu milletvekillerini sorsunlar. Bu ülkede kuyu tipleri var ve siz böyle bir gerçeklik varken gıkınızı çıkarmıyorsunuz. Bu çelişkiyi kendilerine halkımızın anlatmasını, halkımız sorsun ve kendilerine bu çelişkiyi anlatmalarını istesinler. Bakalım onlara ne cevap verecekler.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Hasan Basri Bey, peki açlık grevcilerinin sağlık durumu nedir?

Hasan Basri Yıldız: Özellikle Cemil Kurt’tan ve Cem Dursun’dan bahsetmek istiyorum. Açlık grevi onların 130. güne geldi. 130. günde Cem Dursun’un daha önce uzun yapmış olduğu 2 yılı geçmeden 2. Kez açlık grevi yapmış olmasından kaynaklı. Belki hiç yapmamış olsaydı bu kadar erimez, bu kadar sıkıntı çekmezdi. Cemil Kurt’un takviminden kısaca bahsetmek istiyorum. Cemil Kurt 2023’ün sanırım başlarıydı. Silivri 9 No’lu’ya  götürüldü. Orada 1 aylık açlık grevi yaptı. Oradan sürgün Erzurum Dumlu’ya oldu. Erzurum Dumlu’da 2023-2024 arasında 120 gün oradan Nurettin Kaya’nın ölüm orucu direnişiyle birlikte tahliye olmaları, Cemil Kurt’un oradan Kırıkkale’ye götürülmesi, Kırıkkale’de blok hücresine tabi tutulması, oradaki arkadaşların F tipinin kuyu tipine çevirilmesiyle başlayan açlık grevinde yine Cemil Kurt’un 70 günlere dayanan açlık Grevi nedeniyle 3 yıldır Cemil Kurt 1 yılı tamamlayan süre içinde Cemil Kurt doğru düzgün bir sofraya oturmuş yemek yemiş değildir. Bu ülkenin faşizminin hangi boyutlara vardığının çok açık bir resmidir. Gerçekten çok sağlık sorunu var. Cemil Kurt baharatlı yemekleri seven, çok sağlam çalışan, emekçi bir arkadaşımız artık ne yemek yiyebiliyor, ne baharatlı yemek yiyebiliyor, ne midesinde herhangi bir yemeğin yediğinde durup onu düzgün hazmedebiliyor. Hazımsızlığı var mesela. Tuvalete çıkmakta zorlanıyor. Algıda takıntıları oluyor. Siz bir şey anlatıyorsunuz, bir süre sonra dikkat dağınıklığı başlıyor ve Cemil Kurt uzun bir takıntı süresinden sonra sizin anlattıklarınıza “Ne anlatmıştın?” diye soruyor. Kemik batmaları zaten açlık grevi nedeniyle had safhaya vardı ve zaten Cemil Kurt, Silivri 6 No’lu’ya  bir deri bir kemik kalarak gelmişti.  Bunun yanında pek çok ufak tefek rahatsızlıklarını saymak mümkün. Cem Dursun öyle. Cem Dursun’un mesela müthiş bir uyku sorunu var. Uyuyamıyor. Ben de uyuyamıyordum. Açlık hissinin değil de vücudun sürekli bir aç kalma durumundan kaynaklı algıları açılıyor. En ufak bir seste uyanıyor ve bir daha uykuyu toparlayabilmek için uzun bir süre gözünü kırpamıyor. Eklem ağrıları bende vardı. Eklem ağrıları dizimde, sırtımda, kürek kemiğimin sol altında vardı bir benzerlerinin aynısını Cemil Kurt yaşıyor. Ben bu eklem ağrılarını Silivri Hapishanesi’nin dışına çıkar çıkmaz o araçtan iner inmez orada bıraktım. İnanır mısınız böyle bir durumu yaşayabileceğim hiç aklıma gelmezdi. Oysa havalandırmaya çıkabilse insanlar o ortak alanı kullanabilse, kendileri gelen yemeği hazırlayıp oturup yiyebilse, birkaç şaka yapabilse, içeriye verilen kitapları okuyabilse bunları bu kadar yaşamayacaklar ama derhal buna son verilmeli. Bu sürdürülebilir değildir.  Bugün oturdum bir yumurta ve bir  kibrit kutusu diliminde bir peynir parçası yedim ve sabahtan kendim için çektiğim bir videoda Cem Dursun, Cemil Kurt, Emir Can Yazı bana kendine iyi bak ve bizi anlat demişti. O videoyu kendim için çektim. Tarihe bir not düşmek için çektim. Ben onları düşündüğüm müddetçe uykularım kaçıyor. Şimdi oldukça rahat yatıyorum ve biraz yorulduğumda da uyuyabiliyorum. Bunu sağlamalıyız. Hep beraber sağlamalıyz. Sizlerin emekleri, Cemil Kurt’un ve Cem Dursun’un ve size çok açık söyleyeyim; sorabilirsiniz neden tutuklandınız ve içeri götürüldünüz diye. Dosyamda suç sayılabilecek tek bir cümle yok. 7 ay yattım ve tek bir  hukuk karşısında suç gösterilebilecek o dosyada hiçbir şey yok.  7 sayfa dosyanın yarım sayfası, yarım A4 sayfası kadar bir ifadesi bana ait. Orada da iki satır. Bir cümle var. Diğer arkadaşların da öyle. Cemil zaten 3 ay önce çıkmıştı. Cemil, Rezzan 3 ay önce çıkmıştı. Bir Cem Dursun’un son tutsaklığı 6-7 ay önceye tekabül ediyor. NATO tutuklamaları bunlar. NATO nedeniyle tutuklandılar ve hapse götürüldüler. Bu bile insan onurunu yeterince zedeleyen bir durumken 8 metrekare iki kişinin yaşamaya çalıştığı o daracık hücrelerde insan onurunun her an, her dakika zedelendiğini hissediyor, duyumsuyor ve bundan rahatsız oluyor. Bu nedenle açlık grevindeler. Hiç kimse bunca süreyi aç kalarak keyfi nedenlerle geçiremez. Tabii ki direnenler kazanacak. Tabii ki insanlar direniyor. Bakın Türkiye’deki gerçekliğe; meydanlarda öğretmenler, madenciler, memurlar, işçiler, köylüler  Giresun’un Perşembe yaylasında suyu kirlenen köylü direnmesinde ne yapsın Allah aşkına ya? Madenci 6 aylık 1 yıllık ücretini alamayıp çocuğuna bir süt getiremiyorsa ne yapsın? Hayat pahalılığı bu ülkede çok katlanılamaz bir noktaya geldi. Bir kimlik kartı çıkarmak için kız kardeşimle evden çıktık. Ben yeni hapisten çıktığım için gerçekten çok çabuk yoruluyorum. Gerçekten adım atmakta çok zorlanıyorum. Kapıdaki taksiye bindik, çarşıya indik. 2 Dakika sürmedi taksi yolculuğumuz 270 lira taksi parası verdik. 4 Tane fotoğrafa 500 lira verdik. 700 lira bir masrafımız daha evden çıkmadan harcandı. O gün biz hiçbir şey yapamadan, kimliği de çıkaramadan 2000 lira ödeyerek geri döndük. Bu bile insan ahlakına, onuruna bir hakaret.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Hasan Basri Bey, biz açlık grevlerinin bitmesi için yoğun bir gündem yapıyoruz. Umarım Adalet Bakanlığı ve Ceza Tevkifevleri Genel Müdürlüğü bu sesi tekrar duyar ve gereken işi yapar. İnsan onuruna aykırı bir yer gerçekten kuyu tipi cezaevleri ve Marmara  6 No’lu’daki bu uygulama da inadına yapılan bir uygulama. Açlık grevlerinin son durumunu anlattınız takip edeceğiz. Bakanlık nezdinde tekrar gündem edeceğiz.  siz de bugün hem kendinizin hem de  diğer açlık grevcilerin sesi oldunuz.

Hasan Basri Yıldız: Ferit Şenyaşar’a da buradan teşekkür ediyorum. Ferit’in annesini, kardeşlerini tanıyorum. Onları Şanlıurfa’da ziyaret etmiştim. O aileyi ben çok seviyorum. Sevgilerimi de iletin lütfen. Size çok teşekkür ediyorum. Bu konuda tekrar şunun altını çizmek istiyorum; bu ülkenin biz demokratız diyen tüm milletvekili kuyu tipi sorununu çözmeden halka hiçbir şey söylemesinler. Çok açık söylüyorum çünkü kuyu tipleri bu ülkede emperyalist bir politikadır. Bu politikayı boşa çıkarmadan bu ülkede hiçbir şey yapılamaz.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Değerli izleyenler. Bugün de programımızın sonuna geldik. Marmara 6 No’lu Cezaevi’nde tutulduğu sırada açlık grevi yapan %98 görme engelli Hasan Basri Yıldız. Kendisinin ve diğer açlık grevcilerinin son durumunu anlattı. Biz bunu gündem ediyoruz ve Bakanlığı da hassasiyete davet ediyoruz çünkü Antalya S Tipi’nde çok geç kaldılar ve bir kişi maalesef hayatını kaybetti Gürkan Türkoğlu. Olacak bir şey değil bu. 2026 Türkiye’sinde bu oldu ve “Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın.” demesin kimse. Yarın öbür gün sizin de başınıza gelir. Kuyu tipi cezaevlerine atılabilirsiniz ve oradaki gayriinsani durumlara isyan edebilirsiniz, itiraz edebilirsiniz ve bu yüzden şu anda açlık grevcilerinin direnişine kulak kabartın ve bu gayriinsani şartların bitmesi gerektiğini sizler de söyleyin. Bugünlük herkese hayırlı akşamlar.  Haftaya Salı günü saat 21.00’da tekrar buluşacağız inşallah.

Yorumlar